Kayıt Ol

Yıldırım Yürek

Çevrimdışı Elijah

  • ***
  • 630
  • Rom: 6
    • Profili Görüntüle
Ynt: Yıldırım Yürek
« Yanıtla #15 : 10 Nisan 2010, 22:59:13 »
7.Bölüm:Kehanet
  Hermes hızlı adımlarla Olimposun görkemli odasına gidiyordu.Elindeki asayı sıkıca kavramıştı.Bu asayı ona Apollo hediye etmişti.Ama asanın en ilginç tarafı ise,asanın etrafını saran iki tane yılandı.Bunlar birbirleriyle hiç anlaşamazdı.Yılanlardan uyuz olan George tısladı:
"Acaba Zeus bu haberi getirdiğimizde bize ne yapacak,eminimki çok kızacaktır.Acaba sinirinden bize birşey yapar mı?"
Diğeri,yani titiz olan Marta:
"Eğer sen böyle dakka başı tıslarsan,şimşeğiyle ilk seni toza çevirir."
"Tamam,sustuk.Zaten yaklaşmakta olan savaş beni ürkütüyor,bide sen kafa ütüleme."
Bu iki yılanın sohbetleri habercilik ve hırsızlık tanrısı Hermesin içeriye girmesiyle kesildi.Büyük kapıyı açtı,ve tanrıları selamladı.Tanrılar çok solgun gözüküyordu.Beyin fırtınası yapıyorlardı.Bu manzara en son Truva Savaşında olmuştu.O savaşta tüm insanlık yok olabilirdi,tanrıların hükümü sona erebilirdi,ama savaş fazla büyümeden erken sona ermişti.O yüzden tanrılar tedirgin bir haldeydiler.İçeri giren Hermes sessizliği bozdu:
"Zeus,yeraltı dünyasının kralından sana haber getirdim."
Aklı başka yerde olan Zeus şaşırdı,ama belli etmedi:
"Göster!"
Hermes asasını havaya kaldırdı,sonra yere vurdu.Yere vurmasıyla birlikte Zeusun hemen önündeki zeminde yeraltı krallığının görüntüsü gözüktü.Ve o görüntüde çok ürkütücü,rengi solmuş,gözleri alev kırmızısı,saçları ve sakalı kıvırcık olan biri vardı.Nefretle Zeusa bakan ölülerin ve yeraltının tanrısı Hades titrek sesle konuştu:
"Bir çocuk daha peydahlamışsın Zeus,buna kabullenemem,üç kardeş bir yemin etmiştik.Ama sen çapkınlığına yenik düştün kardeşim."
Zeus ayağa kalktı:
"Zamanında sende birsürü yeminler bozdun,bunların en başında Persephoneyi kaçırman geliyor.O yüzden bana muhalefet olmayı kes Hades.Zaten işim başımdan aşkın."
Hades sırıttı:
"Benim huyum bu kardeşim,ama senin gibi yücelerin yücesinden(!)böyle birşey beklemezdim.Zaten çıkmakta olan savaşın nedenide köle Severus olabilir."
Zeus kaşlarını çattı.Ayağını yere vurdu ve sesini yükselterek:
"Oğlumla böyle konuşamazsın.Yoksa o çakma Olimposunu senin başına yıkarım!"
"Çok korktum,bundan sonra Zeus,oğluna sahip çık.Onu savaşa karıştırma,yoksa çocuğunun başına bir şeyler gelebilir."
"Senin küstah olduğunu bilirdim,ama bu kadarını beklemiyordum.Eğer oğluma dokunursan kendini babamın yanıında,yani Tartarosta bulursun!!"
"Sakin ol Zeus,zaten oğluna ben dokunmayacağım,adamların dokunacak."
Bu sözlerden sonra ürkütücü kahkahasını attı ve görüntü kayboldu.Zeus yerine oturdu,sakin olmaya çalıştı.Zeusun yanında Poseidon duruyordu,ettikleri kavgadan sonra barışmışlardı.Bir kaç dakikalık sessizlikten sonra söz aldı:
"Hades artık bize karşı,titanlarla beraber Hadeste bize karşı duracaktır."
                                                                  . . .
  Kheiron kulübenin bahçesinde antreman yapıyordu.Belkide yüz kez tutturduğu kırmızı noktaya yüz birinci kez hedef almıştı.Kulübede sesler duydu,ardından seslendi:
"Uyandınmı Severus?"
Severus kulübeden dışarı çıkmıştı,kıçını ovuyordu:
"O giysileri sen mi yatağın yanına koydun?Sayende uykumdan büyük bir acıyla uyandım."
Kheiron kahkaha attı.Severus o an Kheironu süzdü.İçi rahattı,çünkü yanında yılların eğiticisi ve savaşçısı vardı.Kheiron kahkası bitince konuştu:
"Evet ben koydum,çünük bugün seninle önemli bir gezi yapacağız.O yüzden artık bu köle kıyafetlerinden kurtul.Ben burda seni bekliyorum."
Severus isteksizce "Tamaam."diyebildi.Kulübeye girdi.Acaba nereye gideceklerdi?Yoksa babasıyla tanışmaya mı?Ama bunun olması Atlasın gökyüzünü taşımaktan vazgeçmesi kadar imkansızdı.Giysileri giydi.Ona bayağı büyük geldi,nede olsa Kheironun kıyafetleriydi.Severus kulübeden dışarı çıktı ve depar atmakta olan Kheirona seslendi:
"Bu giysiler at kokuyo."
"Üzgünüm evlat,bunlarla idare edeceksin,ama istiyorsa çıplakta gezebilirsin."
"Yok,kalsın.Ben burnumu kapatarakta idare ederim"
Ardından gülüştüler ve yola çıktılar.Kheiron eski sakat haline büründü,tabiki büyüyle.Çünkü şehirde birileri onu sentor olarak görse,anında feryat koparırdı.En son adamın biri gördüğünde:
"Eşşek adam bizi öldürmeye geliyor.Kaçııın!!"dediğini hatırlıyordu.
  2 saatlik yolculuğun ardından şehire varmışlardı.Burası her sokakta mutlaka bir kavga olan,elinde kılıç sallayarak dolaşan,ordaki halkın tek zevkinin arenalarda birbirlerini doğrayan gladyatörleri seyretmek olduğu,insanları ayırırken fakir yada zengin olmasına göre ayıran bir kentti:Roma..
  Kheiron eliyle devasa Arenayı göstererek:
"Umarım görevin boyunca oraya gitmek zorunda kalmazsın."
"Görevim derken?"
"Yakında öğreneceksin evlat,neredeyse geldik."
Konuşmadan 5 dakika sonra bir ara sokağa daldılar.Sanki şehirden ayrılmış gibi oldu Severus.Sisleri içinde bir sokaktı burası,ardından biri dokunduğu anda yıkılacakmış gibi duran eski bir eve girdiler.Severus içeride nefes almakta zorlandı ve çok pis bir koku geldi burnuna,ardından Kheirona söylendi:
"Bu kadar yolu bir tuvalete gelmek için mi yürüdük?"
"Hayır evlat,burası bir tuvalet değil burası Thikiankasın ruhunun bulunduğu yer."
"Ruh mu?Ayrıca Tikitantas kim?"
"Thikiankas,gönüllü olarak seçilmiş kehanetçidir.Evlat,buraya senin kaderin olan kehaneti öğrenmeye geldik."
Severus son zamanlarda sıkça olduğu gibi yine şok olmuştu:
"Ama eğer geleceğimi öğrenirsem,bu benim açımdan kötü olmaz mı?"
"Senin o kehaneti nasıl kullanacağına bağlı,bazıları kehanetini duyduktan sonra deliye dönmüştür,Kronos gibi.Bazılarıda kehanetini duyduktan sonra kullanmasını bilmiştir,Akilleus gibi."
"Öyle olsun bakalım,kaderimi söyleyecek kişi nerde?"
"Yukarı katta,sen tek git,benim kehaneti öğrenmem doğru olmaz."
"Sen bilirsin."
Dedikten sonra basamakları korka korka çıkmaya başladı.Terliyordu ve elleri titriyordu.Yukarısı zifiri karanlıktı.Gözü karanlığa alıştıktan sonra etrafı gördü.Ama etrafta ortada oturan cansız gibi gözüken adam dışında kimse yoktu.Severus elini çürümüş ve tozlanmış Thikiankasın gözlerinde gezdirdi.Hareket etmiyordu.Sandalyede öylece oturuyordu.Severus sıkıldı:
"Heey.Tikitankas,kehaneti söylicekmisin,bütün gün seni bekleyemem.Daha girmem gereken bir savaş var."
dedikten sonra pofladı ve konuşmayacak heralde,diye düşündü.Arkasını döndü ve tam adım atacakken ölü adam ayağa kalktı ve hızlıca ondan beklenmeyecek bir sesle şunları söyledi:
   5 kişi başlayacak bu mücadeleye,
   Umut ve acı kalacak savaştan geriye,
   Birisi kendi alevinde kül olacak,
   Diğer ikisi pes edecek çaresizce,
   Tek bir kişi kurtulacak üzüntüyle ve kederle,
   Sonuncusu ise titanın kendisi olacak,isteksizce.

