Kayıt Ol

Drakula’nın Gerçek Hikâyesi

Çevrimdışı Wyern

  • **
  • 121
  • Rom: 5
    • Profili Görüntüle
    • Son Gulyabani'nin Yeri
Drakula’nın Gerçek Hikâyesi
« : 04 Ekim 2016, 12:46:05 »
Not: Cemaziyel ile birlikte yazdık bu kısa öyküyü. Drakula'yı hiç böyle okumamıştınız  :)

(Bu hikâye parodi amacıyla yazılmış olup tamamen kurgusaldır ve hiçbir tarihsel gerçekliği barındırmamaktadır)

   Tarih büyük kahramanları ve hükümdarları yazdı. Ancak tarihçiler –istisnasız hepsi-tarihi yazarken bir şeyi gözden kaçırmışlardı. Gözden kaçırdıkları bu şey tarihi bilinenden çok, çok farklı noktalara taşımıştı. Gözden kaçırılan nokta: İnsanların genellikle her şeyi abartmalarıydı. Abartmak insanlar için bir bağımlılık ya da eğilim değildi, bazen nefes almak kadar doğal bir ihtiyaçtı. İşte tarihçilerin unuttuğu bu nokta pek çok olayı yalan, yanlış ve abartılı olarak bugünlere taşımıştı. Gerçeği gördükleri de oldu ancak hiç hoşlarına gitmedi. Anlatılan hikâye hep ilgilerini çekmişti. Titanik’i basit bir gemi kazası olarak görmek yerine, bol ödüllü bir aşk filminden ötürü romantik bir hadise olarak algılamaları gibi.
   Tıpkı Voyvoda Drakula’nın gerçek hikâyesi gibi…
   Voyvoda Drakula, Balkanlara yakın, Tuna Nehri’nin ve Karpatların dibindeki Eflak topraklarına Kostantiniyye’nin izin verdiği ölçülerde hükmeden kendi halinde bir yöneticiydi. Yalnız bir kötü huyu vardı ki ticari konularda kimseye eyvallahı olmamasıydı. Gizliden ve açıktan bin bir ticari ayak oyununa bulaşan, insanları illallah dedirten bu şahıs, şansına modern çağlarda Kapalıçarşı’da, Mahmutpaşa’da esnaflık yapacağına, kendi döneminde voyvoda olmuştu. Bir diğer kötü huyu ise uykusuzluktu. Geceleri uyuyamama sorunundan mustarip olduğundan sıklıkla uykusuz kalırdı ve bu onu aksi yapardı. Sabaha karşı aksi olması bir yana üstelik o sıralar aşk acısı da çektiğinden daha da çekilmez hale gelmişti. Düğünü için kız tarafının istekleri ve çeyizi için yeni kaynak arayışındaydı ve bu onu bir miktar daha huysuz ve fahiş fiyata mal kakalamaya yatkın yapmıştı. Elindeki bir depo malı satacak kimse bulamadığından hayli gergindi. Ancak kale ahalisi huysuzluklarına alıştığından çok da şey etmiyorlardı…
   Ta ki bir gün yine böyle uykusuz bir gecenin sabahında sızıp kalmışken kâhyası İgor tarafından uyandırılana kadar…
   “Buna dimineata asil voyvodam! Türk elçilik heyeti kalemize teşrif buyurdular…”
   “Mrms… Hmsff… Türkos… Mmsss… Kazk geçrm…”
   “Efendim voyvodam?”
   Voyvoda Drakula yarı doğrulup çapaklanmış gözleriyle pis pis baktı kâhyasına: “Şu Türkleri diyorum gelmişken kazıklasak mı İgor?”
   “Neler söylüyorsunuz voyvodam? Sultanın öfkesini üzerimize mi çekelim?”
   “Çok kızarsa bir parçasını da ona göndeririz ne olacak?”
   “Geri kalanını ne yapacaksınız yüce efendim?”
   “Yiyeceğim, içeceğim, içinde yüzeceğim… Sanane ulan!”
   Voyvoda Drakula kafasını yastığına vurduğunda Kâhya İgor da bir kenara çekildi. Öğlene doğru uyanan voyvoda, uykusunu açmak için odasının bir köşesinde bulunan küvete yöneldiği esnada suyu olduğundan  farklı bir renkte görünce şaşırdı. Kâhyasını çağırttı hemen:
   “İgor! Cadılar bayramı mı geldi? Neden küvetime şarap doldurdunuz? Kıvamı da koyu reçel gibi hiç sevmem…"
   “Şarap değil voyvodam emrettiğiniz gibi kan…”
   “Iyy! Ne kanı lan? Hiç dayanamam düşer bayılırım bilmiyor musunuz? Bana bir şeyler oluyor!”
   Voyvoda Drakula yatağına doğru sendeleyince kâhya hizmetçilere el işareti yaptı: “Voyvodam çok uyudunuz gözünü ışığa alışamadı herhalde ondan fena oldunuz? Perdeleri kapatın çabuk. Öhm… Bu arada efendim Osmanlı sultanından bir mektup var.”
   “Ne mektubu lan? Fermandır o. Getir bakayım…” Fermanı alıp okumaya başladı. Kaynak arayışında olduğu bir dönemde üstüne vergi bahsi geçtiğinden sinirlendi: “Vay arkadaş neler yazmış. Yani iki kuruş para için rahmetli anneciğimin çektiği zulme bak…"
   “Para mı efendim?"
   “Aynen. Bahane uydurmuş resmen vergi almak için. Defterdar yerine meddah mı atamışlar ne yapmışlarsa sallamış da sallamış… Yok adamlarının kanını içmişiz kellelerini kesmişiz falan uydurmuş hep…”
   “Yapmadık mı efendim?” Kahyanın soğukkanlı sorusu, Drakula’nın dünyasını başına geçirdi. Damarlarındaki tüm kanı çekilmiş gibi hissetti.   
   “Ne yaptınız lan siz?”
   “Emrettiğiniz gibi Türkleri kazığa oturttuk, içlerinde elçi olduklarını söyleyen ikisinin de birer parçasını sultana gönderdik.”
   “Birer parçası?”
   “Kafalarını efendim. Kanlarını da içeceksiniz diye şişelere doldurttum, bazı Türklerden de sarımsaklı bumbar dolması yaptırıyorum şimdi ahçıya.”
   “Sus kusacağım! Allah belanı versin!”
   “Sarımsak koydurmasa mıydım? Özür dilerim efendim affedin!”
   “İgor sen niye bu kadar kanlı canlı görünüyorsun böyle gözüme bugün? Niye durduk yere kan dökme isteği depreştiriyorsun bende?”
   “Voyvodam emrettiklerinizi yaptım. Kazıklamamızı emrettiniz kazıkladık, bir parçasını da sultana yolladık!”
   “Ulan ben onu mu kast ettim geri zekalı!”
Kendisini tutamayıp İgor’un üzerine atılan Voyvoda Drakula, hizmetkarının tüm yakarışlarına rağmen onu yaptıklarına pişman etmekten geri durmadı. Ayakta yumrukladı, yerde tekmeledi, yüzünü tırmaladı, boynunu ısırdı… Igor’a en çok koyan da o son ısırıktı işte. İgor çırpınmayı bıraktı, Voyvoda da nihayet sakinleştiğinde fermanı okumaya devam etti:
“Neyse sakinleştim biraz. Bakalım devamında ne yazmış… Aha! Sultan sefere çıkmış buraya geliyormuş… Allah belanızı versin! Yerimde gözünüz mü vardı lan? Bitirdiniz lan beni. Gömün beni. Tabuta koyun gömün beni! Tanrısını seven üstüme toprak atsın!”
   “Emredersiniz…”
   “Şişşt! N'oluyor? Durun lan! Neler oluyor?”
   O gün kalede yaşananlar ağızdan ağıza, kulaktan kulağa yayıldı. Bire bin katıldı, tevatüre efsaneye dönüştü. Kendisinin bir kan içici canavara dönüştüğünü iddia eden İgor’un anlayışına uygun bir şekilde tabi…
   Şimdi size Voyvoda Drakula’nın gerçek hikâyesini anlattım. Aslında olayın tamamen bir “kız meselesi” (düğün bağlamında) olduğunu söyledim. Birçoğunuz inanmadınız, bir kısmınız ise “Hadi len!” dedi bile.
SON
Cemaziyel – Son Gulyabani
3 Ekim 2016

