Kayıt Ol

Boşluk

Çevrimdışı OZ

  • ***
  • 423
  • Rom: 5
  • Melanj
    • Profili Görüntüle
    • http://bortubocekgaleri.com/
Boşluk
« : 07 Kasım 2011, 15:06:15 »
BOŞLUK

Bu hale nasıl geldik hatırlamıyorum. Ne zamandır kendimde değilim bilmiyorum. Hafta sonu kaçamağı, ufak bir tatil, neler oldu? Sevgilim, yanı başımda cansız bir şekilde yatıyor. Farkındayım ama artık umursayamam, hayatımı kurtarmalıyım. Buradan uzaklaşıp gitmeliyim. Sadece boşluk, sanki tüm renkler bilinmeze doğru çekilmiş gibi. Tek bir hakim renk var, aslında tüm renkleri içinde barındıran ama sadece boşluğu gösteren o tek renk.  Beyaz… Tüm orman… nasıl? Ve sessizlik… Bütün bunların anlamı ne? Sanki fizik kuralları, tüm alışılmışlıklar bizi kaderimize terk etmiş. Gözlerim acıyor, boşluk çok yoğun, zihnimi elinde tutarcasına benliğime baskı yapıyor. Bazen hiç bir şey göremiyorum, gözlerimi kapatsam da nafile. Zira renksizliğin rengi her yerde…

İşte tam karşımda duruyor, hayal mi görüyorum diye gözlerimi istemsizce kırpıştırdığımdaysa nefesini hissedecek kadar yakınımda buluyorum. Her şeye karşı çıkarcasına simsiyah bir şekilde önümde dikiliyor. Bir kurt… Ormanın efendilerinden biri. O da kaybolmuş olabilir mi? Geldiğini bile duymadım, fark etmem imkansızdı. Sürüsünü etrafta göremiyorum ve ondan bir an bile korkmuyorum. Anlıyorum ki o da boşluğun tam ortasında. Sarı gözlerini göz bebeklerimin içine dikmiş öylece bakıyor.
Kurdun gözleri üzerimde…
Kirli nefesinden rahatsızlık duysam da kıpırdayamıyorum, sanki ona saygısızlık etmekten çekinircesine.
Kurdun gözleri üzerimde…
Boşluğun kendisi kadar etkili. Ruhumun derinliklerini görmek için yaratılmış.
Kurdun gözleri üzerimde…

Kurdun dişleri sevgilimin etinde! Normallik yetimi kaybetmiş olmalıyım ki bu beni dehşete düşürmüyor. Aramızdaki tinsel saygı töreninin nedeni anlaşılıyor. Güçlü dişler ayak bileğini parçalayarak çekiyor. Tüm vahşiliğini umarsızca sergiledikten ve açlık dürtülerini yendikten sonra kanla sulanmış çenesini bana doğru yavaşça kaldırıyor. Ne var ki bende baktığı tek noktaya, gözlerimin içindeki o ruhsal kuyuya bilgiç bir şekilde sırıtıyor. Gözlerimi ondan ayıramıyorum ve kaderimi anlıyorum.  Arta kalan parçaya bir hayvan gibi atılıyorum, ona kendi dişlerimi geçiyorum. Ne zamandır açım bilmiyorum…

Yine kendimden geçmiştim, vahşi ortalıkta gözükmüyordu. Etrafa baktığımda ne yaptığımı hatırlıyorum, ah zavallı sevgilim. Bunları hak etmemiz hangi şakacı tanrının oyunuydu kim bilir. Bal rengi kısa saçlarına son bir kez dokunuyorum ve onu usulca öpüyorum. Ayağa kalkıyorum, üstümü düzeltiyorum ve boşluğa doğru ilerliyorum…

Kendimi yitirmeye ve yeniden kavuşmaya artık alıştım. Boşluğun rengi beyaz… Sanki hiç gece olmuyor. Zaman ve aitlik kavramını tamamen yitirdim. Bu yüzden fiziksel tükenişlerimin farkında olmayabilirim. Bazen uyandığımda bıraktığım son noktada olmayabiliyorum. Beyazlığın bir karabasan gibi üzerinize çökeceğini hayal edemezdim. Bazen vahşi arkadaşımı uzaktan görüyorum. Siyah rengin, boşluğun içinde gerçekleri simgelediğine karar verdim. Zira tüm gerçekliğiyle bahtsız yüzüme gülen oydu. Ondan başka canlı da görmedim…

Yeni bir uyanışın ardından bu sefer açlıktan gerçek anlamda ölüyordum. Gizemli uykularımın normal ölçütten daha fazla olduğundan şüphelenmeye başladım. Ama dinlendiğimi söylemekten uzağım çünkü her seferinde kendimi daha bitkin buluyorum. Sürünüyorum… sürünüyorum. Yön duygumu uzun zaman önce yitirdim. Sadece kaybolmuş ve amaçsız kalmış biriydim. Sadece nefes aldığım için yaşıyordum, sadece bunu yapmayı bırakmam yeterliydi…

