Kayıt Ol

Durak

Durak
« : 22 Aralık 2013, 00:01:31 »
Görev yerine yeni yeni alışıyordu. Yıllarca yaşamış olduğu, çocukluğunu geçirdiği şehirden kilometrelerce uzakta bilmediği bir kasabada yaşıyor olmasına rağmen göreve başladığı, iki hafta öncesine tekabül eden günden beri gün geçtikçe daha da ısınıyordu bu küçük, yeni dünyaya. Bu sessiz, sakin kasabanın içinde uyandırdığı hissi kelimelere dökmek zor olsa da onun için, en yakını “arınmışlık” olurdu diye düşünüyordu bazen, steril görünümlü gri binaların arasından geçerken.

Güzel bir düzen yakaladığı söylenebilirdi. Normal şartlar altında görev tanımı gereği 09:00 ile 17:00 arası hastanede çalışması gerekiyorken, kasabanın düşük sayıdaki nüfusu ve küçük yerlerdeki o herkesin birbirini tanımasından kaynaklanan rahatlıktan ötürü işlerini biraz daha farklı yürütüyordu. Doğrusu hastanede daha çok vakit geçirebilmeyi istiyordu -sonuçta daha ilk çalışma tecrübesiydi ve hevesliydi- ama yerel halk o kadar sıcak, o kadar anlayışlıydı ki, kendisini yormasına izin vermemişlerdi.

“Sen evine git beyim, biz bir şey olursa seni ararız.”

Sistem buydu. İki haftadır evinde geçiriyordu vaktini. Kitap okuyordu, öğrencilik yıllarından kalma ders kitaplarını karıştırıyordu bazen. Henüz bir hastası olmamıştı, kasaba halkının tamamının sağlığı yerindeydi. Buna her ne kadar pek sevinse de, uzun yıllar süren eğitiminin artık meyve vermeye başlamasını istiyordu.

Bazı günler evinden dışarıya, gezintiye çıkıyordu. Belki de hasta olan birilerinin olabileceğini, fakat henüz iyi tanınmadığı için kendinden yardım istemeye çekinmiş olabileceğini düşünüyordu. Gününün yarısı kadarını adımlarının hafifçe yankılandığı boş yolları, gri, sisli sokakları tavaf ederek geçiriyordu öyle zamanlarda.

Bir gün yürüyüşe çıktığında, akşam saatlerinin geldiği sırada kendisini hastanenin önünde buldu. İsmen hastaneydi evet, ama esasında iki bölümden oluşan ufak bir binaydı. Bir bölümü muayenehane, ameliyathane ve birkaç tane ek odadan, diğer bölümü de morgdan oluşuyordu. Kasabanın diğer binalarından, evlerinden hiçbir farkı yoktu - illa bir fark bulunacak olsaydı, belki diğerlerinden biraz daha griydi denebilirdi sadece.
Daha oraya adımını bile atmamış olduğunu, kendinin şahsına tahsis edilmiş ofisinin kapısındaki plaketi bile görmediğini düşününce, içeriye girmeye karar verdi ve kapıya doğru yöneldi.

Hastane kapısına yaklaştığı sırada bir ses duydu.

“Doktor Bey!”

Bir adam ona doğru koşar adımlarla yaklaşıyordu.

“Hayırdır Doktor Bey, hastanız mı var?” diye sordu adam gülerek. Nezaket belirten bir gülümseme değildi bu, komik bulduğu bir şey varmış gibi kıkırdıyordu.

Yalnızca ofisini görmek istediğini söyledi.

“Yahu sırası mı şimdi Doktor Bey, her zaman görürsünüz. Gelin haydi size bir şeyler ikram edeyim.” dedikten sonra herhangi bir cevap beklemeden, itirazlarına kulak asmadan kolundan tutup neredeyse onu zorla uzaklaştırdı hastaneden.

Her ne kadar dönüp içeriye girmek istese de ve adamın bu davranışının garipliği bu isteği daha da ateşlemiş olsa da, belki henüz muayenehanesinin onun çalışmasına hazır hale getirilmesinde bir gecikme olmuştur diye düşündü ve şimdilik adamın kendisini sürükleyerek götürmesine izin verdi.

