Kayıt Ol

Battallar ve İnsanlar

Çevrimdışı Fırtınakıran

  • *
  • 8351
  • Rom: 1
  • Unique Ravenclaw
    • Profili Görüntüle
Battallar ve İnsanlar
« : 04 Şubat 2016, 08:51:13 »

Bu kitabı hangi kategoriye açmam gerektiğinden de pek emin değilim ya, şimdilik burada dursun bakalım.

Battallar ve İnsanlar, konusuyla ilgimi cezbetmiş ancak beklediğimi verememiş bir eser. Özgün adı Every Boy Should Have A Man olan kitabın bu özgün adı, aynı zamanda ilk bölümün de adı oluyor: Her Çocuğun Bir İnsanı Olmalı.

Battallar (özgün tabiriyle oafs), insanlara göre 3 kat uzun ömürlü ve onlardan ebat olarak çok daha büyük bir ırk. İnsanlarsa doğanın en zeki "hayvanları" konumunda. İnsanlar iyi bir besin kaynağı, aynı zamanda en çok istenen evcil hayvan. Kimileri konuşabiliyor, kimileriyse konuşma yetisinden mahrum. Müzisyen olup sirklerde gösteri yapan ya da sahiplerini eğlendirenler, dövüşlerde kullanılanlar, hayvanat bahçelerinde sergilenenler... Liste saymakla bitmez. Üstelik bizim hayvanları kullanış şekillerimizin neredeyse hepsini Battalar insanlara yapıyor. Tasmayla gezdirmek de dahil.

Kimi zaman, özellikle kedi ve köpekler için kullanıldığımı tabirlerin bu kitapta insanlar için kullanıldığını görüyoruz. Hikayemiz de fakir bir çocuğun bir insan bulup onu sahiplenmesiyle başlıyor.

Fikir çok hoş, ama başta da dediğim gibi, işleniş beni memnun etmedi. Böyle bir konu böyle basit mi ele alınmalıydı? Kitap sonlarına doğru içerdiği şarkılar ve destanlarla birdenbire form değiştiriyor. Bu form değiştirme böyle ani mi olmalıydı? Köpek dövüşleri ve oynanan bahisleri insan dövüşleri (ve bahisleri) gibi şeylerle değiştirmek rahatsız edici bir eğlenceye sahip olsa da, kitabın genel işleyişinde bir basite indirgenme var benim gözümde.

Pek çok bilindik masala bariz göndermelere ve esinlenmelere sahip. Aynı zamanda bize savaşın doğasını masalsı bir dille aktarıyor. En önemli yanıysa insanın kendini diğer her şeyden üstün görmesi ya da diğer her şeyin koruyucusu olarak ataması durumuna sahneye Battalları koyarak yaptığı ironi. Hele ki bizim hayvanları örnek gösterip "sadece ihtiyaçları olduğu kadar avlanıyor, şöyle ekolojiyi koruyorlar, böyle onlara ihtiyaç var, böyle de ders almalıyız" söylemlerimizi insanı örnek gösteren Battalların ağzından durmak hayli ironik ve eğlenceli. Yazar, insana göre bir hayli büyük ve iri olan Battalların omzuna oturmuş, bize tepeden bir bakış atıyor. Yine de, tüm bunlara rağmen beklediğim kadar sevemedim.

Konu muazzam, verilen mesajlar ve insanların evcil hayvan konumuna sokulması gayet güzel bir düşünce. Dahası, insanın hayvanlar için dediği ya da yaptığı pek çok şeyin bu defa insana söylenmesi ya da yapılması da güzel bir dış bakış. Ama neden böyle basite kaçtı bu kitap? Kitabı okurken tüm bunların çok daha iyi bir biçimde aktarılabileceğini düşündüm durdum. Yine yer yer masalsı bir anlatımın seçimi de sırıtmazdı özünde. Ancak detaylandırılması gereken pek çok şey benim için çok yüzeysel geçildi. Daha da ileri gidecek olursam, bir okur olarak sanki anlamayacağım düşünüldü gibi hissettim.

Mesela savaşın anlatıldığı kısım. Böyle oldu bittiye mi gelmeliydi? Ya da fakir çocuk ve sonradan edindiği zengin arkadaşı. Ne ara böyle dost oldular? Nasıl böyle birbirlerine bağlandılar? Çocuksu bir masumiyet mi dersiniz? Tamam da, az önce aynı çocuklar insanlarını diğer çocuklarınkiyle dövüştürmüyor muydu?

Kitapta özellikle duyguların havada kaldığını düşünüyorum. Anlatım tarzı elbette yazarın tercihidir. Ona da saygı duymak gerek. Bunca şikayet ettim ama, en iyisi "yazarla anlaşamadık" diye bu yorumu sonlandırayım :).

