Kayıt Ol

Açlığın Perdesi

Çevrimdışı

  • ***
  • 581
  • Rom: 47
  • Hayvan Yemeyelim!
    • Profili Görüntüle
    • http://bulentozgun.blogspot.com/
Açlığın Perdesi
« : 21 Temmuz 2014, 23:18:54 »


Açlığın Perdesi

Açlık her şeyi olduğundan farklı gösteriyordu göstermeye başlamıştı. Nesnelerin etrafındaki sınırlar bulanıklaştı zamanla, renkler birbirine karıştı. Giderek diğer tüm ihtiyaçların önemi silindi. Açlık dünyayla aralarında bir perde gibiydi; yaptıkları her şey açlığın giderilmesine ulaşıyorsa anlamlıydı. Her sabah yaşamak için değil hayatta kalmak için uyanıyorlardı. Bir anne ve kızı. Bütün hisler yiyecekle ilgiliydi. Kıskançlık yiyeceğe sahip olana karşı hissediliyordu. Mutluluk yiyecekle buluşmaya dairdi. Korku açlıktı. Açlık endişeydi. Heyecan ekmek kırıntısıydı. Hayal kırıklığı çürümüşlüktü.

Yıllar unutuldu, günlerin adları yitti ama kız ve annesi hayatta kalmayı başardılar. Bulabildikleri çok az umutla ve ondan daha az yiyecekle yaşamlarını sürdürdüler. Kız 13 yaşına bastı yaşındaydı artık o gün. Ümidin vazgeçmemek olduğunu erken yaşta çoktan öğrenmişti. Ama ümidin acıyı uzattığını bilemeyecek kadar da küçüktü. Günlerin hesabını tutmak, uyandıkları her yeni gün için şükretmek bir ayine dönüşmüştü artık. Açlıkla verilen mücadele günlerle sayılır olmuştu.

Bu yüzden yılların günlerin peşini bırakmadı kız, kaçıp gitmelerine solup yitmelerine, saatlere dönüşmelerine izin vermedi. Tarihleri hatırladı. Aslında hatırlamadı. Onları tutmak, biriktirmek onun işiydi artık. Dünyanın bu ümitsiz halinde yapacak başka bir iş bulamamıştı.

“Anne bugün kıtlığın 622. günü ve…”

“Ve benim doğum günüm.” diye bitirecekti kız ama boğdu cümlesinin sonunu. 13 yaşına girmiş olmasının annesini üzeceğini düşündü. Yiyecekten başka hiçbir şey annesini mutlu edemezdi. Babası 7 ay 22 gün önce, ablası da 11 ay 8 gün önce ölmüştü. Bir yıl daha büyümek ölüme bir yıl daha yaklaşmaktı sadece.

O günün doğum günü olduğunu söylemenin yararı yoktu.

“Öyle mi bir tanem, saymayı uzun zaman önce bıraktım, sen nasıl becerebiliyorsun hala?”

“Bilmem, başka yapacak bir şey yok. Bir de tarihleri hatırlamak, unutmamı sağlıyor.”

Annesi nefes verir gibi gülümsedi. Belki de sadece nefes verdi. Hüzün kadının yüzüne bir dövme gibi birikmişti kazınmıştı, ne yapsa ifadesi değişmiyor gibiydi.

“Hatırlamak unutmanı mı sağlıyor? İlginç bir bakış açısı.”

“Evet anne, açlığımı unutuyorum.”

“Keşke ben de senin yaşında olabilsem.”

“İçi boş da olsa bir umudum olurdu.” diye devam edecekti ama tuttu kendini. Yakında ölecek olmaları gerçeğini kızına hatırlatmanın hiçbir faydası yoktu.

O gün yiyecek bir şey bulamadılar.
Ertesi gün de.
Sonraki üç gün de.

Bir sonraki sabah anne ayağa kalkamayacak kadar halsizdi. Vücudu direncini tamamen yitirmişti. Kız onun ölmesinden çok korkuyordu. Annesi onun dünyasındaki güzel tek şeydi. Ona duyduğu sevgi, hayatta kalabilmesinin tek nedeniydi. Titreyen annesinin üzerine eski püskü delik deşik battaniyelerden birkaç tanesini üst üste örtüp çıktı evden.

