Kayıt Ol

Koruyucu Renkleri ~ bölüm 10 (yarısı ve tamamı)!!

Çevrimdışı veritaserum

  • ****
  • 1112
  • Rom: 5
    • Profili Görüntüle
Ynt: Koruyucu Renkleri ~ bölüm iki
« Yanıtla #30 : 19 Nisan 2008, 10:15:57 »
Bölüm 3= Geride Kalanlar

Dilara uyandı. Gece terlemişti, boynundan boncuk boncuk damlalar akıyordu. Yüzüne de bir dehşet ifadesi hakimdi. Sabahın erken saatleriydi ve herkes uyuyordu. Ses çıkarmamaya dikkat ederek lavaboya gitti. Kapıyı arkasından kapatınca, yanağının ıslanmış olduğunu fark etti. Ağlamıştı. Ve korkuyordu da. Konuşmak istiyordu, her şeyi anlatmak, onları uyarmak, kurtulmalarını sağlamak istiyordu. Yapamıyordu, yapamazdı…

xxx

“Öyleyse sen başla Nesil.” Dedi, ikizler ve Nesil gibi okula yeni gelmiş olan Türkçe öğretmeni.  Siyah saçları ve gözleri vardı. Oldukça güzeldi, ama sert bir görünüşü vardı. Belki de bu yüzden onun dersleri en sessiz dersti.

Toto, en önde oturan Nesile vurmuştu, kendini tanıtmaya o başladı. Kim olduğunu, nerden geldiğini saklamadan ve utanmadan anlattı. Gözleri dolsa bile, ‘sıkıyorsa dalga geçin’ diyen gururlu bir duruşu vardı. Kimse dalga geçmedi, hatta etkilenmiş görünüyorlardı. Öğretmen bile.

Nesilden sonra yanında oturan Seda kalktı ve kendini anlattı. Ancak o ailesini her yönüyle anlatmadı, kimseye anlatmamıştı. Bunu yalnızca Nesil biliyordu, ki ona da istiyerek anlatmamıştı. Çok üzgün olduğu ve elinden hiçbir şeyin gelmediği bir anda anlatıvermişti. Seda anlatınca, öğretmen kısa bir an ona baktı ve oturmasını işaret etti. Ondan sonra arkalarında oturan Alara kalktı ve kendiyle ikizini anlattı.

Kızların ardından sarışın bir kız ayağa kalkıp ailesinin servetinden ve evlerinin bir ucundan diğer ucuna uzanan kocaman havuzdan uzun uzadıya bahsetti. Birkaç kişi daha kalkıp aynı şeylerden bahsederken Dilara fenalık geçirmek üzereydi ve tam Nesil çığlık atmaya hazırlanırken –çok yakışıklı- bir çocuk ayağa kalktı ve içinde para sözü geçen tek bir kelime kullanmadı. Böylece kızlar rahatladı. Ama midesinde acayip bir şeyler hisseden tek kişi Seda’ydı oysaki. Çocuk otururken ona baktı, ama hemen onu görmemiş gibi yaptı ve Seda bir kaçıp gitme duyusuna kapıldı.


Dersin bitmesine çok az kalmıştı. Konu işleyemezlerdi, çünkü yetişmezdi ve öğretmen onları serbest bırakmıştı. Ama kimse oyun oynayacak havada değildi. Öğretmen bir soru sordu:

“Sihri inanır mısınız?”

Sarı saçlı kız güldü ve yakışıklı oğlan gülümsedi. Onlara göre, annelerinin çocuklara yatmadan önce anlattığı masallardı bunlar. Hepsi geçmişte kalmıştı ve çoğu zaten ilgilenmezdi böyle şeylerle.

Kimseden ses çıkmayınca kadın tekrar sordu:

“Ya fantastik yaratıklara? Perilere, cinlere, elflere inanır mısınız? Belki de denizkızları, ha? Kimse inanmıyor mu?”

