Kayıt Ol

Kahraman Aslan bey

Çevrimdışı devrimk

  • **
  • 153
  • Rom: 3
    • Profili Görüntüle
Kahraman Aslan bey
« : 12 Ocak 2012, 18:18:49 »
Ayazyeli vadisindeki sıradan bir gündü. Kahvehanede ihtiyarlar çaylarını yudumlarken meyve suyu içiyormuş gibi görünen gençler bardaklarına alttan votka takviyesi  yapıyorlardı.

Aslan yakın arkadaşı Murat ve Cengiz’le kafalarını en çok meşgul eden konuyu tartışıyorlardı hararetle. Köyün en güzel kızı Ebru hangisine vurgundu? Cengiz geçen derede yıkanırken Ebru’nun kendisini gözetlediğine yemin billah ediyor, Murat ise odun kesmeye giderken Ebru’nun ona su getirdiğini kendisinin de karşılığında ondan bir öpücük aldığını söylüyordu. Aslan ise Ebru’nun kendisini beğendiğinden emindi, sarı saçları yeşil gözleriyle tabii ki Murat ve Cengiz’den daha yakışıklıydı. Üsteli ağzı da iyi laf yapardı.

Dediğimiz gibi sıradan bir gündü. Herkesin tanıdığı ünlü büyücü Yakaroğlu kahvehaneden içeri girene dek. Yakaroğlu sülalesi nesillerden beri büyücülükle uğraşırlardı, isiminden de anlayacağınız gibi daha çok ateşle, alevle ve yakma işleriyle haşır neşirdiler. Hatta IV. Mehmet Yakaroğlu’da gençken kundakçılık suçundan bir süre padişahın zindanında ikamet etmişti.

Yakaroğlu kahvehanenin kapısını gürültüyle (hatta bazı ihtiyarları derin uykusundan uyandıracak gürültüyle açtı.) Büyücülerin alamet-i farikası olan geniş kenarlı ve sivri tepeli şapkası vücudunu sıkıca kapayan salkım saçak cübbesi üzerindeydi. Beyaz saç ve sakalları neredeyse beline kadar iniyordu.

“Sen!” dedi altın saçlı çocuğa.

Aslan korku ile Yakaroğlu’na baktı. Bu uğursuz büyücünün kendisiyle ne gibi bir işi olabilirdi ki?

“Ben mi?” diye sordu safçana.

“Evet sen çocuk! Saçma sorularınla zamanımı boşa harcama. Düş önüme halletmemiz gereken bir görev var.”

Aslan evde babasına karşı aslan kesilse de gerçekte pısırık bir delikanlıydı. Alelacale masadan kalkıp Yakaroğlu’nun yanına kadar geldi.

“Tabii, tabii efendim. Bir kusurum olduysa özür dilerim.”

“Hayır, beni yanlış anladın. Tam tersine sen seçilmiş kişisin.” Diyerek babacan bir tavırla gülümsedi büyücü, elini çocuğun omuzuna koyup kahvehaneden dışarı çıkartırken.

“Bb… bbb… ben?” dedi yanakları al al olmuş Aslan.

“Evet! Tüm dünyayı tehdit eden büyük bir kuvvet geliyor ona karşı koymak için kader seni seçti.”

“Ben ne yapabilirim ki?” diye sordu tekrar Aslan.

“Tek başına belki de hiç bir şey! O yüzden sana bir de yardımcı getirdim. Aykız buraya gelir misin lütfen?”

Aslan’ın o ana dek farketmediği oysa hemen yanlarında oturan güzel peri kızı ayağa kalktı. Bembeyaz teni, simsiyah saçlarıyla garip bir tezat-birliktelik içindeydi. Buz mavisi gözleri insanın içine işliyordu adeta.

“Aykız tecrübeli bir şifacıdır, şimdi beraberce…”

Aslan kızdan gözlerini alamadığı için yaşlı büyücünün ne dediğini duymuyordu işin doğrusu. Böyle bir kızla beraber dünyanın öbür ucuna bile gidebilirdi. Kız kibarca elini uzattığında kekeliyor ve kızın elini tutmaya çalışıyordu, bir yandan da kendine bakmamasını tembihlemesine rağmen kızın göğsündeki hafif açıklıktan ak memelerine bakmaktan kendini alamıyordu.

“Ben... ben Aslan, tanıştığıma memnun oldum.”

