Kayıt Ol

Aesten Efsaneleri 3 - Av (Bölüm 2)

Çevrimdışı Baal Adramelech

  • *****
  • 1838
  • Rom: 59
  • The Hermit
    • Profili Görüntüle
Aesten Efsaneleri 3 - Av (Bölüm 2)
« : 12 Temmuz 2008, 00:33:21 »
Efsane 1’in hemen bittiği yerden başlamaktadır. Son bölümü bir daha okumanız tavsiye edilir.

Bölüm 1 – Savaş Esnasında

Neinea, korku ile savaş alanında kayboldu. Devasa savaş alanında kardeşini arıyordu. Arama sırasında, Sugg Vua askerlerinin arasında kayboldu.

“AMEEETH!!!” Diye bağırdı korkuyla. Birkaç Dakika savaş alanında gezdikten sonra kardeşini orada gördü. Savaş alanında bir Sugg Vua askeriyle dövüşüyordu. Ameth’in elinden kılıcı uçtu ve asker az da kafasını kesecekti ki, Neinea mızrağını savudu ve askeri küle dönüştürdü.

“Kardeşim, Hazır mısın?”

Ameth beyaz gözleriyle ona baktı.

“Elbette!”

Hızla yerden kılıcını aldı ve ileri atıldı bir kez daha Ameth; Sugg Vua askerlerini öldürmek ve ülkesini korumak için, bir kez daha savurdu kılıcını! Bir kez daha o pis kanlar etrafa sıçradı ancak o sürekli devam etti savaşmaya. Hiç durmadı.

Bir yandan kanlar sıçrarken, diğer yerde küller havada uçuşuyordu. Neinea’nın mızrağının önünde hiçbir şey duramıyordu. O an Neinea bazı sözler söylemeye başladı. İlk yaptığı büyüyü tekrarladı.

“Et Sibrus Seabreus”

Bir ses dalgası etrafında dolaştı ve uzun menzildeki tüm düşmanlar yere serildi bu ses dalgasıyla. Ancak Neinea bu sefer bayılmadı çünkü o çok daha güçlü olmuştu uzun zamandır. Büyülerde çok gelişmişti. Tabii ki girdiği transında bunda etkisi vardı. Hatta oldukça güçlendiren şey olmuştu o trans.

Sugg Vua Askerlerinden ayakta kalanlar hızlıca saldırıya geçtiler. Ancak Neinea ve Ameth’in yarattığı ateş duvarından geçmeye çalışırken can verdi çoğu. Sonunda büyüyü kaldırdılar ve Yeni imparatorluğun tüm askerleri bir saldırıya geçtiler…

***

Savaştan Hemen Sonra, Şehir önü

Neinea, Bir taşın üzerinde oturmakta olan kardeşinin yanına geldi. Aynı taşa oturduktan sonra Kardeşine bir süre baktı ama hiç konuşmadı. Sonunda Ameth sessizliği bozdu.

“Ne var?”

Neinea kardeşinin bu kadar sert olmasına anlam verememişti.

“Kardeşim, benim bir görevim var. Eon’u yani ilk Eun’u öldürmem lazım. Bunun için senden bir gemi istiyorum. Batıya yelken açacağım.”

Ameth ise anlamsız ve boş gözlerle savaş alanından taşınan cesetlere bakıyordu sadece. Halkından o kadar kişinin öldüğünü bilmek onu mahvetmişti. Şehrin içinde ağlayanların sesi oraya kadar geliyordu. Bu kadarı fazlaydı.

“Şu cesetleri görüyor musun kardeşim?” Dedi Ameth “O cesetlerin her birini kan kalmayıncaya dek sömürsem ve kanlarını emsem, hiç umurumda olmaz. Ancak gözyaşı, dayanamadığım bir şey. Bu kadar ağlamalara dayanamıyorum.”

Neinea garip bir üzgünlükle baktı ona. Bu düşüncelerde olduğunu bilmiyordu. Ancak bu yolculuğa çıkmalıydı bir an önce.

“Ameth anlıyorum ama gitmem lazım.” Dedi sakin bir sesle “Beni burada tutan sadece senin mutsuz olman. Gitmem lazım…”

“Gitmeyeceksin kardeşim. Seni bulmuşken bırakmayacağım bir daha asla. Çünkü seni kaybedersem mutsuzluğum katlanır. Sende beni bağlayan tek şeysin. Seni bağlayıp hapse kilitlemem ve zincirlemem gerekse de bırakmam.”

