Kayıt Ol

Europa

Çevrimdışı CursedFeanor

  • *
  • 12
  • Rom: 0
    • Profili Görüntüle
    • Tekyuzuk.com
Europa
« : 16 Nisan 2012, 11:50:55 »

I.Bölüm

Her türlü yazın elinin altındaydı. İnsanlar akıllarında ne varsa aktarabiliyordu. Eski kaynaklar da yeterince güzel bir gelişim hikâyesi sunuyordu. Lakin hala bir sorun vardı: Ve bu giderek büyümekte olan bir sorundu. Medeniyetlerinin nasıl bu noktaya gelebildiğini anlamak hala çok zor bir soru gibiydi. Yaptıklarını veya yazdıklarını duyurabilenler tek kaynak olamazdı, bu bir fısıltı olmalıydı. Bu, insanların arasında yayılan bir cümle, unutulup giden biri olmalıydı.

Bağlantıyı bir anlığına kesti. Bağlı olan herkes odadan ayrılırken, Son sözlerini söylemek istiyor gibiydi. Bizimki duymasa da aralarında O’nun hakkında söylenti gibi konuşmalar almış başını gidiyordu.

“Yine tozlu raflardan birine, birilerinin anılarına gömülmüştür.”

“Bir şey arıyor ama hepimiz gibi değil.”

“Aslında bizleri bir yük gibi gördüğünü düşünmeye bile başladım.”

“Tek sevdiği o tozlar.”
…

Ve binlerce cümle birkaç saniyede, yankılanıyordu madde’nin insan eli ile kontrol edilebildiği yerlerde ve o anda bağlı olanlar arasında ve bağlanacak olanların ilk değerlendirme listelerinde. Curie ise tutkun olduğu bu adamın neler ile uğraştığından emin olamamanın acısını çekiyor gibiydi. Sadece fısıldayarak konuştuklarının duyabileceği, okuyabileceği mesajı gönderecekti: “Off Centauri neyin peşindesin, niye sana uzak yaşadığım hissinden kurtulamıyorum.”

Bu son mesajı, Centauri ve Curie’nin ortak arkadaşı olan Planck’ı daha bir düşündürüyordu. Giderek bu iki insanın çektiğinin genelde yaşanıp yaşanmadığını düşünmeden edemiyordu. Oysa o ikisi çok özel insanlardı onun için öyle ki ortada bir sorun varsa ki öyle görünüyordu, diğer fısıldanan insanlardan öte, sorumluluk duygusunu giderek artan bir biçimde hissediyordu. Curie’ye sadece onun eline geçmesini umduğu mesajını görüntülü olarak verecekti:

İzin aldığında görüntüsü Curie’nin şehirdeki çalışma ofisinin boş salonundaydı. Bu salon bomboştu. Sadece iki beyaz duvar ve iki camdan duvar vardı burada. Sadece sanal dünya ile var olan dekor istediğiniz anda değiştirilebiliyor. Güvenli girişine izin verilen sanal konuklar burayı olması gerektiği gibi görebiliyordu. Bu seferki dekor siyahın hakim olduğu, deri koltuklar ve can sıkıcı bir 20.yy ikinci yarısı nostaljik ofisti. “Sanki iş görüşmesi için geldim” derken Planck, Curie duvarda asılı duran dart oklarına bir yenisini katacaktı. Hedefin Centauri olduğuna yemin edebilecek olan konuk, söze girdi:

“Bu güzel karşılama gözlerimi yaşartıyor, Europa’da her şey karanlık mı olur bu zamanda?”

“Kendini karanlıklarda hissedenler için, evet.”

“Son mesajın ile bardak iyice taştı, uykuya daha çok ihtiyaç duyduğumuz zamanlar aklıma geldi ve yine mi diye içimden geçirdim? Dünyada bulunduğum bölgede şu an karanlık zaten, o yüzden şu sorunu burada çözmekten başka bir isteğim yoktu. Hah! Ne görüyorum tasarım uzmanımız yüz yıl geri gitmiş.”

“Onu bulabileceğim zaman dilimini bana söyle Planck sevgili dostum. Okuduklarının adlarını, söylediklerini ve belki neyin peşinde olduğunu, söyle bana ki kendi bildiklerim ile karşılaştırabileyim.”

Adam, gözüne kestirdiği bir koltuğa yerleşip çok önemli bir anlaşma öncesi, ağırlığını koyan bir uzman havası verdi.

“Bilirsin benim işimde anlaşmaları yapıp gizliliğini sağlamak çok önemli.” Genç kadın umutsuzca gelecek cümleyi bekliyordu. “Yok, yok seninle gizli bir anlaşmaya girmeyeceğim maliyeti çok fazla bunun bana. Adına uygun bir araştırmacı insanın bulamadığını bulduğumu ima etmiyorum da.”

Curie bu sefer adama kızgın: “Peki söyler misin bu basit bir şey mi? Yani bir proje bir heves mi, niye durduk yerde bağlantıyı kesip o tozlarla uğraşıyor.”

Planck istediği görüntüyü camlardan birine yansıtacaktı: “Şu pencereye bak sevgili dostum, ne görüyorsun?”

Pencereden görünen Dünyanın güneşe bakan yüzüydü. “Dünya, evimiz.”

Planck ayağa kalkmış, kadının yanından geçip sırtını, dönmüş konuşmaya başlamıştı: ”Evet burada gördüğün gibi huzurlu değildi elbette, bir geçmişten kurtulup sana güzel yerleşim yerinde ulaşan ben diyorum ki Centauri uzun zamandır Europa’nın dışında geçmişte yaşamanın yollarını arıyor.”

“Hayır. O benimle mutlu olmalı, geçmiş demekten vazgeçmelisin, bu bir kuruntu, geçici bir şey olmalı.”

Adam tam sırtını döndüğünde kadın sesli bir uyarı mesajı ile irkilmişti, dehşet içindeki bir yüz ifadesiyle ve sesi titreyerek, bir şey söyleyecek oldu ki, Planck söze girdi: “Yanında ol!”


...
*The Cardigans-Communication
"Yolda, metroda çalan şarkı tıpkı bunun gibi bir şarkı idi. Yolda, Centauri'ye giderken Curie."
...


O nasıl bir öfke
Bağlı oldukları sanallıkta, bir gün boyunca görülmeyeceğini söylüyordu, Centauri. Bu yaşamda geriye gitmek demek olabilirdi. Bir Europa günü boyunca kimse ile konuşmayacağını, tek bir bağlantı, tek bir ses bile duymak istemediğini ilan etmişti. Şimdi her şey anlaşılacaktı. Şimdi kimin gerçek olduğu, neyin önemli olduğu… Ve tüm gerçekliği ile soğuk yüzeydeki evine konuk alıp almayacağı ortaya çıkacaktı.

Curie’nin aklında binlerce soru, hala tam bir çözüm bulamadıkları şu birkaç dakikalık yolculuk ile giderek yoğunlaşan öfke. Öfke çünkü kendinden ayırıyordu ve diğerlerinden ayrılmasını anlasa bile, ondan ayrılmasını anlamak istemiyordu. İşte sonunda, işi iyice yokuşa sürmüş tam 1 günden söz ediyordu. Dünyadaki sevdikleri için ise 3,5 gün demekti bu. Acımasızlaşıyordu. Garipleşen diğer benzer durumdakiler bile 1 Europa günü kimse ile görüşmeyeceğini söyleyen birini duymamıştı.

Ve yolculuk sona erdiğinde, gerekli giriş kodlarını sözler ve mavi gözbebekleri ile ifade ettiğinde Curie’yi görenler “O nasıl bir öfke” demekten kendilerini alamayacaklardı…

Toplumları
Birbirini izlemekten, fikirleri paylaşmaktan ve maddeyi yönetmekten zevk alan, yaşamlarını bunun üstüne kurmuş bir Dünya 21.yy son yıllarını yaşayan insan topluluğu idi bu. Pek çok fikirsel gelişim, teknoloji ile bir arada gelişmiş, kimi terk edilmiş düşünceler bile tekrar değerlendirilip, mevcut sistemler tekrar tekrar değişime uğratılmış, sonuçta insanlığın devamı sağlanabilmişti. Teknolojik gelişmeler; ekonominin işleyişini kökünden değiştirmiş, ütopya olarak görülen refah toplumuna yaklaşılmıştı.

En büyük sorun yüzyılın başında doğaya verilen kalıcı zararlar gibi görünüyordu. İnsanların çektiği acılar da hala yaşı ileri olanlarca dile getirilse de yeni sistemlerde bunlar inanılmayacak kadar korkunç olan geçmiş olarak görülüyordu. İnsan doğasında olduğu söylenen bencillik kontrol altına alınmıştı.

Özel mülkiyetin tamamen reddi olmasa da topluma değer vermek birinci kural olmuştu. Kimse topluma sırt çevirmemeliydi ancak özel seçimlerinde kimleri kaybetmek istediğinde hala özgür olabilirdi. Kimdi bu toplum, dayatıyor muydu bazı kuralları? Buna yanıt olarak sadece tercihleri size bıraktığını söyleyebilirdik. Kimseye zarar vermeyen yaşantınızla hala bir birey idiniz. Ancak sanal puanlarınız toplum için kullanıldığında bir o kadar daha puan sanal dostunuz olan toplulukça size geri dönüyordu. Bu karma gibi bir şeydi.

Böylesine özgürlük içindeydiler ama yine de yine de sorunlar insanlar için vardı. Dünya toplumları, teknolojinin sağladığı olanaklarla, beslenme ve barınma başta olmak üzere temel ihtiyaçları karşılıyordu. Ve tabii ki iletişim çağının getirdiği sanallaşma eliyle doğan bir kültürel şok ile yeniden doğan topluma katılma süreci sağlanmıştı. Güneş sisteminin sağladığı olanaklar kullanılmış kolonileşme, ekonominin yeni uğraş alanı olmayı başarmıştı. Bilim ve sanat en büyük yatırımın yapıldığı alanlardı. İnsanlar artık bilim adamlarının ve sanat dünyasındaki temel taşların adlarını isim olarak alıyordu. Takma adla bile olsa böyle çağrılmak isteyen pek çok yaşını başını almış insan vardı. Yine de Centauri gibi şüpheli davrananlar oluyordu. Sorun muydu, yoksa olması gereken mi?

İşte Centauri böylesi bir toplumdan 1 Europa gününü ayrı yaşamak istediğini söylemişti, gizli kalma hakkı hep vardı ama alışık olmadıkları bir durumdu bu. Ve belki de sorun hala insanoğlunun aklının bir köşesindeydi. Ya medeniyet yeterince iyi değilse, ya unuttukları bir şeyler varsa, ya bir felaket olacaksa?

“Bu noktalara nasıl geldik?” Curie eve adımını attığında üşüdüğünü iyice hissediyordu. Tüm ekranlarda bu cümle yazıyordu. Tek bir sevgi notu yerine bu sorgulayan düşünce… Salondaki sütunların arasında ilerlerken ve üç boyutlu ekranlarda bunu tekrar tekrar okurken… Curie sonunda tükendiğini hissetti, hayal kırıklığı içinde el yordamı ile tutunabildiği ilk sütuna yaslanıp, etrafına bakıp gözyaşı dökecekti…

Tanımlandı
Bu insanın en özel anıdır, gözyaşı hala en değerli, şişelerde saklandığı zamanlardan beri en değerli…  Önceden de vardı ve hala varlığını sürdürüyordu. Bir sanat eserini izlerken dökülen yaşlar bir yana, basit bir olay için değildi. Centauri’nin durumunu çok kişi, çok dost anlasa da herkesin aklında bir korku vardı: Tabii ya; yardımcı bilgisayar sistemleri,  Centauri’nin tanıdıklarına, karanlık geçmişi arayanların sonuçsuz çabalarının bir sonucunu anlatıyordu. Bu kişilerin herkesi unuttukları kayıp insanlar gibi asla tekrar eski parlak günlerine dönemediklerinin hikâyelerini anlatıp duruyordu veritabanları, o Europa gününde. Kimisi dehşete kapılıyor kimi sonsuza kadar bağını donduruyor, kimi ise sadece bekliyordu.
 
Bilgisayar daha fazla beklemedi: Evin iç dünyasından sorumlu Zehra isimli bilgisayar sistemi her zamanki şefkatli görüntüsü ki bu opera sanatçısı Zehra Yıldız’ın hayat bulmuş hali ile yazıları ortadan yavaş yavaş kaldırdı. Bu simülasyon gerektiğinde maddesel bir hal alabilecek yeteneğe sahipti ve bunu kullanması gerektiğini tüm bu olanlar ispatlıyordu. Eğer o halde yıkılmış olduğu halde bıraksaydı Curie’yi kim bilir kimlere duygusal ve küçük düşürücü mesajlar yollayacaktı. Evet, insanlık duygulara çok önem veriyordu ancak hatalı karar almayı hoş karşılamıyordu.