Hava karardı. Kadın zaman zaman bayıldı gün boyu. Bilincinin dalgaları, beyninin çıplak kumlarına çarpıp anılarını silerek uzaklaştı. Kızına seslenmek istedi ama boğazındaki kuruluk sözcükleri tuza dönüştürmüştü. Her kelimede gırtlağı yanıyordu. Yanında oturan kızı mıydı yoksa onun hayali mi bilemiyordu. Kapı gıcırdadı.

Kız içeri girdi. Sesi titriyordu. Sözcükler düşe kalka ilerliyordu.

“Anne. Uyanık mısın, beni duyuyor musun?”

Kadın gözlerini açtı ve başını yavaşça kızına döndürdü. Kızında bir gariplik vardı. Anlayamadığı ama sezdiği bir gariplik.

“Neredeydin bir tanem?”

Kızın solgun yüzünden geriye bir gölge kalmıştı geriye. Kanı çekilmişti sanki. Sözcükleri bir arada tutamıyordu.

“Bugün... günlerden... ne... biliyor musun... anne?”

“Ne tatlım?”

Kız kıkırdadı zorlukla gülümsedi. Arkasında bir şey saklıyordu. Beceriksizce.

“Anneler günün... kutlu olsun... canım anneciğim. İşte bu da hediyen.”

Sakladığı şeyi çıkardı yavaşça. Elinde bir tabak vardı. Üzerinden dumanlar yükseliyordu. Güzel kokuyordu. Kız tabağı annesi rahatça baksın ve koklasın diye yaklaştırdı. Kadının yüzünde sıcacık bir mutluluk belirdi. Kızın neredeyse unuttuğu bir gülümseme.

Ve gülümseme olgunlaşmadan dondu, parçalanıp tuzla buz oldu. Kadın tabağın altında kızının parmak izlerini farketmişti. O küçük eller, açlıktan daha da küçülmüş eller, kızıl bir iz bırakmıştı geriye.

Soracak Onca soru varken, açlığın perdesini titreyerek çekip bir anne olarak, cevabını bildiği soruyu sordu kadın.

“Diğer elinde ne gizliyorsun kızım?”

Çevrimdışı Fırtınakıran

  • *
  • 8351
  • Rom: 1
  • Unique Ravenclaw
    • Profili Görüntüle
Ynt: Açlığın Perdesi
« Yanıtla #1 : 21 Temmuz 2014, 23:45:13 »
Uzun bir aradan sonra sizden bir öykü okumak ne güzel :). Ama olumlu kısımları sona bırakıp müsaadenizle önceliği takıldığım yerlere vermek istiyorum.

Şimdi, öykümüzün açılışı şu iki cümleyle başlıyor:

Alıntı
Açlık her şeyi olduğundan farklı gösteriyordu. Nesnelerin etrafındaki sınırlar bulanıklaş zamanla, renkler birbirine karış.

Ben bu iki cümleyi okurken durup bir daha okudum. İkisi arasında zamansal açıdan bir farklılık var. Bu da okurken takılmama neden oldu. Şöyle olsa daha akıcı olmaz mı?

Açlık her şeyi olduğundan farklı gösteriyordu. Nesnelerin etrafındaki sınırlar bulanıklaşıyordu zamanla, renkler birbirine karışıyordu.

Sonrasında fikir olarak güzel ama sanki biraz eksikmiş gibi gelen bir cümle var (bence).

Alıntı
Yıllar unutuldu, günlerin adları yitti ama kız, ümidin vazgeçmemek olduğunu erken yaşta öğrenmişti. Ümidin acıyı uzattığını bilemeyecek kadar da küçüktü.

İlk paragraf kötü bir durumu başarıyla tasvir ediyor. Peki kızımız ümidi nereden ediniyor? Yani onun ümidini besleyen ve vazgeçmemesini sağlayan şey nedir? Aklıma bu soru takıldı.

Dövmeyle ilgili betimlemenizde de durup biraz düşündüm doğrusu.

