Kayıt Ol

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Konular - Madam Vio

Sayfa: [1] 2
1
Çizgi / The Secret Symbol
« : 17 Ağustos 2012, 03:47:29 »
Evet, bunlar benim lise hazırlıkta yapmış olduğum çizimler. Bu sene çizim işlerine yeniden başlamayı düşündüğümden -eğer olur da bu yeteneğimi geliştirirsem aradaki farkı görebileyim diye- ara ara bu konu altına çizimlerimi paylaşabilirim. Kendileri çarpık, yamuk, antisimetrik kısacası ucubik olduklarından göz zevkine kıyamayacak olanlar şimdiden burayı terk etsin. Sonra bana yok efendim bunun şaftı kaymış yok efendim şunun bir gözü büyük diğeri küçük diyeceğim o bile değil çünkü diğer gözü çizmemişsin falan feşmekan diye gelmeyiniz.

Spoiler: Göster


Spoiler: Göster


Spoiler: Göster


Evet bu resimdeki elf 30 metreden aşağı düşmüş ve surat yassılaşırken dudak-burun arasında küçük bir etkileşim gerçekleşmiş.


Spoiler: Göster


Spoiler: Göster


Bunun da kafasını çizmeye korktum çaktırmayın.


Spoiler: Göster


Spoiler: Göster


İyi ki o ayakları oraya çizmemişim.


Spoiler: Göster


Hımmmm. Bu çizimi yamulmuyorsam lise 3. sınıfken, kalemim köreldikten sonra korkarak çizmiştim. Basit ama düzgün olmasına dikkat ederek çizmeye baya özen gösterdiğimi hatırlıyorum. Hatta resmi hevesle anneme gösterdiğimde suratının aldığı gerçekten körelmişsinvari ifade yüzünden komplekse girmiştim. Sağdaki "Nayır nolamaz!" duruşundaki kolsuz hatunu elden geçirip her şeye rağmen Purgatorio için kullanmayı düşünüyorum.

2
Sinema / Silent Hill: Revelation 3D
« : 06 Ağustos 2012, 16:18:31 »
Silent Hill: Revelation 3D


Çıkış Tarihi: 26 Ocak 2012

Orijinal Dil: İngilizce

Tür: Korku/Gerilim

Konu: Silent Hill 3 (Video Oyunu, Konami)

Yönetmen: Michael J. Bassett

Yazar: Michael J. Bassett

Yapımcılar: Samuel Hadida
                 Don Carmody

İlgili Fragman: Youtube Bağlantısı



                                     Oyuncular

                 Heather Mason rolünde Adelaide Clemens
                 Christopher Da Silva rolünde Sean Bean
                 Vincent rolünde Kit Harington
                 Claudia Wolf rolünde Carrie-Anne Moss
                 Leonard Wolf rolünde Malcolm McDowell
                 Rose Da Silva rolünde Radha Mitchell
                 Dahlia Gillespie rolünde Deborah Kara Unger
                 Douglas Cartland rolünde Martin Donovan


3
Purgatorio / Alice Cooper // Galaxie
« : 08 Temmuz 2012, 14:47:03 »
Alice Cooper



İsim: Alice Cooper

Cinsiyet: Kadın
 
Yaş: 22
 
Fiziksel Görünüş + Genel Giyim Tarzı: Orta boylu, ince bir yapıya sahip. Kaşlarına kadar uzanan düz kahkülleriyle uzun kahverengi saçları var. Açık tenli.  Solgun görünmemek için genelde pembe allık kullanır. Sade ve eski moda giyinir. Üzerinde çoğunlukla göğüs altından itibaren bollaşan bir elbise, ayaklarında da babet olur.
 
Spesifik Özellikler (Ek Bilgi): OKB (Obsesif kompulsif bozukluk) hastası. Düzenli olarak psikiyatra gidiyor. Yalnız kalmayı seviyor.

RP Bonus: 4

Spoiler: Göster
Öznitelikler

Power
Intelligence: ■■□□□
Strength: □□□□□
Presence: ■□□□□

Finesse
Wits: ■■■□□
Dexterity: □□□□□
Manipulation: ■■□□□

Resistence
Resolve: ■■□□□
Stamina: □□□□□
Composure: ■■□□□


Yetenekler

Mental (-3 Unskilled)
Academics: ■■□□□
Computer: ■□□□□
Crafts: ■■□□□
Investigation: ■■□□□
Medicine: ■□□□□
Occult: ■□□□□
Politics: ■□□□□
Science: ■□□□□

Physical (-1 Unskilled)
Athletics: □□□□□
Brawl: □□□□□
Drive: ■□□□□
Firearms: □□□□□
Larceny: □□□□□
Stealth: ■■□□□
Survival: ■□□□□  
Weaponry: □□□□□

Social (-1 Unskilled)
AnimalKen: □□□□□
Empathy: ■□□□□
Expression: ■□□□□
Intimidation: ■■■□□
Persuasion: ■■□□
Socialize: □□□□□
Streetwise: □□□□□  
Subterfuge: □□□□□



4
Purgatorio / Gordon Borcha // Silvarath
« : 07 Temmuz 2012, 17:29:10 »
Gordon Borcha



İsim: Gordon Borcha

Cinsiyet: Erkek
 
Yaş: 27
 
Fiziksel Görünüş + Genel Giyim Tarzı: Fazlasıyla kısa kesilmiş kahverengi saçlar, saçlara oranla çok daha uzun ve gür sakallar, kahverengi gözler. Dik beyaz yakalı, mavi renkli şık bir gömlek üstüne ince siyah bir yelek altında siyah kanvas pantolon ve siyah süet ayakkabılar.
 
Spesifik Özellikler (Ek Bilgi): Üç büyük günahın müdavimi: Alkol, kadın ve kumar.