Severus suskun ve donarak dinledi kehaneti,Thikiankas tekrar oturdu ve eski haline döndü.Severus hızla aşağıya indi.Kheironla bir süre bakıştı ve Kheiron sordu:
"Ne oldu?"
"Pek birşey anlamadım ama 5 kişinin büyük acı çekeceği kesin."diyebildi ve kehaneti tekrar düşündü..
 
Planemo Syndrome

Çevrimdışı brisingr

  • ***
  • 655
  • Rom: 5
    • Profili Görüntüle
Ynt: Yıldırım Yürek
« Yanıtla #16 : 10 Nisan 2010, 23:13:46 »
Wov.. Ben çok beğenmeye başladım, devamını sabırsızlıkla bekliyorum ve evet sonunda uzun bir bölüm yazmışsın :)

Çevrimdışı Elijah

  • ***
  • 630
  • Rom: 6
    • Profili Görüntüle
Ynt: Yıldırım Yürek
« Yanıtla #17 : 11 Nisan 2010, 01:07:10 »
çok teşekkürler,artık bundan sonra uzun yazmaya gayret edicem :)
Planemo Syndrome

Çevrimdışı Black Helen

  • ***
  • 782
  • Rom: 15
    • Profili Görüntüle
Ynt: Yıldırım Yürek
« Yanıtla #18 : 13 Nisan 2010, 20:21:01 »
Vay canına. Bir PJ uyarlaması daha. İlk bölümden itibaren istikrarlı bir güzelleşme var. Son bölümde ise kehanet süperdi.Giderek bölümlerin uzunluklarını arttırman çok iyi.Umarım bu tatda yazmaya devam edersin.Eline sağlık...
Spoiler: Göster

Çevrimdışı Elijah

  • ***
  • 630
  • Rom: 6
    • Profili Görüntüle
Ynt: Yıldırım Yürek
« Yanıtla #19 : 13 Nisan 2010, 21:08:01 »
çok teşekkürler,kehaneti bulamk için çok düşünmüştüm,beğendiğine sevindim ;D
Planemo Syndrome