Evet, sebebi bu olmalı diye düşündü evine dönerken. (‘Evine sağ salim döndüğünden emin olmak için’ halen eşlik ediyordu adam kendisine.) Adamcağız da kasabasının kötü görünmesini istemediğinden böyle davranıyordu büyük bir ihtimalle.

Durup da düşündüğünde gerçekten de kasabanın genelinde baskın bir düzenli olma, bir katılık hissi vardı. Mezarlığın önünden geçtikleri sırada bu fikrini ispatlar nitelikteki manzarayı inceledi; mezarların hepsi düz bir sıra halinde, yeni işlenmiş gibi tertemiz mezar taşlarıyla insanların sevdiklerinin gömülü olduğu iç karartıcı bir araziden çok bir turistin durup fotoğrafını çekeceği bir sanat eserini andırıyordu. O kadar ki, gelmesinden birkaç gün önce ölüp, yeni gömüldüğünü duymuş olduğu yaşlı bir kadının mezarının bile aralarından kolayca seçilebileceğini düşünmesine rağmen, diğerlerinden ayırt edemedi. Ölüm gibi doğası gereği ani ve öngörülemez bir olgu bile adeta diz çökmüştü bu sıkı düzenin karşısında.

Birden yanındaki adamın sesiyle düşüncelerinden kopup o ana geri döndü.

“Beyim ben dönüyorum buradan. Sen de evine git artık vakit geç oldu.”

Teşekkür ettikten sonra evine doğru yol almaya başladı.

“Önemli değil Doktor Bey ne demek. Sizin hastaneye gitmenize gerek yok şimdi, biz bir şey olursa ararız sizi. Orada ısıtma sistemi yok, elektrik yok, bir şey yok. Evinizde rahat rahat oturun işte yahu.” diye son defa nasihat ettikten sonra -yine kıkırdayarak- arkasını dönüp gitti.

O gece gözüne uyku girmedi. Tıpkı bir tiyatrocunun sahneyi hissedebilmek için sahneye önceden gidip görmek istemesi gibi o da hastaneye girmek istiyordu. En fazla ne kadar kötü olabilirdi göreceği manzara? O an üstünü giyinip oraya gitmeye karar verdi. Bir sanatçı gibiydi o da sonuçta ve o aidiyet hissini yaşamak onun için çok önemliydi. Çıkarken aklına hastanede elektrik olmadığı geldi, kapının yanındaki dolabından el fenerini yanına aldı.

Evinden çıktı, kapısını sessizce kapadı. Bu kadar gizliliğe gerek yoktu evet, gereğinden fazla dikkat ettiğinin farkındaydı ama nedense görülmek istemedi, böylesi daha güvenliydi. Hastaneye giderken yolunun üzerindeki kasaba mezarlığı otoriter, katı bir öğretmen gibi onu seyrediyor hissi veriyordu. Yeterine ilgi çekici görüntüsünün de arkasında insana daha derin, daha kişisel bir mesaj veren ekspresyonist bir tabloydu sanki. Sonunda binanın kapısına vardığında son bir defa çevresine bakındı, kimse yoktu. Kapıyı araladı.

Beklediğinin aksine anormal hiçbir şey yoktu. Ofisi, muayenehane, ameliyat odası, tuvaletler… Hiçbir terslik yoktu. El fenerini yakıp etrafı inceledi, gözüne takılan hiçbir şey yoktu. Ecza dolapları ve ilaç saklama kaplarının bomboş, önlüklerin tertemiz oluşunu, ameliyat aletlerinin ise hiç olmayışını biraz garipsese de binanın yeni olduğunu hatırlayınca henüz gelmemiş olduklarına kanaat getirdi. Hastaneyle ilgili saklayacak hiçbir şeyin olmamasına rağmen yerel halkın onu buradan uzak tutmak için bu denli uğraşmalarına anlam veremedi. Çıkmadan önce morga da göz atmaya karar vererek, koridorun sonundaki demir kapının yolunu tuttu.