“Ameth anlamıyorsun! Her şeyi bitirecek bu! Huzur dönemi başlayacak!”

Ameth kılıcını sakince yere sapladı ve kafasını ellerinin arasına aldı. Bir süre düşündü ve ona umutsuzca bakan kardeşine döndü.

“Sen gideceksen, bende seninle geleceğim kardeşim.”

“Beni bırakmanın başka bir yolu yok mu?”

“Hayır. Ya birlikteyiz, ya da ikimizde burada kalacağız.”

“Pekâlâ, o zaman birlikteyiz kardeşim!”

***

Bundan altı bin yıl kadar önce…

“Bir kehanet yapıldı Ellear! Bunu sende benim kadar iyi biliyorsun! Tanrı-Avcısı bu dünyaya geldiğinde ancak o zaman her şey durulacak. Dehşet ancak o zaman son bulacak. Efsaneyi unuttun sanırım? Tanrının ayaklarına kapanacağı, yalvaracağı Avcı buraya gelecek. O tüm Aesten’in tek kurtuluşu olacak!”

“Hayır, Deson, unutmadım efsaneyi, ancak ben tanrı’yı avlayabilecek bir adamın burada yaşayabileceğine inanmıyorum.”

“Göreceğiz Ellear, göreceğiz. Şimdi dünya yuvarlansın ve yücelsin! Çöllerdeki heykellerimizden biz izleyelim dünyayı. Haklı olduğumu göreceksin.”

“Göreceğiz Deson göreceğiz. Şimdi beni biraz yalnız bırak. Yeni yapılan kılıcımı test etmek istiyorum sadece.”

“Pekâlâ lordum! Kâhin Deson her zaman hizmetinizde!”

***

Bir adam dağın üzerindeki bir taştan hızlıca atladı. Elindeki balta ile hızla ilerledi ve en sonunda aşağıya inene kadar devam etti. Sonunda yere bastığında hızlıca baltasını çekti ve ormana daldı. Taşlık olan ve üzerinde bir tane bile ağacın bulunmadığı dağın hemen kenarından başlayan bu orman, pek çok varlığa ev sahipliği yapmıştı.

Adam hızla ilerlerken ormanın içinden hırlamalar duydu. Bu hırlamalara aşikârdı ve pek önemsemedi en başta ancak zamanla baltasını kavrayıp dikkatlice ilerlemeye başladı. Adımlarını yavaşlattı ve etrafını inceleyerek devam etti yoluna. Gökyüzüne kadar çıkan ağaçlar, ışığın girmesini büyük ölçüde engellediği için zar zor gördüğü yoldan devam etmesi de zor oluyordu tabi. Ancak bir şekilde yerdeki dallara takılmadan ilerlemeyi başardı ve sonunda bir açıklığa ulaştı bu ormandaki.

Ormandaki bu açıklıkta taş bir masa duruyordu. Bu yuvarlak silindir masa, yere doğru hiçbir çıkıntısız veya girintisiz olarak pürüzsüz bir şekilde uzanıyordu. Güneşin ışığı çok ferah bir şekilde oraya yansırken, bir yandan da, ortasındaki delik ve içindeki aynalar ile masayı sanki alevlenmiş gibi bir ayna oyununa getiriyordu.

Bu masaya “Karar Masası” denirdi.

Batıdaki bu sisli kıtada, bu masaya ormanın bekçileri ve ormanın sakinlerinin birer üyesi gelir ve karşılıklı gereken kararlar verilirdi. Doğanın düzenlendiği yer burasıydı. Şimdi ise, bir dağ adamı tarafından keşfedilmişti.

“Amma da zorluymuş be yolu!” dedi adam ve sakalını sıvazlayıp taş masaya doğru ilerledi. Baltasını daha sıkıca kavradı ve hızlı bir hamleyle masaya vurdu. Masanın içinden çatlama ve kırılma sesleri geldi birden. Sonra bir sessizlik ortamı oluştu. Hırlamalar, çoğaldı ve en sonunda kendilerini gösterdiler.