Sarışın kız: “Biz böyle şeylere kafa yormayız. Siz bizim yaşımızda olsanız yorar mıydınız?”

Gülme sırası öğretmendeydi. “Düşündüğünden çok daha fazla.”

Büyük bir tesadüf eseri, o anda zil çaldı ve sınıf dağılırken öğretmen, kıza göz kırptı.

xxx

Seda’nın dün çarparak kapattığı kapının ardında, bir erkek ve bir kadın, Seda’nın onları asla böyle görmediği bir medeniyetle, konuşuyorlardı.

“Şimdi ne yapacağız? O yokken burada kalmamızın bir anlamı yok. Diğer koruyucular böle burada değil! Mutsuz aile rolünü oynayabileceğimiz bir tek yaşlı kaçık komşularımız kaldı.” Dedi kadın.

“Bence konseye geri dönmeliyiz. Görevimiz yarıyıl tatiline kadar bitti, değil mi? Tiriq’i görmeliyiz.” Diye yanıtladı adam.

“Peki, nasıl yapacağız?”

“Sen bir cadısın aptal.”

“Onu kastetmiyorum, elbette sihirle gideceğiz. Ama konseyin toplandığı yerin adresi büyük bir ciddiyetle korunuyor, etrafında da çok güçlü efsunlar var ve on yıldır oraya ayak basmadık.”

“Aslında haklısın. O zaman-”

Ding-dong. Kapı çaldı. Şaşırdılar. Onları kimse ziyaret etmezdi. Dostları akrabaları, hiç kimseleri yoktu. Yada hepsi geçmişte kalmıştı. Adam, korku dolu gözlerle kadına baktı. hiç kuşkuları yoktu, gelen O’ydu. Sonunda anlamıştı.

Adam yutkunarak kapıya yöneldi.

Kapıyı açtı.

Rahat bir nefes aldı. Gelen O değildi, ama adam bir elçi gönderdiğini sandı.

“Merhaba, ben Kenan. Ezgi Engin’in şoförüyüm. Size söylemem gereken şeyler var, girebilir miyim?”

“Elbette.” Bu Stefy’di. Nasıl tanıyamamıştı? Stefy dosttu, son kalan zihin ustalarından biriydi ve konsey için çalışıyordu.

Stefy hemen içeri girdi ve fısıltıyla anlatmaya koyuldu. “Dinleyin. Şu an göreviniz bitmiş, yada ara verilmiş durumda. Fazla vakit yok, ayrıntıları size konsey açıklayacak. Sizi hemen oraya götürmem emredildi. Gelin benimle.”

Kadın afallamış halde Stefy’e baktı. Sonra itiraz etmeden denileni yaptı. Göz açıp kapatıncaya kadar oradaydılar.

xxx

Tiriq onları gördüğüne şaşırmadı. Zaten onları bekliyordu. Şu son zamanlarda sıkça yaptıkları gibi toplantı halindeydiler. Konseyin kaldığı bina, vir arı kovanı gibi vızır vızır işliyordu. Göreve gönderinleler, görevden dönenler, elçi olarak gidenler, gözcülük yapanlar gidip geliyor, konseye bilgi veriyordu. Sayıları son bir yılda felaket denebilecek kadar azalmıştı. Bu yüzden dünyanın dört bir yanına dağılmış üyeler –yıllardır huzur ve güven içinde ve mutlu yaşayan üyeler- geri çağrılıyordu. Uzun vadeli görev almış olanlarsa görevlerine aman zaman ara veriyor ve konseye gelişmeleri öğrenmek için geliyordu. Gelenlerin çoğu da geri gönderilmiyordu. Çünkü önlerinde çok zor günler vardı, adama ihtiyaçları vardı ve bunu herkes çok iyi biliyordu.

Kadın ve adam da bu yüzden çağırılmıştı işte. Tiriq onlardan 10 yılın hesabını istiyordu.