Çevrimdışı milenya

  • **
  • 261
  • Rom: 6
  • Belki de Tanrı bize inanmıyor!
    • Profili Görüntüle
Ynt: Drakula’nın Gerçek Hikâyesi
« Yanıtla #1 : 04 Ekim 2016, 19:54:29 »
Spoiler: Göster
Bakınız; Türkçe > Don lastiği.
:D Yüzümde koca bir gülümsemeyle okudum, ellerinize sağlık.
Spoiler: Göster

Çevrimdışı azizhayri

  • ***
  • 581
  • Rom: 1
    • Profili Görüntüle
Ynt: Drakula’nın Gerçek Hikâyesi
« Yanıtla #2 : 08 Ekim 2016, 14:03:01 »
Güzel bir çalışma; yanlış anlaşılmanın nerelere varacağının komik bir örneği olmuş... Elinize sağlık. Sahi böyle mi olmuştur? Yok, değildir herhalde
"İnsanlığın en büyük trajedilerinden biri ahlakın din tarafından ele geçirilmesidir." Sir Arthur Charles Clark

Çevrimdışı Guy Fawkes

  • **
  • 266
  • Rom: 1
    • Profili Görüntüle
Ynt: Drakula’nın Gerçek Hikâyesi
« Yanıtla #3 : 08 Ekim 2016, 14:38:17 »
Elinize sağlık. Zekice kurgulanmış, keyifli bir öyküydü. Şu aralar beni güldürmeyi başaran nadir öykülerden olduğunu da ekleyeyim. Fazla depresif şeyler okumak iyi değil :D

Kayıp Rıhtım Arşiv Forum

Ynt: Drakula’nın Gerçek Hikâyesi
« Yanıtla #3 : 08 Ekim 2016, 14:38:17 »