RP Bonus: 4

Spoiler: Göster
Öznitelikler

Power
Intelligence: ■■■■□
Strength: ■■■□□
Presence: ■□□□□

Finesse
Wits: ■■■□□
Dexterity: ■■□□□
Manipulation: ■■□□□

Resistence
Resolve: ■■■□□
Stamina: ■■□□□
Composure: ■□□□□


Yetenekler

Mental (-3 Unskilled)
Academics: ■■□□□
Computer: □□□□□
Crafts: □□□□□
Investigation: ■■□□□
Medicine: □□□□□
Occult: □□□□□
Politics: □□□□□
Science: □□□□□

Physical (-1 Unskilled)
Athletics: ■■□□□□
Brawl: ■■□□□
Drive: ■□□□□
Firearms: □□□□□
Larceny: □□□□□
Stealth: ■■□□□
Survival: □□□□□  
Weaponry: □□□□□

Social (-1 Unskilled)
AnimalKen: □□□□□
Empathy: ■■□□□
Expression: ■■■□□  
Intimidation: ■■■□□
Persuasion: ■■■□□
Socialize: □□□□□
Streetwise: □□□□□  
Subterfuge: □□□□□



5
Purgatorio / Kural Kitapçığı // Notitia
« : 19 Haziran 2012, 21:34:46 »
Bilgilendirme

1)    Kurallar:

-   Oyun forum üzerinden oynanacaktır.
-   Oyuna katılmak isteyenler, önce bizlere özel mesaj yoluyla ulaşmalı, ardından da Karakter kâğıdı sayfamızdaki karakter kartını doldurmalıdır. Bunun ardından, oyuna başlayabilirler.
-   Oyun içerisine gizlenmiş belli çıkış kapıları mevcuttur. Bölümü tamamlayan oyuncular karakterlerini oynamakta ya da karakterlerini yeni bir oyuncuya devretmekte özgürdürler.


2)     Oyunun Evreni & Konusu.

Oyun, storytelling sistemi üzerine temellendirilmiş; estetik haz vermek üzere tasarlanmıştır. Kasvetli, gerilimli ve soyut olarak nitelendirilebilir. Hamleler sahneye hâkim olan duyguyu baltalamadıkları müddetçe kısa ya da uzun olabilirler.

Oyun sıradan bir şehir macerasıdır. Ya da öyle sanıyoruz.

Oyunda dikkat etmeniz gereken şey, senaryolar içerisinde çokça kullanılan sembolizmdir. DM’ler size pek çok ipucu verebilir; ancak sizlerin bunları fark edememesi, pek çok yakalanamamış ipucundan başka bir anlam ifade etmiyor. Hamle yaparken dikkat etmeniz gereken asli şey ise, tasvirler ve diğer edebi olaylar. Bazen bir paragraf bir RP için yeterli olacakken, bazen bir Word sayfasından uzun yazmanız icap edebilir.

Karakter Kâğıdınızı yaratırken dikkat etmeniz gerekenler:

-   Karakter kartıyla ilgili olarak, sadece iki önemli sınırlandırma vardır. Karakterleriniz 18 yaşından büyük olmalı ve hiçbir zeka özürlülüğüne sahip olmamalıdır.
-   Bu iki sınırlandırma dışında, istediğiniz kadar uç karakterler yaratabilirsiniz. Her türlü madde bağımlılığı serbesttir. Her türlü günah caizdir.
-   Evren fantastik olsa da, bireyler fantastik değildir.


3)   Karakter Kâğıdı:

Oyunun Başvuru panosu bölümü altında katılımcıların doldurması gereken minik bir kimlik bilgisi vardır. Buna ilaveten, oyuncuların DM’lere özel mesaj yoluyla gönderecekleri kısacık geçmişleri de uygunluk bakımından kontrol edilip, paylaşılacaktır. Karakter kâğıdınızın kalan kısmı, DM’ler tarafından doldurulacaktır. Kısacası siz üyelerimizi bir de statlarla uğraştırmayacağız.


4)   Zar Sistemi:

Bu kısmı okumanız şart değildir. Kullanılacak zar sistemini merak edenler için üstünkörü bir şekilde açıklanmıştır:

I. Hangi durumlarda zar atılır?

Oyun akışının -genel olarak- şansa dayalı faktörlerle ölçülmesi/belirlenmesi gereken noktalarda, yöneticinin inisiyatifine de dayalı olarak, zar atılır.

II. Zarları attıktan sonra başarılı olup olmadığını nasıl anlarız?

Bu oyunda zarların atım işlemi yöneticiler tarafından uygulanacak; başarılı olunup olunmadığı ise attığı zarın büyüklüğü ile yaşanan olayın zorluğu göz önünde bulundurularak, yine yöneticiler tarafından belirlenecektir.

III. Penaltı ne demektir ve nasıl hesaplanır?

Dış koşulların yapılması beklenen hamleye etki ettiğini varsaydığımız durumlarda, zar atımına penaltı; yani pozitif ya da negatif olarak nitelendirebileceğimiz bazı eklentiler uygulanır. Örneğin 10 metre ilerisindeki nesneyi vurmak için hamle yapan oyuncunun zarına, karanlık olduğundan ve bunun atışını etkileyeceğini varsaydığımızdan dolayı -1 penaltı uygulanır.

Alıntı
Rolling System

X Attribute + Y Skill = X+Yd10
Ex: 2 + 3 = 5d10
In dif. situations -1/+1 can be applied. [5d10 =>  4d10/6d10]
8, 9, 10 succeeds. In 10, reroll.


5)   Tecrübe puanı:

Tecrübe puanı nedir ve nasıl kazanılır?

