Kayıt Ol

Galthar Efsaneleri Bölüm 2 - Karanlığın Gözleri-

Çevrimdışı Saduntuncay

  • *
  • 35
  • Rom: 0
    • Profili Görüntüle
Merhaba sevgili arkadaşlar. İkinci bölüm biraz geçikmişti biliyorum. Sözleneceğim. Hazırlıklar, yüzük için araştırmalar derken çok ilgilenemedim. İmla hataları olduysa affola. Yakın zamanda düzenleyeceğim.
 
Galthar Efsaneleri 2.Bölüm
 
Aween, ağlamaktan solan gözlerine aldırış etmedi. Ayna karşısında kendisine bakmaya devam ediyor ve elindeki küçük şişeyi ağzına yaklaştırıyor, bir süre sonra yeniden geri çekiyordu. Titreyen elini kontrol etmekte bir hayli zorlandı... Derince bir nefes aldı, gözlerini kapadı. Sakinleşmesi gerekiyordu. Aween, sinirini hemen bastıramayacak kadar toy ve budala; makul düşündüğünde kendini kontrol edecek kadar dirayetli idi. Sonunda içerisinde bulunduğu dilemmadan çıkmışçasına şişeyi, aynanın altında duran dolabın üzerine yavaşça bıraktı. Göz kapaklarını araladı ve gözündeki yaşları incecik elleriyle kuruladı. Bir kez daha ölüm imtihanından muhaffak olmanın gururunu taşırcasına aynada üstünü başını düzelterek kendini sefil ve çaresiz biri yerine, bir kez daha Leydi olarak görüyordu. Bu gidiş gelişlere daha ne kadar katlanması gerektiğini bilmiyordu. Daha fazla kokarca Terron’a tahammül edemeyeceğini bugün biraz daha olsun anlamaya başladı. Bilmediği bir karanlık ve korkunun en safı sanki Aween’in kalbinde dolanıyordu. En az Orlendoor’un kapıları ardındaki karanlık topraklar  kadar zifiri bir karanlık, kızgın zift gibi ciğerlerini sarıyordu. Kötülüğe karşı mühürlenmiş olan bu kapıların artık tamamen faydasız olduğunu ve gücünü yitirmiş olduğunu son zamanlarda defalarca rüyalarında görüyordu. Biçimsiz suratlı ve iki başlı dev garabetler, kırmızı ve parlak gözlü iğrenç cesetler tören yürüyüşü yaparcasına geçitlerden ilerliyorlardı. Bunu rüyada görmek bile ayrı bir zulümdü Aween için; fakat şu an yanında ne ağabeyi Artheen, ne de başka bir tanıdığı vardı. Artheen’in yolun belki de yarısında öldürülmüş olabileceğini düşünmemek için kendini fazlasıyla zorluyordu. Terron asla cömert biri olmamıştı. Onun tek derdi Artheen’i zindan cezasına çarptırıldığı süsünü vermekti. İnsanlar onu derin ve karanlık zindanlarda bileceklerdi. Halbuki onu daha zindanlara varmadan...
Ağabeyinin gelip bu zorbanın kellesini vücudundan ayırmasını o kadar çok istiyordu ki, beş tanrı bilir, dünyada en çok istediği şey buydu belki de; fakat hiçbiri gerçek olamayacaktı. Artheen’i asla bir daha göremeyecekti. Güçlü olmak zorundaydı. Son bir kez daha derin nefes aldı. Aldığı nefes ile birlikte içindeki katranlaşmış karanlık biraz olsun geri çekildi, kırmızı ipek elbisesi vücudunun kıvrımlarından ayrılıp adeta dalgalanmış gibiydi. Küçük şişeyi, dolabın üzerinden alarak uzun elbisesinin kol kısmındaki bir bölmeye sakladı. Aniden tıklatılan tahta kapının gümbürtüsüyle irkildi.
’’ Leydi Aween. Kral Terron sizi yemekte bekliyor ‘’ yaşlı ve cılız sesli kadın çıkarabileceği en yüksek tonda bağırmıştı.
Gitmesi gerekiyordu. Halkın arasında mutluluk rolü yapmalıydı. Kimseye derdini anlatamaz, açılamazdı. Kimin Kral Terron’un köpeği haline gelmiş olduğunu asla tahmin edemezdi çünkü. Sonu ağabeyi gibi olamazdı. Aksi halde bu krallığı kaderinden kurtarmak için çabalayacak kimse olmamış olacaktı. İsteksizce kapıya yöneldi, kolundaki şişeyi son kez kontrol ederek kapıyı ağırca açtı. Yeniden mutluluk dolu ve güçlü bir Kraliçe(!) haline bürünerek kendisine eşlik eden hizmetkarı Perra ile  metal şovalye zırhlarıyla özenle süslenmiş, loş meşale ışıklarının aydınlattığı dar koridor hızla yürüdü. Yüzündeki korku ve endişeyi saklamalıydı. Asla... asla belli etmemeli, mahvetmemeliydi.
 
