Kayıp Rıhtım Arşiv Forum

Kurgu Güncesi => Kurgu İskelesi => Konuyu başlatan: Laughing Madcap - 19 Nisan 2015, 00:08:44

Başlık: Gölgeler Birliği
Gönderen: Laughing Madcap - 19 Nisan 2015, 00:08:44
Güneş bu günlük görevini başarıyla yerine getirip dağların ardına dinlenmeye çekilmeye başladığında şehir sakinleri de ona uyarak dükkanları ve sokakları boşaltmaya başladılar. Çoğu evlerine dağıldı ama bazıları kazandığı paraları çarçur etmek, belki de bir iki bira içip kafa dağıtmak için hanlara hücum etti.

Bu hanlardan en gözdesi olan Mayalı Sakal yine ağzına kadar doluydu. Mayalı Sakal’ı diğer hanlardan ayıran en önemli özellik fiyatlarının çok uygun olmasıydı. Bu hem yerel halkı cezbediyor hem de yabancıların uğrak noktası olmasına sebep oluyordu. Görünüşe göre han sürümden kazanıyordu ve hanın sahibi Lorhan Greyflask bu durumdan oldukça memnundu. Cüce her zamanki gibi masaların arasında dolaşıyor, siparişleri alıyor ve müşterileriyle sohbet ediyordu. Hanın sahibinin barın arkasında durmak yerine masalar arasında dolanıyor olması da Mayalı Sakal’ı diğerlerinden farklı kılıyordu ve bunun sebebi sorulduğunda Lorhan müşterileriyle yakından ilgilenmenin bir aile geleneği olduğunu söylüyordu. Cüce elbette böyle söyleyecekti, bara boyunun yetişmediğini itiraf etmeyecek kadar gururluydu.

Han sahibi rutine dönüşen masalar arasındaki git gellerine bir an için ara verip az önce hana gelen grubu süzdü. Masada üç kişiydiler; ortada oldukça iri yarı bir adam oturuyor, kucağına aldığı kılıcını okşayarak etrafı seyrediyordu. Sol tarafında cübbeli ve asalı, tekin görünmeyen bir adam kıpırdamadan duruyor; sağında ise halinden oldukça mutlu görünen bir elf durmadan etrafı izliyordu. Lorhan kafasını sallayıp gruba yaklaştı.

“Mayalı Sakal’a hoş geldiniz yolcular! Size nasıl yardımcı olabilirim?”

Cübbeli adam şarap istediğini söyledi ve bunu üç kez tekrar etmesi gerekti, fısıldayarak konuşuyordu. Elf ise Lorhan’ı duymamıştı bile, garson kızlardan birisini süzüyordu. İri yarı adam bir süre Lorhan’ı süzdükten sonra konuşmaya başladı.

“Bize yiyecek ve içecek getir. Ve bugün için üç oda istiyoruz.”

Biraz duraksayıp etrafına bakındı ve devam etti.

“Şehir hakkında bize nelerden bahsedebilirsin, son zamanlarda ilginç bir gelişme yaşandı mı?”

Lorhan her zamanki içten gülümsemesini suratına güzelce yerleştirdi ve omzuna attığı bezi eline alarak oynamaya başladı.

“Tabi ki cesur savaşçı. Şu anda şehrin en gözde mekanı olan Mayalı Sakal’dasınız ve bizim önceliğimiz sizin memnuniyetiniz. Siz isteyin, biz ayarlayalım.”

Son cümleyi söylerken elfe dönüp göz kırptı.

“Şehir hakkında öyle eğlenceli bir şeyler yok, sizi sıkmayayım şimdi. Ha gelişmelere gelirsek...”

Bezi tekrar omzuna attı ve sakallarını okşayıp düşünmeye başladı.

“Hmm dur bakalım... Krallık büyük bir turnuva yapacağını duyurduğundan beri bir çok savaşçı şehre uğrar oldu ama turnuvanın katılımcıları önceden belirlendi; genelde tanınmış ve asil kişiler. Onun dışında... Hmm...”

Lorhan grubu süzdü ve masaya bir adım daha yaklaştı.

“Bunu benden duymadınız ama iki sokak ötede bir depo var, pazardaki sebze ve meyvelerin depolandığı yer. Oranın sahibinin fare problemi olduğunu duydum. Adamcağız elinden tüm mallarını alırlar diye yetkililere söyleyemiyor. Biliyorum sizin gibi maceracılar için çocuk oyuncağı ama o adamı bir bulun derim ben. Şu bazı önemli kişileri tanıyorum tiplerinden birisi, faydası dokunacaktır.”

İri yarı adam biraz hayal kırıklığına uğrayarak arkadaşlarına baktı ve omuz silkti.

“Teşekkürler hancı.”

Lorhan abartılı bir reverans yaptı ve grubun istediklerini getirmek için mutfağa doğru yöneldi. Han kalabalıktı ve oldukça gürültülüydü; bu yüzden kimse cücenin “kodumun yeni yetmeleri” dediğini duymadı.

**

Vakit iyice geç olunca yerel halk yavaş yavaş evlerine dağıldı, handa konaklayacak olanlar da odalarına çekilmeye başladılar. Lorhan ilgilenecek pek müşteri kalmadığını görünce bara yaslanmış, sıkılmış bir şekilde duran kadına seslendi.

“Han sana emanet Leila, ben bir iki saat yokum.”

Sakız çiğneyen kadın başıyla onayladı ve cücenin handan çıkışını izledi.