Çevrimdışı Elijah

  • ***
  • 630
  • Rom: 6
    • Profili Görüntüle
Ynt: Yıldırım Yürek
« Yanıtla #20 : 13 Nisan 2010, 22:48:23 »
8.Bölüm:Küstah Tanrının Salak Adamları
  Kheironla Severus tozlu sokaktan çıkmış,düşünceli şekilde Roma sokaklarında yürüyorlardı.Kheiron uzun süre bekledikten sonra:
“Demek beş kişi,hmm.Bu savaşın yine titanlar yüzünden çıkacağını tahmin etmiştim,ama hangi titan?”
“Titanlarla tanrıların araları hep böyle midir?”
“Evet,Kronos Tartarosu boyladığından beri evlat.Titanlar tekrar dünyaya hükmetmek istiyor,ama ne garip ki,titanları kudretli tanrıların yerine senin gibi melezler durduruyor.”
“Peki kehanetteki beş kişiyi,bunlardan birininde ben olduğumu varsayarsak geriye kalan dört kişiyi nereden bulucaz?”
“Bana bakma,bu senin kehanetin.O dört kişiyi senin bulman gerek.,ama bunlar normal insan değil,melez olmak zorunda”
Severus ellerini açarak:
“Yani samanlıkta iğne aramak gibi birşey.”
“Pek sayılmaz,melezler birbirlerini gördüğü anda birbirlerinin yarı-tanrı olduklarını anlarlar,yani bu görev senin için zor olmaz.”
Severus onayladı ve biran önce bu şehirden ayrılıp kulübeye gitmek istiyordu.Çünkü içinde kötü bir his vardı.
 Ve Severusun düşündüğü gibi oldu.Onun beklediği saldırı önce yer sarsılmasıyla başladı,bu öyle bir sarsılmaydı ki sanki zemin fırtınalı bir denizmişçesine dalgalandı.Kheiron fikir yürüttü:
Hades!Anlaşılan bize merhaba demeye geliyor.”
Sarsıntı yüzünden Severus yere yapıştı ve burnu kanadı.Cebindeki şimşek 5 metre uzağa düştü.Ve tamda şimşeğin bulunduğu bölümde yer yarıldı.Ve yerin içinden onlarca iskelet çıktı.Severus alaycı bir şekilde:
“Amcamın adamları çok şirinmiş.”
“Bunlar ölmüş insanlar,ama Hades bazen bunları özel meselelerinde de kullanabiliyor.”
O sırada iskeletler saldırıya geçti:Üçü zıplayarak Kheironun üstüne,ikisi Severusa doğru ve diğerleride salakça kılıç sallayarak etraflarında dönüyorlardı.Evet,Hadesin adamları biraz salaktı,çünkü yıllarca yeraltında çürüyerek ve işkence çekerek yaşamak,onları biraz şuursuz yapmıştı,ama savaşmaya gelince,Hadesin verdiği güçle bir gladyatör kadar iyi savaşabiliyorlardı.Severusun silahı onun ulaşamayacağı bir uzaklıktaydı,o yüzden etrafına bakındı.Ve hamur işi yapan bir yemekhaneden fırlamış oklavayı aldı eline.İskeletler pis pis güldüler,ardından çevik hareketlerle ikiside aynı anda Severusa saldırdı.Severus oklavayla birinin hamlesini savuşturdu,ama diğeri Severusun baldırına vurmayı başarmıştı.Severus acıyla yerde kıvrandı.Yerde yatarken göz ucuyla da Kheirona baktı,sentor halini almıştı.Elindeki yayla,boynuna sarılmış iskelete vuruyordu,diğer iki iskelet ise onu bir at sanmış,belinde hopluyorlardı.Severus tekrar düşmanlarına döndü.İki iskelet adam ona yerdeyken kılıç salladı ama Severus hızlı refleksleriyle yana yuvarlandı.Ardından ayağa kalkıp iskeletin birine yumruk attı,ama bu yaptığı en büyük hataydı.Çünkü iskeletin kemikleri o kadar sertti ki Severusun parmağının biri kırıldı.Ardından iskelet gülerek kılıcıyla Severusun yüzüne doğru savurdu.Severus kafasını on santim geriye çekmeseydi şu an Hadesle yüzyüze olabilirdi.Ama kafasını çekmesine rağmen yüzünü kesmişti ve yanağında kanlar aktı.İşte Severus o anda öfke patlaması yaşadı.Tüm gücüyle bağırdı ve o an bütün bulutları kontrol altına aldı.Gözü dönmüştü,gökyüzüne baktı ve o an bulutlara emretti.Ve istediği de oldu.O an bir kaos yaşandı.Ard arda gelen yıldırımlarla inanılmaz bir ışık beraberinde geldi.Ama Severus iki metre önündeki yıldırıma bile aldırış etmeden pis bir gülümsemeyle seyretti.Düşen her yıldırımla berbaber kendinde güç buluyordu.Ardından yıldırımlar kesildi.Koşarak Gökyaranı eline aldı.Ardından iskeletlere seslendi:
“Sıra bende!!”
  Ama önündeki manzara çok şaşırtıcıydı.Önünde köpekleri yıllarca doyuracak kadar etrafa yayılmış kemik duruyordu.Kheiron belindeki kemikleri atarak:
“Evlat,beni bile korkuttun.Ama hala özel güçlerin olmadan zayıfsın.Bu arada Hadesinde senin hakkındaki düşüncesini öğrenmiş olduk.Umarım onunlada titanlar kadar uğraşmayız.”
Bu sözünden sonra yerin yüzlerce metre altından soğuk ve ürkütücü bir kahkaha geldi.Severus Kheirona kızmışçasına bakarak:
“Ben düzinelerce iskeleti paramparça ettim ama sen hala beni eleştiriyorsun.”
Kheiron gülümsedi:
“Benim görevim bu.”
Severus ve Kheiron yıpranmış bir şekilde kulübenin yolunu tuttu.Ve arkalarında köpekler onlara teşekkür edercesine havlıyordu..
Planemo Syndrome