Oyuncunun RP’si ister edebi açıdan beğenildiği, ister kıvrak hamlesi dolayısıyla ödüllendirilmek istendiğinde tecrübe puanı alabilir. Belirli sayıda tecrübe puanı kazanıldığında, zar sisteminde kullanılan yetenek ve niteliklerine artı bir puan olarak eklenecektir.


***

Güzel vakit geçirmeniz dileğiyle.

6
Dipsiz Konak / Purgatorio
« : 15 Haziran 2012, 22:10:33 »

Bazıları çok merak etti; tek başıma bir evin içinde ne yaptığımı, vaktimi nasıl harcadığımı. Aslında kendi hayal evrenini yaşamak isteyen biri için yalnızlık çoğu zaman daha iyidir. İnsanlar kendilerini yeterince dinlemeye çalışmış olsalardı; hayal etmenin, düşünmenin saatler bile alabileceğini bilirlerdi. Benim de zamanım kısmen de olsa yoğun geçiyordu işte. Temizlik yapmak, kendime yetecek kadar yemek pişirmek, zaman zaman ders çalışmak, internette dolanmak ve benzeri gibi günlük işlerim vardı. Bunların dışında başkaları tarafından ‘zaman öldürmek’ olarak görülebilecek meşguliyetlerim de mevcuttu tabi. Mesela saatlerce yatağımda uzanmış bir şekilde şarkı dinlemek… Kimi zamanlar da koltuğuma uzanıp tepemdeki beyaz ve pürüzsüz tavanı incelemek... Bir süre sonra alışkanlık haline gelmişti bu durum zaten.

İşin aslı odam ve salonum dışındaki hiçbir yer yaşam alanıma girmediğinden mütevellit, temizlik bile birkaç dakikamdan fazlasını almıyordu. Bir tencere yemek yapsam, en az 2 gün duruyordu buzdolabında. Yalnız ve hayatım boyunca her zaman olduğu gibi amaçsızdım kısacası. Akrep ve yelkovan hayatımdan sessiz sessiz çalarken, ben çürümeye yüz tutmuş bir ceset gibi yaşıyordum arta kalan zamanımı.

Her şey anlatabileceğimden çok daha durağandı. Çok az iş görüyordum. Bazen yemek yemeyi unutmuş oluyordum ve bunu ancak karnıma giren ağrılarla hatırlayabiliyordum. Bir süre sonra ise hiçbir şey düşünemez olmuştum. Not almıyordum, plan yapmıyordum, umursamıyordum. Yaşamak ya da ölmek üzerine düşünmüyor, seçenekleri gözden geçirmiyor ve sorgulamıyordum.

Günler geçti, geceler sabaha döndü. Evren her daim olduğu gibi yasalarına uygun olarak değişime uğradı ama olgular hep benzer kaldı. Her şey sabitti benim dünyamda. Yine harekete geçmiyordum ve yine herhangi bir beklentim yoktu yaşamdan.

Zayıflıyordum. Saçlarım dökülüyordu. Uyku düzenim tepe taklak olmuştu. Pantolonumun düğmesi kopmuştu ve onu yerine dikmeyi hiç göze alamadım.

Telefonlarına cevap vermekten usandığım arkadaşlarım ise giderek yabanileştiğimi söyleyerek beni bunaltıyorlardı. Nihayetinde arada bir gelen mesajları da kesildi.

Günlerden sonra yaşadığım en heyecan verici olay, ayağımın salonun ortasındaki amaçsız bir sandalyeye takılmasıyla üzerindeki çay dolu kupanın yere düşüp kırılması oldu. Ve evet, kupa masa filan değil, basbaya sandalyenin üzerindeydi. İşte bu düşüş sırasında anlık bir heyecan yaşadığımı inkâr etmeyeceğim. Diğer bir itirafımsa geçen gün -heralde- kimsesizliğimin hat safhaya ulaştığı bir ana ait. Kendi kendime canımın avokado çekip çekmediğiyle ilgili şüpheye düşmüştüm işin açığı. “Avokadonun tadını bilmiyorum, canım nasıl avokado çekmiş olabilir ki?” dedim sevgili kedim Venüs’e. Sohbetimizin tam ortasında kapım çalındı. Sipariş ettiğim yemekleri alıp ödemeyi yaptım ve odama döndüm. Ancak pakette mayonez olmadığını gördüğümde, hüngür hüngür ağlamaya başlamıştım. Gerçekten de bütün sinirlerim altüst olmuştu.

Dakikalarca, mayonez krizi yaşadım yani. Evet! Evet! Mayonezim olmadığı için ağlıyordum.

Güya.

Bilemiyorum… Var olan hiçbir şey yeteri kadar bir şey ifade etmiyor artık. Haz aldığım şeyler yok denecek kadar az. Bu kısır döngünün dışına çıkamamak beni köreltiyor ve yaşamdan soyutluyor. Tanrı’nın benden istediklerini yerine getirebildiğimden emin değilim.

Ve bir manasız anı daha yaşıyorum şu an. Bu manasız ana mana katmaya çalışıyorum. Kulağımda eskilerden kalma şarkılar, nostalji yapıyorum. Diğer yandan sigaramı daha yakarken aldığım o eşsiz haz… Oysa ne de yanlış bir vakit gönlü hoş tutmaya! Olsun. Varsa yoksa hayat veren, hezeyan yaşamak benim için. O dumanı fütursuzca çekebilmek içine. Zaman zaman kederli, zaman zaman sadece düşünceli. Bazen yanlış bir şeylere karşı koyuyormuş gibi umarsızca dans edebilmek. Varlığa ve yokluğa karşı; hiçliğe karşı dans edebilmek… Balkonda oturup keskin havayı solumak, o manzarayı hissetmek tüm benliğinle.