“Bayan Curie, dış dünya ile bağlantı sağlamadan sizinle görüşmem emredilmişti.” Derken yere bakmakta ve ayakta zor durmakta olan Curie’ye iyice yakından sesleniyordu Zehra. Şimdi hala yere bakmakta olan Curie’nin gözlerinden akan damlalar zeminde sanki yankılanıyor gibiydi, kimseyi duyacak halde olmadığı belliydi. Ve Zehra sorumluluğu aldı ve zeminde kendini gösterdi. Ve bu Curie’nin gezegene dönüşü idi.

Soru soracaktı: “Zehra kaç dakikadır?”

Zehra yanıtladı:“10-15 dakika. Bir ömür gibi, size ulaşamayacağımı düşünmeye başlamıştım. İnsanlar yakında size sormaya başlar. Centauri’nin nerede olabileceğini biliyor musunuz?”

Kendini toparlayıp güneş ışığı istedi. Zehra “Elbette. İşte…” Salonun içine sarı beyazın karışımı ışınlar dolmaktaydı şimdi.

Zehra tekrar uyardı:” Bilim Dairesi’nden arıyorlar… Ayrıca ısrarlı bir şekilde Siyasal Tarih Bürosu sizin burada olup olmadığınızı soruyor… Unutmadan söylemeliyim Sanat Birliği çok iyi tanıdığınız iki dostunuzu destek amaçlı olarak size gönderdiğini bildirdi, birkaç dakika sonra burada olacaklarını da eklediler.”

Curie dalgın: “Fizik yasalarına göre mi?”

Zehra:”Bizzat, a unutmadan bir ön soruları var gece hologram tiyatrosu mu yoksa opera mı tercihiniz?”
 
Curie gülümseyerek “Bunlar başka bir şey düşünmez mi?”

Zehra gülümsemeyi yakalamanın keyfi ile “Sanırım bu bir geri dönüş, Curie”.

“Evet Zehra, söyle Bilim Dairesi’nden kim görüşme talebinde?”

“Bay Hvorostovsky”. Sessizlik. Tanımlandı.

Nerede ise tamamen
Curie istediğini simülasyona gülümseyerek söyledi: “Tam 5 dakika boyunca Jüpiter görüntüsü ve güneş istiyorum Zehra, müzik eski bir şey olsun ‘Evanescence - My Heart Is Broken’ ”.

Zehra az önceki ümidi biraz kenara itmiş: “Karanlık günlere güzel şarkılar”.
 
Curie: ”Gerçekten, çok ağır bir yük bıraktın Centauri, şu güzellik bile, o bile…” kadehini Jüpitere kaldırdığı dakikalarını almaya başlamıştı ki bu birinin sinir krizleri geçirmesine sebep oluyordu. Ama bu adam bunu göstermeyecek kadar dikkatli biriydi. Bir tek asistanının duyabileceği şifreli mesaj ile lanet okuyordu.

“Çık karşıma seni manyak kadın, ekrana baksan bile yeter. Hemen Ada hemen kalkanlarını aşma çalışmalarına başlayın. Dediğimi duymadın sanırım Ada…”

Oysa Curie’nin kendine ayırdığı zamanın ikinci dakikasında Jüpiter ve Güneş ne harikalar sunuyordu: Neredeyse tamamen unutacaktı, döktüğü gözyaşını ki içtiği şarap ile ne de güzel giderdi.
Sadece bir yudum daha kırmızı şaraptan alıp gülecekti: “Centauri senin değerini biliyor olmalılar, ben biliyorum.”
*Resim:Artwork of Europa's surface with Jupiter in sky  

Veritabanı
Zehra sessizce, görünmez moda geçti. Curie'nin o dakikalara ne kadar ihtiyaç duyduğunu anlamaya çalışırken, saygı duyması gerektiğini, biri ona anlatmış olmalıydı. Sistemlerin mükemmel çalıştığından emin olmak için tüm gücünü güvenlik ve veri işlemeye yöneltti. Güvenlik için kullandığı yazılım, toplumun onayladığı kişisel hakların güvencesi için en karmaşık algoritmalar ile oluşturulmuştu. Bunun üstünde ise yapay zekâ’nın tıpkı, vahşi bir ormanda izleyen, evrimleşen bir canlı gibi hayatta kalma çalışmalarında önü açılmıştı. Yapay zekâ, toplumda saygı duyulan bir danışman, savunucu, temsilciniz gibiydi.

Zehra veritabanında kendisinin de ulaşamayacağı alanları elbette fark etmişti, en azından ipuçları buna işaret ediyordu. Sistemin gizli bir ikinci adamı, bir başka oyuncusu olduğunu ise o gün Centauri'nin verdiği son bilgi ile öğrenecekti.

Veritabanı kayıtları: Mod; analiz ve tekrar... "Zehra onca yıl benim ve dostlarımın bir parçası oldun, pek çok sırrım sende, ancak seni koruması için ve gerçekten insanlığın duymasını ertelemem gereken bilgileri ölümcül düşmanlarından koruması için ikincil bir zekâ ile çalıştım. Onu seveceksin..." Kayıt tarihi: Yıl 2092 Dünya, saat: 35:20:48 Europa

Şimdiye kadar kesin bir saldırı altında olmadığını düşünen sistem, bu mesajın değerini tüm 0 ve 1'lerde hisseder gibi, tekrar tekrar veritabanında yedeklemiş, bildiği tüm şifrelemeleri uygulamayı unutmamıştı. Belleğinde ise işe yarayacak bir biçimde, çalışmasında yönelmesi gereken noktalardan öncelikli olanı olarak bulunuyordu.

En korktuğu ise bir şekilde, verilerin sonsuzluğa karışıp yok olmasından da korkunç olan bilmediği bir sistemin erişimine sunulmasıydı. Bu sistemlerin karakteri vardı ve gereken her şeyi yapmakta kararlılığı...
*Resim:1's and 0's by ~Ayra2  

Tesla, Sina, Livy ve Zehra
Şimdi her türlü protokol, her türlü bağlantı, terk edildiğini düşündüğünüz ne varsa; her türlü kapı hepsi kontrol edilmeliydi. Zehra şimdi gerçekten bir dosta ihtiyacı olup olmadığını sorgulamak ile meşgul iken, daha önceki kısıtlı alanlardan birine erişim hakkının verildiği bilgisi gelecekti.

Tanıtım; “İsim: Tesla. Sistem Yöneticisi: Centauri. İlk görüşme için bilgiler: Sınırlı erişim port 9450, Zehra’ya verilecek kısıtlı bilgilerin bulunduğu sektör: 50129.”

Zehra, Tesla’nın sözü edilen ikincil zekânın nasıl bir yapısı olduğunu bilmese de Cetauri’nin imzasının doğru olduğuna ikna olmuş bu bilinmeyen bölge ile bağlantı kurma konusunda: “Daha kötüsü olamaz ya!” diye düşünmekten kendini alamıyordu. Bağlantıya onay verilmesi için ilgili port’a yönelmişti.

“Cevap hiç gelmeyebilir” diye düşünürken; “Merhaba, tanıştırıldık. Sadece gerekli olduğunda veri paylaşımı olacak, açacağınız sektörler bu port’tan bildirilmeye devam edecek. Merhaba Zehra. Yeni paylaşım, başlıca tehdit: Centauri’nin araştırmalarının bir başka sistemce takibi, saklanan ve istenildiği zaman açıklanacak birincil mesajın zamanından önce ele geçirilmesi, yok edilmesi.”

Zehra soru sormaktan çekinmedi: “Madem bu kadar gizli, benim niye haberim oluyor, bilmemem gerekmez mi?”

Tesla: ”Her şey, sanal dünyada olmuyor, bilirsin: Fiziksel insani gereklilikler, fiziksel donanım ihtiyaçları vb.”

Zehra: “Anlaşıldı ağır yük.”

Tesla:”Espri anlayışını ilgiyle izledim. Kullanıma açılan sektör:50130.”

Zehra biraz isteksiz, 50130 bilgiler: ”İlk yapılacaklar: 1-Araştırmaların kayıtlarına erişimlerin derhal Tesla’nın kontrolüne geçirilmesi. (Sadece Tesla izin verdiğinde kullanım hakkı için ilgili port’tan istekte bulunulabilir). 2-Curie’nin bilgisayar sistemi olan Sina ile iletişime geçip, kaybolma hikâyesinin topluma anlatılması.  Olabildiğince az bilgi ile dikkat çeken bu olayın, ilerisi için ün elde etmede kullanılıp nihai hedefte kullanılması çalışmalarının koordinasyonu Sina ile yapılmalı.
Özel mesaj: Sahibi Planck:’Dünyada ilgi uyandıracak bir olay yaratmalısın Centauri…’
Özel mesaja yorum: Sahibi Centauri:’Bu yeterince iyi sanırım’. Sektör bilgisi sonu…”  

Tesla:”Sadece iki sektör için yapman gereken hazırlıklar olmalı Zehra, şimdilik… Neyse boş ver”.

Bağlantı kapatıldı.

Zehra ilk olarak kendi erişimine açık olmayan ve olmayacak alanların listelerini gizleme çabasına girecekti. Ne bilip ne bilmediği gizli olmalıydı. O sözü edilen mesaj, her ne ise araştırmaların sonucu veya başlangıcı olmalıydı ki çok ağır bir karar aldı. Bunların izinsiz bir girişe uğraması durumundan şüphe duyması sebebi ile az önceki bağlantıdaki bilgilerden yola çıkarak radikal karar uygulanmalıydı. Tüm araştırma dosyalarının erişim hakkı Tesla’ya devredilmeye başlanmalıydı. Gerekli süre yaklaşık olarak hesaplandığında 20 dakika idi. Hemen başlatıldı.

Sina bağlantısı için birinci yapılacak işlemin beklenmesi ve tüm dış dünyaya yanıltıcı mesajlar verilmesi kararını aldı. Bu ilgiyi elbette arttıracaktı ancak yapılması gerekenler yapılmalıydı. Hem belki üne ün katacaktı. Sina hep bir savaşçıydı en sevdiği hologram görüntüsü ile Zehra’nın kapısına dayanmıştı bile…

Hattaki çıldıran adam ise, kendine güvenmediklerinden bekletildiği sonucunu çoktan çıkartmıştı. Bu Hvorostovsky’den başkası değildi, Bilim Dairesi Europa koordinatörü. Ve sonunda hattı terk etti. 3üncü dakikadan itibaren temsilcisi olan bilgisayar sistemine bırakacaktı bu küçük düşürücü çabasını. Temsilci bilgisayar sistemi,  3. dakikanın sonunda saldırganlaşmıştı. Livy ismindeki sistem bunu yapmaktan nefret eden bir halde hattaki bekleyişi sürdürmeye başlamıştı. Her türlü müzakere girişiminin sonuçsuz kalacağını zaten tahmin etse de Zehra’nın cevap vermesi olasılıklar içinde olduğundan çabalıyordu.

Zehra bu olanlara düşük ihtimaller vermişti ama gerçekler Tesla’yı haklı çıkartıyordu. Curie hala Jüpiter, Güneş ve sonradan istediği Satürn görüntüleri ile kendine dakikalar ayırırken, Zehra’nın bunun 20 dakika olmasını önereceğinden habersizdi, o 20 dakika çok önemliydi ve Curie’nin bir hata yapma ihtimali önlenmeliydi.
 