Alıntı
Hüzün kadının yüzünde bir dövme gibi birikmişti,

Kazınmıştı desek daha güzel olur mu dersiniz? Çünkü dövmeyi düşününce birikme eylemi değil de, benim aklıma gelen ilk şey deriye kazınması/çizilmesidir. Ne dersiniz?

Alıntı
Bilincinin dalgaları, beyninin çıplak kumlarına çarpıp anılarını silerek uzaklaştı.

Çok güzel bir betimleme :). Elinize sağlık.

Son olarak da şuna değinmek istiyorum, kız annesine verdiği dumanı tüten hediyeyi nereden buldu? Açlıkla kıvranmalarını izlerken kızımız bir sürprizle çıkageliyor. Ama nasıl? Bu soru da okurken aklıma takılanlardan oldu.

Bülent Bey, böyle doğrudan bir eleştiri yaptım. Umarım kırıcı olmamışımdır. Eleştiriye pek çok kişiye göre daha açık olduğunuzu düşünüyorum açıkçası. O nedenle lafımı esirgemeden konuştum :).

Ele aldığınız tema aslında dünyanın görmek istemediğimiz bir kısmından kısa bir parodi gibi. Şu an Afrika'da ya da çok daha yakın yerlerde bu sahne yaşanıyor olabilir. Yer yer bazı betimlemeleriniz lezzizdi. Bir örneğini yukarıda vermiştim. Ancak şöyle bir durum var ki bu güzel betimlemeler bir yükseliyor bir kayboluyor. Özellikle yazının sonlarına doğru hakimiyet kazanıyorlar. Öykünüze homojen dağılmamış gibi. Ben biraz bunun nedenini yazının kısalığında gördüm. Kısa tutmak mı istediniz? Bence seçtiğiniz konu daha uzun şekilde, daha etkili anlatılabilir. Buna bir örnek olarak, üç gün boyunca yiyecek bulamazlarken çektikleri fiziksel ve zihinsel sıkıntıları birkaç cümleyle anlatabilirdiniz. Tabii bunlar hep benim yorumlarım. Belki hayaller görürlerdi. Belki açlık karınlarına kramplar sokarak canlarını yakardı.

Elbette tercih tamamen sizin :). Elinize sağlık.


Çevrimdışı

  • ***
  • 581
  • Rom: 47
  • Hayvan Yemeyelim!
    • Profili Görüntüle
    • http://bulentozgun.blogspot.com/
Ynt: Açlığın Perdesi
« Yanıtla #2 : 22 Temmuz 2014, 00:03:37 »
Hazal hanım, ne kadar teşekkür etsem az. Gerçekten de sorunlu noktalara değinmişsiniz. Önerileriniz doğrultusunda düzeltmelere gideceğim.

Aslında o hediyeyi nereden bulduğunu açık ettiğimi düşünüyordum, belli ki öyle değil.

Öykünün sonu, açlık çeken bir toplumun anlatıldığı film ve kurgu yazılardaki bir klişeyle bitiyor ama dediğim gibi bunu yeterince açık edemedim sanırım.

Lafınızı esirgemediğiniz için sağolun.

"Her türlü eleştiriye açığım" deyip bir cümleden fazlasını kaldıramayanların aksine yazdıklarımın kusurlu olduklarını baştan kabul ediyorum, bu bana büyük bir özgürlük alanı sağlıyor.

Yaptığım değişiklikleri öyküde koruyacağım, böylece eleştirinizin gücünü görünür kılacağız.
Değişikliklerin üzeri çizilecek, eklemeler koyu olarak yazılacak.

Çevrimdışı Aget

  • *
  • 14
  • Rom: 0
    • Profili Görüntüle
Ynt: Açlığın Perdesi
« Yanıtla #3 : 22 Temmuz 2014, 20:31:52 »
Gerçekten çok güzel bir öykü olmuş, diğer hikayeleriniz gibi muhteşem. Tebrik ederim. Bu arada kendi öykünüze "klişe bir sona sahip" diyecek kadar mütevazisiniz fakat bir okur olarak herhangi bir klişeye rastlamadığımı belirtmek isterim. :)


Kayıp Rıhtım Arşiv Forum

Ynt: Açlığın Perdesi
« Yanıtla #3 : 22 Temmuz 2014, 20:31:52 »