Kayıt Ol

Ayna

Çevrimdışı Bars Elsa

  • **
  • 320
  • Rom: 4
    • Profili Görüntüle
Ayna
« : 27 Temmuz 2010, 16:29:37 »


      Kimsenin bilmediklerini bilmek, insana ne kazandırır? Sır olarak kalması gerekenler bir gün su yüzüne çıkarsa dünya ve insanlar bundan ne şekilde etkilenirdi acaba? Bütün gerçekleri gösteren bir aynadan bahsedilirdi yüz yıllardır o şehirde. Denir ki o aynayı bulmak, tanrısal bilgilere ulaşmak demektir. Bu yüzden, gençler arasında bu aynayı aramak bir gelenek haline gelmişti bu şehirde. Gençler, gerçek bilgiye ulaşmak, aynayı bulmak için yolculuklara çıkardı. Bilgi, bütün mücevherlerden daha değerli bir hazine olarak nitelendirilirdi yaşlılar tarafından ve gençler her zaman özendirilirdi daha çok öğrenmeye…

     Belli bir yaşa ulaşan gençler için, gerçekleri gösteren aynayı aramak bilgiye olan açlıklarını ve bir yetişkin olduklarını ispat etmek demekti. Yüz yıllardır kimsenin bulamadığı bu aynayı bulan kişinin bütün dünyayı değiştirebilecek bilgiye ulaşacaklarına inanılırdı.
     
Mert, bir ay sonra on yedisine girecek ve bir yetişkin olma yolunda ilerleyecekti. O gün, arkadaşlarının cesaretlendirmesi ve teşvikiyle gerçekleri gösteren aynayı aramaya karar vermişti. Yolculuğa çıkmadan önce bu kararını aile büyüklerine açıklamış ve onların onayını aldıktan sonra bilgiyi aramak üzere bir aylık bir yolculuğa başlamıştı. Doğum gününe kadar aynayı bulmak ve üstün gerçeklikleri öğrenmeye o kadar hevesliydi ki “Bakmadığım yer kalmamalı” diye söz vermişti kendine. Doğum günü onun için bu anlamı taşıyordu.

Bütün benliğini buna veren Mert gece gündüz hiç yorulmadan, hiç bıkmadan aradı aynayı. Tarihin en önemli felsefe okullarını, hanları, kütüphaneleri… Şehirdeki bütün tarihi mekânlarda aramıştı gerçek bilginin kaynağı olan aynayı ama hiçbir yerde bulamadı. Sonra aklına, değerli hazinelerin hep gizli saklı köşelere saklandığı geldi. Kimsenin tahmin edemeyeceği bir yerde olmalıydı ayna. Ormanları dolaştı nehirleri, gölleri aradı en diplerine kadar. En yüksek dağların zirvelerini kazdı, balta girmemiş ormanların zifiri karanlık noktalarında dolaştı ama bulamadı gerçekliğin yansımalarını.

Doğum gününe bir hafta kalmış ve hala bulamamıştı. Bilgiye olan hevesi ve hırsı onu o kadar etkilemişti ki artık kendisini bile düşünmüyor, uyumuyor, yiyip içmiyordu. Her ne pahasına olursa olsun o aynayı bulmalı ve haiz olduğu bilgilerle geçmeliydi tarihe. Aramadığım neresi kaldı diye düşünürdü, güneş yerini karanlığa bıraktığı zamanlarda. Her yeri aramıştı ama bakmadığı bir yerler olmalıydı. Bilgi nereye saklanabilirdi ki. Böylesine önemli ve değerli bir hazineyi nereye saklamış olabilirlerdi? O kadar çok düşündü o kadar çok ihtimal yürüttü ki kafasında, artık beyni durmuş bir şey düşünemez olmuştu. Kafası düşünmekten çatlayacakmış gibi ağrıyordu artık.

Dayanılmaz ağrıyı geçirmek için şakaklarına masaj yaparken birden, bilginin asıl yuvasını elleri arasında tuttuğunu anladı. Beyin! Bilgiyi beyin üretirdi. Ama asırlardır, bilgiyi bir aynanın taşıdığı söylenirdi şehirde. Şehrin ve ülkenin en yüksek dağının zirvesindeki karanlık bir mağarada oturmuş bunları düşünüyordu ıslak zemine kuvvetle çarpan su damlacıkları eşliğinde ve aynanın bir yalan olduğu, gençleri okumaya ve öğrenmeye özendirmek için uydurulan bir hediye olduğu fikrine kapılmıştı.