Büyücünün ensesine vurduğu şaplakla kendine geldi Aslan.

“Tamam mı anladın mı yapacaklarını?”

Hiç bir şey anlamamıştı ama yeni tanıştığı kızın önünde salak konumuna düşmemek için büyücüyü onayladı.

“Tabii efendim anladım. Gayet basit hemen hallederim.”

“İyi o zaman! Bak unutma bilek güreşinde kuvvetin yetmediği zaman bileğini bükersin. Tamam mı?”

“Tamam.” Dedi Aslan büyücünün neden bahsettiğini anlamayan bakışlarla.

“Benim halletmem başka önemli işlerim var. Zaman-mekan bükme büyüsü ile gitmem gerekiyor.”

Büyüsünü gerçekleştirmek için kadim lisandan kelimeler kullanırken kendi kendine söylendi.

“Bu büyüye de daha kısa bir isim bulmak lazım canım! Bu kadar uzun isimli büyü mü olur?” dedi ve ‘poff’ diye bizimkilerin gözü önünden yok oldu.

“Haydi yola koyulalım.” dedi Aykız.

“Tabii koyulalım nereye gideceğiz?”
“Yakaroğlu söyledi ya! Çatalçeşme’ye gideceğiz.”

“Çatalçeşme mi?” diye hayıflandı Aslan. Orası en azından iki günlük yoldu.

“Bizi de keşke şu zaman-mekan şeysiyle yollasaydı ya.”

“Dediği gibi onun çok önemli başka görevleri var onları halletmesi lazım. Eşyalarını topla hava kararmadan yola çıkalım.” dedi Aykız.

“Alacak bir şeyim yok hemen çıkabiliriz.” dedi Aslan. Şimdi eve gitse annesine bir sürü dert anlatmak gerekecekti. Babası da onu böyle güzel bir kızla görürse kinayeli laflar eder yerin dibine sokardı. Böyle güzel bir kızla iki günlük yolculuk mutlaka çok güzel olacaktı. Salakça sırıtarak lafına devam etti.

“Eee? Kendinden bahset bakalım nerede oturuyorsun?”

Aslan ve Aykız yola koyulduğunda Yakaroğlu kilometrelerce uzaktaki başka bir köye ulaşmıştı bile. Kahvehane kapısından içeri girdi ve ortaya bağırdı.

“Sen!”

Esmer bir çocuk şaşkınlıkla dönerek sordu.

“Ben mi?”

“Çömezler” diye içinden geçirdi Yakaroğlu, “Her kahvehane de bunlardan bir tane vardır mutlaka.” Diye düşünerek hafifçe gülümsedi.

“Evet sen çocuk! Saçma sorularınla zamanımı boşa harcama. Düş önüme halletmemiz gereken bir görev var.”

Çevrimdışı magicalbronze

  • *
  • 4075
  • Rom: 1
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kahraman Aslan bey
« Yanıtla #1 : 19 Ocak 2012, 20:42:59 »
Sonu ile bana neşeli bir kahkaha attırdı bu kısa hikâye! Zira dilin tamamen bizden kokması ve akabininde sonlara yaklaşırken "Aa, dur bakalım şu seçilmiş Aslan ve peri kızı Aykız nereye gidiyorlar öyle?" diye düşünüyorken Yakaroğlu'nun farklı bir kahvehanede aynı teraneyi uygulaması gülümsetti vallahi :)

Şimdi burada birkaç sorum var: İlk olarak, öykü burada bitiyor mu? Zira şu tüm çömezlere bahsettiği seçilmiş kişi klişesi ile sanki bir ordu topluyormuş gibiydi. Aykız dediğimiz fabrika imalatı tadında büyücünün hazırlamış olduğu ve çömezleri kandırmak için oluşturulmuş bir büyüden mi ibaretti? Ve tabii devamı olmayacaksa buradaki amaç o sondaki büyücünün düşüncesi miydi?