Öyle bir görüntüsü var ki şehrin yukarıdan, Tanrı’nın kibirlenmemesine şaşıyorsun. Sokak lambalarının loş
ışıkları ayaklarının altında, parlak yıldız kümelerinin ışıkları ise tepende, iki parıltı kümesi arasında farklı bir boyuttan seyreder gibi dünyayı bu kez. O güzellik anlatılamaz, aktarılamaz; o güzellik ancak ve ancak yaşanır.

Aşağıya baktığım her defasında yükseklik korkum olmamasına rağmen büyük bir heyecana kapılıyorum. Sanki bastığım yer ayaklarımın altından kayacak da o dibini bile göremediğim boşluğa doğru düşeceğim. Karanlık öylesine derin, öylesine içine çekiciydi ki; birkaç saniye sonra demir parmaklıkların ötesine geçip intiharı hissetmemek için kendimi zor tutuyorum. Bütün o şaşaa beni nasıl da cezbediyor. Öte yandan soğuk beni olduğum yere nasıl da sabitliyor.

Doruğa ulaşma arzusu hiç bu denli kuvvetle sarmamıştı beni. Bu benim meraklı ve sabırlı bekleyişimin
sonu, hayatımın son perdesi olmalıydı belki de. Bir ermiş misali, küçük büyük bütün misterleri öğrendiğim, tüm varsayımları yalanladığım an.

Ölüm ve yaşam arasındaki o ince çizgide dans ettiğim, değerli an.

Gözlerimden yaşlar süzülüyor. Büyülü bir sanrıyı ve kederli bir düşü aynı anda keşfederken, kalbimin hızlanan atışlarına engel olmak çok güç.

Bin bir farklı şey geçiyor içimden; acı içinde inliyorum. Bedenimi parçalara ayıracak o düşüşe yalnızca bir adım uzağım.

Zihnimdeki müzik bana ruhumun en yüce coşkusunu yaşatıyor. Ellerimin hareketine, vücudumun raksına, çığlıklarıma karşı koyamıyorum artık.

Düşüşe karşı koyamıyorum.

7
Güncel / Muğla'da Deprem
« : 10 Haziran 2012, 20:16:52 »
Türkiye'de Muğla, Ölüdeniz açıklarında 6.1 şiddetinde deprem oldu. Bir dakika süren deprem (4,2 şiddetinde) Kıbrıs'ta ve diğer birçok kentte hissedildi.

İlk gelen bilgilere göre deprem saat 15:44'de ve 19, 6 km derinlikte meydana geldi. Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü (KRDAE)'nden alınan bilgiye göre depremden sonra bir de artçı sarsıntı kaydedildi. Bu arada sarsıntı sonrasında Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi'nin internet sitesi de çöktü.

Dün de Köyceğiz İlçesi ve çevresi saat 17.33'te merkez üssü Balcılar Köyü olan Richter ölçeğine göre 4.2 büyüklüğündeki bir depremle sarsılmıştı.



Spoiler: Göster
Deprem sarsıntısını hissedip de bunu nabız atışlarına bağlayan tek insan evladı benim heralde. Çünkü gerçekten de damarlarım baskı altında kaldığı için zaman zaman oturduğum yerde sarsıldığım oluyor. Facebook'taki güncellemeleri görmesem anlamayacaktım da deprem olduğunu. Durumum o kadar vahim yani anlayacağınız.

8
Düşler Limanı / Bas Gaza
« : 26 Mayıs 2012, 14:30:50 »
BAS GAZA BAS GAZA

Gerçekten işenmiştim. Ama önce anahtarları arkadaşıma geri vermem gerekiyordu. Eve girer girmez üzeri bin bir gereksiz eşyayla donanmış sehpaya koştum. Bulduğum bir parça mendille anahtarları sardım ve pencereden aşağı bıraktım. Artık nasıl attıysam, mendil uçup gitti ve anahtarlar alt katın penceresine çarpıp arkadaşımın kafasına vurdu.

Bir el çabukluğuyla pencereyi kapadım. [Böylece anahtarla kafasını deldiğimi görmemiş olacaktım.] Bu esnada içeriden gelen boğuk saat alarmının sesini duydum. Onu da yok sayaraktan, tuvalete koştum. Tuvalet kapısının önüne gelene kadar paltomun ancak bir kolunu çıkarabilmiş, diğer koldan ise ötekinin üzerine basarak kurtulabilmiştim. Zipimi açacağım sırada fark ettim ki dükkânım hali hazırda açık. Anlaşılan bütün gün dışarda böyle selamlamıştım milleti.

Bir rahatlama eşliğinde işimi görürken saat alarmı hala o tiz ‘dıııııt’ sesiyle zihnime işliyordu. Alarm adeta çabuk işemem için beni zorlarken evde yemek olmadığı gerçeğinin kafama dank etmesi de ayrı bir hoşluk oldu tabi.

Odaya daldım. Bir masanın üzerinde en az 4-5 farklı saat vardı. Durmadan öten de sonuncu olarak elime aldığım çıktı, oça bak sen. Çok oyalanmadan çekmeceden kulaklıkları kaptım ve tuvaletin önünde bıraktığım paltomu yeniden sırtlanarak kendimi dışarı attım. Regi tarzı şarkılar eşliğinde hızlı bir yürüyüş yapmak keyifli sayılırdı aslında. Sonuçta Hasan Usta’nın kebaplarına koşuyordum.

Soluk soluğa yolları aşarken kulaklarımda aynı sözler yankılanıyordu: Oh baybe, life is beautiful. Its beautiful… Hazır aklıma gelmişken dönüşte bir elektronikçi bulup şu kulaklıkların da yenisini alayım. Ses cızırtılı çıkıyor gibi.