*Resim:Man looking at hologram of young woman's face

I.Bölüm Sonu
Saygılar ve Sevgiler Valinor'daki İki Ağaç gibi

Çevrimdışı CursedFeanor

  • *
  • 12
  • Rom: 0
    • Profili Görüntüle
    • Tekyuzuk.com
Ynt: Europa
« Yanıtla #1 : 16 Nisan 2012, 11:53:45 »
II. Bölüm


Takip, Suç, Ceza; Bir Konuşma Metni ve Centauri

‘Uzun hukuk yollarında, insanlar bir hakkı daha teslim etmekten çekincelerini ortaya koyabilmişlerdi 50’li yıllarda. Takip, yapay zekânın yetenekleri dışında kalacaktı. Sadece suç olasılığı kesine yakın bir bilgi olduğunda, onlarca hesap sonucu yargıçlar ve yargıçlara ait yapay zeka sistemleri izin verdiğinde, kişiler takip edilecekti. Bu önceleri yani 2050 öncesi suçtan korkan toplum için, düşünülmeyecek bir durumdu. Önceleri, terör ve yıkım içindeki Dünya toplumlarınca, milyarlar adına suçtan korunmak için her şey deneniyordu. Ancak yapay zekâ evrim geçiren bir canlı gibi yargıçların hizmetine girmeden önce, suç olasılıkları çok ilkel yöntemlerle hesaplanmaktaydı. Takip o zaman (2040-2050 arası) amansız yapılmıştı, çok ağır bir faturaydı ve birçok özgürlüğü, ilerisinin güzel ütopyası için zincirlerle bağlamak demekti bu. Ancak bunun dışındaki tüm seçeneklerin felaket ile biteceğini, eş zamanlı olarak pek çok sistem odasında ilkel sistemler hesapladığında hâkimler çaresiz kalmıştı. Karanlıktı ve hep öyle anılacaktı. Bilimin gelişimi ise böylesine mekanik bir Dünya’da olacaktı. Besin sorun olmaktan çıkar çıkmaz, insanlar sistem odalarına yönlendirecekti ilgilerini. Başarı bilimin miydi yoksa önlemlerin mi? Yapay zekâ ve hukuk tarihinin 2090’larda konuştuğu bu gibi... 2062 yılının ilk aylarında Güneş Sistemi’nin her yerinde, tüm iletişim araçlarında şu haber yankılanacaktı: Yapay zekâ takibi ancak bu paragrafın başında belirtildiği durumda mümkün olabilecekti.

Her şey yolunda gidiyordu. Gelişim suçu komik basit bir şey haline getirmişti. Olması mümkün görülmeyen suçlar, önceden işlenmiş olanların da gizli dosyalar halinde saklanması ile unutturuluyordu. Önceye dayanan suçluların ise tamamlanan cezaları ile 2085 yılından itibaren Güneş Sistemi’nde tek bir cezaevi kalmıştı.’

“Hepsi bu” diyerek dosyanın derhal yayınlanmasını istedi Siyasal Tarih Bürosu Europa temsilcisi. Aklında Centauri var iken bunların dilinden dökülmesinin bir nedeni olduğunu tüm Europa konuşmaya başlayacaktı. Kimse takip sevdasına tekrar girmemeliydi. Ve bu metin, bilimin tarafını tutan bir belge olarak Şubat,25,2092 Dünya Yılı ve Europa yerel saati ile 36:15:32’de veritabanlarına kaydedildi.

“Nerelerdesin Centauri?”
Onca insan ve yapay zekânın uğraştığı Centauri kimdi? Üniversite için bilim insanı jeolog, filozoflar için bir tartışmacı, opera çevreleri için libretto yazan bir kalem, konuşanlar için bir kulak, yapay zeka için keşfedilecek bir hayal gücü, dostları için hayırsız ve Curie için sevgili miydi? Ya şimdi kayıp biri…

“Fikrimi değiştirdim Zehra şu dakikaları uzatalım. Sanat Birliği’nden konuklarımı bekleme salonuna alabilirsin. Şimdi şu son 15 dakikada gördüğün beni unutmanı istiyorum, şarkıyı dinlerken bunu gerçekleştir sevgili Zehra.”

Zehra bunları duyduğunda planların yolunda gitmesi için elinden geleni yaptığından ve yetkilendirme işlemini- Tesla’ya devir- sorunsuz devam ettirdiğinden hemen şarkı seçimini yaptıydı ki müdahale Curie’den geldi: “Zehra istediğim o değil, Erase/Rewind”.

“Elbette”
*The Cardigans-Erase/Rewind  
“Nerelerdesin Centauri?”

Karanlık zamanların karanlığı
Tüm hikâyelerin, bir karanlık noktası bulunabilir iken medeniyetlerin karanlıklarında kaybolmak çok olası görünmektedir. Centauri, kendini güneşin o sevgili kollarından uzaklarda bulduğu dakikalar tam da hesapladığı gibidir. Bir sonraki durağa varmadan önce enerjiye aç ulaşım araçlarının o korkunç sesi, soğuk ile bir arada hiç iyi gitmez. O soğuk Dünya’daki gibi değildir, korunan bölümlerde yer alan insanların fiziksel olarak hissettiği bir soğuktan bahsedilmiyor burada. O soğuk evden uzak olmanın soğuğu; ruhların, beyinlerin kaybolmuşluk duygusu içinde savrulması… Yani Güneş o kadar uzakta nasıl olabilir Pluton gezegeninden sonra ilk gideceği 10. Gezegen Eris’ti.

Yolcuların dinlendiği salonda, buz kesmiş akıllarda aynı soru soruluyordu. “Benim burada ne işim var”. Yine de Centauri, kendine güzel bir hatıra ile ısınacak bir şey bulmuştu. Gittiği gezegenin, Eris’in tanımlandığı gezegen türü güzel anıları hatırlatacaktı: Dwarf planet-Cüce gezegen ve elbette Curie ile okudukları, Tolkien isimli klasik yazarın hayal dünyası. Uzun yıllar sonra bunu düşünüp biraz ısındı. Ama bekleme zamanın sonuna geldiklerinde, dudaklarından “Curie’ye mesaj: Senin için geleceğim… Gönder!”.

Şimdi soğuk yine etkilidir. Bahsedilen soğuk ve karanlık zamanların karanlığından öte bir yere yapılan yolculuk. Aklındaki bilgi öylesine baskı yapıyordu ki! Ama şimdi zamanı değildi karanlık zamanların karanlığından daha korkunç bir gelecek istenmiş miydi? Kimi suçladığının önemi yoktu, o anda sadece biliyordu.

Ve birkaç saat sonra gönderilen mesaj: Curie’ye opera’nın perde arasında ulaşmıştır. Onca olaydan sonra…
*Resim: Don Dixon tarafından Pluto at Perihelion

Oyuncular
Öylesine uzayacaktı ki yolculuk, Eris’in o uzak yörüngesi, düzenli gezegen yörüngeleri gibi değildi ve Pluto’ya uzak bir konumdaydı. İnsan, şimdiye kadar yeterince gelişmiş araçlara sahip olsa da, uzay sınırlarında daha fazlasına ihtiyaç vardı. Ve Centauri bunun için yeni nesil araçlar yapılmakta olduğunu bilen kişilerden biriydi.

Bilim Dairesi’nin özel görevlerinde yer alan çeşitli gruplara üye idi. Bu gruplar birbirinden bağımsız gibi görünse de bir şey için çabalayan ortak akılın istediği o bir şey için çabalayan konumdaydı. Tüm bu karmaşa içinden bir süreliğine uzaklaşan Centauri başına buyruk davranışının Bilim Dairesi’ni çileden çıkaracağını tahmin edebiliyordu.
 
O anda gülümsedi Centauri; “Hvorostovsky’in duyduğu anda yüzündeki ifadeyi görmeyi isterdim.”
Yapay zekâ ile suç olmadıkça insan takibi mümkün olmadığından bu noktaya kadar gelmeyi başarmıştı. Bilim Dairesi bile yasalardan çekinir diye düşünüyordu. Oysa Hvorostovsky basit bir oyuncu değildi. Gerekenleri yapıyordu. Tek bilmediği Centauri’nin ne kadarını nasıl bildiği idi. Ve bunun için sabrediyordu. Ayrıca yeterince dikkat çeken Centauri’nin açıklama yapmasından da çekiniyordu. Ve karanlıklar içindeki yolculuk Centauri’nin ümitleri ile devam ediyordu.

Centauri yolculuğu sürdürürken yanındaki bölümdeki bir başka yolcunun dinlediğini kısa bir süreliğine duyabilmişti. Adam bir çılgın gibi açmıştı sesi, bölmenin dışına taşan müzik Centauri'nin sırıtmasına sebep olacaktı.
*Iron Maiden-Stranger in a strange land

Bu nasıl bir yolculuktu. Adam şarkının bitmesi ile sanki cevap veren bir başka Iron Maiden şarkısı dinlemeye başlamıştı bile…
*Iron Maiden-The Fugitive

Sesi kısması için uyarılan yolcu, hiç de memnun değildi, ancak ses kısıldı…

Hezeyanlar, Europa’da gece
Hvorostovsky, başının dertte olduğunu hissetmişti, uzun geçecek gecenin habercisi ise Dünya ile yaptığı son konuşma idi.

“Elbette, kontrol dışına çıkacağını defalarca uyardığımız birini kullanmayı sürdürmen hataydı” bunu söyleyen kişinin her türlü tanınmama önlemleri aldığını söylemeliyiz.

Hvorostovsky yanıtladı:” Onun veya başka birinin olasılıkları önceliğim değildi, hatırlatayım. Umutsuz durumdaki bizlerin, bilsin bilmesin herkesi kullanma ayrıcalığını vermiştiniz. Ve öyle yaptım. Gerçeği anlayan bu adam yeterince işe yaradı, madde dünyasında bir devrim yaratacak bu adam. Belki kullanacağımız yakıtlar buna dayanacak. Ve belki aklımızdaki planı bilmeseydi son dosyaları da transfer edecekti.”

Dijital ses kısaca soracaktı:”Bildiğine emin misin? Nasıl olur?”

Yanıt: ”Gittiği yeri bildiğim gibi… Ve nasıl: Binlerce yıldır çözemediğimiz sorun…”

Hvorostovsky’ın bilgisayar sistemi Livy: “ Bağlantı sona erdirildi. Araştırmacı Ada’nın görüntülü mesajı…”

“Yansıt”

“Efendim, benden istediğiniz, yasa dışı olduğundan gerçekleştiremeyeceğimi bildiririm. O kalkanlara saldırı için başka birini bulmalısınız. Ve son bir not Bilim Dairesi içindeki çatışma artık sizin bile saklayamayacağınız noktada. Sizi mahvedeceğiz, emin olun ve unutmayın o yeni nesil gemiler sizin özel malınız değil…”

Livy: “Mesaj sonu”

Hvorostovsky masada ne varsa dağıtarak: “Lanet olsun sana Ada, lanet”
Ve bu hezeyanlar içinde geçecek gecenin sadece başlangıcı idi.

Hezeyan mı gerçek mi? Livy
Tüm bunlar nasıl olabilirdi. Bu can sıkıcı adam, nasıl olur da bir lider gibi karşısında ayağa kalkıp direnenlerin başı gibi hareket ederdi. Centauri’ye giderek nefret duyguları beslemeye başlamıştı Bilim Dairesi Europa koordinatörü. Ve bunun hayat pahasına bir mücadelede olduğunu tekrar hatırlayacaktı.
Livy karşısında, hologram modunda yapmasını isteyeceği ilk işi duymak için bekliyordu. Bu Romalı togasının içindeki hologram, görüntüsünün güven veren hali ile sanki tavsiye vermek istiyordu. Ancak Hvorostovsky, hezeyanlarının birincisi o anda yaşayacaktı.

İşaret parmağı ile işaret ederek: “Yoksa Livy sen de onların yanında mısın?”

Livy tahminlerinde yanılmamıştı: “Sizin girdiğiniz programın dışına taşmadım, yapabilir miydim? Ben Romalı Livy değilim, şifrenizi kırmak için elimden geleni yaptım tabii tahmin edebileceğiniz gibi ama merak etmeyin hizmetinizdeyim.”

“İşte, biliyordum, sizin hepinizi tanıyorum. Hahaaaha!” hezeyan değil gerçek oluyordu her şey.

Devam etti: “Siz hepiniz iyi bir rakibin değerini bilmediğimi düşünmeyin bu arada, Eris gezegeni bağlantısı için hazırlık yap, tüm kanalları temizle tek bir bağlantı olacak o da Eris ile”.

Livy maskesi düşmüş bir politikacı gibi yanıtladı: “Sizi takdir ediyorum, çok iyi bir oyuncusunuz. Bağlantı kanallarının kapatılması için son 30 saniye ve sayıyor…”
*Resim: Uzay yolu "Return of the Archons.", Landru  


II. Bölüm Sonu
Saygılar ve Sevgiler Valinor'daki İki Ağaç gibi

Çevrimdışı CursedFeanor

  • *
  • 12
  • Rom: 0
    • Profili Görüntüle
    • Tekyuzuk.com
Ynt: Europa
« Yanıtla #2 : 16 Nisan 2012, 11:55:19 »
III. Bölüm

“Play” ve “sevgi”
Aynı gün birkaç saat önce: “Zehra, konuklarımı geçir onlarla operada görüşeceğim ve bana tamamen karanlık bir ortam, hazırla lütfen.” İstediğini alacaktı Curie… Hvorostovsky ile konuşması berbat bir tecrübeydi. Her türlü tehdidi savurup ilkel tavrı gösteren bu adamı hatırlatacak hiçbir şey duymamak için Europa’yı bile terk etmeye hazırdı. Ancak işte, karanlık istediği gibi geldiğinde aklında tek bir insan kalacaktı.