Kasabanın morgu tam da beklediği gibiydi, bomboştu. Otopsi masası tertemiz, yine hiçbir tıbbi alet veya herhangi bir ilaç yoktu. Kadavraların saklandığı bölmeleri açtığında ceset yerine neredeyse iki santimetrelik toz katmanları buldu yalnızca.

Aklına bu kasabaya gelmeden hemen önce ölüp gömülmüş olan yaşlı kadın geldi. Morga yerleştirilmediği düşüncesi tam olarak aklına yatmamış olsa da, ölüm sebebi kesinse ve kasabanın alışkanlıklarına göre merhumun otopsi yapılmadan doğrudan toprağa verilmesi daha önce görülmemiş değildi, ama hastanenin bu genel olarak kullanılmamışlık durumu aklına şüphe yerleştirdi:

Bu kasabaya geldiğinden beri hiç birinin ölümüne tanık olmamıştı, hastalık şikâyetiyle gelen bile olmamıştı. Hastanede ilaç bile yoktu ve morga ceset yerleştirileli belki yıllar olmuştu. Bu denli sağlıklı olunamazdı, tıbbi olarak mümkün değildi. Tek bildiği ölüm vakası da o gelmeden hemen önce olmuştu. Kadının mezarını görmeliydi. El fenerini toz ve örümcek ağı kaplı duvarlardan yankılanan bir “klik” sesiyle kapatıp mezarlığa doğru yola koyuldu.

Ay ışığında beyazımsı parlayan mermerleriyle mezar taşları bütün soğukluklarıyla omuz omuza bekliyorlardı onu. Yaşlı kadının isminin olduğu mezar taşını bulur bulmaz çıplak elleriyle toprağı eşelemeye başladı, tırnaklarıyla kazıyordu. Tırnaklarının arasına giren toprak topaklarına aldırış etmeden kazdı, kazdı…

Boş. Bomboştu.

Hiçbir kemik parçası, herhangi bir varlığın çürüme belirtisi dahi yoktu. Buraya kimse gömülmemişti, çünkü kimse ölmemişti. Çıplak elleriyle toprak kazmaktan tırnaklarının çoğu kırılmıştı, geri kalanlarıysa kopmak üzereydi, üstü başı kan olmuştu. Bu kasabada kimse ölmüyor muydu? Bu nasıl mümkün olur? Gözleri hemen önünde duran, artık göz hizasına daha yakın olan parlak mermere takıldı. Gözleri yaşlarla dolarak mezar taşındaki ismin altındaki yazıyı sesli bir şekilde okudu:

“ Araf
2013 - ∞ ”
"The woods are lovely, dark and deep,  
  But I have promises to keep,  
   And miles to go before I sleep,  
    And miles to go before I sleep."

Sentetik Distopya tüm kitap sitelerinde mevcuttur a dostlar. (Ayrıca, daginikoda.com'a bir bakın derim)

Çevrimdışı Sayhh

  • **
  • 189
  • Rom: 15
  • Her şey başladığı yere döner.
    • Profili Görüntüle
Ynt: Durak
« Yanıtla #1 : 22 Aralık 2013, 03:30:48 »
Son gönderilen mesajlar arasında görüp göz gezdirirken birden bire içine çekiverdi öykü ve giderek artan bir ilgi ve dikkatle okudum. Tarzınıza dair bir fikrim olmadığı için başlangıçta  John Fowles’ın Büyücü adlı kitabındakine benzer bir tad aldım, sonra birden işler değişti. Tuhaf bir benzetme olacak ama hani kapalı tüp su kaydıraklarında beklenmedik anlarda bir sağa bir sola dönersiniz kendinizi hazırlayamazsınız ya öykünün ilerleyişi de benzerdi. Öykü zaten kendi bağırıyor ilginç bir şeyler oluyor diye biz de öngörüde bulunuyoruz ama öngörümüz yerine beklenmedik başka bir şey oluyor, sonra gene bir şey beklerken hiçbir şey olmuyor, sonra tekrar şaşkınlık… Bunu aldığım genel izlenimle söylüyorum. Bu öyküyü çok sevdim ve başka öyküleriniz de var mı forumda diye baktım (ki onlar da geçtiğimiz günlerde eklenmiş), bu yorumu yazmadan önce onları da okudum. Böylece okuduklarımın devamı gelmeyecek kısa öyküler olduklarını anladım üzülerek.