Bir gölge, boşluğun ortasında mı? Gözlerim, göz kapaklarından içeri bile giren yoğun beyazlığa alışmıştı ama bu grilik, çölde aniden karşınıza çıkabilecek bir vaha gibi kalbimi fethetti. Bir şehrin siluetini andıran ve süründükçe önümde yavaş yavaş büyümeye devam eden karmaşık bir yapı. Ve ben gri şehrin kapılarından sürünerek geçtim. Gücüm geri gelmişe benziyordu. Gri, bir şeylerin üzerini örtebilir ve sizi saklayabilir. Ama neden saklandığınızı dahi bilmiyorsanız bu beyaz bir sayfanın üzerindeki toz kiri kadar nazik bir şeydir. O yüzden fazla heveslenmedim. Düşüncelerimden sıyrılıp ayağa kalktım. Görüş açım değişince şehir sandığım vahanın kasaba boyutlarında olduğunu anladım. İki sürünüş gerisi tamamen beyaza bulanmışken burası sadece griydi. Belki koyu bir gri… Ev diyebileceğimiz formsuz yapılar mevcuttu. Aldırış etmeden kapılardan birine daldım ve midemi doldurabilecek bir şeyler aramaya koyuldum…

Gri’ye alışmak o umarsız beyazlıktan daha kolay ve anlaşılır oluşmuştu. Burası özel bir alan gibiydi, soyutlanmışın içinde soyutlanmıştı. Geceye benziyordu. Burada ne yoruldum ne de acıktım. Ben gri oldum, gri ben oldu… Çarpık, formsuz ve -gerçek bir sanatsever olarak- grotesk olarak tanımlayabilirdim burayı. Bazen gözünüzün ucundan koyu gölgelerin geçip gittiğini görür olursunuz ama bakışlarınızı oraya çevirirseniz onları görmeniz imkansızdır. Yine de Gri’nin içinde gerçekten hareket eden somut şekiller vardı. Buranın yerlileri ya da benden farksız bir şekilde kaybolmuşlar, kim bilir? Ama sanki başıma gelecekleri önceden haber verircesine… Zira o insansıların yüzleri yok, saçları ya da sesleri yok ve beni henüz hissetmediler…

Nereden geldiği belli olmayan, üzgün bir adamın iniltilerini anımsatan derin bir uğultu evrendeki tüm sesleri yutuyor. Beyazın, grinin ve siyahın evrenini. Buranın yerlilerinden biri olabilir miydi? Hiçbir fikrim yoktu. Ama kendimi ağlarken buldum, eğer bunu başarabilseydim! Gözyaşlarımı geri isterdim -zira gözlerimden akan gri küller acı verici.- Ama onlar da ruhumla birlikte satılmış olmalı. Lakin gözlerim daha önce görülmemiş harikaları görebiliyor artık. Her şeyin gerçek yüzüne bakabilirim. Bunların tarifini istemeyin benden, çünkü kendimi ifade edebilecek vaziyette değilim şu an. Ama kendimi ilk defa özel hissediyordum. Eski yaşantım ve şimdinin emin olamadığım kucağında. Belki de yalanlara inandırdım kendimi, huzur veriyordu, yalnızdım ve yine bunu seçerdim. Ama aynı zamanda lanetlenmiştim. Çünkü her şeyin gerçek yüzüne bakarak hiçbiriyle arkadaş olamazdım. Onlar bana bakıp göremezlerken ben onlara fısıldayamazdım…

Siyah içkimi yudumlayıp tükürdüm, eğer ileri giderseniz tüm zihninizi ele geçirebilecek bir zehri yudumladığımın farkındaydım. Ama bu tehlikeli oyun beni oyalayan yegane şeye dönüşmüştü. Sonrasındaysa haz geliyordu. Kendimden geçiyor ve halüsinasyonlar görmeye başlıyordum…

Burası, hiç bir şeyin merkezi olmayan ama her şeyin ortasındaki bu lanetli yer. Unutulmuşluğun, yalnızlığın kalabalık sokaklarına sahip olan bu yer. Kurulma amacı nedir? Hangi tanrı böyle bir sahneyi hazırlar. O kim? Daha önce karşılaştığım ama artık yüzünü hatırlamak istemediğim birisi olabilir miydi? Onun gözlerine bakmışlığım var mıydı? Kendimi kaybedişimin ayak izlerini bana gösteren o muydu? Kara mizahı seven biri olmalıydı. Hangisine inanıp hangisini görmezden gelmeliyiz ve sorarım size duvarlar neden dans eder? Sonunda keşfedebilirim ama cevaplara ihtiyacım olduğundan emin değilim…