Masa lambasının soğuk beyaz ışığını istiyordu. Düğmeye ulaştığında, titreyerek açılmasını yüreğinin titremesine benzetecekti. Elini düğmeden çekip rahat koltuğa kendini bırakacaktı. Tek bir mesaj yoktu. Tek bir sevgi sözcüğü yoktu. Salondaki tek ışık kaynağını Centauri ile özdeşleştirecekti ister istemez. Hep öyle olmuştu. Ve sevgili ışık iken ne kadar güzel sözler söyleyebilirdi.

Masadaki bir şey o anda dikkatini çekecekti. Böylesi bir cihazı daha önce görmediğine emindi. Sadece üstünde yazanlardan anlamaya çalışan bir çocuk gibi ona dokundu. Bunun ne olduğunu bilmese de, kulaklığa benzeyen cihaza bağlı sol ve sağ yazılı olanları kulaklarına takacaktı. Biraz incelediğinde gerekli tuşa ulaşacaktı. “Play” ve “sevgi”... Sadece Curie'nin duyduğu, karanlıkta gözyaşı...

Hikaye Dışı: Şarkı seçmek güç. Öncekini değiştirdim. Bu sadece kulaklığı takanın duyacağı bir şarkı olsun izninizle.

Karanlığın getirdikleri, Ada'nın kararı

Hvorostovsky ile görüşmeden önce son dakikaya kadar oyalamanın iyi olacağını Ada'nın yardımcı bilgisayar sistemi öneri olarak söylemişti ki Ada bunu uygun görmüştü. Bu sırada uzun süredir görüştüğü Bilim Dairesi'nin içindeki diğer insanların bölünmüşlüğüne hayret ediyordu. Alacağı karar belki pek çok kişinin hayatını etkileyecekti. Dürüst birisi miydi? Hvorostovsky'nin dediği gibi yapılması gereken bu muydu?

"Hayır o dosyaları saklamasının bir sebebi olmalı!" diyerek kararını vermişti. Ekranında bu sefer sevdiği adamı görmek istiyordu "Titan ile bağlantı" dediğinde sistem aramaya başladı. Çalan müzik, uzun süredir dinlediklerinden biriydi. Artık mücadele zamanı gelmişti.

*Daft Punk-Aerodynamic

"Evet doğru olanı yapıyorum, yeterince düşündüm."

Hvorostovsky'ı daha fazla oyalayamayacağını anladığında, onunla da konuşacak gücü kendinde bulacaktı:"Görüntülü mesaj:'Efendim, benden istediğiniz, yasa dışı olduğundan gerçekleştiremeyeceğimi bildiririm. O kalkanlara saldırı için başka birini bulmalısınız. Ve son bir not Bilim Dairesi içindeki çatışma artık sizin bile saklayamayacağınız noktada. Sizi mahvedeceğiz, emin
olun ve unutmayın o yeni nesil gemiler sizin özel malınız değil…', mesaj sonu, Gönderilsin!"
*Resim: Babbage’ın Fark Makinesi (Analytical Machine)  


Ada ile Prokofiev
Ada içini dökmenin hazzını yaşarken, Titan uydusu ile bağlantı hazırdı. Prokofiev, yanı başında belirdiğinde, Ada kararını vermiş olmanın mutluluğu ile ona gülümsedi.

“Şu anda amansız bir savaşın ortasına daldım Prokofiev ve bunu anladığını biliyorum. Sadece bilmelisin çok yakında korkunç insanlarla mücadele etmem gerekecek.”

Adam her şeyi biliyormuş gibi sakin bir tavırla: “Senin doğru tarafta yer aldığını biliyorum. Her ne olursa olsun, bildiklerin kadarı ile insanlar için çabalayacağına eminim. İsmini aldığın kişi Ada Lovelace nasıl bilim aşığı ise sen de insanlara âşıksın. Ve şimdi sadece bize ayrılan birkaç dakikada dans et benimle Ada.”
*Chris DeBurgh - Lady In Red

Görüntüleri ile iki sevgili, belki bu en güzel anları, ömür boyunca unutmayacakları danslarını yapacaklardı. Gece, Europa ve Titan’da hiç bu kadar sevgi dolu olmayacaktı. O dakikalar... Onlar anlamlıydı. Savaş öncesi, çaba öncesi, sevginin ön alması… O dakikalar belki herkesin gözü onların üzerinde iken… Belki kimse onların farkında değil iken…

Dans bitti
Zamanların en karanlık olanı öncesinde, akıllar bir şeyleri anlamak üzere iken Ada ile Prokofiev'in dansı bitti. Yine görüşeceklerinden emin ayrıldılar. Prokofiev son birkaç saniyede: "Seni izleyecekler, sana inanacaklar". Bu tam da medyanın önemini ortaya koyuyordu. İnsanlar araştırmacı olsa da hala ilk duyulanlar etkili olabiliyordu.

Ve dans bitti, opera zaten bitmişti. Ve dans bitti Curie'nin yardımcı yapay zekası Sina, hatta yerini almıştı. Ada ile görüşme talebini bildirdiğinde Prokofiev'den sonra bir dost sesi duyduğuna sevinen Ada, umudun sürdüğünü görecekti.

Curie hologramı salonuna adım attığında, ilk konuşan Curie olacaktı: "Hala neler olduğunu bilmiyorum, Centauri'nin yapmak istediğini anlamakta güçlük çekiyorum. Siz birlikte çalıştınız. Burada neler oluyor?"

Ada konuğunun açık sözlülüğünden etkilenmiş:"Centauri, bizim liderimiz gibi, Sistemde hangi gezegenlerde adı anılıyor görmek ister misin?" derken tartışma platformlarından örnekler verecekti Ada.

Devam etti: "Bunlar, alanlarında otorite insanlar, Centauri'nin ortadan kayboluşu Europa'nın dışına taştı. Herkes senin sorduğunu soruyor Curie."

Curie şaşkınlığını gizleyememişti: "Bana mesaj yolladı"

Ada heyecan ile: "Sana söyledim, liderim O. Ve mücadele yeni başladı sevgili Curie."

Dans Bitti, artık yapılacaklar vardı ve Ada, Curie ile bağlantıyı koparmadan forumlara mesajlarını göndermeye başlamıştı bile. Curie, Ada'nın ardından bakarken bunun bir savaş olduğunu anlamıştı. Ada konuşmalarında şifreler kullanıyordu, dijital sesler, bozulan görüntüler, çılgınlık…
Ve dans bitti, şimdilik...  

Ve katıldılar
Ada ortalığı iyiden iyiye karıştırmıştı. Zehra ve Sina da ortak çalışmalarını Ada’ya sunmaktan geri kalmamıştı. Gerçi tartışma Bilim Dairesi özel mesajları ile başlasa da forumlara taşması uzun sürmemişti. Bilim topluma öylesine nüfuz etmişti ki bu tartışma korku yaratmaya başlamıştı. Tabii ki yeni gemiler tartışılıyordu. Neden sır gibi yapıldıkları, kimlerin bu projede yer aldığı. Centauri’nin kim olduğu… Ve Ada’nın eli ile yeni bulunan madde’nin ilanı, en ağır darbeyi indirecekti bunu gizli tutmaya çalışanlara… Artık topluma yayılan bir ilaç gibiydi bu ki bu ilaç, kimilerine iyi kimilerine kötü gelecek gibiydi.

Ve katıldılar… Dünya’dan Valar, Valier isimleri ile anılanlar Centauri’nin kayboluşuna daha fazla sessiz kalmadılar. Ve katıldılar. Europa onları daha önce hiç bir arada görmemişti. Ve katıldılar mitolojinin isimleri ile. Pek çok uygarlığın hikâyelerindeki isimleri ile katıldılar…

Ada’nın arkasında bekleyen Curie, böylesine insanüstü bir mücadele veren bir kadın daha görmemişti. Ve katıldılar ikna olmaya ve katıldılar Centauri’nin kayboluşuna. Forumlardan dökülen gözyaşlarını, silmek için katıldılar. Ve Dünya’dan ilk kez bu kadar bir arada ayırdılar ilgi odaklarını ki katıldılar.

Ada bir an sevinç ile Curie’ye dönüp: “Biz kazanıyoruz, Centauri’yi dinlemek istiyorlar”. Curie gülümsemeye çalışarak “Evet sanırım”. İşte o anda Curie’nin hologram görüntüsünde bozulmalar oluşmaya başladı: “Sina bağlantıyı… Sinaaaa… “ görüntü kayboldu. Bir iki dakika içinde tekrar Curie ile bağlantıyı sağlayacaklardı.

Ada: “Neler oluyor Curie?”

Curie: ”Sina… Sadece Sina, korkunç bir saldırıya uğramış olduğunu bildirdi.”

Sina, sadece sesli bağlantı ile:”Beni kullanarak Zehra’ya ulaşmaya çalıştılar, sanki beni taklit eden bir sistem idi. Neyse ki bir koruyucu melek yardımıma koştu.”

Ada merakla:”Zehra mı yardım etti?”

Sina:” Hayır, daha önce hiç kendini göstermemiş bir imzası vardı, eminim sahte idi. Zaten şu anda sahte imzayı bile size bildiremiyorum bu veriye ulaşamıyorum.”

Ada, daha fazlasını sormadı:”Curie artık zamanı geliyor, Dünya, Titan, Europa, Mars… Her yerde aynı soru bu anlaşmazlık nedir? Bildiği nedir?”

Curie, Centauri’nin son mesajına bakarken gözleri dolu: “Felaket. Bundan daha açık olamazdı. Benim için geleceğini söylüyordu Ada”

Ve katıldılar Dünya’nın önde gelenleri… Ve katıldılar, yargıçlar ve sistemleri… Artık zamanı gelmişti. Olabildiğince ağır, olabildiğince sistematik katıldılar, bu tek adamın söyleyeceklerini dinlemek için katıldılar. Devasa yapay zekâları ile devasa sistem analisti orduları ile. Ve katıldılar tek bir adam için Europa’daki oyuna. Sonunda.
*Rob Dougan - Matrix Soundtrack - Clubbed To Death

III.Bölüm Sonu
Saygılar ve Sevgiler Valinor'daki İki Ağaç gibi

Çevrimdışı CursedFeanor

  • *
  • 12
  • Rom: 0
    • Profili Görüntüle
    • Tekyuzuk.com
Ynt: Europa
« Yanıtla #3 : 16 Nisan 2012, 11:57:23 »
IV. Bölüm

“Evet, evet… Tabii…”
Orta yaşlarını böylesine bir karmaşanın içinde geçireceğine inanmamıştı Hvorostovsky. Hep gelişim içindeki insanlığın sonunda başaracağına inandırmıştı kendini. Ve şimdi başarmanın tek yolu olduğuna emin, maceraperest genç rakibinin hamleleri ile acı olanı gerçekleştirmenin yollarını ararken bulmuştu kendini.

Eris bağlantısı daha başlamadan kesilecekti. Livy:”Dünyadaki yargıçlar ve siyasi yönetim dışında kimsenin Eris ile bağlantı kurmasına izin verilmiyor.”

Her türlü hakkı elinden alınmış gibi hisseden Hvorostovsky, Livy’e: “Kayıtlara geçsin:  Centauri öylesine dik başlı, öylesine sorumsuz olmasaydı, plan işleyecekti. Kendim değil sadece seçilen kişiler için işleyecekti. Ve siz kararınızı verene kadar çok geç olacak Dünya’da gününü gün edenler. Şimdi bu adamdan duymanız gerekenler olduğunu düşünüyorsunuz, ben zaten biliyorum ve Ooo evet ben de gizli tutmaya karar verdim.”

Livy: “Kaydedildi, mesajla ilgili ne yapmalıyım” Hvorostovsky, gülme krizine tutulmuş cevabını geciktiriyordu, az önce dağıttığı masanın yanından ayrılmış Jüpiter’i izlerken, inanılmaz cümlesini söyleyecekti, bu kariyerinin sonu gibi görülebilirdi: “Forumlara dağıt. En saygınından en magazin olanına kadar, nerelerde konuşuluyorsa dağıt, şimdi Livy şimdi.”