Artık aynadan ve tanrısal öğretilerden umudunu tamamen kesmişti genç adam. Herkes gibi, evine aynayı bulamamış olarak dönecekti. Herkes gibi, o da, aynayı kendisinden küçüklerin bulması gerektiğini düşünecek ve onları bu konuda özendirecek, cesaretlendirecekti. Ya da bugüne kadar hiç kimsenin yapmadığını yapıp insanlara “Gerçeklikler Aynası Efsanesi”nin bir yalan olduğunu söyleyecek ve bilgiye ulaşmak isteyenlerin kendilerine bakmalarını söyleyecekti. Aynayı bütün insanlar, kafalarının içinde taşıyorlardı zaten. Bilgiyi aramak için gece gündüz hiç durmadan yolculuk yapmaya kendini heba etmeye gerek yoktu.

Sabah, güneş doğar doğmaz yola koyulacak ve evine dönecekti Mert. O gece, sürekli karşısında, dalgaların ışıldadığı göle baktı ve gerçeğin nasıl bir şey olduğunu düşündü. Gerçek bilgi insanların evriminin son noktası mıydı? Ya da asırlar boyu anlatılan aynanın öğrettiklerinden daha fazlası mevcut muydu dünyada, aynadaki bilgiler başka hiçbir şeyi öğrenmeye gerek bırakmayacak kadar çok olabilir miydi?

     Bütün gece hiç durmadan bunları düşündü Mert. Artık güneşin doğmasına çok az kalmıştı. Mağaranın tavanındaki sarkıtlardan yere damlayan su sesleri yüzünden hiç uyuyamamış, yorgunluktan bitap düşmüştü ama kendine verdiği sözlerden birini unuttuktan sonra verdiği bir başka sözü tutmalı ve evine geri dönmeliydi. Oturduğu yerden kalktı ve mağaranın girişine yürümeye başladı yorgun adımlarla Mert. Tam mağaradan çıkacaktı ki mağaranın içinden sesler duyduğunu fark etti. Önce aldırmadı ve yarasa ya da başka bir hayvanın sesinin ekosuyla oluşmuş olabileceğini düşündü. Ama merakına dayanamayıp arkasına baktı genç adam. Birkaç adım ilerledi mağaraya doğru ve bütün dikkatiyle dinlemeye başladı. Tek duyduğu yere düşen su damlalarının sesiydi. O deli eden muntazam sesler… Bütün dikkatiyle mağarayı dinleyen Mert bir an sonra, duyduğu sesle irkildi, “Gerçekleri öğrenmeye dayanabilir misin?” Mert, sesin nereden geldiğini anlayamadı ve kendine gelmek için suratını tokatladı. Etrafına bakındı ama ortalıkta kimsecikler yoktu. Kim konuşmuştu Mertle ve neredeydi bilmiyor şaşkın ve korkak gözlerle ortalığa bakıyordu. Mağaradan biraz daha ilerleyip gölün yanına varınca, yeni doğmaya başlayan güneş ışıklarının vurduğu suyun hareler oluşturarak, gölde normal dışı dalgalanmalar olduğunu fark etti. Bin yıllardır su damlacıklarının kayayı oyarak oluşturduğu gölün kenarından birkaç metre aşağıdaki suları incelemeye başladı ve neredeyse göle düşmesine sebep olan o soruyu tekrar işitti, “Gerçekleri öğrenmeye dayanabilir misin?” Ses, soruyu sorarken, göl suları hafifçe havaya kalkıyor ve oluşan hareler birkaç santim havaya kalkıyordu. Konuşan göldü. Mantıkları zorlayan bu fikre ulaşması uzun sürmedi gencin ve titrek bir sesle cevap verdi, “Daya- dayanabiliri-im…” Birkaç saniyelik sessizlikten sonra göl tekrar konuşmaya başladı, hareler bu sefer daha yukarıya çıkıyordu, “Gerçekler ürkütücüdür, insan beyni bunu kaldırmaya yetmez! Yüzde birini bile duymaya cesaret edemezsin…” Mert, aynı ses tonuyla ama konuşan göle karşı tepkisizleşerek, “Gerçeği öğrenmek istiyorum.” dedi. Göl, derinden gelen o boğuk sesle tekrar ve son kez konuştu, “Bunları öğrendikten sonra hayatın tamamen değişecek ve bugüne kadar olduğundan tamamen faklı birisi olacaksın.” Mert, bütün kararlığıyla gerçek bilgiyi öğrenmek istiyordu.