Neyse; baktım ki bütün yollar tıkanmış, gideri de yok arabaların, kestirme yollardan geçeyim hızla diyerekten Saraypaşa Caddesi’ne geçtim. Bir yandan da düşünüyorum şu benim borç yaptığım Yeşim Teyze hangi sokakta oturuyordu diye. Beni görürse yine başlayacak bağırmaya, mahalleli pencerelere çıkacak. Hayır, “Adam öldürüyorlar! Yetişiiin!” diye bağırdığında tek kişi duymaz seni, bir deli karı pencereye çıkıp birine laf söyleyecek olsun, millet hemen camlarda. Geçen yıl bir adamın bağırsaklarını deştiler bu şekilde öğlen vakti sokağın ortasında, Allah’ın bir kulu kafasını çıkarıp da acili bile aramadı. Böyledir Saraypaşalı karılar.

Vay be, sövüyoz ediyoz ama seviyorum lan bu memleketi. Zaman zaman anamdan doğduğum güne lanet etsem de yaşamak gerçekten güzel.

***

Karım dırdır ediyordu yine. Bıkmadan usanmadan her akşam “İyyakşamlar Türkiyeeeeeeeeee!” derken kendinden geçen radyo programcısı gibiydi karı. Hani andım ya bizim hanımı, hemen arayacağı tutmuştu yine. “Alo? Zeliha? Çabuk söyle araba kullanıyorum.”

“Muharrem! Eve gelirken Hacı bakkaldan iki kutu süt al. Birer de gofret al getir çocuklar bönürüyor içerde... Çabuk et Muharrem!”

Tabi telaş ettik ya, İstanbul trafiğinin felç geçireceği tuttu. Otobandan gidilmez abisi diye geçirdim içimden, ara yollara daldım. Zaten geç kalmışım, bizim Ekrem’in demesi gibi “BAS GAZA! BAS GAZA!” yapıyorum.

Aniden karşıma biri fırlayınca duramadım tabi.

Kornaya bastım ama kulaklığı yüzünden duyamadı.



Notlar için:

Spoiler: Göster
-   “BAS GAZA! BAS GAZA!” sözü, çocukluğumda kardeşlerimle birlikte babamı daha hızlı araba kullanmaya zorlamak için söylediğimiz sinir bozucu bir laftır.

-   Saraypaşa olarak uydurduğum yerin aslı için, bkz. Sofular Mahallesi, Fatih – İSTANBUL. Ani bir atak için pencerelerde pusuya yatmış deli karıları orada bulabilirsiniz.

-   “İyyakşamlar Türkiyeeeeeeeeee!” ise aslında “İyyakşamlar Kıbrıııııııııııııııısss!” derken gerçekten de kendinden geçen ve bütün ada halkını sabah sabah küçük çapta bir sinir krizine sokan radyo programcısına aittir.

9
Şişedeki Mısralar / Divan-ı Eş'âr
« : 22 Nisan 2012, 22:19:06 »
Divanenin Dermanı


Ey güzelliğiyle çevreleyen ve kuşatan, afsun misali dehlizlerce sarmalayan!

Ben ki nicedir bir kimsesizlik furyası idim, mecnun oldum ibadeti aşkından.

Fettan eller delü deyyü: “Tanrıtanımaza yoktur selam, olsan da feryat figan.”

Edeceklerine hayr-ı dua: “Kadrini bil bu sevgilinin, çürümeden biçare tinin.”

Bre cühela! Bre kenafir! İlkin sen cay; nedir bu sevdalılara küfr içinde halin?

Öyle ise nispet için, illâ da lazım gelir tekrir edeyim, inadına bin defa daha;

Dileyen sultanıma, hem kulu hem kurbanı olam. Yer olam ayakların altında.

Keza haktır tapınmak böylesi güle; dikenli sinen olmalı benim için aslî mabet

Sen ki kurdun kalbime köşk, kıldın göğsümü tahassür edilen; kıymatlı cennet.

Ne imrenilecek sefa-i saltanattır gönlünün köşkündeki, evvela bir tasavvur et,

Ve affeyle beni kaçtımsa mübalağaya ya da ettimse kelamımda sürç-ü lisan,

Lakin unutma; yalınız yüzündür benim şu maşuk göynüme kılınan tek derman.

10
Kurgu İskelesi / Ateş Çemberi
« : 15 Nisan 2012, 14:40:58 »
Ateş Çemberi


Hepsi de merkezin çekim kuvvetine kapılmış zerrecikler gibiydi kaotik evrenlerinde. Tanrı, düz çizgiyi büküp bir çember yapmıştı ve insanlar ne zaman yolun sonu deseler yeni başlamış oldular. Onların hatası; girdabı görmezden gelip, labirentte olduklarını sanmalarıydı aslında. Bu kısır döngüden kaçmak isteyen çok olduysa da, ancak birkaçı delirmeden oradan kurtulabilecek kadar şanslıydı.

Ateş çemberinden kaçanlar ikinci kapının önünde toplandılar. Bekçi, katatonik halinden uyandı ve gelen buyruk üzerine ikinci kapıyı aşındıranlar için geçidin kapılarını araladı. Kapı açılır açılmaz, bir esans vurdu girenlerin burunlarına. Cinnete çağrı, kabul gördü.

Böylece etler oluklar halinde akın etmeye başladılar meydana. Kadın, tadını alanları bekliyordu her zamanki yerinde. Gelenleri görünce kıvılcımlı dudakları kıvrıldı, bir gülümseme oluştu yüzünde.

Onun küstah ve aldatıcı güzelliği saklı cennetleri vaat ediyordu bakanların gözlerine. Öyle müthiş bir aşk ve tutku yaratırdı ki görüntüsü, kapılan memduh güçsüz bir iradeye sahip ise, birkaç kısa saniyesini alırdı aklını yitirmesi. Bu biçareler bazen erirlerdi ihtirastan, bazen yalnızca çürüyene kadar donup kalır.