Cüce artık ezbere bildiği sokakları hızlıca geçti ve bir çıkmaz sokağa geldiğinde durdu. Beklediği gibi, sokağın ucunda bir karaltı vardı.

“Ay ışığında sevişmek ister misin?”

Cevap neredeyse anında gelmişti.

“Cücelerle sevişmeye bayılırım.”

Lorhan karaltıya yaklaştı ve oldukça pis görünümlü, elindeki hançeri hazır tutan adama başıyla selam verdi. Adam dişlerindeki tüm çürükleri göstererek gülümsedi ve kenara çekildi. Arkasında yakından incelenmedikçe belli olmayan bir kapı duruyordu; cüce duraksamadan kapıdan içeriye girdi.

Meşalelerle aydınlatan koridoru geçtikten sonra geniş ve süslü bir kapının önünde duran Lorhan derin bir nefes aldı ve kapıyı iterek açtı. Kapı oval bir odaya açılıyordu ve ortasında yuvarlak bir masa vardı. Masanın etrafındaki beş sandalyeden dördü doluydu; bir kişi de ayakta bekliyordu. Lorhan ayakta duran adamı görünce şaşırarak duraksadı ve burnundan soluyarak boştaki sandalyeye oturdu.

“Evet toplantımızı günlük raporları inceleyere- bu ne?”

Tombul parmağını kağıdın üstünde yazan iki kelimenin üstüne koymuştu ve solunda oturan kadına bakıyordu.

“Beğenmedin mi tatlım? Grubumuzun bir ismi olmalı bence ve durumumuz düşünülürse Gölgeler Birliği bence gayet havalı.”

Lorhan bir süre daha kadını izledi.

“Hayır. Grubumuzun bir adı falan yok. Gölgeler Birliği ne lan?”

Önündeki kağıtları toplayıp fırlattı ve karşısındaki dilenci kılığındaki adama döndü.

“Trey, bugün macera işinde yeni oldukları her halinden belli olan bir grubu fareli depoya yolladım. Bu demektir ki, bir iki gün içinde lağımlardaki fare stoğunu o depoyu tekrardan doldurmak için kullanacağız.”

İşaret parmağını hemen sağ tarafında oturan adama döndürdü.

“Maliq, haydut arkadaşlarına iki gün sonra ticaret yolundan çok değerli mallar taşıyan bir grubun geçeceğini duyduğunu söyle. Malın içeriğini duyamadın ama karavan muhafızları yerine bir grup maceracı tarafından korunacağını, hangi karavana saldırmaları gerektiklerini böylece anlayacaklarını söyle.”

Adam başıyla onaylamakla yetindi.

“Sally; şu kayıp kız numarasını naptın?”

Az önce aldığı tepkiden dolayı bir hayli bozulmuş gibi görünen kadın bir süre gözlerini kısarak cüceyi izledi.

“Çok endişeleniyorsun tatlım. Bizim kızlara söylentiyi yaymalarını söyledim, bir iki güne kalmaz hevesli bir grup zavallı kızı kurtarmak için terkedilmiş kuleye girer.”

Lorhan başıyla onayladı ve masada oturanlardan konuşmadığı son kişiye döndü.

“Şu ormandaki deli konusu?”

Adam görevini başarılı bir şekilde yerine getirmenin bilinciyle gülümsedi.

“Aynen planladığımız gibi, deneylerini rahatça gerçekleştirebileceği bir mağara ayarladık. Birilerinin dikkatini çekecektir.”

Lorhan memnuniyetle başını salladı ve huzursuz bir şekilde ayakta duran adama döndü.

“Büyük kötü kurdumuz yeni bir şey istiyor?”

Adam sonunda konuşma fırsatı yakalamanın verdiği rahatlıkla masaya yaklaştı.

“Bildiğiniz üzere ona haftada 20 koyun ve 5 inek veriyoruz. 25 koyun ve 10 inek istiyor.”

Cücenin ifadesiz bakışı üzerine durumu açıklamaya başladı.

“Son yolladığımız grup onu biraz zorlamış. Bunu kendisine yapılan bir hakaret olarak görüyor ve alıntılıyorum; mağaradaki değerli eşyaları bırakmak istemediği için bizzat gelip sizi parçalamak yerine yeni bir ödeme şekli istiyor.”

Lorhan tok bir kahkaha attı ve başını salladı.

“Bir ejderhayla iş yaparsan olacağı bu. Tamam, 25 koyun ve 10 inek yollarız, gerekli ayarlamaları yaparım. Ama madem çirkin oynamak istiyor, öyle olsun. Bir dahaki sefere ona yem olsun diye birilerini yollamayacağım. Onu gerçekten öldürebilecek birilerini yollayacağım. Sorunumuza kesin çözüm. Koca kıçımı kaldırıp gelemiyorum demiyor da değerli eşyalarını koruyormuş. Peh.”

Bir süre odadakileri süzen cüce elini hafifçe masaya vurdu.

“Tamam o zaman, gerekli ayarlamalar yapıldı. Bir dahaki toplantımızda bu konuştuklarımın sorunsuz bir şekilde halledilmesini istiyorum. Haydi bakalım.”

Ayağa kalkıp odadan çıkan cüce kendi kendine konuşuyordu, yine onu kimsenin duymayacağı bir şekilde.

“Gölgeler Birliği’ymiş... Aptallar Bandosu daha uygun be!”