     Göl, yani gerçek bilgiye sahip ayna, gence son uyarısını yaptıktan sonra dalgalanmayı keserek duruldu. Güneş, artık ışıklarını daha da kuvvetlendirmiş, mağaranın içini aydınlatmaya başlamıştı. Göl suları, o kadar duru ve hareketsizdi, mağara o kadar sakindi ki insan orada sessizliğin sesini dinleme fırsatı bulabilirdi. Mert, şimdi neler olacağını bilmiyor, gölün ona mutlak bilgileri verip vermeyeceğini merak ederek gölün durgun sularına bakıyordu. Birkaç dakika gölün yüzeyine baktıktan sonra, bir ayna kadar durgun ve berrak suda bir takım bulanık görüntüler belirmeye başladı. Mert, gölün, mutlak bilgiyi, ona konuşarak değil, göstererek vereceğini anladı ve bütün dikkatiyle göle bakmaya başladı. Bulanık görüntülere bakarken o kadar heyecanlanmıştı ki, vücudu tir tir titremeye başlamıştı.

     Görüntüler yavaş yavaş netleşirken Mert’in heyecanı katlanarak artıyordu. Gördüklerine anlam yüklemeye çalışıyor ve bir yandan da heyecanını bastırmaya çalışıyordu Mert. Görüntüler aynı anda hem yavaş hem de hızla akıyordu. Birkaç saniye geçmeden Mert heyecanını yenmiş şaşkınlıkla bakar olmuştu görüntülere. Gölde yansıyanları izlerken dehşete düşmemek elde değildi. Çünkü gördükleri öyle şeylerdi ki bugüne kadar bildiği ne varsa hepsini çöpe atıyor her şeyin yerine bir başkasını koyuyordu. İnsanların çıkarları doğrultusunda diğer insanlara davranışları, aynı kişinin yüzüne karşı gülerken arkasından küfürler yağdırması, devlet denilen mekanizmanın, içinde yaşayanları nasıl bir bilgisayar oyunu oynar gibi yönlendirdiği, bin yıllardır atalarından öğrendikleri değerlerin nasıl daha iyi bir yönetim için tezgâhlanarak insanlara yutturulduğu… Mert, bu resimlere baktıkça artık her şeyi anlamaya başlıyordu. Bugüne kadar hissettiği ve diğer tüm insanların da paylaştığı insani duyguların aslında hiç olmadığını fark etti; sevgi, sadakat, dürüstlük… Aşk! Boynu yerde, sudaki yansımalara bakarken aslında aşkın da kocaman bir yanılgıdan ibaret olduğunu anladı Mert…

     Mert akıp giden görüntülere sadece üç dakika dayanabildi ve sanki intihar eder gibi kendini hızla geriye doğru attı ve ardına bile bakmadan uzaklaştı mağaradan. Gördükleri karşısında o kadar dehşete kapılmış o kadar ürkmüştü ki artık; annesinden, babasından, arkadaşlarından ve hatta canı gibi sevdiği sevgilisinden bile nefret eder olmuştu. Kendinden nefret ediyordu artık Mert. Dünyadan ve yaşamdan korkuyor ve nefret ediyordu. O üç dakika Mert’i olduğundan yüz seksen derece faklı birisi yapmıştı… Mert, gözyaşlarına hakim olamıyor ve kalan bütün gücünü sarf ederek koşuyordu. Ne ardına bakıyordu ne de önüne. Nereye gittiğinden bile bihaberdi genç. Gördükleri karşısında çıldırmıştı ve artık istediği tek şey yok olmaktı…

     Yüz elli metre daha koşabildi Mert. Hızını hiç azaltmadan koştu, koştu… Koştu ve tam karşısındaki uçurumun tam ucunda durdu birden. Uzun uzun karşısındaki geniş düzlüklere baktı. O an düşündükleri o kadar yoğundu ki… Ve artık, bunlarla yaşayamayacağını düşündü Mert, bir kez daha nefes aldı ve kendini boşluğa bıraktı…

Yazan: Adil Öztürk ( FreshBlood )

Çevrimdışı kusad

  • ***
  • 488
  • Rom: 5
  • Kendimi Kaybettim!Hükümsüzdür!
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ayna
« Yanıtla #1 : 27 Temmuz 2010, 16:44:57 »
Ölmeyeydi yav. Zevkli bir hikayeydi Karn'da yeni başladığını yazmışsın ki yeni başlayan birine göre çok iyi bence yalnız şu çıkan değişik işaretlerden kurtul.