Çıplak duvarlarımdan birine yaslanarak çömelmiştim, hımm... hımm… hımm… gözlerimi açtım ve karşı duvara doğru bir hasmıma diker gibi diktim bakışlarımı… hımm… hımm… hımm… yerimde sallanıyordum… hımm… hımm… hımm… aslında o duvarı daha çok severdim… hımm… hımm… hımm… üstelik üzerindeki şekiller daha cazipti… hımm… hımm… hımm… beynimiz rastlantıyı sevmez… hımm… hımm… hımm… her zaman noktaları birleştirmeye çalışır ve şekilleri yüzlere çevirmeye çalışırdı… hımm… hımm… hımm… kesinlikle o duvarda suratlar olmalıydı… hımm… hımm… hımm… ama şimdi rahattım… hımm… hımm… hımm… delilik sınırı adına rahat bir nefes… hımm ve hımm…

Sabit duran nesnelerden daha sabit durmayı başarabilir misiniz? Burası ne çeşit bir sirk? Yeni oyunumun kesinlikle başyıldızı bendim. Duvarlardaki suratlar, hepsi yüzüme gülebilir ama perdenin arkasındaki takdirleri ben toplarım. Bazen de şehvetle ödüllendirilebilirim ama bu bir sır…

Deliliğini algılamak nirvanaya ulaşmak gibidir. Bu göreceli bir şey değil çünkü kendimle alakalı. Onu özümseyince onun üstüne çıkabilirsiniz ve şimdi farkındalığa varmıştım. Boşluk acımasızdı ama gri insanı çıldırtıyordu. Hem de hiç belli etmeden sizde afyon etkisi yaratarak. Hep gece gibi olan yerin aslında hiç uykumu getirmediğini anladım. Yorulmak kelimesini bile unutmuştum. Siyah içkim ve çocuk oyunlarım aklımı elimde tutuyordu ama öte yandan benden onu çalıyordu. Gri her şeyi gri yapana kadar durmak nedir bilmezdi. Ve şimdi kapımı tırmalayan ve duvarlarımı yumruklamaya başlayan ellere bakarsak yüzü olmayan adamlar beni sonunda fark etmişe benziyordu. Bunun tam da algı noktasına denk gelmesi ironik bir tesadüf müydü? Benden kurtuluş umudu mu yoksa buradan def olup gitmemi mi bekliyorlardı? Ki yeniden yaşamaya başlasam da zaten ölü sayılırdım…

Anlıyorum ki deliliği seçmiş olanlar tarafından kutsal sınırlarından kovuldum. Artık onlardan biri değildim ama düşmanca değil eski bir arkadaşı uğurlar gibi nazik davranmışlardı. Ender bir araya geliş törenlerinden biri olmalıydı. Vahşi beni bekliyordu. Gri ardımda kalmıştı, siyah tam önümde ve boşluk her yerdeydi. Ve ben elimdeki son içki kadehini boşluğa içtim, boşluk gibi içtim!..

Bayılmıştım, yorulmayı gerçekten özlemiştim. Ama emindim ki delilik içimde bir yerlerde doğru anı kollayana kadar hep orada kalacaktı. Uyandığımda yine yer değiştirmiş olduğumu gördüm. Boşluk karakterini değiştirmemişti, griden bir iz yoktu ve kurt her zamanki gibi, olması gereken zaman gelmeden hiçbir yerde gözükmeyecekti. Her şey olması gerektiği gibiydi…

Hareket etmedim, hayır yeniden delirmiyordum, şu an için gerekli görmezken bu kadar çabuk olmasına izin vermezdim. Ama belki de ondan daha tuhaf bir şey yapıyordum. Cevapları arıyordum. Uzun zaman sonra… Neler olmuştu? Başımıza ne gelmişti?.. Ah sevgilim. Seni hatırladım bak. Kaypak sevgilim. Her zaman istediğin o kaçamak değil miydi bu? Sadece sen ve ben. Ama sadece sen ve sen’e dönüşmüştü. İtirazım yoktu, yanında olmak yeterliydi. Sonra zoraki sevişmemiz, her zamanki gibi sonradan açılmıştın, yine kendini vermiştin, rahatlamıştın. Zevki seviyordun, onu kışkırtıyordun, kendini böyle kuruyordun. Beni umursamıyordun. Normal şartlarda ben de beni umursamazdım birleşmelerimizde, sadece seni tatmin etmek, merkezin olmak ve seni merkezin çekim kuvvetinde ölesiye sarsmayı görev bilirdim. Ve sen en sonunda beni mutsuz etmeyi becerecektin. Ama bu sefer kendimi umursamaya karar vermiştim. Belki hava değişikliği, belki romantizm, belki de ormanın hayvani güdülerimi açığa çıkarması… Senin cevapları bulduğuna eminim ama artık bana açıklamaktan uzaktasın. Sonunda, o patlama anında, iç dünyam seninkiyle çakıştı, dünyam her tarafı kapladı. Bunu galibiyet olarak görseydim adına Boşluk demezdim! Boşluk benim yaratımım, kendimi yok ediş biçimim, içimi dışarı fırlatışım, zihnimin en karanlık alanı. Ama sana zarar vermek aklımın ucundan bile geçmezdi, çünkü seni seviyorum…