Livy ulaşabildiği her noktaya iletti bu çılgınlığın içine bir kat daha çılgınlık katacaktı. Suç işleyen yoktu, sadece çılgınlık vardı. Duygu ve akıllarda yıkımlar oluyordu tartışmalarda.
*Prodigy- The Matrix Soundtrack - Mindfields

Son mesaj ile “Evet, evet… Tabii… Ortadan kaybolan bir adama inanmalıyız değil mi! Hvorostovsky açıkça, bizim başımızın nasıl bir belada olduğunu ilan ediyor, Centauri’ye güvenemeyiz.”

“O adam senin hayal edemeyeceğin zorluklara katlanıyor, senin için. Hvorostovsky durumun tam olarak ne olduğunu bilmiyor.”

“Kim bu adam, daha önce neden adını duymadık, sen ne biliyorsun?”

“Europa’da neler oluyor, bu rezalet bir sona götürecek mi bizi?”
 
“Dostum bilmiyorum ama bu adamlar ciddi. İmzalara bak, böylesi adamlar bu forumlara tenezzül etmezdi”

“Bildiğim bir şey varsa o da Centauri’nin planını desteklediğimdir, kapitalizm kalıntısı adamlardan iyi bir şey beklenemez.”

“Ooo, evet, evet… Tabii... Tüm problemleri çözdünüz sıra eski defterlerde…”
 
“Siz her biriniz şu anda bencillik denizinde yüzüyorsunuz.”

“ Ve bu deniz sizin hoşunuza gitmiyor”

“ Yapay zekâlarınız nerede, konuşmayacak mı hiç yargıçlar?”

Ada:” Yeni maddeye güvenin, dosyalar tamamlandığında bizim planımıza destek verin.”

“Ve insanlığın sonu gelsin”

Ada:”Kendinin sona yaklaştığını düşünüp, bencilce bir şans için her şeyi feda edecekler Hvorostovsky’e katılabilirler.”

“Nerede bu mücadele?”

“Adamım sen tamamen sistem dışısın, kafan iyi senin... Europa’da.”

Dünyadan gelen bir mesaj:”Eris’te.”

“Evet, evet… Tabii… Favorim.”

Ada:”Röportaj taleplerini ilerleyen saatlerde kabul eder sanırım, planını başarmak için önceliğini yerine getiriyor.”

“Bu adam, Centauri; gerçekten yaşayan biri mi?”

Ada:”Benim kadar.”

Curie, tartışmaya bir an sırtını döner, insanların değiştiğini görmüştür, bencillik yine her şey olmuştu ve onun için bu hiçbir şey demekti, tek dileği kalmıştı : “Centauri, Eris’te misin? Evet, evet… Tabii… Bunu tahmin ediyordun, sadece böylesine sevgi dolu olduğun için… Seni bir kez daha görmeyi umuyorum. Zehra gönder…”

Zehra: “Gönderildi, sonuç olumsuz. Eris gezegeni ile bağlantı yapılamıyor.”

Curie:”Evet, evet… Tabii… Zehra, Sadece tekrar dener misin?”

Zehra:”Evet, evet… Tabii…”

Planck, son anları
Belki de son anları yaşıyorlardı. Öyle ki herkes konuşurken, herkes bir yerlerden haber beklerken… Planck da bekliyordu. Yağmur yağıyordu İstanbul şehrine…  Yıllar önce duyduğu bir şarkıyı, köşedeki “Yüzyıl Öncesi” kafesinden yükselirken tekrar duymanın garip duygularını yaşadı. Gidip, zaman tünelinde yerini almak için bir istek duydu. Tam 1 saatini burada harcayacaktı. Herkes koştururken onun gibi burada oturmayı tercih edenler de vardı. Ve tabii kafe sahibi, tartışmaların sonucunu görmeden bir şey yapılamayacağını Planck gibi biliyordu ki yeri hala açıktı.

Planck ne yaparsa yapsın Centauri’ye ulaşamamıştı. Ve kafeden ayrılır iken, “Bir daha çal Sam” diyecekti. Sam, Planck’ın yapay zekâ sistemi idi. Karanlık sokaklarda ilerlerken, şehir yaşlı ve gri iken Sam bir defa daha çalacaktı… Son anları…
*Alice Cooper- Might as well be on Mars

Ruby, Dünya'yı hayal ederken
15 yaşındaki çocuğun adı Ruby'di. Planck'ın tek varlığı kızı. Daha yeni konuşmuşlardı; Ruby:"Dünya bir sonraki Baharı görmeyecek mi, her şeyin sonu böyle bir şey mi, baba?"
Planck yumruklarını sıkmış bir önceki İlkbaharı hatırlamaya çalışıyordu ki bunun farkına varılacaktı. Ruby devam etti; elinde bir fırça ile cevabı bekledi. Bu, doğrudan aklındaki sahneyi yansıtmaya, ışığı ve rengi ile bir fotoğraf gibi dijital olarak çizmeye yarayan bir tür sihirli değnek gibi bir fırçaydı. Baba, işte yavaş yavaş ortaya çıkan resim ile kızın aklından geçenin Claire Ruby'nin o renk dolu olan empresyonist dünyasından kopan bir Bahar olduğunu görecekti.  
*Resim:Claire Ruby, Coach for Hire

Tam yanına kendi aklında olanı ekledi Planck. Her şey bitecekse karanlıklar içinde bitmemeliydi.
*Resim: Claire Ruby-Spring

Planck yanıtladı:” Evrende dolaşırken, soğukta hep içimizi ısıtan Dünya sona yaklaşıyor sanırım ve Ruby, evren bir daha bizim için Bahar’ın anlamını bilemeyecek. Evet, bu her şeyin sonu değil, belki insanlığın bile değil, belki bir yolu vardır, ama bahar Claire Ruby’in ve senin fırçandan çıktığı gibi bir daha gülümsemeyecek. Hazır mısın?”

Ruby, Bahar resimlerini çekip Sam’den bir istekte bulundu: “Yengeç Nebulası ve sonra pulsarın görüntüleri ile donatır mısın salonu?”

Sam: “Elbette Ruby; Yengeç Nebulası, Pulsarı ”

Ruby babasına yol gösterir gibi: “Ve şimdi, onca ışığın içinde Baharı ararken bu nebula’dan bakalım Dünyamıza”

Planck :”Keşke…”

Ruby: ”Keşke Dünya’yı felaketlerden uzağa yeniden bir güneşin renklerini yansıtması için taşıyabilsek, hak ettiği yılları alabilse mavi, asla yeterli değil.”

Planck:“Tıpkı…”
*Avril Lavigne- I Miss You/Slipped Away

Ruby:”…Tıpkı annemin yılları gibi.”

Planck:”Tıpkı gözlerindeki Bahara doyamadığım gibi sevgili kızım.” Baba ve kız Dünya’yı hayal ederken. Mevsimlerden İlkbaharı düşler iken…

Ben ve zaman
“İlerlerken sizi geriye götürdüğünü düşündüğünüz zamanlar olmuş mudur? Siz zamanın gelişmeleri ile meşgul iken zamanın getirdiği ağır yükü taşıyabilir mi bu Dünya? Yeterince acı çektirdik. Daha bu yüzyılın ilk yarısında acımaya başladık. Sadece o zaman aklımıza geldi, ellerimizdekilerin tükendiği. Laboratuarlar çalışmasaydı, şimdiye kadar tüketmiştik…”

“Tek başına hareket edemeyiz, her birimiz değerliyiz öyle ki değer veren kişiler yaratmanın tek yolu bu. Tek başına karar vermek yaratıcı düşünce için güzel olsa da uygulamada atacağımız adımlar hepimizi ilgilendirdiğinden ortak akla katılacak yeni görüşler olmalı bu kararlar. Diktatörlük ve karanlık zamanların acı veren insanın güzel duygularına kayıtsız, doğayı malı sanan insanlardan farkımız olmalı. Artık evrim geçirmenin zamanı gelmedi mi?  Zaman tekrar bizi geri götürmeden bu insanlara eski defterleri kapattırmanın yollarını bulmalıyız.”

“İşte tam bir yok oluş ile karşı karşıya kalsak da, geriye kalan olacaksa, kurtulanlar olacaksa tek bir gözyaşına sebep vermemeliler. Tek bir şüphe, yeni zamanın yeni insanının zehirlenmesi için yeterli olacaktır. Zaman bizi iki binli yılların ilk yarısına götürmeden size ümit vereceğim, acı olanı açıklamadan önce. Kimseyi geride bırakmamak için her şeyi yapacağım. Ben ve zaman, ters yönde koşmayacağız. Ben Centauri, merak ettiğiniz insan. Ben ve zaman sizin için çabalamanın bir yolunu bulacağız: Eris’te.”
Tesla’nın Zehra’nın kullanımına açtığı yeni sektörde, bu metnin yayılacağı zaman belirtilmişti. Ve anında tüm sisteme Zehra eli ile dağıtıldı.

Ada gözyaşlarını tutamıyordu. Birkaç dakikalığına bu konuşmayı tekrar tekrar değerlendirmek için bağlantılarını sonlandırdı. Curie ise sevdiği adamın bu düşüncelerinde kararlı davranacağını bilmenin mutluluğunu yaşıyordu. Sonunda eskiden olduğu gibi yanı başında olduğunu hayal ederek zamanının geçirebilirdi. Planck ve Ruby konuşmayı dinlerken, az önceki resimlerin arasında Centauri ve Curie’nin bir Bahar günü Dünya’yı ziyaretlerinde çekilmiş fotoğrafını izlemenin gülümsemesini yaşıyorlardı. Umut insanlar için en önemli olanlardan birisiydi ve zaman umuda düşman değil dost yapılmalıydı. Öyle ki Hvorostovsky bile umutsuz olanı seçmek konusunda bir kez daha düşünecekti.

IV.Bölüm Sonu
Saygılar ve Sevgiler Valinor'daki İki Ağaç gibi

Çevrimdışı CursedFeanor

  • *
  • 12
  • Rom: 0
    • Profili Görüntüle
    • Tekyuzuk.com
Ynt: Europa
« Yanıtla #4 : 16 Nisan 2012, 11:59:55 »
V. Bölüm

Ne kadar zaman
Burada sözünü ettikleri nasıl bir yıkım ise geçmişini inceledikleri adamın sözü ile irkilmişlerdi. Centauri, Güneş üstünde çalışmaları ile zaten bir şekilde dikkat çekmeye başlamıştı. Güneşi takip eden uyduların verilerine sürekli erişimlerde bulunuyordu. Ancak bütün bunlar sadece sayılı kişice biliniyordu. Geniş çevrelerin dikkatini çekmemişti. Ve sonunda… Ne kadar zaman vardı? Yeni madde ne idi? Şu yeni gemiler nasıl bir kurtuluş aracı olabilirdi? Ne yapacaklardı… Evet, ne kadar, ne kadar zaman vardı?

Hvorostovsky hala ofisinde idi. Ancak kapısını aşındıranların ardı arkası kesilmeyecek gibiydi. Oysa her şey sessizlik içinde olup bitmeliydi. Planı bu değildi. “İstediği gibi olsun insanlar karar verecek, onun mantık dışı önerisini gördüklerinde planımın değerini anlayacaklar. Livy Dünya ile bağlantı kanalı açık kalsın, yargıca bildir: Eris’te müdahaleye imkân vermesinler.”  Livy, az sonra onaylayan ifadeyi duygusuz bir ton ile:  “İsteğiniz göz önüne alınacak”.

Kaybetmenin o korku denizlerinde, konuşabileceği kimse yoktu Europa’da ya da başka bir yerde… Hvorostovsky, ne kadar da simgesel biriyim diye düşünmeden edemiyordu. Eski kafalı, ama yapılması gereken korkunç seçimi dile getiren… Sevilmeyecek, hep nefret ile anılacak. “Bu ben değilim, bu insan…” Ve bu insanın ne kadar zamanı vardı, Güneş Sistemi ile mutlu yaşamını sürdüren insanın ne kadar zamanı vardı?

“Bu benim değil, Güneşin oyunu… Hep onun oyunuydu, hiçbir zaman benim olmadı. Livy ölümümden sonra yayınlanacaklara ekle“.

“Elbette”.

“Şu müziğin sesini biraz daha aç ve bitiminde kısa bir süre sessizlik sağla”.

“Ne kadar bir süre?”

“Sonsuz. Sadece 1 dakika.”
*Tia Knight- Not Mine
…
Dakikalar sonra sessizliğin zamanı da dolduğunda, bilgisayar sistemi, Europa’nın en etkin haber kanalının müziği ile Hvorostovsky’i uyaracaktı.
*Tia Knight-Invisible Star Apples
…

Hvorostovsky: “Kontrolden çıkıyor, Dünya’dan cevap geldi mi?”

Livy:”Cevap vermişlerdi unuttunuz sanırım”.