Elleri baltalı Minatorlar, ormandan yavaşça çıkıp adama doğu ilerliyorlardı. Bu kutsal şeye zarar verilmemeliydi çünkü. Onla bunun cezasını bu adam verecekler ve adamın hayatını alacaklardı. Adam ise kaçmadı ve sert bakışlarını masadan kaldırıp adamlara yöneltti.

“Sizin gibi bin tanesiyle dövüştüm ben! Gelinde ne olacağını görün! Ben kara Seukh ormanındaki örümcekleri de gördüm be! Sizin gibi küçük yaratıklar bana vız gelir!”

İki buçuk metrelik boyuyla bir Minator, kükreyip, hızlıca atağa geçti ve ilerledi. Tek bir amacı vardı. O adama cezasını vermek!

Sonunda hızlıca baltasını savurdu ama adam o kadar hızlı bir şekilde hareket etti ki, yaşına göre inanılmaz denilecek bir şekilde hızlıca, baltası ile Minator’un kafasını kesti. Akan kanlar, çimleri yıkarken, o bağırdı.

“Başka isteyen varsa bekliyorum?”

O anda, yüzlerce Minator adama doğru atağa geçtiler…


Yorumlaaar :P tatile gidiyorum bi 15 gün yokum o yüzde yorumlarınızın bol olmasını diliyorum arkadaşlar :P Elinizi korkak alıştırmayın :) ;) =) :D
#rekt

Çevrimdışı Michael Evans

  • **
  • 309
  • Rom: 1
    • Profili Görüntüle
Ynt: Aesten Efsaneleri 3 - Av
« Yanıtla #1 : 12 Temmuz 2008, 08:21:37 »
Yani daha başlar başlamaz, sezon arası tatile mi giriyosun? :P Hiç olmadı bak bu =)

Neyse, 1. sezonun finalini okuyunca ve sonra burayı da okuyunca oldukça beğendim. Bölümün uzun olmasının yanı sıra, yeni karakter de ekledin sanırım :P Yanlış anlamadıysam =)

Yeni karakterleri artırmanı bekliyoruz. Ayrıca tatilde -söylediğin gibi- sezonun tamamını bitirmeni de bekliyoruz :P

Sonra hepsini birleştirip kitap yapacağız :D

Çevrimdışı Lucilla Clarté

  • ****
  • 935
  • Rom: 5
    • Profili Görüntüle
Ynt: Aesten Efsaneleri 3 - Av
« Yanıtla #2 : 13 Temmuz 2008, 12:08:35 »
Evet 1. sezon finaliyle okuyunca daha bi anlamlı oldu. :P Yazdın tatile gittin ne güzel, ama dediğin gibi bitirmeden gelmeyi deneme öldürürüm seni. :P Neyse, upuzuun çok güzel bi bölüm daha okuduktan sonra sen dönene kadar beklemedeyiz. :P

Çevrimdışı veritaserum

  • ****
  • 1112
  • Rom: 5
    • Profili Görüntüle
Ynt: Aesten Efsaneleri 3 - Av
« Yanıtla #3 : 13 Temmuz 2008, 13:03:52 »
ahay bayıldım :D ne ekşın yah :D hadi gel bir an önce süprüz yapcam :P
Önce, büyük büyük düşündüm;
Sonra büyük büyük yaşadım.
Ne varsa, onlar aldı.
Şimdi bana küçük bir ölüm kaldı.

Çevrimdışı vampireLLa

  • ****
  • 1273
  • Rom: 11
    • Profili Görüntüle
Ynt: Aesten Efsaneleri 3 - Av
« Yanıtla #4 : 13 Temmuz 2008, 14:21:35 »
heh aferin :D uzun olmuş gitmeden bi kıyak yapam dedin heralde... aferin aferin :P karakterler cuk yerine oturmuş olaylar falan baya bi değişik ilerliycek sanırım... karışık gidiceksin anlaşılan.. ben karışık gidip ortalığı kasıp kavurcam diye giderken bizlerin daha doğrusu benim kafamı karıştırmada.. malum yaşlılık... neyse bu sezonda güzel olcak hep böyle uzun yaz.. kısa yazınca olmuyo cabuk bitiyo zaten bazen yazıları geç koyuyosun o hiç olmuyo :D merak ediyoruz yiğitcim... ellerine sağlık..
she's back!!