Güçlü olanlar bile kadının yarattığı şehvâni güdümlemelerden kolayca sıyrılamazlardı. En büyük günahlara azmettirici olan kadının o zehirli sözlerine itibar etmek, en aklıselim insanların bile karşı koyamayacağı bir şeydi.

Kupa Kızı, önce çılgın göz bebeklerini tutuşturdu. Etler kavrularak hunharca katledilmişti bir kez daha. Yükselmiş kül tabakalarının üzerinde tüten dumanlar yeni ruhlar yarattı ve o ruhlar başka yandaşlar bulmak maksadıyla dünyaya, geçmişin başladığı yere döndüler.

Kenarda, oldukça tenha bir noktada, memduhlardan teki eliyle burnunu kapamıştı. Esansı yok saymakta ısrar eden adamın alev almadığı görülünce, önüne sergüzeştini getiri verdiler. Kitap, hava kadar hafifti amma, sayfaları da kurşun misali ağır.

Burada her şey Kupa Kızı’nın tekelinde idi. Kitaba bakıp, bir açık bulmaya çalıştı. Ne de olsa onu reddeden bir erkek, var olamazdı. Hakkında aranılan bulunamayınca, yaratıcının huzuruna çağırıldı adam.

Biz insanoğlunu böyle yaratmadık buyurdu Tanrı. Biz, seni güdülerinle yoğurduk. Şehvetle şerbetlendirdik…

“Bir kız sevdim ki, buralardadır. Onun için geldim.” dedi o da karşılık olarak.

Bir kız sevdin ki, ikinci kapıda; şehvet kapısında aranır, bulunur…

“Derdim de budur.” diye diretti adam. “İkinci kapıyı birlikte hak ettik biz, neden birlikte girmeyiz?”

11
Düşler Limanı / Son Mektup
« : 14 Nisan 2012, 14:29:37 »
SON MEKTUP

Sonra gittin. Ruhumun derinlerinde saklı bazı kırılgan duyguların örselenmesine yetecek kadar bir müddet göremeyecektim seni. Bu yüzdendir ki yaşayacağım kederin farkında; biraz hüzünlü, biraz mahzun bakıyordun yine pulsu gözlerime. Özlemin yıpratıcı olacaktı, ancak bilmezden geliyorduk.

Her şey ‘bizi’ tedavi etmek için dedik, uzaklaştık bir süre.

Hicranımızı takip eden akşamlar, sevdiklerinin uzağındaki âşıkların peşinde koşan birer avcıya dönüşmüştü adeta. Kâbuslarımla bezense de geceler, sana her gün, gözlerim kapalıyken kavuştum ben. O günden sonra her defasında, gözlerimiz kapalı seviştik biz.

Yokluğunun getirdiği boşluk çepeçevre kuşatmıştı zihnimi, kalın duvarlar örmüştü anılarıma. Var olmayan bir zaman diliminde, hatırına hapsolmuştum. Ne söylediysem aksetti o sınırlar arasında, dönüp bana çarptılar… Ve her geçen gün, güneşler doğdukça, birer gölge daha düştü o yeşermeye uğraş veren umutlarıma.
 
Güzelliğine sonsuza dek hasret kalmıştım…

Belki birkaç hafta, belki aylar geçmişti. Fakat aradan yüzyıllar geçmiş gibi özledim seni. Hani tarifi güç bir hisle dolar insan; gönlü işkence görüyordur da, sesi çıkmaz. İçi yansa da, ancak kısık bir inilti bırakıvermiş olur hiçliğe. Ben de böyleydim sevgilim; kanıyordum.  Kıvranıyordum. Sesim çıkmıyordu…

Algının en üst seviyesinde çalışan, erişilemeyecek bütünlükte bir bilince sahiplik ettiğinden sorgulamadım tedavini. Yalnız ve mutlak, kabul ettim.

Ama geri dönmedin sen. Yemin ettiğim üzere, ben bekledim.

Bir gün, cinnetim seni sorduğundan, kendimi yalnızca dostun olduğunu bildiğim adamın kapısı önünde buldum. Beni içeri alması öyle uzun sürdü ki; maskeler üzerine maskeler taktığına emin olmuştum. Yine de beni buyur etmişti.

Karanlık mekânında eğri büğrü, irili ufaklı bir sürü beyaz mum ölüyordu. Mizacını bilmediğimden, sandım ki bu büklüm belli mumları sönmesin diye ağır hareket ediyor. Oysa mumlar üzerinde tüten ateş parçalarının ahenkli dalgalanmalarını kaotik bir çırpınışa dönüştüren nefesinde, derin soluklarında bile bir ağırlık vardı bu adamın…

Salondaki ışık benim için bile oldukça loş kalıyordu açıkçası. Ancak o aydınlanmış herhangi bir noktası bulunmayan ortamda, nereden geldiğini bilemediğim güzel bir puro kokusu beni benden almaya yetmişti. Çok geçmeden adam bana bir kadeh şarap ikram etti, bilmediğimiz bir anı beklemeye başladık.

Birkaç dakika sonra kendimi daha rahat hissettiğimi sezmiş olmalı ki sinsi bir gülümseme yayıldı çirkin suratına. Onunki bilindik; göbeği kaçak kat çıkmış, yağ bezleri fazla çalışan domuz suratlı heriflerin sahip olduğu türden bir çirkinlik değildi. Gözlerine odaklanmaya çalıştığımda içimi ürperten, dudaklarının kıvrılmasıyla birlikte rahatsız olmamı gerektirecek bir sezgi yaratan, şeytani bir çirkinlikti.

O an geldiğinde koltuğunun yanındaki antika gramofonu oynattı ve daha önce hiç duymadığım bir müzik salonda yankılanmaya başladı.