Kaçıyordum, kendi zihninin karanlığında ölmeyi kim ister? Vahşi peşimdeydi. Artık cevapları bulduğum için yaşayacak ve boş boş dolanacak bir gaye kalmamıştı. Belli ki kendi kendini imha düğmesi harekete geçmişti. Kaçma şansım yoktu, onu durdurma şansım da. Avcı ve av bendim. Kim kendini kendisinden koruyabilirdi?..

Üst gövdesinin yarısı yenmiş biri olarak diyorum ki: Gerçekler her zaman gerçeklerdi, onu çarpıtabilirsiniz ama değiştiremezsiniz. Ama şimdi gerçeklere ihtiyaç yoktu. Siyah tüm çıplaklığıyla yüzüme son bir kez gülmüş ve ortadan yok olmuştu. Onu yok eden bendim. Gri de yok olmuş olmalıydı. Deliler bendim. Ben zamanını söylediğimde boşluk da yok olacaktı. Boşluk bendim. Ama isterseniz buna mucize diyin. Renkleri görüyorum, ölü renkleri. Kelebekler. Zemine saçılmışlar…

Bin kelebek ölüsü ayaklarımın altında çiğnenirken gök kuşağı renkleri saçıyor. Çıkardıkları çıtırtı melodi gibi. Ölülerinin üzerine uzanıyorum. Benden daha üst bir kavramın üzerime basıp mucizemi açığa çıkarmasını bekliyorum.


SON?
Emre İnanç - 17.01.2011
"Rebellions are built on hope"

Çevrimdışı Son

  • *
  • 36
  • Rom: 0
    • Profili Görüntüle
Ynt: Boşluk
« Yanıtla #1 : 07 Kasım 2011, 20:28:15 »
Sonları özlerdik hep, istemeden ve hissizce. Sıcak ve soğuk kavramları bize yaşamayı hatırlattı kendiliğinden. Her beyaz içinde siyah var mıdır? Geriden gelen metal müzik bizi aşka mı şevk eder yoksa nefrete mi? Artık göremiyorum hiçbirşeyi ve hep var olanı kendimi. Sfyonlar ve kırmızı şaraplar... Ve benim siyah kurdum kendimin. Seni bekledim hep ulu kurt. Gözlerinin asilliği ve şehveti ile. Özlem miydiki bu bilmiyorum edebi açıdan istedim hep herşeyi. Ama anlamadım herşey benimse hiçlik nedir? Yani hiçlik dışında herşey benim. Hiçliğimi istiyorum sadece kendimi. Ağlak suratımı ve kabarık saçlarımı. Bana bir sigara uzat kardeş ve yudumla rakımı. Anları bekledim anları öldürdüm geçenleri. Hiç mi yaşamadık biz hiç mi var olmadık. Beyaz neden delirtti ki bizi. Bu öpücükler neden aşkım neden! Kişisel zevkler maneviyetimizin önenüne geçti sanki. Ama ben hiçliği bulamadım daha ve ilerde. Herşey seninken neden merak ettin hiçliği güzel kardeşim. Neden istedin delirip özgür olmayı neden yeğlemedin tutsak ama zengin olmayı neden! İçimdeki vahşiler kükredi bir an sev beni diye. Kıyma canına son kardeşim kıyma. Bir varlık üzebilir mi diğerini ezer geçer kelebekleri öteki. Yazıları severmiyiz hiç ilgisiz. Gözlerini özledim bana bakmayan kendini görmeyen. Koklamayı özledim sonu olmayan.


 Pardon dayanamadım çok ilham verdi bu yazı bana ve gerçekten forumda okuduğum en güzel yazı.

Çevrimdışı OZ

  • ***
  • 423
  • Rom: 5
  • Melanj
    • Profili Görüntüle
    • http://bortubocekgaleri.com/
Ynt: Boşluk
« Yanıtla #2 : 08 Kasım 2011, 00:03:58 »
İlham mı verdi :) zaman ayırdığın için teşekkürler.
"Rebellions are built on hope"

Kayıp Rıhtım Arşiv Forum

Ynt: Boşluk
« Yanıtla #2 : 08 Kasım 2011, 00:03:58 »