 Zezan, sararmış tırnaklara sahip elleriyle, iskeletleşmeye başlayan ince ve pudra beyazı suratını ovmaya başladı. Kara toprakların  kara tahtının tek hükümdarı, tüm Lichlerin rehberi; kurutulmuş kurufalarla bezenmiş tahtında oturuyordu. Karanlık bir taş salon ve sadece üzerinde oturduğu taht ortalığı yeterince kasvete boğuyordu. O lanetli toprakların her karışındaki musibetlik bile; karanlıkların kralı, lanetlenmiş eski baş büyücü Zezan ‘ın içinde bulunduğu Kral Çemberi kadar korkunç olamazdı. Lichler kontrolüne girmeye başladığından beri, üzerini örten insan eti gittikçe erimeye ve kemikleşmeye başlamıştı. Suratı soluklaşmıştı ve vücudu bir cesedinki kadar soğuktu. Bir büyücünün sahip olması gereken narin eller nasırlaşıp, bakımlı tırnakları, yerini sivrileşen ve mide bulandırıcı gözüken pençe bile denemeyecek kadar iğrenç çıkıntılara bırakmıştı. Eski tanrıların dilinde cümleler mırıldanıyor, bundan haz alırcasına suratındaki mimikleri değişiyordu. Adeta ipliğe dönmüş ellerini havaya kaldırdı ve parmaklarını hafifçe  oynatarak karanlık salonda gırtlağı kesilmiş birinin çıkardığı yaygaralı tonda sesini yükseltti.
’’Ahrauhun Dos Lel Tamad’’
’’Ahrauhun Dos Lel Tamad ! ’’
İkinci bağırışında kemikleşmiş ellerinin hareketine mavi ışıklar saçan garip şekiller eşlik etti. Karanlık  salon bu fosforlu maviliğin içinde öyle bir aydınlandı ki, aydınlık mavi ışık hüzmesi Zezan’ın suratına vurduğu vakit, biraz olsun insan kalmış suratının ardındaki o korkunç sureti göstermiş oldu. Işık hüzmesi salon boyunca yayılarak, yerde rün şekilleri oluşturmaya başladı. Yavaşça şekiller korkunç ve tozlu zeminde dans edercesine ağırca dönerek net şekillerini almaya başladılar. Garip bir bulut çemberin ortasını sararak yoğunlaşmaya başladı. Belli belirsiz zayıf bir siluet garip bulut tabakasının derinliklerinde belirdi. Ölü dilinde konuşulan fısıltılar her yanı sardı. Önceden yaşayanların lanetlenmiş ruhları sanki kendi aralarında hararetli şekilde konuşuyor gibiydi... Yoğun kara bulutların arasından belirginleşerek Zezan’ın huzuruna geldi...
 
 Garener, Artheen’i muhafızların eşliğinde yaşlı atın üzerinden indirirken etrafına usulca bakınıyordu. Gırtlakkesen’in eline bağlı olan zincirin çıkıntısını eline alarak yürümeye başladı. Muhafızlar , Artheen Gırtlakkesen’i çembere alaraka yürümeye başladılar. Muhafızlardan biri ise hala endişesini atabilmiş değildi. Garener bunun farkına varmış olacaktı ki
’’ Biraz rahatla Ruher ! Değersiz kelleni leş kokulu Orklar bile istemeyecektir’’ diyerek muhafızı kaba bir dille rahatlattı. Zindan kuleye daha fazla yakınlaşmadan durdular. Muhafızlardan bir diğeri
’’ Lordum, zindanlara daha fazla yaklaşırsak...’’ Garener muhafızın sözünü kesti. ‘’Biliyorum, beş tanrı aşkına! Kral Terron planından sadece seni ve beni mi haberdar etti sanıyorsun? Zindan muhafızlarından endişe duymana gerek yok. Onlar, gerekli malumatı çoktan aldılar bile.’’ diyerek dev zindan kulesinin nöbetçi bölmelerindeki muhafızları gösterdi. Muhafız şaşkınlıkla dev kuleye baktı. Kral Terron, herşeyi en ince ayrıntısına kadar düşünmüştü belli ki. Hatta beş tanrı bilir, bir gün yüce Kral soyundan olanlar Artheen’in ölü olup olmadığını görmek için ziyaret nediyle buraya gelse, onları kandırmak adına kullanılacak zindanlar dolusu Artheen’e benzeyen genç adam vardı. Kral Terron, eski divanın ayaklanmasını ve tepkisini kaldıracak güce henüz sahip değildi. Ufak bir şüphe veya bir kasıt kellesine mal olurdu. Kanla aldığı o tahtı, basit hesaplar yüzünden göz göre göre bırakamazdı.
Garener, kılıcını kınından yavaşça yukarı kaldırırken, kılıcın çıkardığı o asil ses tüm çayırda yankılandı. İki muhafız Artheen’in arkasına geçeren onu omuzlarından bastırdı. Artheen, diz çökmekte dirense de, bacağının hassas bir yerine aldığı tekme darbesiyle kendini diz üstü çökmüş buldu. Eskiden kendisine hizmet edenlerin şimdi kellesini almak istemelerine tiksintiyle bakıyordu. Özellikle Garener’e bir bakış attı. Daha sonra belirli belirsiz tanıdığı tüm muhafızlara... Muhafızlar, zorla Artheen’in kafasını yere eğmesini sağladılar. Garener, son kez kılıcını kontrol etti, kendi beş adamına göz ucuyla baktı.  Zırhının gizli yerinden çıkardığı kılıç bileylemek için kullanılan bir saraç taşını çıkararak kılıcı bileylemeye koyuldu. Kafasında türlü planlar var gibiydi. Saraç taşı, kılıca her değdiğinde Naranvel’in çığlıklarından daha da acı bir ses çıkartıyordu. Sanki kılıç ve taş birlikten Kral Artheen için yas tutuyordu. Her değişte daha da acı bir hale geliyordu...
 