Ellerinize sağlık efenim, çizgi roman haricinde böyle yeteneklerinizi de keşfetmek şahsımı daha da mutlu etti, yeni yazılarınızı da merakla bekliyorum :)
"Her neyse sahip olunan, doğar ve ölür.
Bu nefsi müziğin içinde sıkışmış herkes
İhmal eder ölümsüz aklın harikalarını."
- William Butler Yeats, "Sailing to Byzantium "

Çevrimdışı devrimk

  • **
  • 153
  • Rom: 3
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kahraman Aslan bey
« Yanıtla #2 : 20 Ocak 2012, 14:01:53 »
Teşekkürler. Öyküyü fırsat buldukça devam ettirmeyi düşünüyorum. Sorduğunuz soruların çoğu ilerisi için tasarı olarak var kafamda, şimdiden yazamıyorum o yüzden. Sadece genel fikrimin "seçilmiş kişi" klişesini sorgulamak olduğunu söyleyebilirim.

Çevrimdışı devrimk

  • **
  • 153
  • Rom: 3
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kahraman Aslan bey
« Yanıtla #3 : 20 Ocak 2012, 14:58:37 »
BÖLÜM 2

Yolculuk hiç de Aslan’ın umduğu gibi gitmiyordu işin doğrusu. Aykız her ne kadar sohbet konusunda zorluk çıkartmasa da ilişkileri ilk tanıştıklarından daha öteye gitmemişti. Bir fırsat olur belki diye buz gibi dereye  atlayıp boğum boğum kaslarını gererek banyo yapmış ama Aykız ona doğru hiç bakmamıştı bile. Üstelik soğuk algınlığı da kapmıştı yarım saat dereden çıkmadığı için.
Neredeyse yolun sonuna varmışlardı ve elinde koca bir sıfır vardı. Kahvede oturup geyik muhabbeti yapmak bu soğukta nezle olmaktan daha iyiydi. Neyse ufak şeylerin de tadını çıkarmak lazım diye geçirdi içinden. Bir kaç adım geride kalarak Aykız’ın endamlı vücudunu ve ahenkli yürüyüşünü seyretmeye başladı. O kadar dalmıştı ki kız aniden durunce neredeyse çarpıp üzerine devrilecekti.

-Hişşşt! Sessiz ol. Dedi kız elini ağzına götürüp sus işareti yaparak.

Eliyle ilerideki köprüyü gösterdi.

-Tepegöz!

Aslan Aykız’ın ellerinin güzelliğine bakarken birden bütün düşünceleri dondu.

-Tepegöz mü? Diye haykıracaktı ama korkudan sesi kısık ve olağanüstü tiz bir şekilde çıktı.

Hemen kendini toplayıp sesini normalden de iki ton kalınlaştırarak tekrar etti.

-Tepegöz mü? Hiç meraklanma ben hallederim onu.

- Nasıl? Yanında silah bile yok. Dedi Aykız.

Eve uğramadığı için kendine küfretti Aslan bey. Gerçi silahı da olsa bir şey yapacağını zannetmiyordu ya.

-Neyse o zaman etrafından dolaşalım canım bir tek buradan mı geçiş var sanki?

-Evet bir köprü daha var ama yolumuzu yarım gün uzatır. Yakaroğlu ile bu gün buluşmamız lazım öyle demişti ya.

Aslan bey kendine ettiğinden daha sunturlu bir küfürü Yakaroğlu’na etti. Bunak büyücü o kadar kısa sürede nasıl o kadar şey anlatmayı başarmıştı?

-Peki sessizce arkasından geçmeye çalışalım o zaman.

Tepegöz köprünün başını tutmuştu tutmasına ama bir söğüt ağacına yaslanmış hafifçe kestiriyordu. Zavallı söğüt ağacı dev tepegözün ağırlığı altında iyice bükülmüş acı çekiyordu adeta.
Aykız önde Aslan arkada sessizce ilerlemeye başladılar. Aykız sessizce ilerlemek için iyice eğilmiş giderken Aslan gözlerini peri kızının kalçasından alamıyordu. Birazdan yolculukları bitecek ve bu kızı bir daha göremeyecekti, içi yanıyor, yüzüne ateş basıyordu. İşte tam bu duygular içindenken istemsizce bir hareket yaptı.

-Ne yapıyorsun be gerizekalı! Diye bağırıp bir tokat patlattı Aykız Aslan’a. Kızın çığlığı neyse de tokatın şaklaması devi yerinden fırlattı, ağaçtaki kuşları ürkütüp kaçırttı.

-Durun bakem! Dedi tepegöz.
İkisi de sessizce geçerken yakalandıkları için yüzleri kızararak şaşkınca deve baktılar.

-Köprümden mi geçeceeniz? Adam başı iki altın isterim. Sen kadınsın senden istemem sen geç.