Çevrimdışı Elijah

  • ***
  • 630
  • Rom: 6
    • Profili Görüntüle
Ynt: Yıldırım Yürek
« Yanıtla #21 : 19 Nisan 2010, 18:26:45 »
                                                        9.Bölüm:Düello ve Garip Misafir
   Her zamanki gibi Severusu yine Kheiron uyandırmıştı:
“Kalk kahraman,seni bugün bir sürpriz bekliyor.”
Severus yorganın altından:
“Eğer bu sürpriz canlanan bir heykel,yada beni doğramaya çalışan hortlak iskeletlerse erteleyebiliriz.”
Kheiron klasik gülümsemesiyle bahçenin yolunu tuttu:
“Masana yemek koydum,yedikten sonra savaş kıyafetlerini giyip gel.”
“Şaklaban kıyafetleri demek istedin herhalde.”
“Mızmızlanmaa!”
Severus biraz yumurta ve öküz eti yedikten sonra kıyafetleri giyinmeye koyuldu.Bu kıyafetlerin içinde nasıl savaşacaktı o?Buna bir çözüm bulmalıydı.Ama şimdilik ondan daha ağır zırhıyla,tayt gibi gelen alt bölümü ve görüntüsünün yarısını kaplayan miğferle idare edicekti.Giyindikten sonra esneyerek dışarı çıktı,güneş çok parlıyordu.Bahçesindeki antreman aletlerini gördü ve bir kez daha bunların çilesini çekeceğini anladı.Bahçenin ortasında Kheiron kılıcını döndürerek:
“Evlat,benim en sevdiğim ve bana göre kullanışı en kolay silah ok ve yaydır.Ve senin bunu öğrenmeni çok isterim.Tamam,belki eline şimşeği aldığın zaman iyi savaşabilirsin ama onun olmadığı zaman ne yapacaksın?”
“Şimşeği bulmaya çalışırım.”
“Sen onu savaş sırasında bulmaya çalışırken düşmanlarında bulmanı bekler zaten.Neyse,misafir gelene kadar biraz kılıç kullanımın üstünde çalışalım.”
“Sen bilirsin.”
Kheiron konuşma bittikten sonra kulübenin deposuna gitti.O depoda en az yirmi savaşçıyı donatacak kadar malzeme vardı.Kulübeden çıktığında belinde büyük bir torba taşıyordu.Torbayı yemyeşil çimenliklere serdi ve açtı.Severus işte o zaman tam olarak uyandı.Orada sırasıyla hançer,mızrak,tırpan,korsan kılıcı,Artemisin yayının şekline çok yakın bir yay,uzunca bir mızrak,klasik Yunan askerlerinin kullandığı kılıç ve daha şimdi anlatmakta zorluk çektiğim bir çok silah.Kheiron sanki pazardaymış gibi:
“Seç birini.”dedi.
Severus hala ağzı açık bir şekilde:
“Hepsini seçebilirmiyim?”
“Bencee Yunan kılıcından başlayalım.”
Dedi ve eline aldı.Kheiron kılıçla Severusa mini-şov yaptı.Hareketleri gösterirken de savaşırken nasıl kullanılacağını,hangi hamleye karşılık hangi hamlelerin yapılacağını anlattı.Ardından kılcı ters çevirerek Severusa verdi:
“Bir düello yapalım.Bakalım gerçek bir savaşçı karşısında neler yapacaksın?”
“Bir senden dayak yemediğim kalmıştı.”
“Orası belli olmaz.”
dedi ve kendine bir kılıç kaptı.Kheiron rakibi selamladı ve ilk hamleyi yaptı.Boy avantajını kullanarak kılıcı yukarıdan savurdu ama Severus sendeleyerek hamleyi durdurdu,sonra kendisi atağa geçti ve Kheironun bacaklarına çalıştı.Kheiron bir anda şahlandı.Severus bu hareketi hiç beklemediği için yere düştü.Kheiron ön ayaklarıyla Severusu hedef aldı.Ama Severus geri sıçradı,Kheiron bunu fırsat bilerek ard arda hiç bekletmeden Severusun başına salladı kılıcını,ama Severus kılıcı ile koruyordu kendini,ama daha ne kadar dayanacaktı bilemiyordu.Kheiron hala kafasına kafasına indiriyordu,Severus doğru zamanı bekledi ve Kheironun son hamlesini de önledikten sonra üstüne tüm gücüyle zıpladı.Kılıcını mızrak fırlatma pozisyonunda tuttu ve Kheironun tam yüzüne doğru savurdu.Bu hamleyi beklemeyen Kheiron kendini bir iki metre geriye çekti ve konuştu:
“İyi hamleydi,ama savaşırken kılıcıma bakıyorsun,o yüzdende saldırılarımı geç savuşturuyorsun,fakat düşmanının tam gözlerinin içine bakmalısın,çünkü savaşçının nasıl hamle yapacağı gözlerinden bellidir.”
Severus nefes nefese olduğundan cevap veremedi.Bu nasihati bir kenara yazdı.Biraz soluklandıktan sonra kılıcına konsantre oldu,sanki vücudu ile bir bütünmüş gibi düşündü,kılıcı Kheirona doğru tutttu ve hızlı adımlarla ona yürüdü.İlk hamleyi yukarıdan vuracakmış gibi yapıp alttan yokladı,Kheiron savuşturdu,düelloda ilk defa Kheiron savunma yapıyordu,Severus bekletmeden,ard arda farklı yerlerden ona saldırıyordu,ardından Kheiron bir açık verdi ve Severus ona saldırmak yerine kılıcına sertçe vurdu,Kheironun kılıcı uçtu,Severus parmakları üstüne çıkarak  kılıcını onun boynuna doğrulttu ve güldü:
“Kazandım!”
“Evlat,savaşta düşmanını öldürmeden asla kazanamazsın.”
Dedikten sonra aniden iki eliyle Severusun kılıcını kaptı ve az önceki durumun tam tersi oldu.Severus yüzünü buruşturdu ve pes etti.
  Düello bitmişti,biraz dinlendiler.O sırada Severus birşeyi farketti.Güneş daha da büyümüştü ve daha da parlamıştı.Ama bunu ona söylemedi çünkü göz yanılsamasıdır heralde dedi içinden.
  Birkaç saat daha çalıştılar ardından Severus yine güneşe baktı,eski halinin iki katı olmuştu,sıcaktan terlemeye başladı ve dayanamadı:
“Hey Kheiron,kafayı yedim heralde çünkü güneşin gitgide büyüdüğünü görüyorum.”
“Hayır,kafayı yemedin.Çünkü onu çağıran benim.Misafirimiz geliyor.”
Severus Kheirona alay edermişçesine baktı:
“Ne!?Misafir dediğin güneş miydi?Aa,dur bir dakika.Sen bana güneşin doğuşunu ve batışını konrtol eden bir tanrının olduğunu söylemiştin.Yoksa..”
“Evet evlat,Güneşin ve şiirlerin tanrısı Apollon.Aslında Artemisle beraber gelicekti ama  Artemisle bu aralar kavgalılar,Aynı ortamda bulunmuyorlar.Onlar aslında her zaman kavgalı ama neyse.Neden çağırdım diyecek olursan sana okçuluk hakkında ince bilgiler vermesi için ve biraz da yaklaşan savaş hakkında aydınlatılman için.”
Bu sözleri söylerken güneş biraz daha yaklaştı ve etrafı gereğinden fazla aydınlattı..
 