 Zezan’ın huzuruna çıkan garabet, mor ve siyah tonlardan oluşan cübbesini, ardında gizlinen suretini gösterecek şekilde yavaşça açtı. Külle kemikten oluşmuş bir suratı ve içerisinde zümrütten bir hazine gibi parlayan kırmızı gözleri vardı. Yankılı ve korkunç sesiyle konuşarak efendisinin önünde eğildi.
’’ Lordum’’
Zezan, ölülerinki kadar morarmış olan parmaklarının uçlarını birbirine kavuşturdu.
’’ Ejderha... Hala direniyor mu?’’ Zezan soruyu sorarken aslında alacağı cevabı biliyor gibiydi.
’’ Yüce Lordumuz. O çok güçlü ve ruhunun iradesi... ruhunun iradesi kudretimizin de ötesinde. Bizler ejderha ruhuna hükmedemeyiz Lordum. Yapılan her ruh acısı büyüsü sadece acı çekmesine...’’
Zezan öfkeyle bağırdı ‘’ Bu kabul edilemez! ‘’
’’ Lordum. Siz bu toprakların hükümdarısınız. Tüm insanlığın kralları etkimiz altında. Kara Tahtın efendisinin yaşlı bir geziciden korkması için nasıl bir sebebi olabilir ki?’’
Zezan aniden tahtından kalktı. ‘’ O yaşlı bir gezici veya yol göstericiden fazlası. Kadim beş tanrıdan birinin ete kemiğe bürünmüş hali. Belki de hepsi buradalar, bir bedendeler...’’ Zezan teorisini güçlendirmek istercesine Lich’in etrafında dolanarak anlatmaya devam etti.
‘’Harloth güçsüz ve adeta uykuda. İnsan bedeni, zaten solmuş güçlerini daha da güçsüzleştirdi. Elime bundan iyi bir fırsat geçemez...Sanırım bunu kendi ellerimle halletmem gerekecek’’
Zezan, zayıf suratını havaya kaldırarak ellerini iyi yana açtı. Mırıldanmaya başladı. Önce mavi bir ışık üzerine yayıldı, daha sonra vücudu yavaşça ezilip büzülerek şekil değiştirmeye bedeninden gölgeden kollar fıştırmaya başladı. Sırtından gölgeden kanatlar yükselerek dev salonu kapladı. Dev iki boynuz kafasının içinden dışarıya iğrenç bir şekilde fırladı ve vücudu adeta iskeletimsi bir hal aldı. Lich ile bilinmeyen karanlık kadim lisanlardan birini kullanarak konuştu.
’’Rukuh Oj Denen Quanon’’ ( Ejderha ile ben ilgileneceğim)
Lich, dizlerinin üzerine çökerek Zezan’ın kudretini bir kez daha kabullenmiş oldu.
’’  Uu’kath ’’ (Lordum)
Zezan  iblis,ejderha ve lich karışımı biçimsiz dev bir surete dönüşmüş, kükrüyordu. Tavanı yüksek salonda yerden yavaşça yükselmeye başladı.
Devam Edecek...

Çevrimdışı Saduntuncay

  • *
  • 35
  • Rom: 0
    • Profili Görüntüle
Ynt: Galthar Efsaneleri Bölüm 2 - Karanlığın Gözleri-
« Yanıtla #1 : 02 Kasım 2012, 15:55:07 »
Hatalar olduysa şimdiden özür diliyorum. Sözleneceğimden dolayı, bir süre düzenleyebilmek için vaktim olmayacak

Kayıp Rıhtım Arşiv Forum

Ynt: Galthar Efsaneleri Bölüm 2 - Karanlığın Gözleri-
« Yanıtla #1 : 02 Kasım 2012, 15:55:07 »