Buradaki hikayeyi merak yerine anlama çabasıyla ikinci kez okudum. Anlamlandırma görevi okuyucuya düştüğü için pek de hoşnut olmayarak yaptım bunu. Bu aşamada biraz eleştireceğim, beklenmedik bir sonla okuyucuyu şaşırtıp olan bitene yeniden göz atmaya itiyorsanız, detaylara biraz daha özen gösterilebilir.

-   Öncelikle hastane yapısının yeni yapıldığı belirtiliyor öyküde, ama öykünün başka bir yerinde hastane yapısında bulunan morga yıllardır hiç ceset getirilmediğini düşünüyor anlatıcı, kadavra bulunması gereken bölümde toz katmanları bulunuyor, öyle eski. Yapı eski mi yeni mi karar vermek gerek.

-   Tıp yakın olduğum bir alan değil, kasaba gibi küçük yerlerde sağlık birimleri nasıl oluyor bilmiyorum.  Ama tasvirden yola çıkarak küçük olduğu vurgulansa da öyle bir yapıda tek bir kişinin çalışmasını anlamıyorum. Cerrah, hemşire, idari personel vb. geçtim, hasta kaydı yapacak kimse yok, hiçbiri olmadı temizlik görevlisi şart bence. Yani doktor orada değilken de kapalı olamamalıydı orası. Belki sadece muayenehane ile sınırlı bir yapı olsa kurguya daha uygun olur.

-   Sonradan anlıyoruz ki hastanenin kapalı olmasına gerek de yokmuş, tam tersine kasabalılar sırlarından dolayı zaman zaman hastaymış gibi yapabilirlerdi, tuhaf olan yapmamaları. (Öykü akışındaki etkisi mükemmeldi gerçi bu durumun.)

-   Bir de doktor oraya iki hafta önce geldiğini söylüyor, nüfusun büyüklüğünü ve doktorun ne kadar hastadan sorumlu olduğunu bilmesem de, bu zamana kadar nasıl kimse hastalanmaz, ölmez gibi bir tepki bana olması gerekenden büyük geldi.

Umarım yazdıklarım ukalalık gibi görülmez. Gerçekten beğendiğim için üzerine düştüm ve biraz da anlama kaygısıyla didikledim. Kısacık bir öyküde üst üste şaşırmak çok keyifliydi. Sonu da benim için tahmin edilemezdi, vampir filan mı derken araf sürpriz bir durumdu. Oradan devam etmesini çok istedim. Oraya gelenler nasıl gelmiş, günlük yaşantıları nasıl, sırlarını nasıl koruyorlar, dışarıdan birileri öğrendiğinde ne yapıyorlar vs.

Bir de ilk başta öykü ve adı arasında bağlantı kuramadım. Sonra sanki “Araf” konmak istemiş de spoiler olmasın diye konulamamış onunla ilintili bir kelime olarak “Durak”la değiştirilmiş gibi geldi.

Toparlamam gerekirse ilk okuyuşta mükemmeldi, ikinci okuyuşta ya da zihinde evirip çevirirken de aynı etkiyi vermesi için kurguda bazı noktalar gözden geçirilebilir. Beni heyecanlandıran güzel bir öyküydü. Elinize sağlık.