Planemo Syndrome

Çevrimdışı Elijah

  • ***
  • 630
  • Rom: 6
    • Profili Görüntüle
Ynt: Yıldırım Yürek
« Yanıtla #22 : 19 Nisan 2010, 18:30:59 »
                                                           10.Bölüm:Şiir Tanrısı(!)
  Güneş neredeyse kulübenin çatısına kadar dayanmıştı.Severus cehennemde gibiydi.Gözünü kapamıştı ve her yerinden boncuk boncuk ter akıyordu.Güneş en sonunda çimlere indi.Sizin kulübenizin ortasına bir Güneş indiğinde nasıl bir tepki verirseniz Severusta o an öyle bir tepki vermişti.Güneşin ısısı ve ışığı dütü.O an Severus belkide hiç ummayacağı bir manzarayla karşılaştı.Güneş meğerse bir at arabasıymış!Kheiron bir yandan Apollonu süzerken:
“Dediğim gibi evlat,Güneş Apollonun aracıdır.Onu istediği şekile sokabilir,ona kalmış bir şey.Ben en son gördüğümde tahtadan yapılmış bir atın üstündeydi ama at arabasına çevirmiş.”
Severus şaşkınlığını yeni atmıştı ve arabayı süzdü:
 “Havalıymış.”
Severus Apollona baktı.Heykellerde gördüğü kadarıyla yakışıklı ve kaslıydı.Ama gerçek görüntüsü on kat daha yakışıklı ve havalıydı.Siyah saçları rüzgara karşı kalkmış,çenesinde hafif bir keçi sakalı,ve gözleri sapsarı biçimdeydi.Üstünde ise klasik eski Yunan giysisi vardı,tek omuzdan tutturulmuş bir giysi.Apollon selam verdi ve bir haiku patlattı:
Gezerim gündüzleri her yeri,
  Işık saçarım,eritirim kalpleri
  Ve ustaca sürerim dörtnala güneşi!
"
Severus yüzünü buruşturdu ve Şiirlerin tanrısına:
“Keşke şiirlerin de güneşin kadar sıcak olsa.”dedi
Kheiron şaşırmış bir şekilde Severusa dönerek:
“Yoo,bence gayet iyiydi,çok iyi bir ahenk yakalamıştı ve..”
Apollon elini kaldırdı ve üzgün bir şekilde:
“Önemli değil Kheiron.Aslında haklısın kahraman,O kahrolası günden beri lanetlendim.Neymiş efendim,Olimposta canım sıkıldı diye lirimle şarkı söylemişimde o yüzden bi daha düzgün şiir yapamazmışım.Ah baba,neden beni cezalandırdın anlamıyorum.”
Kheiron:
“Efendim,belkide Zeusun o gün kızma sebebi en kahraman oğullarından biri olan Heraklesin öldüğü güne denk gelmesidir.”
“Ben nerden bilebilirdimki?Neyse,asıl konumuza dönelim.Savaş yaklaşmakta,tanrılar kendilerini hazırlıyor,ve unutmaki melezler tanrıların gizli silahlarıdır.Sana nasıl ok ve yay kullanılacağını öğreteceğim.Önce bir hedef  belirleyelim.”
Dedi ve elini kaldırdığı anda iri karınca büyüklüğünde bir hedef tahtası belirdi.Apollon eline en sevdiği yayını ve okunu aldı.Sanki bunu binlerce kez yapmış gibi(zaten binlerce kez yaptı).Ve oku ustaca ve yumuşak bir şekilde fırlattı.Ama hedefe değil,hedefin biraz önündeki çimlere.Ve bunun nedenini açıkladı:
 “Eğer ordaki böceği vurmasaydım,karınca evine yemek götüremeyecekti.Ben çok hassas ve duygulu bir tanrıyımdır.”
Severus aslında çok etkilendiği halde belli etmeden:
“Artık böcek meselelerini bir yana bırakıp hedefe dönsek?”
“Olur”
O an Apollon en usta okçunun bile bir atış yapabileceği zaman arasında on kez hedefi üst üste tutturdu.Ardından bir parmak şıklatmasıyla tüm oklar kayboldu.Kendi kendini biraz övdükten sonra:
“Hadi bakalım.Sıra sende.Unutma.Buradaki kilit kelime:Odaklanmak,gerisi kendiliğinden gelir.Aslında bütün herkes Artemisin benden daha iyi bir okçu olduğunu söyler.Sakın inanma!O oklarını sadece vahşice öldürmek için kullanır.Ama bense şiir gibi atışlar yaparım.Okum rüzgara şarap gibi gelir.Ve hedefe..”
“Artık vurabilirmiyim?”
“Pardon.Sen devam et”
 Severusa onun için kendi hazırladığı ok ve yayı verdi.Severus hedefe baktı.Ama görmekte bile zorluk çekiyordu.Ve Apollondan rica etti:
“Ya şey,ben hedefi görmekte bile zorlanıyorum.Bu hedef sana göre kolay,ben onu dibinden bile vuramam.Bana göre olan kolaylardan başlasak?”
Apollon:
“Sen bilirsin.”
Dedi ve ağacın birine hedef tahtası çizdi.Tabiki tek elini kaldırması yetti.Severus oku eline aldı.Yayı biraz süzdü.İnanılmaz derecede güzel bir yaydı bu,yayda işlenmiş güneş,lir,yunanca şiirler ve daha bir sürü onun anlam veremediği şeyler vardı.Okun ucundaki tüyleri sıktı,yayı gerdi,oku elinden hafifçe bırakiyim derken yayı sabit tutamadı ve ok gökyüzüne karıştı.Apollon bir kez daha denemesini söyledi ve şunlarıda ekledi:
“Ok ve yay kadın ile erkek gibidir,Kadın yaydır ve herzaman erkeğe yön verir.Ona nereye gitmesi gerektiğini söyler ve erkekte kadınını dinler.O yüzden yayı sen yöneticeksin,okuda yay yönetecek.Şimdi dene bakalım.”
“Neyy?!”
“Ya fırlat gitsin.”
Severus omuz silkti ve oku bir kez daha bıraktı.Bu sefer daha da yaklaştı.Hedefin on metre yanındaki bir ağaca sapladı.Umutsuzca düşündü,acaba hedefi nasıl tutturacaktı?Yeteneği yoktu işte.Atamıyordu!Ama eğer yeteneği yoksa Apollonun bunu bilmesi gerekirdi.Nede olsa tanrıydı.Buna rağmen neden Apollon  işini bırakıp ta kulübeye kadar onu eğitmeye gelmişti.Apollona baktı.Tanrı gülümsedi ve göz kırptı.Tam o sırada Severus kafasında onun yumuşak sesini duydu:”Sen Zeusun oğlusun!”Severus bunun atış yeteneğiyle ne ilgisi olduğunu düşündü.Tabi yaa!Zeus havayı yönetebilirdi.Ve doğal olarak bunu oğluda yapabilirdi.Okun nereye gideceğine kendi rüzgarıyla karar verebilirdi.Havayı kontrol edebilirdi!Severus birden kendine gelerek:
 “Tamamdır,bir kez daha deniyelim.”dedi.Severus yayı sımsıkı kavradı ve doğrulttu.Oku eline aldı,o an tüm havayı hissetti,oku rüzgara teslim etti.Gözlerini kapatarak mırıldandı”Ağaca doğru git!”Ve rüzgar söz dinledi.Severusun arkasından esen rüzgar oka yön verdi ve doğruca ağaca gitti.Vee tam isabet!!Ağaç hafifçe sallandı.Apollon parlak ve sıcak gülümsemesiyle:
“İşte benim kardeşim.Kendine yeni bir stil yaptın:Oku rüzgar yönetti,dahice!”
   Kheiron ne kadar durumu pek anlayamasada onun artık okta başarılı olmasına sevindi.Apollon ve Severus biraz daha çalıştılar,Kheiron ise kulübeye girmişti.Apollon etrafına baktı ve kimsenin olmadığını görünce yumuşak sesiyle:
“Benden bugünlük bu kadar,ama gitmeden önce seninle biraz konuşalım.Biliyorsun,Bir savaş yaklaşıyor,ve düşmanlar tahmin ettiğimizden daha da güçlü olabilir.O yüzden tanrıların tek umudu sen ve dört arkadaşın.”
“Kehaneti biliyormusun?”
“Tabiki de,nede olsa ben bir tanrıyım,olsun o kadar bilgimiz.Şunu unutma,ben zor zamanlarında mutlaka yanında olacağım.Ve diğer on tanrıda seni destekleyecek.Sen tarihe adını yazdırıcaksın.Şiirlerde ve hikayelerde adın geçecek.Herkes seni konuşacak,sen kahraman olacaksın.Eee,en azından ben böyle umuyorum.”
“Sağol.Ama ben hala kendime güvenemedim,bende Titanları durduracak ve insanlığı kurtaracak güç varmı,bilemiyorum.”
“Kendine güvenmelisin,koskoca Apollon sana güveniyor,burda boş konuşmuyoruz heralde.Neyse Zeus beni bekler.Toplanıp savaş hakkındaki bininci konuşmamızı yapacağız.”
“Tamam.Siz tanrılara kolay gelsin o zaman.”
“Sağol.He bu arada,amcam sana bulaşmış duyduğuma göre.Hadese karşı tedbirli olsan iyi olur,çünkü sağı solu belli olmaz.Neden böyle yaptı anlayamıyorum?”
“Önemli değil.Ben üstesinden gelirim.”
Apollon bay bay dedikten sonra arabasına bindi ve eski yerine doğru yol aldı.Severus güneşe el salladı.Güneşe el sallaması biraz garip oldu ama aldırış etmedi.Onun tek düşündüğü kehaneti ve onu bekleyen savaştı.Kulübenin yolunu tuttu ve kendini yatağa atıp bir dahaki günün nasıl geçeceğini düşünerek uykuya daldı..