Çevrimdışı Baal Adramelech

  • *****
  • 1838
  • Rom: 59
  • The Hermit
    • Profili Görüntüle
Ynt: Aesten Efsaneleri 3 - Av
« Yanıtla #5 : 13 Temmuz 2008, 18:20:59 »
İnternet kafeden yazıyorum :P nerelerdesin diye başımın etini yemeyin :P

yeni bir bölümle geliyorum karşınıza. Bu sezon, en çok karakterin eklendiği sezon olacak sanırım :D Ama hoşunuza gideceğini düşünüyorum, yani, umarım :P Neyse yorumlar için teşekküler
#rekt

Çevrimdışı Baal Adramelech

  • *****
  • 1838
  • Rom: 59
  • The Hermit
    • Profili Görüntüle
Ynt: Aesten Efsaneleri 3 - Av (Bölüm 2)
« Yanıtla #6 : 15 Temmuz 2008, 19:18:54 »
Bölüm 2 – Bilinmeyene Yolculuk

Gemi yavaş yavaş denizde ilerliyordu. Bilinmeyen bir kara parçasına yapılan kör bir yolculuktu bu. Yirmi beş Gemilik devasa bir filo hazırlanmıştı bu keşif için. Ama siste, bu gemilerin yirmi bir tanesi kaybolmuş veya batmışlardı. Kalan üç gemi, hızla ilerliyorlardı hala.

Altın süslemeli direkleri olan bir gemini üzerinde, iki adet taht vardı. Büyük olanda, Beyaz gözlü ve derin bakışlı kral Ameth oturuyordu. Sağında ise, daha saf ve masum bakışlarıyla (ve biraz da hüzünle) Neinea oturuyordu.

“Ameth? Kaybolduk sanırım?”

Ameth gülümsedi.

“Saçmalama, bu denizlere daha önce açılmamış olabilirim ancak, biliyorum ki kaybolmadım. Sen büyü yeteneğini Alev üzerine geliştirmiş olabilirsin kardeşim. Benim gözlerim teni deler geçer. Ve ben sana, yeni bir kıtanın haberini veriyorum!”

Neinea şaşırmış bir şekilde dona kaldı. Önünde, devasa bir dağın göründüğü bir kıtanın (en azından bir adanın) silueti belirmişti. Hızla Ameth’e dönü, nerden biliyordun diye soran gözlerle.

“Kardeşim, sis benim için hiçbir şeydir. Ben teni delip geçerim gözlerimle dememiş miydim?”

***

Adam bir kez daha baltasını savurdu ve önündeki Minator’un balta tutan elini kesti. Sonra etrafında döndü ve hızla kafasına savurdu baltayı. Sonunda bir oh çekti ve son öldürdüğü Minator’un üzerine oturdu.

“Eh, iyi güzelde, size dememiş miydim ben, benimle uğraşmayın diye?”

Adamın etrafı ölü Minator cesetleriyle doluydu. Taş masa kırılmıştı. Dünyanın en önemli şeylerinden biri daha kırılmıştı.

“Eeee, Taş masayı da kırdım! Artık ona baş kaldırabilecek sadece son iki şey kaldı.” Sanki uzaklara bakarcasına kızıl gözleriyle uzağa baktı. “Evet, onlarda yaklaştılar!”

Bir kez daha baltasını kemerine yerleştirdi ve hızlıca, yer yer çimlerle kaplı tepelerin üzerinden, denize doğru ilerledi. İki vadi Dağlarından ilerleyip hızla güneye indi ve sonra Opini körfezinin köşesindeki bir burna ulaştı. Hız yorulmaksızın ilerledi ve sonunda, Opini şehrine ulaştı…

***

Gemi, yavaş yavaş ilerledi. Artık büyük okyanustaki sis geçmiş ve kara gayet güzel görülür olmuştu. Daha önce kimsenin görmediği bir körfeze girdi. Körfez, yaklaşık olarak kara şeklindeydi ve bir ucunda, kuleleri olan bir şehir duruyordu. Şehirde pek fazla kule olmasa da, geniş bir alana yayılmıştı ve beyaz taşlar, güneşin altında soluk soluk parlıyordu.

Gemi şehre ilerledikçe, balıkçı tekneleri artıyordu. Daha önce bu kadar büyük bir gemi görmemiş olan halk ise, dehşet ve şaşkınlık ile gemileri izliyorlardı. Ameth, iyi bir kararla, şehre girmemeyi önerdi ve gemilerin dümenini güney-güney doğuya çevirdiler. Böylelikle körfezin diğer ucundaki girintiye ulaştılar ve sonunda karaya çıktıklarında, sık bir ormanlıkla karşılaştılar.