Aman Tanrım, bu alevler bizi de yok edecektir…
Aman Tanrım, bu alevler bizi de yok edecektir…


Ben şarkının da etkisiyle bir şeylerin yanlış olduğuna dair anlamsız içgüdüler ile yalpalanıyorken önüme bir kâğıt uzatıvermişti. Kâğıdın üzerinde keskin ve uzun çizgilerden oluşan italik bir yazı bulunuyordu. Hem de her harfin bir sembol, her noktalamanın bir imza biçimine büründüğü, pek gösterişli bir el yazısı... Bu ne güzel bir yazı! diye geçirmiştim içimden. Bu ne güzel bir yazı!

“Oku!” diye emretmişti ses.

Ben, güzelliğine sonsuza dek hasret kalmıştım…

Çünkü o not, senin öldüğünü söylüyordu.

12
Tartışma Platformu / Sanat Ne İçindir?
« : 14 Nisan 2012, 12:29:29 »
Yegâne edebiyatçımızın yıllardır üzerine söz düelloları yaptığı bu tartışmayı fantastizmin üzerine çıkarak biraz daha panoramik biçimde bir de forum ahalisi olarak biz örseleyelim, fikir alışverişinde bulunup vizyonumuzu genişletelim istedim.


Bence,

Hangi perspektiften bakarsak bakalım, şu ya da bu şekilde bizler iyi biliyoruz ki düşüncelerin/fikirlerin gerek ham bilinçlere gerekse olgun zihinlere en etkili ve köklü empozesi sanat yoluyla yapılır. Kırk yıl boyunca uğruna dökülen terleri hiçe sayıp hiçbir zihniyette filizlenmeyi başaramamış ne görüşler vardır ki, daha sonra müziğin, sinemanın ya da edebiyatın düsturunda kazandıkları o sinsi söylev gücüyle kitleleri arkalarından sürüklemeyi başarmış, tabuları yıkmışlardır.

Bu bağlamda toplumu iyiye, doğruya, adil olana manipüle etmek için sanat mükemmel bir araçtır. Ancak tekrar vurgulayacağım üzere, burada sanat yalnızca bir ‘araçtır’ ve onu ‘amaç’ seviyesine yükseltgemek gerekir.

Nasıl estetik bir ürünü ‘sanat eseri’ olarak adlandırabilmemiz için estetik duygular uyandırmak amacıyla yaratmış olmamız gerekiyorsa, öyle de ‘sanata’ sanat diyebilmemiz için, işi aslına uygun yapmış olmamız lazım gelir.

Sanat, sanattır ve eğer sanat için “Öznenin duygu ve düşüncelerini çeşitli yollarla dışlaştırması sonucu estetik ürünü meydana getirmesidir. Estetik tavır ise sanatçının sanat eserinin kendinde uyandırdığı duygular sonucu verdiği tepkidir.” diyebiliyorsak, estetik duyguları kabartmada sanat eserindeki anlatım şeklinin, aslen anlatılan kadar güçlü bir etkisi olduğunu da göz önünde bulundurmamız gerekir. Bu yüzden sanatta biçimsel mükemmellik vazgeçilmezdir ve buna binaen yaratıcılık, kapalılık, yoğunluk sanatın gereklilikleri olmalıdır.

Tüm bu genel düşünüş biçiminin dışında olarak, toplumdan ziyade bireyi önde tutan kişisel bakış açımın da etkisiyle, şahsıma ait bütün üretiler ‘sanat için sanat’ anlayışında ortaya konmuştur.

Ya siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

13
Başka Kurgular / Zebani - Andrew Davidson
« : 26 Ağustos 2011, 16:44:16 »
ZEBANİ




Yazarı :             Andrew Davidson
Orijinal ismi :     The Gargoyle
Çevireni :           Bahar Çelik
Yayınevi :           Martı Yayıncılık

Sıra dışı… Zebani çok etkileyici bir roman... Egzotik bir macera.
Daily Telegraph

Davidson öylesine geniş ve sihirli bir dünya örüyor ki, gerçek hayata dönmek insanın kalbini parçalıyor. Titizlikle yapılmış araştırmaların ve oldukça duygusal bir bakış açısının ürünü olan bu büyük eser, yazar için çok önemli bir çıkış romanı ve ilk romanı olarak kalmayacağı kesin.
Suzanne Black, The List

Zebani’nin baş kahramanı çok etkileyici bir karakter: Hem çok ciddi hem tam bir kaçık, hem ağırbaşlı hem de coşkulu. İnsanı düşündüren ve egzotik bir maceranın içine sürükleyen bir roman. Her şeyden öte, yetenekli ve hayal gücü yüksek, yeni bir yazarın eseri.
Simon Baker, The Daily Telegraph

Romanın dili şampanya köpüğü gibi fışkırıyor.
Stuart Evers, Word magazine

Andrew Davidson’ın Zebani’si ayaklarımı yerden kesti. İnsanı hipnotize eden, dehşete düşüren, şaşırtıcı bir roman ve bütün bunlara rağmen aynı zamanda da insanın ruhunu arındıran bir roman.
Sara Gruen

Zebani her yönüyle hayretler uyandıran bir cümbüş, bir isyan. Romanın Andrew Davidson’ın ilk eseri olduğuna inanmak güç: Şelalenin içinden üslubundaki canlılıkla akıp gidiyor, yıllanmış ustalara özgü cesaretinden söz etmiyorum bile. Kitap, okurun ayaklarını yerden kesiyor, salt keyif ve tatminden çığlıklar atana dek onu havada savuruyor. Ne muhteşem, ne güzel bir ikram.
Peter Straub