Planemo Syndrome

Çevrimdışı brisingr

  • ***
  • 655
  • Rom: 5
    • Profili Görüntüle
Ynt: Yıldırım Yürek
« Yanıtla #23 : 19 Nisan 2010, 18:34:10 »
Yine güzel bir bölüm daha... Kheiron ile Severus'un antremanını Brom ile Eragon'un antremanlarına benzettim :) devamını bekliyorum.

Çevrimdışı Elijah

  • ***
  • 630
  • Rom: 6
    • Profili Görüntüle
Ynt: Yıldırım Yürek
« Yanıtla #24 : 19 Nisan 2010, 18:40:28 »
teşekkürler,uzun zamandır yazamıyodum,internetimde bir sorun vardı,ama şimdi iki bölüm birden koydum ve büyük ihtimalle yarında diğer bölümü koyacağım :)
Planemo Syndrome

Çevrimdışı Elijah

  • ***
  • 630
  • Rom: 6
    • Profili Görüntüle
Ynt: Yıldırım Yürek
« Yanıtla #25 : 22 Nisan 2010, 22:39:58 »
                                                                       11.Bölüm:Kızgın Titan
  Severus ertesi günki antremandan sonra kan ter içinde kalmıştı.Artık kendini bir savaşçı gibi hissediyordu.Tabi bunun iyi yanlarıda vardı kötü yanlarıda.Kötü yanlarından biride her gün antreman yapmaktı.Kheiron o günki sıkı antremandan sonra ava çıkmaya karar verdi:
 "Hiç et kalmamış,Ben biraz domuz,bulursam geyik,eğer mucize eseri çıkarsada boğa avlamayı düşünüyorum."
Severus hergün kulübede kalmaktan sıkılmıştı ve avı duyunca gözleri parlamıştı:
 "Yanına beni de al,bi yardımım dokunur:yayını taşırım,hayvan gördüğümde sana söylerim.Lütfen,koskoca Zeusun oğlu kulübeye hapsolmuş durumda."
 "Olmaz evlat,böyle bi ormanda avlanmak son derece tehlikelidir.Avlamak isteyen kişi Zeusun oğlu olsa bile.Ayrıca senin için bu ormanla ilgili başka planlarım var.Zamanı gelince anlatacağım."
 Severus Kheironun sözlerinden sonra ormanı süzdü.Gerçektende dıştan biraz ürkütücü gözüküyordu.Ağaçların boyu en az yedi metre vardı ve dalları her an birini vurabilirmişçesine sallanıyordu.Sonra biraz daha düşündükten sonra Kheirona hak verdi.Kheiron gitmeden önce:
 "Kulübeye gir ve kapıyı sıkıca kapat.Ne olur ne olmaz,üçüncü bir saldırıdan sağ çıkamayabilirsin."
Dedi ve sağ elinde ok torbası ve sol elinde yayıyla gözünü kırpmadan ormana daldı.Severus yalnız kalmıştı.Tam kulübeye gidiyordu ki içini garip bir his kapladı.Bir anda başı döndü,etrafı bulanık görüyordu.Dizlerinin üstüne düştü,kasları tamamen gevşedi ve dudakları toprağa değdi.Severus ölmüşçesine bahçenin ortasında yatıyordu..

                                                             .  .  .