Ormanın içine doğru ilerlediler ancak pek derinlere girmediler. Çünkü daha yeni gelmişlerdi ve kıtayı bilmiyordular. Karaya yaklaşabilen üç geminin içindeki yaklaşık iki yüz adam hızla ağaçları kesmeye ve bir sınır karakolu inşa etmeye başladılar. Eun Hükümdarlığı’nın en geniş sınırlarıydı burası!

Küçük birkaç ev ve bir tane yüksek tavanlı bir ev daha tamamlandıktan sonra, Ameth ve Neinea’nın tahtları yüksek tavanlı eve taşındı. Tabi onlarda bu tahtlara oturdular ve orada bir süre tartıştılar. Sağ kalabilen dört komutanı çağırdılar ve ziyafet masasında tartıştılar.

Sonunda şehre bir haberci birliği göndermeye karar verdiler. Gemileri karadan uzak bir yere demirlediler ve kayıkları karanın içlerine çektiler. Beş kişilik bir grup hızlıca zırhları düzelttiler ve Ameth’in yazdığı bir barış mesajıyla kuzey doğudaki şehre gönderildiler.

Kalanlar ise evler inşa etmeye devam ettiler ve sonunda küçük şehrin etrafını tahta bir duvarla çevirdiler. Böylelikle Aesten’in üç kıtasında şehirleri olan bir imparatorluk oldu Eun Hükümdarlığı.

Birkaç gün geçmesine rağmen, haberciler geri dönmediler. Bu olay, Ameth’in biraz korkuttu. Çünkü halk, bu adamlardan korkmuş olabilirlerdi. Tabi kültürler farklı olabilirdi ve bu tür sonuçlarda, haberci gruplarının sonu pek iyi olmazdı.

Sonunda, komutanlarla bir toplantı daha yapıldı ve bir komutanın, bir gemi ve yetmiş dört adam ile doğuya gidip yeni kıtanın haberlerinin verilmesine karar verildi. Bu sayede, yardı için büyük Eun ordusunun bir kısmı getirilecekti ve bu vahşi kıta, ehlileştirilecekti.

Sonunda komutan ve adamları ayrıldı ve Ameth ile Neinea, kalan yüz yirmi bir adamla ormanın içine büyük bir sefer gerçekleştirmeye gittiler. Hızlıca ormanda ilerlediler ve sonunda ormandaki bir tepeye ulaştılar. Tepe, açıklık olduğu için etraf çok iyi görülüyordu. Aynı zamanda pek uzak olmayan dağları gördüler.

***

Kızıl Gözlü Adam, şehrin güney kapısından çıktı ve hızlıca Sivri Dağların doğusunda kalan Kara Ağaçlar Ormanına ilerledi. Baltasını saplaya saplaya bir ağacın tepesine çıktı ve etrafı kolaçan etti. İki büyük direkli gemi, oradaydı!

***

Altı Bin yıl kadar önce…

“Gördün mü Ellear? Dediğim gibi oldu bak! Yıldızlar doğru söylüyor. Çöldeki heykellerimden de olsam görüyorum. Dediğim gibi görmüyor musun sende?”

“Öyle olsa bile Kâhin Deson, bundan emin olamayız. Sen altı bin yıl sonra olacaklardan bahsediyorsun, ben ise onların imkânsız olduğunu söylüyorum. Anlamalısın hiçbir kâhin geleceği gerçek olarak göremez!”

“Ancak onu tahmin edebilir! Ben araştırdım ve yıldızları izledim. Bundan altı bin yıl sonraki yıldızların haritasını tahmin ettim. Tanrıların Çobanı Desjó ve Puslu Tanrı Skójre’nin yıldızları gökte birleşecekler. Bu, o tanrının da yok olacağı anlamına geliyor.”

“Hiçbir şey kesin değildir Deson, bunu anlamadın hala.”

“Tanrıların yaratıcısı Alá ile Büyücüler kralı Seyõ’nun yıldızları yaklaşacaklar ve çarpışacaklar. Buda bir tanrının yaratılacağına işaret. Hepsinden üstün olanın, hepsine hükmedecek olanın yaratılacağına dair bir işaret!”

