Kayıt Ol

Fantastik Edebiyat Akımı Üzerine

Falas

Fantastik Edebiyat Akımı Üzerine
« : 25 Haziran 2009, 01:15:49 »
        Tarih boyunca hayal ettik. Bu, yazılı tarihin ötesine taşan bir süredir. İlk insandan beri hayal kurduk, çünkü başka çaremiz yoktu. On binlerce yıl önce insanlar, gök gürlediğinde tanrıların nara attığını, yıldırım düştüğünde ise onların gazabına uğradıklarını sanmışlardır muhtemelen. O zamanın ilmiyle ancak bunu hayal edebiliyorlardır. Eski bir inanışa göre, deprem olduğunda, yeraltında yaşayan iki koca öküz, boynuzlarını tokuştururmuş.

         İnsanların bitmek tükenmek bilmeyen hayal merakı binlerce inanışı oluşturmuştur. Binlerce yıl boyunca ateşin, kayaların, ağaçların, güneşin, ayın, dağların, hayvanların ve daha nice varlıkların ruhları olduğuna inanılmış. Onlar sadece bir arayış içindeydiler. Cevapsız kalan sorularına cevap bulamadılar, tahmin etmeye çalıştılar, hayal kurdular.

         Hala böyle inanışlar mevcuttur. Hintliler maymunların ve ineklerin kutsallığına inanır ve Afrika’da, Amazonlarda hayvanlara ve kayalara kutsallık değeri veren kabileler mevcuttur.

        Olmayan şeyleri, olmayacaklarını bilip de hayal etmek zevklidir. Gerçek hayatın gerçekliğinden, sıkıcılığından kurtulmaya çalışmaktır hayal kurmak. Belki de olmayacak şeyleri hayal etmek hiç olmayacaklarını düşünmekten dolayı insana zevkli gelir.

         Çocukluğumuzda hayal dünyasında yaşarız. Dinlediğimiz masalların gerçek olduğunu sanırız. Çocukken hayal gücümüz daha faaldir, çünkü daha büyümemişizdir ve henüz düş kurma huyumuza ket vurmamışızdır. Gerçek hayat, o zamanlar bizim için henüz başlamamıştır. Çocukken en sevdiğim çizgi film “Şirinler” idi ki, hala öyledir. Filmin başlangıcındaki fon sesi, “Eğer siz de uslu bir çocuk olur ve ormana gittiğinizde dikkatle dinlerseniz belki Şirinler'i bile duyabilirsiniz.” derdi. Ben buna inanırdım.

         Düş kurmak, katı bir gerçekliğin içinde yaşarken büyük bir ihtiyaçtır. İnsanı rahatlatır ve stres atmasını sağlar. Hayal kurarken fizik kurallarına bağlı kalmak zorunda kalmayız. Bu yüzden en özgür olduğumuz zaman düş kurduğumuz zamandır. Hiçbir şey bizi sınırlayamaz-zaman bile. O bile el altında bir oyuncak gibidir. Rip Van Vinkle’ın öyküsünde zaman ile alay edildiğini görürüz. Zamanda yolculuk planlarının yapıldığı bu devirde o hayallerin hiç de boş olmadığını görüyoruz. Rip Van Vinkle’ın başına gelen, uykusunda geleceğe yolculuk etmesine sebep olan olayın, o zamanlar gerçekleşmesi olanaksız bir hayal olarak görülse de, günümüzde mümkün olduğu kanıtlanmıştır. Bilim, gerçek sandığımız her şeyin beynimizde oluşan görüntülerden, seslerden ve hislerden ibaret olduğunu kanıtlamıştır. Yani gerçeklik beynimizin çizdiği sınırların oluşturduğu bir alandır.


        Düş kurmak müzik dinlemek gibidir. İnsanı rahatlatır, ona keyif verir.

Newton derin bir hayal âleminde iken yer çekimi kanununu buldu. Arşimet de suyun kaldırma kuvvetini bulduğunda hayaller âlemindeydi. Einstein hayal etmeseydi zamanın göreceli olduğunu bulamazdı. Bu insanlar daha önce hiç bilinmeyen şeyleri hayal ettiler.

