Kayıt Ol

Kaza Bazen Sıyrıktır

Çevrimdışı Daarlan Gardan

  • ***
  • 723
  • Rom: -1
  • to hell with gatech
    • Profili Görüntüle
Kaza Bazen Sıyrıktır
« : 28 Ocak 2013, 02:41:45 »
''Tıpta sayıları az da olsa bazı gerçekler vardır, psikiyatrik tıpta bunların sayıları daha da azdır. Bunu söyledikten sonra diyebilirim ki, sanırım bir insanın ‘aniden delirmesi’ mümkün değil. Hızla ilerleyen bir süreç olabilir ama mutlaka söz konusu bir süreç vardır. Bazı insanların bir anda aklını kaybettiğini duyarız ama bu vakaların aslı o değildir. Psikolojik bozukluklar sinirsel ve psikotik davranış belli bir süre sonunda meydana gelir ve genellikle öncesinde sinyaller vardır.''

                                                             Stephen King ve Peter Straub, Kara Ev.


Bahçesi güllerle kaplı bir Kule'nin yanından geçmek dileğiyle çıktığım iş görüşmesi, beni bahçesi güllerle kaplı bir evin önünde kendime getirmişti. Her gün sıkılmadan üstüne bastığımız ve başımızı göğüne dayadığımız dünya üzerinde tasvir edilemeyecek bir şey varsa; o da gül kokusuydu. Kendimi toparlamaya çalıştım. Ayakkabıma bulaşan çamuru temizlemek sebebiyle cebimden çıkardığım mendili elimde salladım. Yağmur giysilerimi ıslatmış olabilirdi fakat mendilime dokunmamıştı, kuruyla yaşadığı mutluluk beni de mutlu etti. Ayakkabımın sol tekini, ev denilerek küçümsendiğini düşündüğüm villanın giriş kapısındaki taşlara bıraktım. Lekeyi temizleyene kadar uğraşırken, yağmurdan sonra peydahlanan o gizemli koku burun deliklerimden içeriye süzülmekteydi.

Kapıyı çalmak için mendil tutmuş sağ elimi kullandım. Tokmak gösterişli olduğu kadar ”neden bu kadar gösterişli?” diye düşünülecek kadar abartılıylı. Tokmak ve kapının iş birliğinden doğan ses kulaklarıma gelmişti. Ama içeridekilerin kapının vuruluşundan haberleri yokmuş gibiydi. Gözlerim kararmaya ve gündüzümü geceye çevirmeye çalışırken kapı açılıverdi. Karşımda omuzlarına kadar dökülen altın sarısı saçları, kırmızı rujlu dudakları ve senelerin yorgunluğuyla kırışmış gözatlarına sahip bir bayan belirdi. Göz kırışık ve torbalarını anne veya baba tarafından alındığı bilinmez mavi gözleri gölgede bırakıyordu.

''Ah!'' diye nida etti kadın beni gördüğünde. Ortalama ellili yaşlarının ortalarında olduğunu düşündüğüm sarışın bayan beni süzmeye devam etmekteydi.
''İş başvurusu için rahatsız etmiştim,'' dedim başımdaki dede şapkasını indirerek. ''Bahçıvan aramaktaydınız, değil mi? Yanılmıyorum umarım.''
''Doğru duymuşsunuz,'' dedi bir müddet bekledikten sonra ''ya da gazetede ilanı görmüş olabilirsiniz,'' diyerek bitirdi.
''Şey,'' dedim şapkanın ıslaklığı daha ilk kez bahçıvanlık işleriyle uğraşacak ellerimi yağmur suyuna bularken. ''Duymuştum. Kemal ağbi söylemişti. Babamın arkadaşı ve benimde işe ihtiyacım olduğunu duyunca sağ olsun haber verdi.''
''Çok güzel,'' dedi bir süre sonra çatıdan damlayan yağmur sularının kafamı ıslattığını görecek ve beni içeri davet edecekti. Hayallerimde canlanan şey olmuştu. İçeriye davet etti. Sıcak koltuklardan birine kurularak konuşmaya başladık.

''Güllerim,'' dedi camın dışında salınan çiçekleri göstererek. ''Uzun senelerden bu yana eskisi gibi kızıl değiller. Al olmalarını istiyorum. Bahçıvanların en iyilerini işe aldım ama olmadı. Toprakta bir sorun olduğunu düşündüm ama birkaç sebepten dolayı değiştirmedim. Onları eski durumlarına getirebilir misiniz? Yapabilir misiniz?''

Son sorusu devamlı kulaklarımda çınlıyor. Her saniye ve nefes aldığım her zaman çınlayacakmış gibi hissediyorum. En derinlerde bir yerde. En derinlerde bir yerde. Bir şeyler kanımı emiyor.