“Deson! Saçmalıyorsun Kâhin bozuntusu! Sana diyorum ki, Bende izledim yıldızları! Senden daha iyi bilirim bazı şeyleri ve zihnini okudum! Söylesene bana söylemediğin son şey ne?”

“Ehm… Efendim… Sonuncusu biraz daha karışık… Her şeyi yok edecek bir güç… Savaş Yaratıcısı Séo ile İblisler kralı Déablõ’nun yıldızları yaklaşacaklar ve kesişecekler. Bu, büyük bir savaşın habercisi. Devasa, korkunç ve kanlı bir savaşın. Muhtemelen kullanılmayan şeyler kullanılacak ve en korkunç silahlar ve hilelerle dolu olacak.”

“Dediğim gibi Deson, hiçbir şey kesin değil. Sadece bir kehanet bu… Gerçek olmasını dilemekten -veya olmamasını dilemekten- başka bir şey yapamazsın.”

***

Ormanda ilerledikçe, askerler sessizce ilerlemeye ve yavaşça fısıldaşmaya başladılar. Aralarında konuştukları şeyler hayaletlerdi. Bazı sesler duymuşlar ve bunların hayaletlere ait olduklarını düşünmüşlerdi. Korkuları yüksek olsa da, Krala saygıları da yüksekti bu yüzden kimse ona ihanet edip kaçmadı.

Ancak sonunda olan oldu ve birden bir ok yağmuruna tutuldular. Ağaçların arasından geçiyor ve bir ağacın yaprağına bile zarar vermiyorlardı oklar. Ustalıkla atılmışlardı ve askerler büyük bir korku ile kaçmaya başladılar. Çoğu oracıkta öldü, ancak kaçabilenler, ormandan çıkıp yarattıkları evlerine kaçtılar.

Ameth ile Neinea ise hızlıca ormanın içine girmişti. Kardeşini ne pahasına olursa olsun koruyacak olan Ameth, onu önden gönderiyordu ve arkasındaki ok yağmurundan kurtulmasını sağlamaya çalışıyordu.

Uzun bir koşudan sonra Neinea ve Ameth, ormandan çıktılar ve dağlara tırmanmaya başladılar. Taşları geçtiler ve sonunda karlı zirvelerden ilerlediler. Bir vadi bulduklarında sevindiler ve oraya doğru yolculuğa çıktılar. Bu karlı zirvelerin arasında yeşil bir vadiydi bu. Dağdan akan bir nehir geçiyordu en dibinden ve genellikle ağaçlarla kaplıydı. Ağaçlar genellikle Çam olsa da, gayet geniş bir çeşitteydiler.

Ameth sarp vadinin kenarından geçen bir patika buldu ve vadiye girdiler. Nehrin yanından indiler ve sonunda düz bir yol buldular. Yol uzun süre devam ediyor ve dağların arasındaki bu yeşillikten dışarı çıkıyordu.

Yoldan devam edip ilerlediklerinde, sonunda bu yükseklikte etrafı izlemeye başladılar. Sonunda karşılarında devasa bir şehir gördüler. Şehir, ufukta olmasına karşın, gayet açıkça görülebiliyordu. Şehir, ufukta pek çok yana doğru yayılıyor ve özellikle şehrin ortasındaki devasa bina onları şaşırtıyordu. Ameth bu binanın bir Saray olduğunu düşündü.

“Kardeşim, oraya gidiyoruz!”

***

Bütün bunlar olurken, Puslu Kıtanın başka bir köşesinde, Djës Krallığında yaşayan denizciler, bu bilinmeyen gemileri keşfettiklerinde çok şaşırdılar ve onların arkasından bir grup asker yollamaya çalıştılar. Ancak ormana girdiklerinde –tıpkı diğer ordu gibi- onlarda ok yağmuruna tutuldular ve sadece iki asker sağ kalabildi zorlukla.

Döer ve Boe adlı iki adamdı bunlar. Sert zırhları ve uzun kılıçlarıyla zar zor kurtulmuşlardı ormandan. Sonunda onlarda, onlardan öncekilerin yaptığı gibi hızla dağlara kaçtılar ve aynı patikadan ilerlediler. Önlerine büyük bir vadi çıktığında, onlar şaşkın şaşkın bakıyorlardı etraflarına.