  Kızın saçları sapsarıydı.Gözleri masmavi ve yüz yapısı inanılmaz derecede düzgündü.Üzerinde savaşçı kıyafeti vardı ama hiç savaşmış gibi bir hali yoktu.Yayını omzuna takmış kocaman bir dağı tırmanıyordu.Dağı gördüğü anda yüzü tebessümle kavuştu.Sanki yıllardır gülümsemiyordu.Yolcu çantasından minik bir düdük çıkardı ve ustaca bir biçimde çaldı.Çaldıktan iki dakika sonra yer sallanmaya başladı ve kızın üzerine doğru gelen bir ejderha belirdi.Bu ejderhanın en az kırk tane kafası vardı.Ama kız hiç ürkmüşe benzemiyordu.Ejderha sanki kızın düdük çalışına cevap verir gibi ağzından gökyüzüne doğru alev püskürdü.Kız ejderhanın başını okşadı ve ince sesiyle konuştu:
 "Seni görmeyeli yıllar olmuştu.Çok büyümüşsün,kardeşlerim sana iyi bakmış."
Ardından koşar adım dağın biraz daha yukarısına çıktı.Kız dağa bir kez daha göz gezdirdi.Dağ çok görkemliydi,belkide Olympustan sonra en görkemli dağ olabilirdi.Dağda ara ara antik kalıntılar gözüküyodu ama dağın en garip özelliği,dağın en tepesinde gökyüzü ile birleşmesiydi.O sırada kız yılların özlemini gidermiş bir şekilde mırıldandı:"Tamalpais".
  Yuvasına varmıştı.Evin kapısında onu üç kız kardeşi bekliyordu.Kızlar kardeşlerini görünce bağırdı:
 "Zoé!Döndün.Av nasıl geçti?"
 "Her zamanki gibi.Tanrıça Artemis bizi erken bıraktı.Ama yakın zamanda yine buluşacağız.O zamana kadar burada sizlerce olacağım."
Kılzardan biri:
 "Bizde burada Hesperidlerle birlikte vakit geçirip Ladonu eğitiyorduk."
 "Ladonu gördüm.Çok büyümüştü,ayrıca ben en son gördüğümde başı yirmi taneydi."
Zoé durakladı.İçini bir karamsarlık kapladı.Kızkardeşlerine dönüp isteksizce sordu:
 "Babam nasıl?"
 "Her zamankinden çok daha kızgın.Eskiden bir saat içinde iki kez bağırırdı.Ama artık bıkmış gibi ve çok yıpranmış.Hep bağırıp çağırıyor.Ona gözüksen iyi olucak.Bellki yumuşayabilir."
Zoé bu teklifi isteksizce onayladı ve harabelerin bol olduğu yere doğru yürüdü.Yani gökyüzünün Tamalpais Dağıyla birleştiği yere..Size o Zoé nin korkunç şekilde baktığı manzarayı anlatayım.Harabelerin ortasında bir kara hortum vardı ve hortumun altında ise yüzü ağlamaktan beter durumda,iki elini havaya kaldırmış gökyüzünü taşıyan bir Titan duruyordu.Üstünde bir çeşit yunan ipeğinden yapılmış ama çamur,kan,ve tere bulanmış giysi vardı.Tek dizi üstünde duruyordu.Zoé babasına yaklaştı ve hafif bir sesle:
 "Baba,ben geldim."
Tanrı Titan onu süzdü.Sanki onu bir yerden hatırlıyomuş gibi baktı ama o yüz ifadesi bir anda feryatlarla yer değiştirdi:
 "YETER ARTIIIKK!DAYANAMIYORUM.SENİ GEBERTECEĞİM ZEUS!!!!."
Zoé bir kez daha babasına seslendi.Bu sefer babası onu gördü.Ve acılar içinde ama aynı zamanda küstahca:
 "Sevgili kızım,sen mi geldin?Sana ihtiyacım var,bana yardım etmelisin,lütfen.AAAAHHH!!"
Zoé babasına acıyordu:
 "Sana yardım edeceğim baba."
Titan hemen kızı yanına çağırdı ve bir şeyler fısıldadı.Kızın gözleri faltaşı gibi açıldı ve babasına artık acıdan çok kızgınlıkla bakıyordu:
 "Benden bunu bekleme baba!Bunu yapamam.Lütfen"
Bu sefer Zoé yalvarmaya başladı.Ama Titan düşüncesinde kararlıydı.Ejderha Ladon tehlikeyi anladı ve kırk başının otuz tanesini dağın tepesine çevirdi ve alev püskürttü.Ama artık çok geçti.Zoé çığlıklar atıyordu.Olan olmuştu..
 "Severus!Uyan.Severus!Ne oldu sana?"
Severus üzerine üç kova suyun dökülmesiyle uyandı.Kheirona anlatıcağı ve soracağı çok şey vardı.Uyanır uyanmaz etrafına bakınmadan Kheirona nefes almadan anlattı:
 "Kheiron,sen gittikten sonra biri yada birşey beni bayılttı ve rüya gibi birşey gördüm.Ama rüya olduğunu sanmıyorum,çok gerçekçiydi,sanki oradaydım."
 "Yavaş ol evlat.Kendini yorma,demek bir rüya gördün.Bu rüyanın hayal olduğunu sanmıyorum çünkü biri seni bayıltmış ve bu rüyayı görmeni istemiş.Anlat bana."
Severus birden başının döndüğünü ve ağrıdığını hissetti ama aldırış etmedi:
 "Sana herşeyi anlatacağım ama öncelikle bir şey sormam gerek.Tamalapalis dağında gökyüzünü taşıyan biri var mı?Ve aynı dağda yaşıyan Zoé diye bir kız var mı?"
 "Hmm.Sanırım Tamalpais dağını kastediyorsun.Evet orası Zeusun bazı düşmanlarını cezalandırması için kullandığı dağdır.Rüyada orayımı gördün?"
 "Evet!Peki gökyüzünü taşıyan kim?"
 "O Titanın adı Atlastır.Zeus onu cezalandırmak için Gükkubbeyi taşıması için görevlendirmiştir."
Severus Atlas ismini kafasında binlerce kez tekrarladı ve dalgın bir şekilde:
 "Düşmanımız belli oldu Kheiron:Tanrı titan Atlas!"..
Planemo Syndrome