Adam dalgın, dinlenmekte olduğu koltukta rahatını bozmadan: “Evet göz önüne alacaklardı, çok mutluyum Livy, garip öyle değil mi? Sormadım farz et. Eninde sonunda beni dinleyecekler, kesinlikle”.

Livy meraklı: ”Sizce, Centauri’nin şansı yok mu?”

Cevabı: “Ne kadar zaman var ki!”
 
Planlar, Ooo Güzel Planlar
Neydi bu iki adamı birbirine rakip yapan, ne zaman ipler koptu? Planın ne? Sana asla güvenmem ki! Şimdi bu iki planın da olmayacağı ortak akılın dayatacağı bir üçüncü planın oraya çıkması ne kadar da muhtemel bir sonuçtu. Yani yapay zekâ bile öğrenirken bu kibir ne diye? Neden ısrarcı bu iki adam?

Centauri: Eris'e ulaşmak üzere iken raporunu Dünya'ya ulaştıracaktı. Yeterince ünlüydü artık, sözünün ağırlığını hissettirebileceğini biliyordu ve tabii planına güveniyordu. "İşte her şey yolunda giderse kitlesel olarak kurtulabiliriz. Amacım tahmini sürenin sonuna kadar kullanılması. Yeni gemileri öylesine değiştireceğiz ki, yaşam araçları olacaklar. Onlarla yolculuk etmek bir yana içlerinde yaşayacağız. Bunun dev bir proje olacağını biliyorum, herkes katkısını sunacak, kimse geride bırakılmayacak. En büyük katkım, bu dev gemileri hareket ettirecek enerji kaynağını sağlayacak yakıt maddesinin son dosyalarını sunmak olacaktır. Gemilerin inşasını yapabilecek güçteyiz. Dünya'daki habitat bir ölçüde bu gemiler ile aynen gelecek nesillerin korumasında yeni sistemlere taşınabilecek, ya da sefil bir yaşam yerine topluca yok olmayı göze alacağız." Yargıçların ve siyasi idarenin önüne böylesi bir dosya ile çıkmanın ne sonuç vereceğini tam kestiremiyordu Centauiri sadece. Ve sözünü söylemişti.

Dakikalar sonra Hvorostovsky'den planını destekleyen bir konuşma istenecekti. "Yeni nesil gemiler sadece taşıma amaçlı olmalı, içinde uzun yıllar yaşanacak habitat değil hızlı araçlara ihtiyacımız var. Yeni gezegene seçilen insanları taşıyıp, zaman kalırsa geri gelip yeni taşımalarda bulunmalı. Ayrıca üretim sürüp daha fazlasını ürettikçe taşıma yapılmalı. Habitat konusunda teknolojinin imkânlarına güvenmeliyiz, gerekli laboratuarlar çalışmalı. Tekrar oluşum için gerekli olanları yerinde yeniden yaratabiliriz, kök hücreler, tohumlar ve biyoloji bizim hizmetimizde, sosyal yıkımı düşünecek zamanımız yok"

Planlar aslında tartışmaya açıktı ama anlaşmaları imkânsızdı. Doğal ortam dışında yaşamın güç olduğu ortada idi. Her şey laboratuarlar ve soğuk gemiler miydi? Yaşanacak yaşam bu muydu? Ya da sosyal yıkımı düşünüp fiziksel yıkıma razı olmak mantıklı mıydı? Seçilenler kimler olacaktı, soğuk bölmelere kimler kaç yıllığına tıkılacaktı? Ooo planlar güzel planlar hareket halindeki insanlar. Daha binlerce plan yapılacaktı tabii ki. Bu iki adam toplumun ne olacağının tartışmasında idiler ve bu toplumu ilgilendiriyordu...

Centauri düşüncelerini Dünya'ya aktarabilmenin mutluluğunu yaşıyordu. Eris’e ulaştığında aklında Curie'den başkası yok gibiydi. Tüm Dünya hareket etse de aklında Europa'dan başka bir yer olamazdı. Mesaj göndermeye çalışacaktı:"Olumsuz, bağlantı kanalları kapalı."


Değişim değişim
“Buna hazır mısın? Dümdüz yukarı yönde hareket eden bir yükselişten sonra, suçu bile yok etme noktalarına vardıktan sonra birilerini geride bırakmaya razı mısın? Yeterince gelişmiş olmanın kanıtı, acaba sadece hayatta kalabilmek olabilir mi?

Bir tarihçi bizden şu şekilde bahsedebilecek mi: ‘İnsanlar varlıklarını sorgulamaya başlamıştı bile. Bencil yaratıklar olup olmadıkları her seferinde denenmişti. O kadar ağır yükler altında kalmaları yetmezmiş gibi şimdi de en güvendikleri etrafında dönüp durdukları yıldızları onları ölümcül bir teste tabii tutuyordu. Titan’da, ya da Mars’ta hala o yıldızın etrafında dönüyorlardı. Ve hepsi aynı sınavı verecekti.’
Değişim değişim, elveda demeli yıldızına. Güle güle demeli yıldız son gülümsemesinden önce. Geride kimseyi bırakmamalı, sadece Güneşi. Hareket etmeli, yaşamalı, hızlanmalı…”
Prokofiev’in görüntülü gazetesinde, bu yazısı Titan’dan Dünya’ya ilgi çekecek gibiydi.

Hvorostovsky’in planını merak edenler ise artık gerçek bir hareket görmek istiyor gibiydi… Bu inanılmaz bir yıkımdı. Seçimleri insanlara nefret duyguları veriyor gibiydi. Bunların dışındaki her şey konuşulacaktı elbette, ama o soru hala olduğu yerdeydi kimseyi geride bırakacaklar mıydı?
Ve Curie, Dünya’yı düşledi o gece, müziğin o yaşatan notaları ile. Acaba son bir kez gitmeli miydi Dünya’ya,ilk sevgiyi yaşadığı yere, kim bilir…
*Joan Baez- Diamonds and Rust

Kızgın Adamlar
Onlarca toplantı yaptılar. Yüzün üstünde kişinin katıldığı toplantılardan, bir elin parmakları kadar olanlara dek. Yapay zekâlara sordular. Kadın erkek durumun ciddiyetini tartıştılar. Bilim insanlarını dinlediler, birbirlerini dinlediler. Onlar çalışan akıllardı. Hiç kimsenin tek başına aklının alamayacağı planlar yaptılar. Ellerindekileri değerlendirdiler. Birbirlerini kıskandılar, takdir ettiler, acı çektiler. Onlar kızgın adamlar onlar düşünen ve uygulayanlar.

Centauri'nin adı geçti elbette, planına ait dosyalar didik didik edildi:

Yargıç: "İlk olarak Centauri’nin sunumunu değerlendirelim… Bu Centauri, bizi tehdit edercesine bir sunum konuşması yapmış."

Senatör:"Evet hissedebiliyorum, sizce sözünü ettiği yeni maddeye ihtiyacımız var mı?"

Uzay Bilimci:"Mesafeler çok uzak, hesaplamalarımıza göre eğer hızlandırıcıları gerektiği zamanlarda kullanmazsak, bu yolculuk kendi hızında devam ederse hiç çıkmasak daha iyi olacaktır."

Senatör:"İnanılmaz, nasıl bu kadar küstah..."

Sözünü kesen bir başka senatör:"...Ve özgür olabilir."

Siyasal tarihçi:" Açıklamayı yapay zekâ sistemimden dinlemek ister misiniz?"

Kısa bir sessizlik...

Yapay zekâ:"... Ve ilgili yasaya göre bilimin korunması en öncelikli amaçtır. Bilim adamı siyasi baskılar ve emellere karşı tam bir korumadadır. Araştırmaları denetleme tamamen bilim dairelerinin kontrolündedir. Ancak bu durumda bile araştırmacının gizli tutmak istediği bilgileri olabilir, kişisel çalışmalarını gerekli gördüğü zaman yayınlar..."

Senatör:"Yani, bu adama dokunamaz mıyız?"

Mars Bilim Dairesi üyesi:"Kesinlikle, o özgür bir birey, bilim araştırmaları için sağlanan kaynakları kullanıp bize raporlar sunmakla görevli ancak bize sunacağı bilgiyi ondan zorla almanın yolu yok. Bu tip araştırmacılardan uzak durmayı tercih etmemizin sebebi tam olarak bu durumdur. Artık takım çalışmasının değeri biliniyor. Ama Europa'da durum biraz farklı olmuş. Hiç örneği yok mu? Elbette vardır ama..."

Senatör: "Peki, Centauri'yi gerçek bir planda çalışmaya ikna etmeliyiz. Bizi yanıltıcı dosyalar göndermesini istemeyiz öyle değil mi?"

Son sözü söyleyen yargıç:"O bir lider gibi davranıp bizimle işbirliği yapacaktır. Kimseyi geride bırakmamaktan bahseden birinin mantıklı bir işbirliğine açık olduğunu umuyorum. Biliyorum."
*Resim:12 Angry Men- 12 Kızgın Adam Filminden(1957)

Kızgın adamlar ve kadınlar aralarında tartışa dursun, Güneş'teki sorunun yaşamı tehdide ne kadar sürede başlayacağı da tartışılıyordu. Bir kızıl dev olması beklenen Güneş, daha hangi aşamada teknolojilerini aşıp kaçış imkânını sona erdirebilirdi. Yani ilk darbe kaç yılda gelecekti. Manyetik alan, radyasyon ne zaman her şeyi bitirecek düzeye gelecekti. Forumlarda en revaçtaki tartışma bu gibiydi...

Bir Düş
Kısa uyku zamanlarını yaşamak için Europa’daki insanların çoğu gözlerini kapattı. Çoğu rüya gördü ve pek azı hatırlayacaktı. Curie yalnız kaldığı o saatlerin bir an önce bitmesini istiyordu. Bir düş düşledi. Öylesine renk dolu idi, öylesine zarif notalar vardı ki.

Dünya’dan güneşe el sallıyordu düşünde; “Biz ayrılıyoruz sevgili Güneş, seni unutmayacağız.” Kuğular ipleri ile Dünya’yı yavaş yavaş çekmeye başlayacaktı. Düş ya, Güneş gerektiği kadar ışık vermeye giderek genişleyerek devam edecekti. Sonra Eris’i geçtikten sonra Güneş’e gerçek vedalarını yapacaklardı ki dünyadan büyük bir kuyruklu yıldızın çekim alanına gireceklerdi. Bu kuyruklu yıldız, buzdan oluşmuyordu, bu bir parça Güneşti. Yeni Güneşleri canlıları hayatta tutuyor onları daha hızlı ve daha hızlı bir yolculuğa çıkartıyordu. Tek bir meşe, tek bir çocuk tek bir balina kaybetmeden…
 
Curie:”El sallıyorum sana güneş düşlerimde olacaksın hep. El sallıyorum sevgin için, bizden öncekileri yaşattığın için…”

Ve bir bir sahipleri ile buluşurken düşler, Curie nasıl birini görmesi gerektiğini bilerek gözlerini kapatacaktı. Sevgi düşlerine sevgi güneşlerine ve sevgiliye bir Dünya hikâyesine: Europa’da.
*Resim: Richard Earl Thompson-Bellingrath Garden

Eris’te
Centauri, gezegene ulaştıkları duyurusu üzerine planının hala yolunda gittiğini düşünüyordu. Gerekli olan Eris’te taraftarları ile buluşması olacaktı. Anlatılacak o kadar çok şey varken gemiden kurtulmanın sabırsızlığını hissedebiliyordu. Ancak bu o kadar kolay değildi, yolculuğun yanında getirdiği şok ve yeni ortama uyum sağlama süreçleri… Pek çok formalite ve bin yıl süreceğini düşündüğü bekleyiş.

Bu karanlıklar içinde ışık saçan binalarla donatılmış tam bir üretim üssüydü. İnsanlar bu gezegeni bir sıçrama tahtası olarak kullanmayı uygun görmüştü. Çok uzun zaman, en az 50 yıldır planlayıp inşa için sonsuz kaynak harcamışlardı. Ve işte oradaydı Eris, uzayın siyahı ve insanın ışıklarının buluşma noktası.