         Hayal etmek güzel bir tabloya bakmak gibidir. Aklımızda bin bir çeşit görüntü canlanır hayal ederken.

         Jules Verne’in yaratıcı hayal gücünün ürünleri olan kitapları, ilk zamanlar alay konusu olmuştu. Aya ve dünyanın merkezine yolculuğu hayal etmişti. Deniz altını, uçağı, otomobilleri ve balonu düşünmüştü. Herkes bunlara gülüp geçmişti. Bu aslında iyi bir şeydi. Bu, o zamanlarda öyle şeyleri hayal etmenin ne kadar zor olduğunun bir işaretiydi. Bu adamın günümüzde yaşasaydı neler hayal edebileceğini düşünmek bile tüylerimi ürpertiyor.

         Hayal kurmak kunduzların yaptığı barajı aşmaya çalışan su olmak gibidir. O baraj yıkılırsa görün o zaman hengâmeyi. Fakat çoğu yetişkin o barajın oluşturduğu gölete hapsolmayı tercih eder. Yerinde kalır ve yosun tutan bir su olur. Oysa akan bir suyun berraklığı ne hoştur. Hep yeni yerleri gezer ve gezdiği yerler bitince en büyük hayaline ulaşır; engin bir denize.

         Fantastik edebiyat o barajı aşmış insanların edebiyatıdır. O kişiler sonunda denizde birbirlerine kavuşurlar. Hepsinin birbirine anlatacağı çok şey vardır. Gezdikleri gördükleri yerler vardır. Ve sonunda engin bir denize akmışlardır. Göletin içinde hapsolmuş yosunlu ve çamurlu suya ne yazıktır. Kendini orada güvende sayar, içten içe sevinir.

         Fantastik edebiyat, hayal kuran, kurduğu hayallerinin zaman, mekân ve gerçekliğin ötesine geçebildiği insanların edebiyatıdır. Onlar denize doğru akarlar.

         Yüzyıllar içinde oluşan efsaneler, mitler ve masallar günümüzdeki modern fantastik edebiyatın temellerini atmışlardır. Fantastik edebiyatın babası sayılan  J.R.R. Tolkien bu efsane ve masallardan bolca yararlanmış, onları kafasında işleyerek ortaya daha değişik masallar çıkarmıştır. Mavi ile sarıyı kullanıp yeşili çıkartmak gibi.

         Tolkien’in temelini attığı fantastik edebiyat, Jules Verne’in kitapları gibi, gerçekleşmesi mümkün olayları anlatmaz. Bu evrendeki fizik kurallarının evrenimiz için tasarlandığı fikrini kabul edersek, Tolkien’in yarattığı dünyadaki fizik kurallarının da o dünya, o evren için tasarlandığı fikrini neden kabul etmeyelim?

         Bizim gerçekliğimizde ejderhaların, elflerin ve entlerin olması imkansızdır. Ama o evrendeki gerçeklik neden bu varlıkların var olmasına izin vermesin? İşin özüne inelim. Biz varsak neden onlar olmasın?

         İşin felsefi boyutunu bırakırsak edebi açıdan da bakabiliriz. Edebiyat, okuyunca insanda estetik duygular uyandırır. Çoğu insan kitap okurken bir şey öğrenmek, genel kültür sahibi olmak ve aynı zamanda eğlenmek ve sanatın tadına varmak ister. Bir kitap salt bilgi aktarmak için yazılırsa içinde sanat yoktur. Bir kitap içinde oluşturulmuş sanatın bünyesinde bilgi taşımaya gayret ediyorsa sanat adına yazılmış bir edebiyat eseridir. Bir kitap hiç bir bilgi aktarma amacı gütmeden sadece sanat için yazılmışsa işte gerçek ve doyumsuz sanat eseri odur.