Çevrimdışı Elijah

  • ***
  • 630
  • Rom: 6
    • Profili Görüntüle
Ynt: Yıldırım Yürek
« Yanıtla #26 : 25 Nisan 2010, 20:19:06 »
                                                             12.Bölüm:Tehlike
 Severus gördüğü rüyayı heyecanla Kheirona anlattı.Kheiron dinledikten sonra uzunca düşündü,sakalını karıştırdı.Severusa biraz daha nektar verdikten sonra:
 "Zeus Atlası Olimposa saldırdığı için cezalandırdı.Aslında onu Tartarosun en dibine atması gerekirdi,babamın yanına."
 Severus o sözleri duyar duymaz iyileşmesi için içtiği nektarı döktü ve şaşkın bir şekilde:
 "Babamın yanına derken?"
 "Evlat,Titan Kronos benim babamdır.Ama bunla pek övündüğüm söylenemez.Neyse asıl konuya dönelim.Dediğim gibi,Atlas çok hain ve sinsi bir tanrıdır.Kazanmak için kızını bile kullanabilir.Ve zaten öylede yapmış.Oraya er ya da geç varmalısın.Tabi dört arkadaşını topladıktan sonra."
 "Desene işimiz yaş."
 "Karamsar olma,senin gibi yarı-tanrılar ne yollardan geçti dünyayı kurtarmak için.Mesela Herkül ona verilen görevdeki altın elmayı almak için Atlasın yanına gitmiştir.Ardından Atlas onu tuzağa düşürerek gökyüzünü ona taşıttırmıştır.Ama ben bu savaşta Atlasın yalnız olacağını düşünmem,zaten tek başına gücü yetmez.Mutlaka bir planı vardır.”
 Konuşma bittikten sonra ikisi biraz daha çalıştılar.Severus çalışma bittikten sonra dinlenmek için kendini yeşil çimlerin üstüne bıraktı.Gökyüzüne baktı..Demek onu bile taşıyan biri vardı.Kimbilir daha nasıl ilginç bilgiler öğrenecekti tanrılar hakkında.Ve babası hakkında..Sonra kardeşlerini düşündü:Herkül,Perseus.Acaba onlar gibi kahraman olabilecekmiydi?Ya da tarihte adı hiç anılmayıp karanlıkta sönecekmiydi?O böyle düşüncelere dalıp gitmişken Kheiron Severusun hemen yanına onun giysilerini fırlattı.Bunlar gezi kıyafetiydi.Severus merakla sordu:
 “Nereye gidiyoruz?”
 “Ben değil,bu sefer sen tek başına yola çıkacaksın.Yavaş yavaş şu melez arkadaşlarını bulsan iyi olur.Romaya gidiceksin.”
 “Sonunda düzgün bir görev verdin.Peki sen neden gelmiyorsun?”
 “Yapmam gereken birkaç iş var.Hem sen istemiyormuydun tek başına gezmek?”
 “Haklısın.Ben hemen giyiniyim.”
Severus üstünü giyindi.Cebine hala nereden geldiğini bilmediği,ama babasının sembolu olduğunu bildiği eşyayı cebine koydu:”Gökyaran”.Yayını ve oklarınıda aldıktan sonra Kheirona veda etti onu bekleyen tehlikeye doğru yola çıktı
                                                               .  .  .
  Olimposta,tanrıların salonunda koyu bir tartışma vardı.Herkes birbiriyle hararetli bir şekilde konuşuyordu.En sonunda Zeus tartışmaya son verdi:
 “Sessiz olun!Biz şu an burda tartışırken Atlas bir ordu hazırlıyor olabilir.O yüzden savaş üzerine yoğunlaşsak daha iyi olur.”
Ardından herkes Zeusa hak verdi.Poseidon okyanusları andıran derin gözleriyle Zeusa baktı:
 “Umarım Severustan haberleri yoktur.Eğer haberleri varsa çok kötü olur.”
Zeusun yüzündeki kızgınlık ifadesi geçmişti:
 “Sanmıyorum.Kheiron onu sır gibi saklıyor.”
Evlilikler tanrıçası ve Zeusun eşi Hera Severusun ismini duyduğu anda yüzünü buruşturdu ve:”Umarım bulurlarda geberir.”diye fısıldadı.Bir süre sessizlik oldu.Ardından Hephaistos sessizliği bozdu.Onun iki bacağıda çarpıktı ve tanrılar arasında en çirkiniydi.Onun karısının ise güzellik tanrıçası Afroditin olduğunu duyan herkes çok şaşırırdı.Yüzü buruş buruş ve çiziklerle doluydu.Ama vücut yapısı oldukça gelişmişti(Her gün demir dövdüğü için olsa gerek).Şunları söyledi Zeusa:
 “Zeus,ben yaklaşan savaş için zırhlar,silahlar ve metalik-askerler yapabilirim.Ayrıca Severus içinde ona uygun zırh geliştirebilirim.”
 “İyi fikir Hephaistos.Colossuslar savaş için bize yardımcı olabilir.Ayrıca Artemis,sende avcılarını toplayıp düşman için ordu hazırla.”
Yaşını küçük göstermeyi seven Artemis,Yirmi yaşında genç bir kız gibi gözüküyordu.Ama oldukça çevik ve hareketliydi.Babasına yanıt verdi:
 “Olur baba,ama avcılarımın en başında gelen Zoé bizim için büyük bir kayıp olucak.”
Oldukça kendini beğenmiş ve kibirli olan savaş tanrısı Ares,her zamanki gibi her an savaşa girebilecekmiş gibi zırhları ve mızrağıyla tahtında oturuyordu.Oldukça kaslı elini havaya kaldırarak:
 “Bence bu boş işlerle uğraşmamalıyız.Direk savaşmak gerek.Düşmanları gafil avlamalıyız.Hemen saldırmalıyız!”
Zeus bu sözlere karşılık:
 “Her şeyin zamanı var Ares.Ayrıca sende ordunu topla,her zaman hazırlıklı olsunlar.”
Bilgelik tanrıçası Athena,giydiği miğferin içinden bile parlayan gri gözlerini Arese dikip,sakin ve her zamanki gibi bilgece konuştu:
 “Atlas kurnaz bir titandır.Bence hepimizi oyalayacak bir planı var.O bizi oyalarkende,boş kalan Olimposa bir kez daha saldıracaktır.”
Poseidon Athenaya hak verdi.Sağ elindeki üç başlı görkemli yabasını sıkıca tutuyordu.En sonki toplantıdan sonra biraz daha yaşlanmış gibi duruyordu(Poseidonun krallığı ne kadar zarar görürse,o da ona doğru orantılı olarak yaşlanır).Zeusun hemen yanındaki tahtından konuştu:
 “Athena haklı.Gözümüzü dört açmalıyız.Her an herşeye hazırlıklı olmalıyız.”
Tanrılar savaş hakkında böylece tartışırken,Salonun kapısını Hermes sert ve hızlı bir şekilde açarak Zeusa doğru koştu:
 “Tanrıların tanrısı Zeus!Sana kötü bir haberim var.”
Zeus daha onu onaylamadan konuştu:
 “Az önce Roma şehrine doğru giden bir canavarlar topluluğu gördüm.İşin kötü yanı,Severusta şehire doğru ilerliyor.Canavarlar Severusa saldırmaya gidiyor Zeus.”
Tanrıların tanrısı Zeus öylece kalmıştı.Haberi duyduktan sonra ağzından sadece şu sözler çıktı:
 “Olamaz!”.. 
Planemo Syndrome

Çevrimdışı LegalMc

  • ****
  • 1217
  • Rom: 33
  • Unimpressed was his default state.
    • Profili Görüntüle
Ynt: Yıldırım Yürek
« Yanıtla #27 : 25 Nisan 2010, 21:51:47 »
Alıntı
Colossuslar savaş için bize yardımcı olabilir.

Colossus  ;D Age Of Mythology 4evaaa!
Yaşasın!
Ne kadar da ideolojik yaklaşıyoruz birbirimize.

Çevrimdışı Elijah

  • ***
  • 630
  • Rom: 6
    • Profili Görüntüle
Ynt: Yıldırım Yürek
« Yanıtla #28 : 25 Nisan 2010, 21:54:44 »
 ;D Ama Colossus sadece AOM değil,God of War da da çıkmıştı.Benimde oyunda sıkça kullandığım için buraya da koyiyim dedim :zuha
Planemo Syndrome

Çevrimdışı LegalMc

  • ****
  • 1217
  • Rom: 33
  • Unimpressed was his default state.
    • Profili Görüntüle
Ynt: Yıldırım Yürek
« Yanıtla #29 : 25 Nisan 2010, 22:07:36 »
Sanki hayatında God Of War oynadın.
Yaşasın!
Ne kadar da ideolojik yaklaşıyoruz birbirimize.

Kayıp Rıhtım Arşiv Forum

Ynt: Yıldırım Yürek
« Yanıtla #29 : 25 Nisan 2010, 22:07:36 »