Ynt: Durak
« Yanıtla #2 : 23 Aralık 2013, 00:20:58 »
Son gönderilen mesajlar arasında görüp göz gezdirirken birden bire içine çekiverdi öykü ve giderek artan bir ilgi ve dikkatle okudum. Tarzınıza dair bir fikrim olmadığı için başlangıçta  John Fowles’ın Büyücü adlı kitabındakine benzer bir tad aldım, sonra birden işler değişti. Tuhaf bir benzetme olacak ama hani kapalı tüp su kaydıraklarında beklenmedik anlarda bir sağa bir sola dönersiniz kendinizi hazırlayamazsınız ya öykünün ilerleyişi de benzerdi. Öykü zaten kendi bağırıyor ilginç bir şeyler oluyor diye biz de öngörüde bulunuyoruz ama öngörümüz yerine beklenmedik başka bir şey oluyor, sonra gene bir şey beklerken hiçbir şey olmuyor, sonra tekrar şaşkınlık… Bunu aldığım genel izlenimle söylüyorum. Bu öyküyü çok sevdim ve başka öyküleriniz de var mı forumda diye baktım (ki onlar da geçtiğimiz günlerde eklenmiş), bu yorumu yazmadan önce onları da okudum. Böylece okuduklarımın devamı gelmeyecek kısa öyküler olduklarını anladım üzülerek.

Buradaki hikayeyi merak yerine anlama çabasıyla ikinci kez okudum. Anlamlandırma görevi okuyucuya düştüğü için pek de hoşnut olmayarak yaptım bunu. Bu aşamada biraz eleştireceğim, beklenmedik bir sonla okuyucuyu şaşırtıp olan bitene yeniden göz atmaya itiyorsanız, detaylara biraz daha özen gösterilebilir.

-   Öncelikle hastane yapısının yeni yapıldığı belirtiliyor öyküde, ama öykünün başka bir yerinde hastane yapısında bulunan morga yıllardır hiç ceset getirilmediğini düşünüyor anlatıcı, kadavra bulunması gereken bölümde toz katmanları bulunuyor, öyle eski. Yapı eski mi yeni mi karar vermek gerek.

-   Tıp yakın olduğum bir alan değil, kasaba gibi küçük yerlerde sağlık birimleri nasıl oluyor bilmiyorum.  Ama tasvirden yola çıkarak küçük olduğu vurgulansa da öyle bir yapıda tek bir kişinin çalışmasını anlamıyorum. Cerrah, hemşire, idari personel vb. geçtim, hasta kaydı yapacak kimse yok, hiçbiri olmadı temizlik görevlisi şart bence. Yani doktor orada değilken de kapalı olamamalıydı orası. Belki sadece muayenehane ile sınırlı bir yapı olsa kurguya daha uygun olur.

-   Sonradan anlıyoruz ki hastanenin kapalı olmasına gerek de yokmuş, tam tersine kasabalılar sırlarından dolayı zaman zaman hastaymış gibi yapabilirlerdi, tuhaf olan yapmamaları. (Öykü akışındaki etkisi mükemmeldi gerçi bu durumun.)

-   Bir de doktor oraya iki hafta önce geldiğini söylüyor, nüfusun büyüklüğünü ve doktorun ne kadar hastadan sorumlu olduğunu bilmesem de, bu zamana kadar nasıl kimse hastalanmaz, ölmez gibi bir tepki bana olması gerekenden büyük geldi.

Umarım yazdıklarım ukalalık gibi görülmez. Gerçekten beğendiğim için üzerine düştüm ve biraz da anlama kaygısıyla didikledim. Kısacık bir öyküde üst üste şaşırmak çok keyifliydi. Sonu da benim için tahmin edilemezdi, vampir filan mı derken araf sürpriz bir durumdu. Oradan devam etmesini çok istedim. Oraya gelenler nasıl gelmiş, günlük yaşantıları nasıl, sırlarını nasıl koruyorlar, dışarıdan birileri öğrendiğinde ne yapıyorlar vs.

Bir de ilk başta öykü ve adı arasında bağlantı kuramadım. Sonra sanki “Araf” konmak istemiş de spoiler olmasın diye konulamamış onunla ilintili bir kelime olarak “Durak”la değiştirilmiş gibi geldi.

Toparlamam gerekirse ilk okuyuşta mükemmeldi, ikinci okuyuşta ya da zihinde evirip çevirirken de aynı etkiyi vermesi için kurguda bazı noktalar gözden geçirilebilir. Beni heyecanlandıran güzel bir öyküydü. Elinize sağlık.