Sonunda Döer seslendi.

“Boe, burada bir şeyler var, bir tür büyü. Bak bunu hissediyorum.” Dedi ve vadiye inmeye devam etti. Sonunda rahat bir yere indiğinde, uzakta bir yerlerde iki adam gördüler. Sonraları Boe onlardan birinin bir kadın olduğunu anladı ve sonra vadinin içindeki patikayı izlemek yerine ormanın içine girdiler. Böylelikle ne tür tehlikelere ve maceralara atıldıklarını bilmeksizin ilerlediler.

Sonunda ormanın içinde büyük bir duvara rastladılar ve önünde durdular. Duvar yüksek ve çıkıntılıydı. Anlaşıldığı üzere çok çok eskiydi. Beklide buradaki her şeyden de eski! Meraklarına yenilip ne olursa olsun devam etmeye kara verdiler ve hızlıca tırmanmaya başladılar.

Duvarın tepesine ulaştıklarında gördükleri şeyi şimdi anlatmayacağım, zamanı geldiğinde o hikâyede anlatılacaktır ama şimdi bu bölümün konusu bu değil.

***

Ameth ve Neinea, yavaşça ormanda ilerlediklerinde gördükleri ilk şey uzun bir taş duvar oldu. Anlaşılan, burada uzun zaman önce bir kale veya ona benzer bir şey vardı. Onlar pek ilerlemediler ve patikayı izlemeye devam ettiler. Birkaç dakika sonra yarı-yıkılmış bir merdivene ulaştılar. Anladıkları kadarıyla, o merdivende duvar kadar eskiydi.

Merdivenlerden indikten sonra rahat bir nefes aldılar. Çünkü ormanın boğucu havasından kurtulmuş ve uzun bir düzlüğe girmişlerdi. Önlerindeki bu düzlüğün sonunda bir orman vardı ve bu ormanın ilerisinde ise bir şehir…

Ameth ve Neinea ne yapacaklarını bilmeksizin bir süre düzlüğe bakakaldı. Anlaşılan yol, çok uzun zaman aşınmıştı. Yerdeki dağınık ve kirlenmiş taşlar buna işaretti.

Sonunda birkaç günlük uzun ve yorucu bir yolculuğun sonunda, ormana ulaştılar ve biraz dinlenmek üzere oturdular. Ameth oku ile tavşan avlamaya gitti ve kısa süre sonra elinde iki tavşan ölüsüyle geldi. Ateş yakıp tavşanları pişirdiler ve o gece rahat uyudular.

Sabah uyandıklarında, güneş çoktan tepeye ulaşmıştı…
#rekt

Çevrimdışı Michael Evans

  • **
  • 309
  • Rom: 1
    • Profili Görüntüle
Ynt: Aesten Efsaneleri 3 - Av (Bölüm 2)
« Yanıtla #7 : 18 Temmuz 2008, 22:36:21 »
Evet, 1. bölüm kadar iyi olmasa da güzel bir bölümdü. Ama tema koyu olduğu için bu kadar uzun bir bölüm zor okunuyor. Bu yüzden az yorum aldığını düşünüyorum.

Yine de beğendim tabi, anlatımın oldukça gelişti. Betimlemeler falan, tiyatro oyunu havasından çıktı hikaye. Tebrikler =)

Çevrimdışı kahlan amnell

  • ***
  • 786
  • Rom: 3
    • Profili Görüntüle
Ynt: Aesten Efsaneleri 3 - Av (Bölüm 2)
« Yanıtla #8 : 25 Şubat 2011, 21:57:55 »
Selamlar. Çok eski bir konuyu canlandırıyorum ama, bu öykünün devamı yok mudur?

Çevrimdışı Baal Adramelech

  • *****
  • 1838
  • Rom: 59
  • The Hermit
    • Profili Görüntüle
Ynt: Aesten Efsaneleri 3 - Av (Bölüm 2)
« Yanıtla #9 : 25 Şubat 2011, 22:20:08 »
Yok. Kayıp Evren'den önceki bütün hikayeleri şöyle yada böyle Kayıp Evren'de birleştirdim ben.
#rekt

Kayıp Rıhtım Arşiv Forum

Ynt: Aesten Efsaneleri 3 - Av (Bölüm 2)
« Yanıtla #9 : 25 Şubat 2011, 22:20:08 »