Kayıt Ol

Edebi Eleştiri

Çevrimdışı Arlinon

  • ***
  • 456
  • Rom: 14
  • Savaş ve Ateş
    • Profili Görüntüle
Edebi Eleştiri
« : 26 Haziran 2009, 03:18:59 »
Edebiyatta Eleştiri

Sanat yapıtlarını tanıtmak, açıklamak, sınıflamak ve değerlendirmek amacıyla yazılan yazıların tümüne verilen ad. "Yargılama ve ayırt etme anlamlarını dile getiren Yu. kritike deyiminden türemiştir. Antikçağ Yunanlıları bu anlamda eleştiri sanatına Yu. kritike tekhne derlerdi. Kesinlikle yargılamak anlamındaki Yukrinein kökünden türetilen eleştirel ve eleştirici anlamındaki Yu. kritikos sözcüğü Lâtinceye criticus biçimiyle geçmiş ve bu yolla Avrupa dillerinde yayılmıştır. Eleştiri terimi, eleştirme ve eleştirim biçimlerinde de kullanılmaktadır. Terim, herhangi bir şeyi iyi ve kötü yanlarıyla değerlendirme anlamını kapsadığı halde bir şeyin sadece kötü yanını gösterme anlamında da tanımlanmıştır. (...) Eleştiri, felsefede, Alman düşünürü Immanuel Kant öğretisinin özelliğidir. Ne var ki felsefede bilginin doğruluğunu yargılama anlamında kullanılan eleştiri deyimi Kant'm dilinde usu yargılama anlamındadır." (O. Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi).

Edebiyat eleştirisinin tarihi ilkçağlara dek götürülebilirse de, bir yazı türü olarak asıl XIX. yüzyılda doğup geliştiği bilinmektedir. Platon'un güzel sanatlar ya da şiir üzerine düşünceleri daha çok kuramsal bir nitelik taşır. Bu konudaki düşünceleri sistemleştiren Aristo da ustasının izinde yürümüş, felsefenin sınırları içinde estetik açısından güzel/güzellik kavramları üzerinde durmuş, sanatın (özellikle de tiyatro sanatının) ne olduğunu açıklamayı amaçlamıştır. Rönesans'a dek bu tutumda herhangi bir değişiklik görülmemiş, edebiyat eleştirisi yazma kurallarını, söz sanatlarını açıklayan, bu yolda öğütler veren bir bilgi dalından öteye geçememiştir. Rönesans'taki eski yazarları değerlendirme eğilimi de, aslında dil bilgisi araştırmalarının sınırlarını aşamamıştır. Tek tek yapıtların ya da yazarların değişik açılardan ilk kez incelendiği XVII. yüzyılda ise Aristo'nun Poetika'sı ile Horatius'un Ars Poetica'sından çıkarılan kurallar, dogmalar biçiminde değer ölçütü sayılmış, farklılıklar göz önüne alınmadan her yapıtta ve her yazara uygulanabileceği kabullenilmiş, ayrıca bir yapıt ahlaki etkileri açısından da değerlendirilmiştir.

Bu tutuma tepkiler, konulan kurallara karşı çıkışlar XVIII. yüzyılda görülür, XIX. yüzyılda sisteme oturtulur. Edebiyatın toplumbilimde veri olarak kullanılması, edebiyat tarihi çalışmalarının başlaması eleştirel bir bakışı zorunlu kılmakta, edebiyat yapıtını oluşturan nedenleri açıklamayı gerektirmektedir.

Berna Moran bu durumu şöyle açıklar. "Eleştiride eserin nedenlerine eğilen yöntemin ondokuzuncu yüzyılda rağbet görmesi bir rastlantı sayılmamalıdır. Unutmamalı ki ondokuzuncu yüzyıl, bilim alanında büyük başarıların sağlandığı ve bilimsel yöntemlerin büyük hayranlık ve saygı yarattığı bir dönemdir. Eleştiri tarihçileri, on dokuzuncu yüzyılda gelişen bu eleştiri çeşidinin bilim alanındaki başarıdan esinlendiğini ve edebiyat tartışmalarındaki bitmez tükenmez anlaşmazlıklardan ve öznelcilikten kurtularak sağlam sonuçlara varmak ihtiyacından doğduğunu söylerler."