Öncelikle yalnızca okumayı geçtim, hakkında düşünüp bir de bu denli detaylı bir eleştiri yazmak için sırf harcadığınız vakte bile laik değilim, gerçekten çok teşekkür ederim. Kesinlikle asla bir gücenme söz konusu mümkün değildir, aksine olumsuz(umsu), yapıcı görüşlere açığım, kucaklayarak kabul ederim. Bununla birlikte değindiğiniz noktalara teker teker elimden geldiğince kendimi açıklayarak cevap vermeye çalışacağım izninizle.

- Hikayede aslında tam olarak hastane binasının yeni yapıldığına dair bir kısım hatırlayamadım, göremedim de. Şayet öyle bir kısım varsa, lütfen alıntı yaparak belirtebilir misiniz? Bununla birlikte hastanenin yeni yapıldığı düşüncesine şöyle kapılmış olabilirsiniz; karakterimiz hastaneye alınmamasının muhtemel bir sebebi olarak hastanenin kendisi için yenilendiğini varsaymakta, ve bu düşüncesi de otomatik olarak okurun düşüncesine yerleşse de, aslında haklısınız, binayı incelemeye gittiğinde aslında onun sandığının aksine restore falan edilmediğini belirtebilirdim, hatta bir düzeltme yapabilirim. (Bu kesinlikle "Yok ya, ben yazdım da sen anlamamışsın." demek değildir, aksine ben yeterince net olmamışım. Bu noktayı gösterdiğiniz için teşekkür ederim.)

- Bir üst madde gibi aynı şekilde, kahramanımız içeride ne oluyor, ne bitiyor bilmiyor. Bununla birlikte ofisini hazırlayan insanlar olduğunu varsayıyor, yani hastane personeli aslında var gibi, ama yine net bir şey yazmamışım. :)

- Bu maddeyle tam olarak ne demek istediğiniz anlamadım efendim, af dileyerek biraz açmanızı rica edeceğim.

- Tabii, iki hafta kısa bir süre, evet. Ama düşününce, uzun zamandır tıbbi bakımdan uzak bir kasabanın iki hafta içerisinde hasta olan sakini olmadıysa bile, o zamana dek hasta olan mutlaka olmuştur diye düşünürüm ben şahsen. Burnu akan, hapşıran, karnı ağrıyan, gözleri biraz kanlanmış hiçkimse görmesem iki hafta içerisinde, ben şahsen kıllanırdım. Burası biraz şahsi görüşe kalıyor sanırım.

Asla ukalalık olarak görmedim yazdıklarınızı, gülümsemeyle okudum hatta. Genellikle hikayelerime devam etmiyorum, buna etmeyecek olmamın sebebi de şöyle efendim:
Kahramanımız bildiğiniz öldü, veyahut da komada. Olaylar, kendi hayal dünyasında geçiyor. Yani hikayemiz de kahramanımızın öldüğünü anlamasıyla bitiyor. Gerisi biraz bilimkurgu olur, pek benim tarzım değil yani :D

Bağlantı şöyle. Araf, cennet ve cehennemden önceki son durak diye tabir ediliyor ya bazen, o yüzden uygun gördüm. Başlıklarım biraz da berbat, çok kötüyüm başlık bulma konusunda.

Belirttiğiniz noktaların üzerinden mutlaka geçeceğim, emeğinize, gönlünüze sağlık efendim. Teşekkür eder, iyi geceler dilerim.
"The woods are lovely, dark and deep,  
  But I have promises to keep,  
   And miles to go before I sleep,  
    And miles to go before I sleep."

Sentetik Distopya tüm kitap sitelerinde mevcuttur a dostlar. (Ayrıca, daginikoda.com'a bir bakın derim)

Çevrimdışı Sayhh

  • **
  • 189
  • Rom: 15
  • Her şey başladığı yere döner.
    • Profili Görüntüle
Ynt: Durak
« Yanıtla #3 : 23 Aralık 2013, 01:17:16 »
Beklediğinin aksine anormal hiçbir şey yoktu. Ofisi, muayenehane, ameliyat odası, tuvaletler… Hiçbir terslik yoktu. El fenerini yakıp etrafı inceledi, gözüne takılan hiçbir şey yoktu. Ecza dolapları ve ilaç saklama kaplarının bomboş, önlüklerin tertemiz oluşunu, ameliyat aletlerinin ise hiç olmayışını biraz garipsese de binanın yeni olduğunu hatırlayınca henüz gelmemiş olduklarına kanaat getirdi. Hastaneyle ilgili saklayacak hiçbir şeyin olmamasına rağmen yerel halkın onu buradan uzak tutmak için bu denli uğraşmalarına anlam veremedi. Çıkmadan önce morga da göz atmaya karar vererek, koridorun sonundaki demir kapının yolunu tuttu.