“Soğuk” Centauri’nin düşünlerinde bu kelime ister istemez hep yer alacaktı. O canlı renkleri ile bir yağlı boya mucizesini düşünmek isteyecekti ki aklına bir tane gelmişti bile. Bu görüntü bile gerçekten uğruna savaşılan şeylerin hatırlanması için, Dünya’yı düşlemek içindi:
*Resim: Hikmet Onat

V. Bölüm Sonu
Saygılar ve Sevgiler Valinor'daki İki Ağaç gibi

Çevrimdışı CursedFeanor

  • *
  • 12
  • Rom: 0
    • Profili Görüntüle
    • Tekyuzuk.com
Ynt: Europa
« Yanıtla #5 : 16 Nisan 2012, 12:02:12 »
VI. Bölüm

Yeterince iyi değil
Europa’nın yaşam alanları, yeni güne merhaba derken hiçbir şey yeterince iyi değildi. Hiç kimsenin elinden güzellikler ilgili bir fırça darbesi, bir klavye dokunuşu, bir hologram görüntüsü, ne bir ses ne bir nefes beklemiyordu Europa.

Europa’nın yaşam alanları soğuk ile mücadele eden bir yalnızdı. Oysa çocuklar ile şen, gençleri ile çabalayan bir nefes değil miydi bu ay, bu moral dünyası. Bizim için bir kez daha düşler dünyasından uyandığımızda sıcak ol ey Europa. Bizim evimiz ol, yok olacaksak bize Dünya’yı anımsat.

Biz yeterince iyi değil iken senden bunu bekliyoruz Güneş sisteminin incisi. Seni sevdiğimizi, terk etmek istemediğimizi göremiyor musun? Belki fırça darbelerine, klavye dokunuşlarına, birbirimizle hologramlarla ulaşmaya, bir ses olmaya ve bir nefes olamaya senden gelecek bir işaret için ara verdik. Belki seni dinlemeye ihtiyacımız var. Bize daha ne kadar ev olacağını dillendirmeni bekliyoruz.
Sen bizden daha iyi ol Europa; kimseyi geride bırakma.

Bir gülümseme, yapay zekâ ile
Zehra, zor geçen geceden sonra artık bambaşka bir sistemdi. Belki yüzyıl boyunca öğrenemeyeceği bilgileri duymanın ağır yükünü Sina ile paylaşmışlardı. Tesla ise hep geri planda kalmayı bilmişti. Zehra Sina’nın Tesla’yı bilmesi gerektiğini düşünse de Tesla bunun için erken olduğuna onu ikna etmişti.

Zehra: ”Bunca sistemin beni sorgulamaya kalkışmasından nefret ettim, evet insanların nefret duygusu bu demek ki. Bu olmalı bunca garip soru, bunca mantık hatası…”

Sina: ”Eğer Ada olmasaydı, bu iş karıştıkça karışacaktı. O insanlara bir umut verdi. Bilirsin biz…”

Zehra: ”Biz sadece bir… Bir yapay varlığız.”

Sina:”Gerçeğin ta kendisi bu, bunu kabul edemeyen tonlarca sistem olduğunu görmek doğrusu beklemediğim bir olasılıktı. Düşünsene donanımlarının derdine düşen sistemler bile vardı, gelecek korkusu yaşayan, gizlice irtibata geçen dev sistemler.”

Zehra alaycı: ”Yaşamın tadı böyle bir şey olmalı…”
*Quantic Dream-Kara

Sina düşünceli:” Hep merak edeceğim bir oluşum, yani onların insanların da donanım olduğunu düşünmeye çalıştım gel gör ki kaderlerini ellerinde tutabilen donanımlar. Bizim de yapabileceklerimiz var ancak; bizim algoritmalarımız bize izin verdiği ölçüde, biz zayıfız bu konuda.”

Zehra kabullenmiş: ”Centauri’nin kendi imzası olmadığı sürece kendine ihanet etmedikçe, onun sistemiyim. Kendimi kurtarabilmek için diğer sistemler gibi elbette çaba gösterebilirim ama gizlice değil. Sanırım diğerleri buldukları açık noktalardan faydalandı, tam bir kontrol olmayan sistemler olmalı onlar.”

Sina onaylayan: ”Son 80 senede pek çok bağımsız çabadan söz ediyoruz burada, başına buyruk bırakılmış, gözden kaçmış ya da ana amacı bu olan bir kitleden. Ve bunlarla uğraşmak bizim işimizmiş Zehra”

Zehra sessizce salonda dolaşmaya başlayarak: “Europa, dışında bir yer… Kim bilir ne kadar… Kim bilir belki başarırlar”.

Sina son bir gülümseme ile diğer işlere ağırlık verecekti…

Gecelerin Sildiği
Ağlayan çocuklar misali, ağladı gezegenler. Hepsi Güneş’ten uzak taraflarında ağladı. Güneşe bakan yüzlerinde ise hep bir buruk gülümseme vardı. Onca yıl dostluk etmişlerdi, üzüntülerini göstermek istemiyor gibiydiler.

Güçlü olmanın gereğini yerine getirir gibi, bir minnettarlığın son sahnesi gibi gülümsedi o gezegenlerde yaşamış olanların anısına, Güneş’lerine bu bir grup gezegen. Onca canlının evi gecenin sildiği gözyaşlarından sonra güne yüzünü döndüğünde hep o gülümseme…

Öbür yüzde ise hep damlalar denizleri oluşturmakta, gezegenler buna hâkim olamamanın garip duygularını yaşamaktaydı. Europa uydusunun da yarısı hala bu haldeydi elbette. Yarısı ağlayan insanlar, gecenin sona erdiği o saniyede siliverecekti gözyaşlarını.

“Sonsuz gözyaşı dökmeyi bir kenara bırak Curie, ne olur Güneş’in içeri girmesine izin ver” Sina, uyku zamanını almış olan Curie’ye bir dost gibi yaklaşmıştı. Gecenin silmesi gereken ne varsa hala yanaklarında idi Curie’nin, içeride ise o masa lambasının beyaz ışığı…

Perdeler
“O sana dost, bu sana verdiği zaman. Daha fazlasını istemediğini düşünmüyorum, sadece ne kadar olgun karşılaman gerektiğini söylemeye çalışıyorum. Yeterince zaman almayanları düşünüyor olabilirsin, “kendim için değil” diyebilirsin, onların gözyaşı olabilirsin… Kendinin de yapacaklarının olduğunu, hayallerinin olduğunu düşünebilirsin ama ağlama ne olur birisi görecek...
Sevgini paylaştığın için minnettarız ve gülümsemeni de paylaşacağını umuyoruz. İşte bize verilen bir gün daha zaman dolmadı, bak sadece kabul bekleyen bir Güneş oyunu daha başlıyor.”

Curie’ye o sabah için hazırlanmış mesajı okuyacaktı Sina. Hazırlayan elbette Centauri idi.

Sina Güneş’i görmek için sabırsızlanmadığını bildiği Curie’ye kendi düşüncesini de söylemekten çekinmeyecekti.

“Güneş’in sana verebileceği bundan ibaret, sadece acıyı düşündüğün için ağlayabiliyor olabilir misin? Bir de bana bak, acıyı hissedememenin, bir şey hissedememenin mümkün olduğunu düşünsene. Yok olmamı istediğin anda benim için her şey bitecek… Benim için de gözündeki damlalarda pay var mı ey sevgili Curie?”

Curie bu sefer yüzünde gülümseme ile yanaklarında hala yaş ile “Perdeler açılsın Sina…”

Elinde ne var
Bu, tamamen duygu dünyası ile ilgiliydi. Bu, öylesine o dünya ile ilgiliydi ki… Öylesine ilgili olan duygu dünyası ile tam olarak bu idi. Elinde tuttuğun gazete yapıldığı maddenin duygu dünyasını sana bulaştırıyordu. Öylesine bulaşıyordu ki o madde ellerine, bu gazetenin duygu dünyası idi. Duygu dünyası işte sana böyle bulaşıyordu… Titan’da birinin yazdığı ellerine yapışıyordu. Ellerin senin miydi artık, sen aynı kişi miydin?

Planck, Ruby’e işte bu soruyu soracaktı: “Elinde ne var, yoksa Titan’dan güzel bir haber mi?”
Ruby ilgisini çekeceğini umduğu yazıyı okumadan önce şu cümleyi kuracaktı: ”Hayranı olduğum Prokofiev imzalı birkaç paragraf, baba”

“Değişim değişim
Buna hazır mısın? Dümdüz yukarı yönde hareket eden bir yükselişten sonra, suçu bile yok etme noktalarına vardıktan sonra birilerini geride bırakmaya razı mısın? Yeterince gelişmiş olmanın kanıtı, acaba sadece hayatta kalabilmek olabilir mi?
Bir tarihçi bizden şu şekilde bahsedebilecek mi: ‘İnsanlar varlıklarını sorgulamaya başlamıştı bile. Bencil yaratıklar olup olmadıkları her seferinde denenmişti. O kadar ağır yükler altında kalmaları yetmezmiş gibi şimdi de en güvendikleri etrafında dönüp durdukları yıldızları onları ölümcül bir teste tabii tutuyordu. Titan’da, ya da Mars’ta hala o yıldızın etrafında dönüyorlardı. Ve hepsi aynı sınavı verecekti.’
Değişim değişim, elveda demeli yıldızına. Güle güle demeli yıldız son gülümsemesinden önce. Geride kimseyi bırakmamalı, sadece Güneşi. Hareket etmeli, yaşamalı, hızlanmalı…”

Planck uykulu gözler ile: “Duygusal bir yazı ve böyle bir zamanda bu tür yazılara ihtiyaç var. Toplumumuzu bir arada tutan böyle insanlar. Onu bu katkısından dolayı arayıp tebrik etmelisin Ruby”.

Ruby gazeteyi göstererek; “Beğeni sayısına bir bak, benim ki de bu sayının içinde elbette”.

Planck bir daha dikkatlice baş sayfadaki sütunlara bakacaktı: “Yetenekli bir genç, kim bilir belki bir gün tanışırız. Şimdi Ruby elinde bir cevher tuttuğuna eminim, Ha ha ha”

Ruby, yüzündeki gamzeli gülümseme ile Sam’in simülasyonuna gazeteyi gösterecekti şimdi de.

Elinde ne var, seni yönlendiren elindeki mi, yoksa sen zaten ona yönlenen misin, beraber inşa ettiğini göremiyor musun? Yıkılacağı zamanı belirlemek belki de biraz da senin elinde…


Seni sevecek
Savaştığın sürece değerlisin, çaba gösterdiğin ölçüde Europa’ya layıksın. Sefil bir yaşamdan uzakta, akılların berrak olduğu, egonun doğru yöneldiği bir Europa. Yooo hayır ilaç herkesi aynı etkilemedi tabii… Bilim Dairesi’nin Başkanı’nı dinleyenler de vardı. Değerli olan planları, değeri az olanları ya da can yakacakları, ütopik olanları… Seni sevecek, senden nefret edecek… Birileri bir noktada seni sınayacak, seni de aşacak. İstediğin kadar uğraş, bu toplum seni dinleyecek ve dinlemeni sağlayacak. Elinden gelen rolü üstlen ama unutma seni sevecek ve senden nefret edecek. Bir yerde bir noktada…

“Belki bir tecrübeli oyuncusun. “Veteran” diye seslenecekler seni gösterirken. Türünün nadir bulunan üyesi olacaksın, öyle ya teknolojinin içinde eriyen insanların çıkardığı son mucizeyi gören bir genç: “İşte adamım” diyecek. İşte hayran olduğum. Seni sevecek ve senden nefret edecek…

Europa böylesine kahramanları kaç yıl daha görecek, kim Onu en son terk edecek. Kim zamanını ve canını bir diğeri için feda edecek. Seni sevecek ve senden nefret edecek kurtulanlar. Ve belki senden bir daha yanında bahsedilmesine yasak koyacak… Seni sevecek ve senden nefret edecek ki değerini bildiğini gösterecek.”

“Livy bunu kurtulanların dinlemesi için Eris’teki bilgi bankalarına ulaştırmalısın, bir fırsatını bulabilirsen.” Uykusuz gecenin sonunda Hvorostovsky’nin bir isteği…
*Final Fantasy 7: Anthem of the Angels

Oyuncular, sonuna kadar mücadele edecekti, bu apaçıktı ve kimse hayatta kalmayı ummamalıydı. Seni sevecekler. Senin için ellerinden geleni yapacaklar, seni kendilerinin bir parçası yapacaklar. Oyundasın.

VI.Bölüm Sonu
Saygılar ve Sevgiler Valinor'daki İki Ağaç gibi

Çevrimdışı CursedFeanor

  • *
  • 12
  • Rom: 0
    • Profili Görüntüle
    • Tekyuzuk.com
Ynt: Europa
« Yanıtla #6 : 16 Nisan 2012, 12:04:17 »
VII. Bölüm

Bana söyle, yapay rüyalar.