        Çoğu yazar kitaplarıyla halkın bilinçlenmesini, bazı kesimlerin çektiği zorlukları anlatmayı görev bilir. Bunları yoğurarak ortaya bir sanat eseri çıkarmaya çalışır. Fakat yine de bu hedefleriyle çepeçevre sarmalanmıştır. Bu insanlar insanlığın hizmetkarlarıdır. Elleri öpülesi insanlardır. İnsanların daha uygar olması için çabalarlar. Takdire şayan ve saygıyı sonuna kadar hak eden insanlardır. Klasiklerin neredeyse hepsi bu amaçlar doğrultusunda yazılmıştır.

        Fantastik edebiyat asla bilgi aktarma amacı gütmez. Sadece sanatla ilgilenir. “Yüzüklerin Efendisi”ni okurken asla bir ülkenin başkentini, tarihle ilgili bir bilgiyi, bazı kesimlerin dertlerini, teknolojiyi, bilimi ve daha birçok şeyi öğrenemezsiniz. O kitabın gerçek dünyayla hiçbir alakası yoktur. Orada elflerin ölümsüz olduğunu, cücelerin 250 yıl yaşadığını, hobbitlerin ayaklarının kıllı olduğunu ve günde altı öğün yemek yediklerini, orkların elflerden türediklerini ve Gandalf’ın sakalının beyaz olduğunu öğrenebilirsiniz.

       Eğer sanatın sıcak kollarına teslim olmak istiyorsanız fantastik edebiyat tam size göre bir edebiyat dalıdır. Eğer seçici olur, moda olma ve para kazanma amaçlarıyla yazılmış kitaplardan sıyrılırsanız bir sanat deryasında boğulabilirsiniz. Bu deryanın en derin yeri “Yüzüklerin Efendisi”dir.

       Hayaller fantastik edebiyatın kapılarını araladı. Fantastik edebiyat edebiyatta son noktadır. Kapıları aralanalı yarım yüzyıl oldu. Henüz gelişim aşamasında ve şimdiden meydana gelen eserler “Yüzüklerin Efendisi” ile yuvarlanmaya başlayan kartopunun ne kadar büyüdüğünü ortaya koyar.

       Tolkien topu topu bin üç yüz sayfa olan Yüzüklerin Efendisi’ni on iki yılda yazdı ve kırk küsur yıl boyunca üzerinde çalıştığı Orta Dünya tarihini bitiremeden hayata gözlerini yumdu. Bu anlattıklarım onun bu kitapları sanat adına yazdığının su götürmez kanıtlarıdır. Onun yazdıkları sonsuzlukta yankılanacaktır. Bu emeklerinin bir hiç uğruna olduğunu düşünenler de var elbette. Onlar barajda yosun tutmaya mahkum, akıllarının çizdiği gerçeklik sınırlarına hapsolmuş insanlardır. Sanatın ne demek olduğunu derinden kavrayabilselerdi Tolkien’in önünde saygıyla eğilirlerdi.

         Robert Jordan 12000 küsur sayfalık bir fantastik destan olan “Zaman Çarkı”nı yazdı. Eserinin mükemmel olması için ömrünü adadı. Ölüm döşeğinde olmasına rağmen 12 ana kitaptan oluşan serinin son kitabının taslağını tamamladı. “Zaten öleceğim, yazsam ne olur, yazmasam ne olur?” demedi. Ölmeden önce yakınlarına son kitabının tüm ayrıntılarını ve taslağını aktardı. O, kitaplarında insanlara bilgi kazandırmaya, felsefi bir düşünceyi aşılamaya, toplumu aydınlatmaya çalışmadı. Sanatıyla uğraştı. Bilgi her zaman orada bir yerdedir. Kitaptan aktarılmaya çalışılmasa da vardır. Yazarın o bilgiyi yazıp yazmaması o bilginin varlığına etkide bulunmaz. Ama sanat öyle değildir; insanın uğraşıyla vardır. İnsan uğraşmazsa sanat yoktur. Tolkien "Yüzüklerin Efendisi"ni yazmasaydı bu kitabı başka kimse yazamayacaktı. Burada anlatmaya çalıştığım yanlış anlaşılmaya çok müsait, bu yüzden küçük bir açıklama yapayım. Ork, ent, hobbit, Gollum, Mordor, Moria ve Tek yüzük olmayacaktı. Kıyamete kadar büyük bir kayıptılar. Asla akla gelmeyeceklerdi. Çünkü onlar sadece Tolkien düşündüğü için varlar. Dostoyevski “Suç ve Ceza”yı yazmasaydı kaçıracağımız şeyler yazarın üslubu, Raskolnikov’un ruh halleri ve kitaptaki gerçeğe uygun olaylar olacaktı ama Tolkien “Yüzüklerin Efendisi”ni yazmasaydı kaçıracağımız şeyler binlerce yıllık hayali bir tarih, hayali bir evren, hayali ırklar, isimler, şehirler, yaratıklar ve daha saymakla bitirilemeyecek varlıklar olacaktı. Bilindik sebzelerden bir yemek ortaya çıkarmak bir şeydir, başka bir evrenden gelmiş, hiç bilmediğimiz sebzelerden yeni bir yemek ortaya çıkarmak başka bir şeydir.       
  