Yeni olduğunu düşünmeme neden olan kısım buydu, ama açıklamanızdan anlıyorum ki doktorun düşüncelerini daha dikkatli takip etmeliymişim, gerçekten yeni olma durumunu doktora ait bir yanılgı olarak görmek mümkün.

Bununla birlikte açmamı istediğiniz maddeyi neresinden tutsam elimde kalacak gibi şu an. Öncelikle özür dilerim, hikayenin sonunu sizin açıkladığınızdan çok başka anlamıştım ben. Doktorun öldüğünü hiç düşünmemiştim bir defa, aksine kasabadaki insanların ölüp arafa geldiklerini kurmuştum kafamda. Araf ara bir alem değil de yeryüzünde bulunan bir kasaba olarak zihnimde canlandı, normalde diğer insanlardan yalıtılmış, birbirini önceden pek de tanımayan, ölümsüz insanlar yaşıyordu orada. Doktorumuz da her nasılsa onların arasına karışıyordu ve ölü olduklarını bilmiyordu, üstelik bilmemesi de gerekiyordu vs. Öyküyü kafamda bu şekilde toparladığım için bazı yerlerini bir türlü oturtamamıştım. Şu an bu yeni sonla her şey oldukça berrak. Durduk yere karışıklık çıkardığım için özür dilerim. :)

Ayrıca Altıncı his durumu yaşamış oldum kendi kendime, o da değişik oldu. "Aslında doktor ölüymüş".

Size de iyi geceler.


Ynt: Durak
« Yanıtla #4 : 23 Aralık 2013, 01:55:46 »
Beklediğinin aksine anormal hiçbir şey yoktu. Ofisi, muayenehane, ameliyat odası, tuvaletler… Hiçbir terslik yoktu. El fenerini yakıp etrafı inceledi, gözüne takılan hiçbir şey yoktu. Ecza dolapları ve ilaç saklama kaplarının bomboş, önlüklerin tertemiz oluşunu, ameliyat aletlerinin ise hiç olmayışını biraz garipsese de binanın yeni olduğunu hatırlayınca henüz gelmemiş olduklarına kanaat getirdi. Hastaneyle ilgili saklayacak hiçbir şeyin olmamasına rağmen yerel halkın onu buradan uzak tutmak için bu denli uğraşmalarına anlam veremedi. Çıkmadan önce morga da göz atmaya karar vererek, koridorun sonundaki demir kapının yolunu tuttu.


Öyküyü kafamda bu şekilde toparladığım için bazı yerlerini bir türlü oturtamamıştım. Şu an bu yeni sonla her şey oldukça berrak. Durduk yere karışıklık çıkardığım için özür dilerim. :)

Ayrıca Altıncı his durumu yaşamış oldum kendi kendime, o da değişik oldu. "Aslında doktor ölüymüş".

Size de iyi geceler.



Hah, şimdi anladım! Orada birkaç kelime eksik yazmışım, teşekkür ederim tespit için. :)

Bununla birlikte kesinlikle bir son yapıştırmayı sevmiyorum hikayelerime. Okur kendi çıkarımını yapabilsin, ama sinir olacağı kadar da belirsiz olmasın diye uğraşırım sonlarım için. Sizin sonunuz da çok güzelmiş mesela, ama kafamda tasarladığıma nazaran biraz daha hüzünlü gibi :)

Hoşça kalın efendim, görüşmek, yazışmak üzere.
"The woods are lovely, dark and deep,  
  But I have promises to keep,  
   And miles to go before I sleep,  
    And miles to go before I sleep."