Aslan ecel terleri dökmeye başlamıştı. “Yakaroğlu yaktın beni.” diye geçirdi içinden. Birden Aykız Aslan’ın koluna sarıldı

-Hayır sensiz hiç bir yere gitmem! Aslan göster gününü şu pis deve! Dedi.

Aslan Aykız’ın ona verdiği gazla birden Aslan kesilmişti gerçekten. Kan beynine hücum etmişti, kalbi deli gibi çarpıyor, kulakları alev gibi yanıyordu (gerçi bu tokatın etkisi de olabilirdi).

-Sen kimsin lan tepegöz! Adam mısın? Sen benim kim olduğumu biliyor musun? Ben... “seçilmiş kişiyim diyecekti. Fakat dev kafasının tepesine balyoz gibi yumruğunu yapıştırmıştı. Aslan yediği darbenin şiddetiyle kıç üstü yere oturdu. Tek düşünebildiği devin balyoz yerine yumruğuyla vurduğu için şanslı olduğuydu.

-Ben... kimim. Diye sayıkladı.

Dev tepesine dikilip balyozunu havaya kaldırmıştı.

-Demek vergini vermemek! O zaman ben döve döve dört altın almak! Diye bağırdı.

Aslan bey boş boş deve bakıyordu. Ölürken hayatın gözlerin önünden bir ilüzyon misali akması hikayesi yalandı demek ki. Kıpırdayacak hali kalmamış, çektiği acının bitmesi için devin vurmasını bekliyordu. Sonra dev vurunca daha çok canının acıyacağını düşündü. Gözlerini sıkıca kapadı. Birden yüzüne bir ferahlık geldi. Serin bir şey sandı önce, fakat sıcaktı aslında, sıcak ve tuzlu. “Kanım herhalde, hiç de canım acımadı. Alıştım galiba devin darbelerine.” diye düşünürken kulaklarının çınlamasını bastıran bir haykırış duydu.
Gözlerini açtığında devin dizinden oluk oluk kan aktığını gördü biraz solunda deri zırhlı elinde iki baltası olan bir cüce vardı.

-Uşağım orda durmasana da! Çekil oradan! Diye bağırdı cüce.

Dev bu arada kendini toplamıştı, balyozunu havaya kaldırarak olanca kuvvetiyle cüceye doğru indirdi. Cüce eğer bu darbeyi yeseydi büyük ihtimal boğazına kadar toprağa gömülürdü fakat darbeyi savuşturmayı başarmıştı. Hızlı adımlarla ayağının dibine gömülmüş balyozun üzerinde yürüyüp iki baltasıyla birden devin omuzunda çaprazlamasına yaralar açtı. Dev öbür eliyle cüceyi yakalamaya çalışsa da cüce seri bir parendeyle yere kondu.

-Arrrrgh! Küçük insanlardan nefret ederim! Öldürcem seni!
Savaş olanca hızıyla sürerken Aslan sürünerek uzaklaşmaya çalışıyordu. Aykız yanına geldi, kızın hafifçe başını okşaması başağrısını almıştı ama hala yürüyebilecek hali yoktu.
Kavga olanca hızıyla devam ediyordu ve görünen o ki dev için işler yolunda gitmiyordu. Yediği bir darbeyle diz üstü çöken devin tek gözü Aslan beye ilişti.

-Yassah! Sen geçemen! Para vermedin!

Balyozunu sağdan savurarak hem Aslan’ı hem Aykız’ı süpürecek bir darbe geliyordu ki cüce araya girdi, fakat gelen darbeden kendini kurtaramadı. Dev balyoz cüceyi yirmi metre ilerideki çam ağacına kadar savurdu. Cüce şiddetle ağaca çarparak yere yuvarlandı. Dev balyozunu tekrar kaldırdığında cüce kalkamayacağını anlamıştı. Baltasına son kez baktı

-Pacaana siçtiğimun sarışini! Diye homurdandı ve baltasını kalan tüm kuvvetiyle deve doğru fırlattı.

Balta döne döne hızla ilerleyerek devin tam iki kaşının arasına yani tek gözünün olduğu yere oturdu. Dev ses bile çıkaramadan Aslan’ın yanına yığıldı.
Cüce gözlerini kaparken kendi lisanında küfür ediyordu.

-Timini, mimini... sözlerini tamamlayamadı kafası geri düştü.