Çeviri ve Editörlük

Battal kelimesi dilde kaba duran bir tabir. Oaf ise mankafa, kaba adam gibi anlamlara sahip. Bence hoş bir çeviri olmuş. Özellikle "oaf" kelimesinin zaman zaman battalların birbirine "mankafa" diye hakaret etmesi amaçlı da kullanılışı gibi bir kelime oyununa sahip diye düşünüyorum. Özgün metne bakma şansım olmadı, ama aynı anlamdaki bu kelimenin farklı kullanılmaları olduğunu görmek zor değil.

Editörlük de gayet güzeldi. Tertemiz bir kitap okudum çeviri ve editörlük bakımından.

Kitabın adı neden "Her Çocuğun Bir İnsanı Olmalı" diye bırakmadıklarını merak ediyorum. Bence ilgi çekici bir isimdi :).


Toparlarsak, beklentimin altında kalan bir eser oldu. Bu bakımdan üzgünüm. Bu kitabı daha çok sevmeyi beklemiştim. Dilerim diğer okuyacak arkadaşlar benden daha çok sever :).

Çevrimdışı mizmirli

  • *
  • 16
  • Rom: 0
    • Profili Görüntüle
Ynt: Battallar ve İnsanlar
« Yanıtla #1 : 09 Şubat 2016, 10:47:06 »
Duygular havada kalıyor ve ayrıntıya girilmeden olaylar olup bitiyor.Evet, bunlara kesinlikle katılıyorum. Fakat konu büyük bir potansiyele sahip. Dişi insanla olan ilk hikaye çok etkileyiciydi. Bence bu konuyu 170 sayfada yüzeysel anlatmayıp daha fazla sayfada derinlemesine anlatsaydı muhakkak okur daha fazla keyif alırdı. Ayrıca kitaptaki son da düşündürücü.


[spoiler]Son neden düşündürücü açıklamam gerekiyor. Kitabı okuyanlar biz sizce üst battaların dünyasında mı yoksa altta bulunan medeni insanların dünyasında mı yaşıyoruz? Aklıma şöyle geldi bizim masalarımızda devler var ve üst dünyada battalar deve dönüşüp insanlar tarafından avlanıyorlar. Ayrıca birde tufan mevzusu var ona hiç girmeyeceğim. Yazar burada insanların dev mitolojisini battalara bağlıyor ve bizim üst dünya mı yoksa alt dünya da mı yaşadığımızı bulanıklaştırıyor. İlginç bir son veya yüzeysel yazılan kitapta yüzeysel bir son.   [/gizli

Çevrimdışı

  • ***
  • 581
  • Rom: 47
  • Hayvan Yemeyelim!
    • Profili Görüntüle
    • http://bulentozgun.blogspot.com/
Ynt: Battallar ve İnsanlar
« Yanıtla #2 : 02 Mart 2016, 11:57:28 »
Ben bu kitabı sevmedim.

Yazarın neyi amaçladığını anlayamadığım kitapları sevmiyorum.

Tersinden bir fabl gibi başlıyor bu kitap. Hayvanların konuşturulduğu o güzel masalların aksine insanlar hayvanlaştırılıyor ve yazar bunun üzerinden bize “bir şey” anlatmaya çalışıyor.

Kitabın başlarında hayvanlara yaptığımız zulme yönelik bir eleştiri getirecek sandım. Çünkü Battallar, insanlara, bizim hayvanlara yaptığımız iyi-kötü her şeyi yapıyorlar (gerçi bizim hayvanlar için yaptığımız iyi bir şey yok). Hatta zengin ve kültürlü Battallar için insan yemek vahşilik. İnsanlara işkence yapan, onları dövüştüren, çalan Battallar için cezalar mevcut. Bunları, bir çocuk ve onun sahip olduğu insanlarla ilişkilerinin anlatıldığı ilk dört bölümden öğreniyoruz.

Böyle bir ters bakış iyi işlenirse okuru sarsabilir ve bakış açısını dönüştürebilir. Fakat kitap bunu derinlikle işlemeden bırakıyor.

Beşinci bölümde hikaye biraz sapıp madende çalışan insanlara yöneliyor. Battallar, akıllı ve güçlü olan insanları madenlerde de çalıştırıyorlar çünkü. Hikayenin bu kısmında kitap, emeği sömürülen insanlara dair bir eleştiri getirecek sandım ama burası da işlenebilecek en yüzeysel şekilde anlatıldı.