Sentetik Distopya tüm kitap sitelerinde mevcuttur a dostlar. (Ayrıca, daginikoda.com'a bir bakın derim)

Çevrimdışı grikunduz

  • **
  • 369
  • Rom: 6
  • Est solarus oth mithas
    • Profili Görüntüle
    • HayalGezer
Ynt: Durak
« Yanıtla #5 : 23 Aralık 2013, 14:29:08 »
Başarılı bir kurgu bence.

Ancak kafama takılan bir yer ve başka türlü olmasını umduğum bir yer olmak üzere değinmek istediğim iki yer var.

1- Doktor bir anda şüphelenip neden mezar kazmaya girişiyor. Bu kadar ciddi bir şeyi gerektirecek psikolojik dehşeti ya olayların akışıyla ya da karakterin kafasında kurduklarıyla bizlere biraz daha çok gösterebilseydiniz sanki daha başarılı olurdu gibime geliyor.

2- (Değinmek istediğim şey de bu) Keşke doktorumuzun bayan olduğunu belirtseydiniz de hikayenin sonunda öldüğü bahsedilen yaşlı kadının o olduğunu anlasaydık. (Herhalde bahsettiği yaşlı kadın kendisi zira o kadının ölümünden kimse ona bahsetmiyor da herkesin bildiği bir şeymiş gibi davranıyor.)

Ynt: Durak
« Yanıtla #6 : 23 Aralık 2013, 14:50:45 »
Başarılı bir kurgu bence.

Ancak kafama takılan bir yer ve başka türlü olmasını umduğum bir yer olmak üzere değinmek istediğim iki yer var.

1- Doktor bir anda şüphelenip neden mezar kazmaya girişiyor. Bu kadar ciddi bir şeyi gerektirecek psikolojik dehşeti ya olayların akışıyla ya da karakterin kafasında kurduklarıyla bizlere biraz daha çok gösterebilseydiniz sanki daha başarılı olurdu gibime geliyor.

2- (Değinmek istediğim şey de bu) Keşke doktorumuzun bayan olduğunu belirtseydiniz de hikayenin sonunda öldüğü bahsedilen yaşlı kadının o olduğunu anlasaydık. (Herhalde bahsettiği yaşlı kadın kendisi zira o kadının ölümünden kimse ona bahsetmiyor da herkesin bildiği bir şeymiş gibi davranıyor.)

Öncelikle zaman ayırdığınız için teşekkürler.

1 - Kahraman bir anda şüphelenmiyor aslında, başta sadece nasıl bu kadar sağlıklılar diye başlayan ufak bir kuruntu, hastanede hiç cesedin olmaması ve olmamış gibi görünmesiyle çok daha şiddetli bir paranoyaya dönüşüyor. Belki de yeterince vurgulamamış olabilirim, evet.

2 - Size bir itirafta bulunayım, aslında hikaye için bu belirttiğiniz son kafamdakinden çok farklı. Karakterin o kadın olmasını hiç tasarlamamıştım yani. Bir de, kadının ölümünü duyduğunu sanırım belirtmiştim, ama detay eklemediğimden belki aktarılamamıştır, yine benim bir hatam. Yan karakter oluşturmak istemedim istemsiz olarak.

Bununla birlikte sizin çıkardığınız son da çok iyi olurmuş, gözümde canlandırınca o durumda mezarda kendi bedenini bulması gibi bir olay ne ilginç olurdu öyle değil mi? İşte böyle şeyler yüzünden sonu okuyucuya bırakmak her zaman çok daha güzel bana göre :)

Düşünceleriniz için çok teşekkür ederim efendim, hoşça kalın.
"The woods are lovely, dark and deep,  
  But I have promises to keep,  
   And miles to go before I sleep,  
    And miles to go before I sleep."

Sentetik Distopya tüm kitap sitelerinde mevcuttur a dostlar. (Ayrıca, daginikoda.com'a bir bakın derim)

Kayıp Rıhtım Arşiv Forum

Ynt: Durak
« Yanıtla #6 : 23 Aralık 2013, 14:50:45 »