Aslan kendine gelince ilk iş olarak devin kafasındaki baltayı çıkarmaya çalıştı.

-Silahsız bir daha dolaşmak mı tövbe! Dedi kendi kendine.

O sırada köprünün öbür ucundan bir çığlık yükseldi.

-Aaaaa! Sarı saçlı adam tepegözü öldürdü. Devi öldürdü! Diye bağıran çocuk köyüne doğru koşmaya başladı.

Çevrimdışı Gregory

  • *
  • 32
  • Rom: 0
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kahraman Aslan bey
« Yanıtla #4 : 24 Ocak 2012, 10:15:11 »
Henüz ilk bölümü okudum ama çok eğlendiğimi söyleyebilirim. Çok güzel yazılmış.

Çevrimdışı Black Helen

  • ***
  • 782
  • Rom: 15
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kahraman Aslan bey
« Yanıtla #5 : 25 Ocak 2012, 01:01:43 »
Epeyce eğlenerek okudum hikayenizin iki bölümünü. İlk bölümdeki anlatımı daha akıcı ve diyalogları daha doğal bulduğumu da söylemeden geçemeyeceğim. Sevimli ve gerçekten de bizim kültürümüzden bir anlatılış vardı. İkinci bölümde olaylar, özellikle de cüceyle devin konuşmaları ve aralarındaki mücadelenin anlatılışı biraz aceleye gelmiş gibi hissettim. İkinci bölümün sonundaki yanlış anlaşılma da bize olayların biraz ne yöne doğru gideceğini belli etmiş oldu. Ellerinize sağlık. :)
Spoiler: Göster

Çevrimdışı beerold

  • **
  • 173
  • Rom: 2
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kahraman Aslan bey
« Yanıtla #6 : 25 Ocak 2012, 14:47:30 »
 Hikayenizi beğenerek okudum. Yeni bölümünde bizi ne gibi maceraların ve sırların beklediğini merak ettim doğrusu. Elinize sağlık.

Çevrimdışı devrimk

  • **
  • 153
  • Rom: 3
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kahraman Aslan bey
« Yanıtla #7 : 29 Ocak 2012, 14:46:58 »
Teşekkürler, yeni bölümde biraz daha detaylandırmaya dikkat ederim.

Çevrimdışı Ulubatli

  • *
  • 38
  • Rom: 0
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kahraman Aslan bey
« Yanıtla #8 : 31 Ocak 2012, 19:05:25 »
Çok renkli karakterler ve bununla birlikte çok eğlenceli bir uslupla yazılmış bir öykü. Gerçekten çok iyi. Bir süre önce okumuştum bunu. Yorum yazmak şimdi kısmet oldu. Başarılarınızın devamını dilerim.

Çevrimdışı Buzmavisi

  • **
  • 137
  • Rom: 2
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kahraman Aslan bey
« Yanıtla #9 : 01 Şubat 2012, 00:06:17 »
Çok harikaydı sahiden. İlk bölüm ikinciden daha iyiydi söylemem gerekir. Biraz betimleme olsa bundan çok iyi işler çıkar. Devamını beklerim.
Yepyeni bir fantastik serüvene hazır mısınız?
Anatolya Efsaneleri İlk iki bölüm pdf:http://www.mediafire.com/?uadhvz1vcgmqkct

Yeni Töre'nin ikinci yasası:
Umutlar, inançlar ve dilekler içlerinde bir parça mantık barındırmıyorlarsa hayatları kolayca mahveden boş yalanlara dönüşürler.

Çevrimdışı Ulubatli

  • *
  • 38
  • Rom: 0
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kahraman Aslan bey
« Yanıtla #10 : 12 Mart 2012, 14:18:11 »
Bunun devamı yok mu? Çok güzel ya, tekrar okudum da.

Çevrimdışı devrimk

  • **
  • 153
  • Rom: 3
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kahraman Aslan bey
« Yanıtla #11 : 14 Mart 2012, 08:37:45 »
Teşekkürler Buzmavisi ve Ulubatlı.
Bu aralar Seyfettin efendi'ye yoğunlaştım. Onunla ilgili çalışmaları bitirdikten sonra Kahraman Aslan bey'e de devam etmeyi düşünüyorum.

Kayıp Rıhtım Arşiv Forum

Ynt: Kahraman Aslan bey
« Yanıtla #11 : 14 Mart 2012, 08:37:45 »