Çevrimdışı Bars Elsa

  • **
  • 320
  • Rom: 4
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ayna
« Yanıtla #2 : 27 Temmuz 2010, 16:49:07 »
Ölmeyeydi yav. Zevkli bir hikayeydi Karn'da yeni başladığını yazmışsın ki yeni başlayan birine göre çok iyi bence yalnız şu çıkan değişik işaretlerden kurtul.
Anlayamadım :S Değişik işaret? Bu arada beğeninize teşekkür ettim =) Ya galiba ölmesi daha iyi =) Sonuçta bütün doğru bildikleri yalan ya da yanlış çıkıyo :D ben olsam dayanamazdım =)

Çevrimdışı kusad

  • ***
  • 488
  • Rom: 5
  • Kendimi Kaybettim!Hükümsüzdür!
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ayna
« Yanıtla #3 : 27 Temmuz 2010, 16:52:26 »
� Bu işaretleri kastediyorum bir tek bende mi var yoksa?
Alıntı
Ya galiba ölmesi daha iyi =) Sonuçta bütün doğru bildikleri yalan ya da yanlış çıkıyo Cheesy ben olsam dayanamazdım =)
Bende başka şeyleri doğru bilirim değmez ölmeye. :D

Çevrimdışı Bars Elsa

  • **
  • 320
  • Rom: 4
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ayna
« Yanıtla #4 : 27 Temmuz 2010, 16:54:02 »
Hmm. ben de yok o işaret.. Şeyden olabilir, pc'deki yazı karakterleri falan uymuyosa öyle gösteriyodur belki :S

Ynt: Ayna
« Yanıtla #5 : 27 Temmuz 2010, 18:08:22 »
Mert adlı karakterin izlediği  görüntülerin nasıl olduğunu biraz daha yansıtabilseydiniz(tabi bu zor bir şey)  ölmesini daha mantıklı bulabilirdim.Bence de ölmemeliydi.Ama yinede tebrik ederim sürükleyici ve güzel bir hikaye olmuş. :)

Çevrimdışı KoyuBeyaz

  • ********
  • 2754
  • Rom: 59
  • Rasyonalist dominant.
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ayna
« Yanıtla #6 : 27 Temmuz 2010, 19:00:54 »
Öncelikle hoşgeldiniz. :)

Mert ölmeseydi bu hikayenin devamı gelmesi gerekirdi diye düşünüyorum, finali yerinde olmuş. Türkçe isim kullanmanız ayrıca hoş, başta biraz garip gelse ve bu şehri Türkiye'de hayal etmeme sebep olsa da bu düşünce çabuk uzaklaşıyor kafadan. Başlangıç, gelişme ve bitiş oldukça dengeli olmuş, rahat okutuyor insana kendisini. Okumaya başlayınca da birkaç ufak söz tekrarı dışında takılınacak bir yer göremedim. Oldukça hoş ve okunur bir hikayeye imza atmışsınız.

Ellerinize sağlık, tekrar hoşgeldiniz!
Uzay elbisemle kavgaya hazırım.

Çevrimdışı Bars Elsa

  • **
  • 320
  • Rom: 4
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ayna
« Yanıtla #7 : 27 Temmuz 2010, 22:04:58 »
*silent of scream
*KoyuBeyaz

Öncelikle yorumlarınız için teşekkürler =) silent of scream; öykünün kurgusu bir çırpıda geliverdi aklıma ve iki gün içinde yazıp bitirmek istedim. Aslında, Mert ölmeyip bunlarla başa çıkmaya çalışabilir, belki de kurguda birazcık daha değişiklik yaparak, onu bir mücadelenin içine sürükleyebilirdim :S ama neden biliyorum kısa olmasını istedim zira daha bu konuda çok acemiyim.. =) Ayrıca KoyuBeyaz, teşekkürler =)

Çevrimdışı M.K.Immortal

  • **
  • 292
  • Rom: 2
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ayna
« Yanıtla #8 : 20 Ocak 2014, 23:55:30 »
Gerçekler insanı ya delirtir ya da öldürür gerçekten :D Güzel işlenmiş ama keşke devamı olsaydı dedirten bir öyküydü. Gerçekleri öğrendikten sonra insanların neler yapabileceğini (eğer yaşamaya devam ederse) anlatan uzun bir seri olabilirmiş aslında.

Son mesajdan bu yana neredeyse dört sene olmuş, biraz hortlatmış gibi oldum öyküyü :D Zaten bunca seneden sonra yazım hatalarını söylemek de anlamsız olacaktır. Eminim tekrar kaleme alsanız çok daha güzel bir şekilde bu öyküyü yazacağınıza eminim. Ellerinize sağlık.

Çevrimdışı Raine Rachel Tallentyre

  • *
  • 29
  • Rom: 0
  • Delirmek bazen gerçekliğe verilebilecek en uygun t
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ayna
« Yanıtla #9 : 23 Temmuz 2014, 09:29:57 »
gerçeklerin yükü fazla ağırdır sözünün ispatı olmuş ellerine sağlık :)
Delirmek bazen gerçekliğe verilebilecek en uygun tepkidir…

Kayıp Rıhtım Arşiv Forum

Ynt: Ayna
« Yanıtla #9 : 23 Temmuz 2014, 09:29:57 »