8 Ocak 2001

Güllerin çok eski zamanlardan, Osmanlı döneminden kaldığı söylenmişti bana. Görkemli devletin parıltıları güllere dökülmemişti. Güller sıradan ve sadeydi. Hâtta mezarlıktan çalınmış kadar kötü durumda olduklarını işveren kadına da söylemiştim. Toprağa el vurduğum an elime yapışan ve yıkansa bile gitmeyen kokunun sebebini çözebilmiş değilim. Kullanılan ilaçlardan olabilir belki de. Olmayabilir. Olmayabilir.

10 Ocak 2001

Bugün yoldan geçen ve kendi kendine konuşan biri, beni güllerle uğraşırken gördü. Garip bir soru yöneltmişti bana, uçağın düşüşü sırasında uçaktaki ağlak pilotların yüz ifadesine sahipti soruyu sorarken. Sorduğu soru basit ve akılda kalırdı ama şu an aklıma gelmiyor desem yalan olur. Geliyor, geliyor fakat söylemek ya da yazmak istemiyorum.
''Bir hafta önceki bahçıvana ne oldu?''

11 Ocak 2001

Sabahın ilk saatleri ve güneşin ilk ışınlarıyla kazmaya başladığım topraktan beyaz bir çuvala sarılmış etlerle karşılaştım. Berbat kokmaktaydılar. Bıçağımla etten bir parça koparttım ve kazdığım çukurdan çıkan toprağı eski yerine döktüm. Çukurun etrafı kanlarla kaplıydı. Bu kanlar uzun süre oralarda kalmış ya da kalabilmiş olamazdı. Çok yeniydiler. Bu konudan beni işe alan ev sahibi Peril hanıma bahsetmemeye karar verdim.

19 Ocak 2001

Her şeyi o yapmış olamaz. İnanamıyorum. İhtimal bile vermiyorum. Peril hanımın tatil günümü fırsat bilerek eve davet ettiği bir arkadaşını kestiğini düşünemiyorum. Sonra da onu allıklarını kaybetmiş güllerinin arasına gömdüğünü. Peki ya benim karşılaştığım şey neydi? Kokladığım ve ellediğim, bir parçasını kopardığım pislik?

3 Nisan 2003

''Telefon çalıyor!'' diye bağırmıştı eşim. Telefonu ''Alo!'' diyerek açmıştım klasik olarak. Karşıdaki ses kendisinin bir polis olduğunu Peril Ay'ı tanıyıp tanımadığımı soruyordu. Tanıdığımı onaylayarak devam etmesini rica ettim. Peril Ay sekiz kişinin ölümünden sorumlu bir katilmiş. İfadesinde dede serveti güllerinin tekrardan allaşması için toprağına insan kanı eklemeyi düşündüğünü ve ardından da bunun mantıksız olmadığını kabul ederek işe koyulduğunu söylemiş.

Nasıl yani? 21 Ocak günü bana çarpan çiçekçi arabası benim kanımı gül olmaktan mı kurtardı?

Kulaklarımda çınlayan gül hışırtıları son bulacak mıydı nihayetinde?
''Civilizations have the morality and ethics they can afford.''

 — Larry Niven & Jerry Pournelle, ''Lucifer's Hammer''

''These colonies in nature can reach at least two million individuals at a time, last for decades, and occupy a hundred cubic meters of space. It was a wonderful achievement to see a fragment of this world captured all around you, so that you almost had the experience of being inside the ant colony when you were in that room.''

 — Robert Trivers, ''Natural Selection and Social Theory'', p. 162

''... Bu amaç doğrultusunda nükleer santraller hedeflenecekse, yapılması gereken şeyler vardır. Çünkü nükleer elektriğe geçiş bir hobi değil, bir akademik egzersiz hiç değil, temel bilimlerden yaygın endüstriyel alt yapıya açılacak bir uygulamadır.''

— Ömer Faruk Ağa Yarman 1993

Çevrimdışı Amras Ringeril

  • ******
  • 2486
  • Rom: 0
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kaza Bazen Sıyrıktır
« Yanıtla #1 : 03 Şubat 2013, 07:48:32 »
Öykün fikirsel olarak çok ilgi çekici; ancak örneğin bu uzun bir hikaye içeriği istiyor. Buna rağmen oldukça kısa bir metinle anlatma yolunu seçmişsin. Bu, öykünün kafalarda oluşan kurgusunda hasara yol açıyor. Küçücük çantaya bir sürü eşya tıkmak gibi oluyor. Öykünün uzunluğu ve içeriğin yoğunluğu uyumlu olmalı. Uzunluk hikâyenin diğer unsurlarından bağımsız ekstra bir ölçütten ziyade, anlatılması gerekenin ne kadar anlatıldığıyla ilgili bir ana unsurdur. Bu uzun olması gereken bir hikâyeydi ve devamı gelecek gibi görünmediği için bunları söylüyorum. Devamı gelecekse beni çok konuşan biri olarak gör ve gözardı et :)

Bunun dışında, yazımındaki yer yer aldığım haz, içindeki tespit gücünü, okuyucuya hitap etme başarısını ve potansiyelini gösteriyor. Mutlu oluyorum. Örneğin:

"Tokmak gösterişli olduğu kadar ”neden bu kadar gösterişli?” diye düşünülecek kadar abartılıydı."