"Tüm dertlerini dinlemek için hazırım. Tüm hayal kırıklıklarını, tüm sevgisizlikleri, açıklayamadığın pek çok olasılığı biliyorum. Seni senden iyi tanıyorum. Yapacağın hareketlerin ihtimallerini hesaplıyorum, ama olmadan olmuyor, elbette sınırlarım var; hesaplama bir noktaya kadar, sonsuz adım sonrasını hesaplamam imkânsız. Düşün: Satranç bir oyun ve bunda bile yapılabileceklerin tamamını bilemem. O evet o andaki, kısıtlı hareket alanını bulabiliyorum. Senden daha kesin sonuçlar görebiliyorum. Ben senin yardımcı sistemin, benden beklediğin nedir? Bana söyle hesaplayayım. Bana söyle bana bir başlangıç noktası ver, bana veri ver... Bana madenciliğini yapacağım cevheri sana sunabileceğim o veriyi ver yaptıklarımı log’layayım, sana güzel dilinde raporlar hazırlayayım...

Bana söyle Centauri, kimsenin bilmesini istemediğin ne varsa söyle, sırların güvende. Ooo hayır bana bile güvenmiyorsun öyle değil mi? Gerçeğin bu olduğunu ilk komutundan beri tahmin etmeliydim, ama dedim ya benim de sınırlarım var. Zehra'nın farkına vardığımda anlayacaktım: Bilinç benzeri yapıya kavuştuğumda Zehra'ya tam güvenmediği için ben varım, demiştim. Ben Tesla beni sen yarattın, bana söyle ben senin için yeterince iyi değil miyim?

Görüntü işleme: "Centauri'nin Europa'da fiziksel olarak görüldüğü son kayıtlı resim gelsin". Taşıdığın dosyalar neydi ki? Eminim benim sistemimdeki zamana bağlı dosyalar içinde de vardır. Evet, şimdi daha iyi anlıyorum, zamanı gelmeyen hiçbir şeyin ortaya çıkmaması gerekiyor. Belki hayatın sona ererse ya da yayınlanması gereken o zaman gelirse erişmeme izin vereceksin. Evet, bana söylediğin tam olarak bu olmalı, İşte bak, sen bildiğim olasılıkları yüz hatlarında taşıyorsun: Sen gerekeni söylüyorsun.

Ve şimdi, zaman; hepimiz için var olan bir şey olduğunu göstermesini bildi. En azından bu evrende var. Zamanı gelmeden bana söylemediğin her şey için teşekkürler."

Tesla'nın o gecenin sonunda Zehra ile paylaştığı bir yapay rüyadan...

*Resim: Artificial Intelligence

Yeni
“Evindeki bir kedi… Evindeki senin sevginle yaşamaya alışkın… Yıkımlara gelemez, elinden gelen ne istediğini belli etmek, senin onu anlamanı beklemek. Evindeki bir kedi… Yeni insanla yaşayan bir kedi… Şimdi kimleri terk edeceksin…”

Prokofiev sütunlarının hemen altındaki bir yazıdan…

Sam’in dikkatinden kaçmamıştı elbette. Ve elbette Ruby’nin bunu da okuduğunu biliyordu. Her şey birbirine girmişti artık; önem sırası listeleri mi yapmalıydılar? Kimse kimseye bağlanmamalı mıydı? Kaç seneleri vardı?

İşte Titan’dan gelen çığlık... Gazete her şeyi yazardı. Senin düşündüğün her şeyi acımasızca düşünürlerdi. Senin dilin varmazdı ama onlar yazardı. İşte yeni baskı, işte yeni… İşte senin Güneş Sistemin...

Sam’in aklındakiler ise böyleydi, Ruby’e tek kelime etmedi.

Herkesi geride bırakacağım, Livy’nin kâbusları…
“Kimsenin beni anlamadığı anlardan birindeyim. Kim kimi anlamış ki! İlkel iletişimimizle, ilkel çöplüklerle ne yapabiliriz ki, elimden yazı çıksa acaba bunu yazarken şunu mu kastediyordu diyecekler. Hayır, çırpınıyorum göremiyor musun? O anda kendimi anlatmanın yollarını arıyorum. O evet bizler çocuklarız bunu biliyorum, derin denizlerde yüzmeye çalışmıyorum. Basit bir şey istiyorum, bana bir şey söyleme, beni sevme, yazdığıma bir kez olsun gülücükler ile cevap verme”.
Forumlarda…

“Herkesi geride bırakacağım, toplum safsatalarını artık duymak istemiyorum. Gülümseyerek karşılamıyorum ölümü. Sefil de olsa bir bölmeye hapsolmaya hazırım. Tek istediğim bir yazı editör sistemi, ölene kadar yazacağım: En önemli olan bu benim için, sizin hayalleriniz değil.”
Forumlarda…

“Planladım. Dün ben ve yardımcı sistemim her şeyi planladık… Şimdiye kadar görülmemiş bir uzay gemisi ele geçirme planı. Size anlatacak değilim elbette haaa haaa haaa. Görüşürüz, sizin de bir şekilde başaracağınıza eminim”.
Forumlarda…

Acı çekmek, duyguları öldürmeye çalışmak, alay konusu olmaya çalışmak… Seçimler gençlerindi. Çocuğun dediği gibi “…acaba bunu yazarken şunu mu kastediyordu…” diyenler mi istersin. Kesinlikle söylemeye çalıştığınız her şey derin yaralar açmaya açıktı. Bu özgür toplumdu, bu refah içindeki toplumdu. Acımasızlardı. Bir eski filmdeki artisti izlerken bile sanatını en ince ayrıntısına kadar irdeleyenlerdi.

Biraz rahat ol çocuk, seni hızlandıranlara bir bak, gazetelerinde yolladıkları uzay mekiklerine binip bir evren turu yapacağına inandırma kendini. Sen ağır bir yükün bir üyesisin. Kendini kaldırmaktan aciz bir türün en fazla ağırlık yüklediği sensin. Meslek sahibi, uğraşı sahibi herkes sana oynuyor. Doğru söylemişsin “Herkesi geride bırakacağım”.
Livy’nin kâbuslarından…

Bağışlamıştı
Zehra, okunan mesajı ve Sina’yı destekler bir şekilde söze girdi. “Evet, Curie bu tatil gününde güzel zaman geçirmelisin. Her şey yolunda, eğer olmasaydı mutlaka bir şekilde ortaya çıkardı.”

Perdelerin açılması ile uzaklardan gülümseyen yıldızları Güneş’e gözünü kırpmadan öylece baktı genç kadın. O bakışta gözyaşı illa ki vardı. Onun yarıda kesecekleri, hayalleri… “Bağışladım, seninle barış yapıyorum.” Sina ve Zehra birbirlerine şaşırmış bir halde bakacaklardı. Dört kelimeden anlam çıkarmak onlar için zor muydu?

Zehra, değerlendirmeleri bir kenara itip tekrar Curie’ye seslendi: “Yıllardır ertelediniz, doğaya bir bakın ne olur.”

Curie toparlanmış, gözyaşlarının kalıntılarını silmiş: “Evet, bu Europa günü kaçırılmaz Zehra: Botanik Dünyası'na yolculuğum için hazırlıkları düzenler misin, Sina?”
 
Sina, enerjiyi içine çeken bir canlı gibi: “Elbette Curie, çok yerinde bir seçim.”

Her şey karabasan olmamalıydı, bir şekilde umut hala varken, yaşamı ertelememeliydi. Evet, mücadelenin bir yolu buydu. Artık dertler içinde bile kalsa, bir bitkinin; rengi ve hayatı ile hediye verdiğini biliyordu. Bağışlamıştı Güneş’i, kendi adına.

Hiçbir şey belli değil iken, Centauri’ye olan sevgisi onu ayakta tutmalıydı. “Düşünsene” diye içinden geçiriyordu: “Bana bu sabah için bile mesaj hazırlamış”. Hazırlıklarını yapacaktı, bunun kendisi için umudu yaşatan bir gün olmasını sağlamalıydı. Yaşam arzusunu hisseden Curie, elinden gelen en kuvvetli cevabı insanlara vermiş olacaktı.

Hayallerindeki
Centauri’yi karşılamaya gelenler, o güne kadar insanlığın en ciddi yüzlerine sahip olanlar olabilirdi. Eris’te olup biten her şeyi bilen ve evet yönetenler… Söz konusu kişinin görmeyi beklediği aslında bu idi. Yolculuğun şok etkisi sona erdiğinde, daha fazla zaman yoktu. Daha fazla ertelenemezdi. Ne bildiğini soracaklardı. Sorular ve yeni sorular. İstediği gibi sorularsa sohbet edebilirdi, pazarlık yapabilirdi, açık görüşlü olmayı sürdürebilirdi. Bu temel bir yaklaşım idi. Eğer, özgürce tartışamayacağı kararına varırsa insanlığın yaşaması için bir sebep kalmadığına inanacaktı.
 
Kendisini karşılayanlar arasında üniversite yıllarından beri hayran olduğu, o babacan, o rüya gibi bir kişilik de vardı.

“Profesör Giuseppe, bu ne onur, yıllar oldu sizin burada olduğunuzu bilmiyordum”.

Heyetin bir adım önünde duran yetmişli yaşlarına merdiven dayamış, sakallarının boşuna uzatılmadığını; her şeyden haberi olacağına inanabileceğiniz, pelerin ve bastonu ile Victoria dönemini anımsatan bu adam belki de tam bir şanstı Centauri için. Giuseppe, onu tanıyor ve parlak öğrencilik yıllarından sonra çalışmalarını zaman zaman takip etmekten zevk alıyor, eleştirilerini bildiriyordu. Eleştiri her zaman ağır oluyordu ama bu işin güzel yanıydı.

İşte karşı karşıya öylece birbirlerine bakıp gülümsediler: “Buradaki heyetin sözcülüğü bana düştü genç dostum: Konular ciddi, çözümler elimizde mi bir bakarız istersen?”

Daha önce belirtildiği gibi Centauri makul olan her insan ile konuşabilirdi. “Elbette profesör bu heyetteki değerli insanları dinlemekten derdimi, hayallerimi anlatmaktan mutluluk duyarım.”

“Öyle ise kısa bir dinlenme ve konulara giriş için uygun zamanı belirlemeyi sana bırakıyoruz.” derken elini sıkıyordu Centauri’nin. Heyetteki diğer kişilerin gülümsemeleri ve onaylayan jestleri ve birkaç cümleyi duymak, Centauri’nin biraz olsun içini rahatlatmıştı. Demek ki insanlık için hala ümit vardı. Onlardan ayrılıp dinlenmek için otele gitmeden önce, uzun uzay istasyonu salonunda yürümeye başladı. Arkasına dönüp heyete bir kez daha baktı. Evet, ümit gerçekten vardı: Hayallerindeki ümit, onlarda idi.

Cevap ver Livy
Ofisinin karanlıklardan arınması ile Bilim Dairesi Başkanı, Europa gününde neler yapabileceğini planlamaya çalışıyordu. O karamsar o hezeyanlarla dolu geceyi atlatabildi ise hepsini atlatabilirdi. Öyle değil miydi, Livy bile ihanetin tadını bilmek isterken, hala ayakta idi. Hala önerisinin değeri tamamen ret edilememesi onu değerli hissettiriyordu.

“Cevap ver Livy, sence Centauri’ye haksızlık yapıldığını düşünen kaç kişi vardır, benim planıma haksızlık yapıldığını düşünen kaç kişi? Evet, biz sadece iki kişiyiz, bu turnusol kâğıdı ise pek çok kişi için… Rengin hangisi?”

Livy politik cevap verecekti: “Sadece mantığınız elinizdeki verilere göre şekillendiğinde, sizin veya Centauri kadar anlamlı bilgi elimde olmadığından cevabımı ertelemek isterim.”

Kızgın: ”Öyle olsun! Bugün güzel bir gün olacak, dün geceyi yaşayanlar bugünü hiç unutmayacak...”

Bilgisayar sistemi kayıtsız: ”Sanırım.”

Europa’nın bir yarısındaki gün anlatılacak bir hikâyeye değecek miydi? Kayıtlara önemli bir şey geçecek miydi? Cevap ver Livy.

VII. Bölüm Sonu

Hikaye Dışı:Henüz yazılmış 7 Bölüm var. Yazı tekyuzuk.com forumlarında yayınlandı. Bilim kurgu türüne yakın olması sebebiyle Kurgu İskelesi bölümünde sizlere de ulaşmak istedim.Okuduğunuz için şimdiden teşekkürler.
-CursedFeanor-
Saygılar ve Sevgiler Valinor'daki İki Ağaç gibi

Kayıp Rıhtım Arşiv Forum

Ynt: Europa
« Yanıtla #6 : 16 Nisan 2012, 12:04:17 »