Klasisizme tepki olarak doğan romantizmin önce kalıplaşmış yargıları, tek ve değişmez sayılan değer ölçülerini zorlaması bu nedenle doğaldır. Sanatın, dolayısıyla edebiyatın ne olduğu sorusuna aranan yanıtlar, bu yanıtlara bağlı olarak yeni değer ölçütlerinin ortaya çıkmasına da yol açar. Bunlar genel bir sınıflamayla, 1- Dış dünyaya ve topluma dönük eleştiri; 2- Sanatçıya dönük eleştiri; 3- Okura dönük eleştiri; 4- Yapıta dönük eleştiri biçiminde kümelendirilebilir. Bu bölümlemeye uygun olarak belli başlı eleştiri anlayışları şunlardır:

TARİHSEL ELEŞTİRİ: Bir edebiyat yapıtının değerlendirilebilmesinin yazıldığı dönem ve koşullar göz önüne alınarak yapılabileceği ilkesine dayanır. Söz konusu olan, yapıtı yalnız tarihsel bir çerçeve içine oturtmak değil, hangi çağın ürünüyse, aynı zamanda o çağın okurunun gözüyle anlamaya çalışmaktır. Bu ise ele alınan yapıtın yazıldığı çağın değer ölçüleriyle yargılanması demektir. Yapıtın başarılı ya da başarısız sayılması ürünü olduğu çağda amacına ulaşıp ulaşamamış olmasına, çağının beğenisine uygun düşüp düşmemesine bağlıdır. Geçmişte verilmiş edebiyat ürünlerini değerlendirmeyi amaçlayan bu eleştiri anlayışı genellikle edebiyat tarihi çalışmalarında egemen olmuştur.

TOPLUMBİLİMSEL ELEŞTİRİ: Edebiyat kendi başına var olmadığı, toplum içinde doğup toplumun yansıması olduğuna göre, edebiyat yapıtının da toplumsal koşullara bağlı olarak değerlendirilebileceği ilkesine dayanır. Başlangıçta, neden-sonuç ilişkisine dayanan determinizmin edebiyata uygulanması da denebilir buna. Genel bir koşullanmışlık söz konusudur. Toplumsal koşullar kavramını da günümüzdeki anlamıyla almamak gerekir. Yöntemin ilk uygulayıcıları (örneğin Hippolyte Taine) iklimden üzerinde yaşanılan toprağa, ulusal özelliklerden toplumsal yaşayışa yazarın içinde bulunduğu bütün koşulları göz önünde bulundurmak gereğinden yola çıkmışlardır. Bu ise değer ölçütünü, yapıtın yazıldığı dönemi yansıtmadaki başarısının belirlemesine yol açmıştır. Bu yöntemin doğal sonucu edebiyatın toplumbilimde veri olarak kullanılması olmuş, eski çağlardaki toplumsal yaşayış, geçmişteki inanç, töre ve kurumlarla ilgili bilgiler edebiyat yapıtlanndan çıkarılmıştır. Daha sonraki edebiyat sosyolojisi çalışmaları da bu eleştiri anlayışından kaynaklanır.

MARKSİST ELEŞTİRİ: Sanatı bir üstyapı kurumu sayan ve altyapıca belirlendiğini savunan Marksist kurama bağlı olarak, edebiyat yapıtının diyalektik yöntemle toplum yapısındaki sınıflaşma açısından değerlendirilmesi ilkesine dayanır. Biçimden çok içeriğin ele alındığı ve yapıtın, içeriğe yön veren ideoloji açısından yorumlandığı bir eleştiri yöntemi olarak günümüzde de yaygın biçimde kullanılmaktadır. Uygulamada, değer ölçütleri bakımından değişik, kimi kez birbiriyle çatışan Marksist eleştiri yöntemleri geliştirilmiştir.

SANATÇIYA DÖNÜK ELEŞTİRİ: Sanatı duyguların ve yaşantıların dile getirilmesi olarak tanımlayan anlatımcı kurama bağlı olarak sanatçının kişiliğiyle yapıtları arasında sıkı bir ilişki olduğu ilkesine dayanır. Başlıca iki yöntem kullanılmıştır: Yapıtı açıklamak amacıyla sanatçının yaşamını, kişiliğini incelemek; sanatçının dünyasını, kişiliğini aydınlatmak için yapıtlarını kullanmak. İki yöntem de ayrı ayrı kullanılabileceği gibi, aynı yazara da uygulanabilir. Biyografi çalışmaları bu eleştiri anlayışında önemli bir yer tutar.