Hele de kurgu akışı en küçük bir kronolojik hatada ölümcül bir karmaşa yaratacakken şizofreninin, sanrıların, hayallerin ve ara hikâyelerin böylesine iç içe geçtiği bir hikayeyi bu profesyonellikte işleyebilmek büyük başarı. Genelde ağdalı aşk romanlarına karşı küçümseyici bir yaklaşımda bulunmama rağmen ‘Zebani’de yer alan aşk kavramı hayatın gerçekleri göz önünde bulundurularak ele alındığı ve sonunda da iyi bir etki yarattığı için kitap konusundaki kanım oldukça değerli olduğu yönünde. Yorumlarda da belirtildiği gibi bir genç kadının zihninde yaratılan dünya o kadar büyülü ki okuyucu bir şekilde anlatılanların gerçek olduğuna inanmak istiyor. Mitolojik göndermeleri ve çağrışımlarıyla ise roman zaten başlı başına bir genel kültür yuvası. Benim kendi adıma yapabileceğim tek olumsuz eleştiri ise kitabın ‘hayali’ olaylar dışında kalan ‘gerçek yaşama’ ait kısmında yeterli kurguyu bulamamış olmam ki bunun bekleyişi kitabı okuduğum süreç içerisinde içimde bir boşluk yaratmadı değil. Ancak bu denli ustaca bir roman ortaya çıktıktan sonra böyle bir kusuru görmek bile yanlış olur. Kısaca tavsiyem, mutlaka okuyun.

14
Gezginler Kamarası / Self Destruction
« : 16 Mart 2011, 21:23:00 »

Kısacası olay şu; ben yazıyorum siz okuyorsunuz.

15
Düşler Limanı / Azat
« : 12 Mart 2011, 14:02:11 »

-----------------------------------------o------------------------------------------

AZAT

Piyanoyu çalmaya başladığı ilk saniyelerde notaları bir kadının vücudundaki kıvrımlar misali dalgalandırarak büsbütün yeni bir ruh haliyle canlandıran ve odanın karanlık duvarları arasında kederle yankı bulmasına yol açan zarif, sevecen parmakları tuşların üzerinden kayıp gitmekteydi sadece. Şehvet, tutku, ve ihtirasla yeniden anlam bulan sahnelerin bezediği hatıralar zihnine üşüşür olunca daha bir hiddetle inmeye başladı elleri piyanonun tuşlarına. İhanetle sarsılan kör yeminler eşliğindeki intikam arzusu ve aynı anda kalbinde yer eden vicdani azabı hissetmek yetmişti çünkü, taze yaralarının yeniden alev almasına.

Usulca nihayete eren hüzünlü ezgi güzel sevgilisini de etkilemiş olsa gerek ki, ferini yitirmiş gözlerine yaşlar doldu önce; ağlamaya başladı... Oysa aldatılan kadının içindeki derin ve vahşi nefret, sevgilisinin üzerinde yarattığı bütün o fiziksel acıya rağmen dinmeyi bir türlü beceremiyordu. Bu yüzden ayın pırıltılı ışığı altında şevkle parlayan hançerle oynamaktan aldığı hazı uzun bir müddet daha canlı tutmaya gayret etti ve yeterince oyalandığına karar verince hayatının aşkı bildiği o adamın yarı çıplak, savunmasız bedenine kan kırmızısı bir şerit daha ekleyiverdi. İşkencesini adamın tenine, yüreğine ve bitap düşmüş beynine dayanılması güç bir acıyla işledi bütün gece. Ve odayı boyayan kuzguni siyah, pişman olduğuna dair bir belirti sayılabilecek ifadelerin tümünü hiçliğinde boğarak çekip aldı kadının yüzünden.

Az sonra; aynı gövdeden çıkan kırılgan dalların çarpışmalarıyla gelen uğultu ve yaprak hışırtılarının bastırdığı sessizlik bir kez daha dirildiğinde, yoğun duyguların yerini olgun bir bekleyiş aldı. Kadın, ilk anda bir şey söylemedi. Alnına saçılan buklelerin ardında, dikenli gülünü kucaklayan bir bülbül misali şakıyan kömür karası gözleri anlatıyordu düşüncelerini, tüm o hislerini... Elleriyle kafasını kaldırıp yarinin, ne kadar daha dayanabileceğini düşündü bu merhametsizliğe. Sonunda yatağının kenarına dayanmış olan küçük sehpanın üzerindeki şişeyi çekip aldı. Kırmızı şaraptan doldurdu kadehe; sevgilisinin susamış dudakları arasına dayadı.

Kana kana içti o da, köreltecek sandı teninde kabaran keskin acıyı, ama yanıldı. Yar elinden içine akıttığı zehirdi, kandı.

"Ah, sevgilim. Hiç mi affın yoktu şu virane, biçare benliğime? Dün bitti, yerine yenisi geleli de çok oldu... Şu ıssız odayı hevesle kol gezen ızdırabı seyreltti mi bilmem ama dün, o kadar uzak ki sevgilim, belki bir ömürden daha yakın değildir. O zaman nedendir muhafazada inat ettiğin, içindeki bu yontulmamış, delice kin? Ya senin, adeta müşterek ruhumuza geçirdiğin tırnakların açtığı yaralardan haberin var mı? Hiyanetimin bedeli mi bu önümde endam eden, sen misin? Çünkü telafisini hiç karşılayamayacaktı ki bu aciz bedenim, zaten sahip olduklarımı da düşünmeden pare pare ettin sen. Ben, senin azadından mahrum kaldım; bihaberdim, sen yoksun imişsin bir gönülden..."

-----------------------------------------o------------------------------------------

Spoiler: Göster
Duygu yoğunluğu yaşadığım bir vakitte yazdığım, üzerinden geçmeye veya uzatmaya bile üşendiğim bir yazı.

Sayfa: [1] 2