        Belki şimdi, anlatmaya çalıştığımı anlatabilmişimdir. 

Çevrimdışı yuno44907

  • **
  • 127
  • Rom: -1
    • Profili Görüntüle
Ynt: FANTASTİK EDEBİYAT AKIMI ÜZERİNE
« Yanıtla #1 : 25 Haziran 2009, 01:52:55 »
Güzel. Bu gün oynarken ne kadar boş vakit geçirdiğimi düşündüm. Geleceğim hala tehlikedeydi. Mavi Kurt Ruhu'nu yazmak da vakit kaybıydı. Onun devam etmesini benden çok kimse istemiyordu. Çalışmalıydım. Gelecek yıl çok zor olacak. Hep boş şeylerle uğraşıyorum ve bunlardan zevk alıyorum. Param yok ama zeki ve bilgiliyim. Para mı önemli yoksa bunlar mı? Mutluysak sorun yok.

Çevrimdışı Amras Ringeril

  • ******
  • 2486
  • Rom: 0
    • Profili Görüntüle
Ynt: Fantastik Edebiyat Akımı Üzerine
« Yanıtla #2 : 25 Haziran 2009, 12:10:13 »
Hoşgeldin Falas, güzel bir deneme hazırlamışsın.

Jules Verne'in hikayeleri olabilirlikten çıkmış şeyler artık çünkü olmuş şeyler :D Denizaltının ismi bile Jules Verne'den alınarak verilmiş. Aya kurşunla gidiyordu kendisi. Müthiş bir hayal gücü değil mi?

Alıntı
O kitabın gerçek dünyayla hiçbir alakası yoktur.

Ama buna katılmıyorum. Fantastik eserler, gerçek hayattaki ufak esinlenmeler ve etkilenmelerle değişikliklere uğrayabilirler. Orada bahsettiğin Yüzüklerin Efendisi bile çok büyük bir ağıttır. Doğal ve güzel dünyamızın yitip gitmesine, makinelerin ve sanayinin dünyayı sarıp sarmalasına yakılan bir ağıttır. Hayal gücü bunları farklı şekillerle, farklı dünyalarla gerçeklikten uzak, böyle olmasın der gibi anlatır. O dünyasında bunun karşısında durur. Ama gerçeklikten tamamen ayrı demek de biraz yanlış geliyor bana.

Teşekkürler :)
try again fail again fail better

Falas

Ynt: Fantastik Edebiyat Akımı Üzerine
« Yanıtla #3 : 25 Haziran 2009, 22:30:23 »
Hoşbulduk. Yorumun için teşekkürler Amras Ringeril. Gerçekle alakası yok derken, bizim gerçekliğimizle alakası olmadığını kastettim. Bizim gerçekliğimize paralel işleyen bir dünya...

Kayıp Rıhtım Arşiv Forum

Ynt: Fantastik Edebiyat Akımı Üzerine
« Yanıtla #3 : 25 Haziran 2009, 22:30:23 »