Altıncı bölümde Battallar arasında bir savaş başlıyor ve Battallar bu sefer de insanları savaşa götürüp onlar için savaşmalarını emrediyorlar. Burada da ümidimi kaybetmeyip savaşın beyhudeliğine, ölenlerin hep yoksul halkın çocukların olduğuna dair sağlam bir tokat vuracak sandım ama yine hüsran. Yazar burada da kuvvetli bir eleştiriyi sıyırıp geçiyor.

Yedinci bölümde savaş devam ederken hikaye bakış değiştirip savaşın karşı cephesine geçiyor. Kayda değer hiçbir şey söylenmiyor, sadece Battallar gittikçe daha vahşileşiyor.

Sekizinci bölümden itibaren hikaye şekil değiştiriyor ve bizi insanların dünyasına yaklaştırıyor. Böylece hikayenin başında hayvan yerine konan insanların bakışıyla Battallara bakmaya başlıyoruz. Bu bakış açısı değişikliği de çare olmuyor, hikaye gittikçe saçma bir yere evriliyor.

On ikinci bölümde yazar her şeyi “gelin size işin aslını anlatayım” der gibi aşırı basit biçimde kitabın başından beri okuduklarımızı sağlam bir zemine oturtmaya çalışıyor.

On üçüncü ve on dördüncü bölümde iki karaktere daha sonra ne olduğu anlatılıyor ve hikaye bitiyor.

Ardından söylence kısmı başlıyor ve Battallara dair bir mitolojinin parçalarını okuyoruz. Kitabın şekli şemali bozulmuşken okur olarak aklım iyice karışıyor: Nereden çıktı bu? Sanki yazar “Battalları tam anlatamadım, şuraya bir iki şey daha ekleyeyim.” diyor ya da daha vahimi, sayfa sayısını arttırmaya çalışıyor.

Son kısımda ise tekrar ana hikayemize dönüyoruz ve “tatmin edici” olmaya çalışan ve en başa bağlanan bir sonla çember tamamlanıyor. Kusursuz (peh!).

Ben de kendimce bir çember yapıp en başta söylediğime varayım: Yazar net bir amaç belirleyememiş. Bunu anlatımında da görüyoruz. Hazal Hanım’ın belirttiği gibi belirli bir türe dahil olamıyor kitap. İlla ki bir türe dahil olsun demiyorum ama yazarın kitap boyunca kullandığı anlatım biçimi sürekli değişiyor. Bir distopya yazmak istediğini düşünüyorsunuz başta, ama bunun için gerekli olan kuvvetli arka plandan yoksun kitap.

Bir masal anlatmaya çalışıyorsa ne diye hikayeyi parçalara ayırıp gereksiz ayrıntılara boğarak sadeliğini bozuyor?

Dil zaman zaman ciddileşiyor, zaman zaman aptal bir şiirselliğe bürünüyor. Anlatım kimi zaman ayrıntıya iniyor kimi zaman sığ bir biçim alıyor.

Keşke yazar kitabın başındaki Her Çocuğun Bir İnsanı Olmalı kısmını biraz daha genişletip 90-100 sayfalık yoğun bir kitap yazsaydı da biz de bir sürü gereksiz sayfa okumamış olur kuvvetli bir hikayeyle çarpılabilirdik.

Çeviri ve editörlük hakkında konuşmak gerekirse ki kitabın tek güzel yanı bu sanırım, çevirmen Arif Cem Ünver ve Ayşegül Utku Günaydın çok güzel bir iş çıkarmış, sorunsuz tertemiz bir çeviri okudum. Elleri, zihinleri dert bulmasın.

Çevrimdışı Fırtınakıran

  • *
  • 8351
  • Rom: 1
  • Unique Ravenclaw
    • Profili Görüntüle
Ynt: Battallar ve İnsanlar
« Yanıtla #3 : 02 Mart 2016, 17:22:08 »
Alıntı
Ardından söylence kısmı başlıyor ve Battallara dair bir mitolojinin parçalarını okuyoruz. Kitabın şekli şemali bozulmuşken okur olarak aklım iyice karışıyor: Nereden çıktı bu? Sanki yazar “Battalları tam anlatamadım, şuraya bir iki şey daha ekleyeyim.” diyor ya da daha vahimi, sayfa sayısını arttırmaya çalışıyor.

Of, of. Bu kısım bende de tam olarak bu hissi uyandırdı. Sizin yorumunuzu okuyunca yine üzüldüm. Oysa ki bu kitabı sevmeye hazırdım ben, sevemedik :/.

Bülent Bey'den güç alarak konuyu açan yorumuma şöyle bir ek yapmak istiyorum: yazar sanki konunun ağırlığı altında ezilmiş gibi. Debelenip duruyor okurun gözünde. Bir beste-güfte oturmazlığı var gibi.