"Görkemli devletin parıltıları güllere dökülmemişti." (şahane)

Bunun dışında insan etkilenen saçma bir varlık. Yazdıklarımızı bizden olmalarıyla severiz. O yüzden bize hissettirdikleri şeyler ne kadar yoğun olursa okuduğumuz şeyi o kadar severiz. Özellikle yazan birisi yazmak istediği gibi okumayı, okumak istediği gibi yazmayı sever. Her zaman içinde bulunduğumuz kendimizi geliştirme aşamasının başlarındaki "çeviri metin kokulu yazılar" dönemi görüyorum bu öyküde. Bu aşamayı bir an önce atlatmanı dört gözle bekliyorum.

Zekice kurgulanmış öyküler yazacak potansiyelli arkadaşlara ihtiyacımız var, devam! :)
try again fail again fail better

Çevrimdışı Daarlan Gardan

  • ***
  • 723
  • Rom: -1
  • to hell with gatech
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kaza Bazen Sıyrıktır
« Yanıtla #2 : 20 Şubat 2013, 17:16:07 »
Özgürcan abi yorumun, iyi sözlerin, eleştirilerin ve tavsiyelerin için teşekkür ederim.

Korku, gerilim, fantastik benzeri öykülere oturduğum zaman örnek aldığım diğer yazarların kitapları dökülüyor önüme, onlar gözlerimin önünden geçerken ister istemez has hâllerini okumadığım sebebiyle çeviri bir dile bürünüyorum.

Bunu ben de fark ediyorum.

Ama birkaç haftadır onlarca klasik esinti, öykü yazdım. Bunlardaysa çeviri diline denk gelmedim. Türlerle alâkalı sanırım. Barış, Alper, Murat ve Emrah gibi yazarları örnek alarak bir şeyler yazmaya çalıştım. Dilim ve tarzım oturmaya başladı.

Klasikleri Kurgu İskelesi'nde paylaşmam doğru olmayacaktır. Bu yüzden içerilerine fantastik cıvıltılar yerleştirip Öykü Seçkileri'ne saklayacağım. :)
''Civilizations have the morality and ethics they can afford.''

 — Larry Niven & Jerry Pournelle, ''Lucifer's Hammer''

''These colonies in nature can reach at least two million individuals at a time, last for decades, and occupy a hundred cubic meters of space. It was a wonderful achievement to see a fragment of this world captured all around you, so that you almost had the experience of being inside the ant colony when you were in that room.''

 — Robert Trivers, ''Natural Selection and Social Theory'', p. 162

''... Bu amaç doğrultusunda nükleer santraller hedeflenecekse, yapılması gereken şeyler vardır. Çünkü nükleer elektriğe geçiş bir hobi değil, bir akademik egzersiz hiç değil, temel bilimlerden yaygın endüstriyel alt yapıya açılacak bir uygulamadır.''

— Ömer Faruk Ağa Yarman 1993

Çevrimdışı Bengü

  • **
  • 305
  • Rom: 9
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kaza Bazen Sıyrıktır
« Yanıtla #3 : 26 Mart 2013, 23:39:38 »
Wordpress hesabinda okumustum bunu. Fikri hosuma gitmisti cok. Kalemi guclu kisi Daarlan! Ellerine saglik, bir kez de buradan...

Spoiler: Göster
Sinav zamani gecer gecmez diger oykulerini de okuyacagim, mutlaka...


Çevrimdışı duhan

  • **
  • 287
  • Rom: 2
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kaza Bazen Sıyrıktır
« Yanıtla #4 : 27 Mart 2013, 16:10:45 »
hikaye iyi başladı, iyi gitti, gizemi ucundan yakaladı ve damdan düştü. içine giremedik okurken, yukarıdada söylendiği gibi çok kısa olmuş. Agatha Christie tadı yakalanabilcek bir hikaye bence. üzerinde çalış derim. kısalığı sebebiyle sıkıntılı onun dışında gayet güzel.

Kayıp Rıhtım Arşiv Forum

Ynt: Kaza Bazen Sıyrıktır
« Yanıtla #4 : 27 Mart 2013, 16:10:45 »