Freud'un kuramına dayanarak psikanaliz yönteminin uygulandığı eleştiri anlayışını da bu bölümde ele almak gerekir. Freud'un, doyurulmamış isteklerin, itilerin bastırılması, bilinçaltına itilmesi görüşü temel alınmış, sanatçının bilinçaltı dünyasını ortaya çıkarmak, yapıtlarını yorumlamak ya da yarattığı kişileri açıklamak amacı güdülmüştür. Bu eleştiri anlayışında yapıtın değeri söz konusu değildir. Yapıtın sanatsal bir değer taşıyıp taşımadığı üzerinde durulmaz.

İZLENİMCİ ELEŞTİRİ: Sanatın işlevini okura verdiği zevkte, onda uyandırdığı estetik yaşantıda bulan sanat anlayışına bağlı olarak öznelliği ilke edinmiştir. Bir yapıtın her okuyanda aynı tepkiye yol açması beklenemez. İnsan olarak bir yapıttan alacağımız zevkler başka başkadır. Bunun için belirli kurallar konulamaz, nesnellik söz konusu edilemez. Öyleyse eleştirmen de yapıttan zevk alıp almadığına bakar, sonra da o yapıtın kendisinde uyandırdığı duyguları anlatır, coşkuyu dile getirir. Bu nedenle de, aslında o, yapıtı değil, kendisini anlatır.

BİÇİMCİ ELEŞTİRİ: "Her eserin kendine özgü yapısını kavrayıp açıklamaya çalışır. Sanatçı ele aldığı konuyu içerik haline getirir yani biçimle yoğururken kullandığı şey tekniktir. Sanat eserinin anlamı ancak o biçimin taşıdığı anlam olduğu için teknikten söz etmek her şeyden söz etmek demektir. Eserin teması, kişileri, bunlar arasındaki çatışma, anlatım tekniği, olay örgüsü, imajlar, ton, semboller, bunların hepsi teknikle ilgili şeylerdir ve eserin kendine özgü anlamını meydana getirirler. Eleştirici bu gibi unsurların arasındaki ilişkiyi, eserin içinde oynadıkları rolü, bütüne katkılarını araştırarak eserin ilk bakışta fark edilmeyen yönlerini, ince anlamlarını, zenginliklerini ortaya çıkarmaya çalışır, her eserin malzemesinin bir yapı halinde bütünleşmesi farklı yollardan sağlanır. Bundan ötürü biçimci eleştiride, sanat eserlerine uygulanacak hazır bir anahtar bulunamaz." (B. Moran).

Eleştiri yöntemlerinin bu kısa özeti, elbette, günümüzde kullanılan eleştiri yöntemlerinin bütününü kapsamıyor. Ama ayrıntılarda farklılıklar görülse de bir edebiyat yapıtının değerlendirilişinde benimsenen ölçüler bu görüşler doğrultusunda biçimlenmektedir. Çünkü genelde, her eleştiri yöntemi, sanatın ne olduğu sorusuna dayanmakta, değer ölçütlerini bu soruya verilen yanıt belirlemektedir. Ayrıca bilimsel eleştiri, nesnel eleştiri, öznel eleştiri gibi kavramların belirli bir eleştiri anlayışını karşılamadıkları da belirtilmelidir. Doğru olan, eleştiride bilimsellik, nesnellik ya da öznellik biçiminde ayrımlara gidilebileceğidir.


--Alıntıdır--

Çevrimdışı yuno44907

  • **
  • 127
  • Rom: -1
    • Profili Görüntüle
Ynt: Edebi Eleştiri
« Yanıtla #1 : 26 Haziran 2009, 06:31:08 »
Ben eleştiri yaparken kullanılan dilin güzelliğine, kurguya, verilen derse bakarım. Anlatım, tasvir filan önemli değil. Onlar dış görünüş. Önemli olan eserin işlevi. Yani kurgusu kötü, ders vermeyen bir eser en iyi yazar yazsa da 0 alır benden.

Kayıp Rıhtım Arşiv Forum

Ynt: Edebi Eleştiri
« Yanıtla #1 : 26 Haziran 2009, 06:31:08 »