“Emrettiğiniz gibi yaptık, efendim. Koruyucu küçük bir çocukken yanımıza aldık. Önceleri mutlu bir aileydik.  Mutlu büyüdü. Ancak sonra sizden gelen bir emirle, tam tersini yapmaya başladık. Kavga ettik durduk. Bizden nefret etti, uzaklaştı ve ağladı. Ona ço-çok üzüldük. Ben..” kadın sözünü tamamlayamadan gözyaşlarına boğuldu. Adam omzuna elini atarak onu teselli etti.

“Bir şey sorabilir miyim efendim?” diye sordu adam.

“Tabii ki Sirenu.”

“Neden koruyucuya kötü anne-balarmışız gibi davrandık? Tersi olsaydı-”

“Tersi diye bir şey düşünemeyiz Sirenu. Sana bunu anlatmayı çok isterdim, anlayacağım da, ama vakti gelince. Zor zamanlara giriyoruz. Hiçbir şey net değil.”

Tiriq daha fazla konuşmadı, ama Sirenu anlamıştı. Ortada çok büyük dolap dönüyordu. Bazen insandan insana, bazen koruyucudan koruyucuya, bazen de doğrudan renkten renge. Çok ender olsa da evet, bir zamanlar renkler birbiriyle savaşıyordu ta ki şeye kadar…

Düşünmeye bile korkuyordu. Her ne oluyorsa –bildiği ya da bilmediği- hiç iyi şeyler değildi bunlar ve kendisi de bu olayların içindeydi.

Tüm dünya içindeydi.
Herkes.
İsteseler de, istemeseler de.

<<<

okuyun bakayım olmuş mu  :hihi
Önce, büyük büyük düşündüm;
Sonra büyük büyük yaşadım.
Ne varsa, onlar aldı.
Şimdi bana küçük bir ölüm kaldı.

Çevrimdışı pleasant^^

  • ****
  • 1642
  • Rom: 12
  • bitch is back to the town.
    • Profili Görüntüle
Ynt: Koruyucu Renkleri ~ bölüm üç
« Yanıtla #31 : 19 Nisan 2008, 19:14:46 »
11'de okudum :D Çok güzeL olmuş.RenkLer konusunu biraz daha açarsan sevinirim.Birde kızların yaşantısını çok merak ediyorum.Bunlar hep böyle karamsarlar mı :D

Ayrıca herşey normal zannediyordum öğretmen şoför dışında falan ama meğer kızlar resmen gözaltına alınmış :D

so you ride yourselves over the fields and you make all your animal deals and your wise men don't know how it feels to be thick as a brick.

Çevrimdışı veritaserum

  • ****
  • 1112
  • Rom: 5
    • Profili Görüntüle
Ynt: Koruyucu Renkleri ~ bölüm üç
« Yanıtla #32 : 19 Nisan 2008, 19:21:10 »
tamam o zaman bu bölümde geçmişe kısa bir yolculuk yapalım :D aslında her zaman böyle karamsar değil, haklısın bu yüzden evet, anlatmalıyım :P
Önce, büyük büyük düşündüm;
Sonra büyük büyük yaşadım.
Ne varsa, onlar aldı.
Şimdi bana küçük bir ölüm kaldı.

Çevrimdışı

  • ****
  • 1512
  • Rom: 4
    • Profili Görüntüle
Ynt: Koruyucu Renkleri ~ bölüm üç
« Yanıtla #33 : 20 Nisan 2008, 11:14:47 »
Köftem ya yine çok güzel .. ;D Şu Alara ve Dilaranında ailesinde bi anormallik varmı acep ;D

Çevrimdışı SeD

  • ****
  • 877
  • Rom: 2
    • Profili Görüntüle
Ynt: Koruyucu Renkleri ~ bölüm üç
« Yanıtla #34 : 20 Nisan 2008, 19:44:20 »
Evet onu ben de merak ettim.. ;D Valla gene döktürmüşün ne diyem.. ;D Ya sanki yılların yazarı haa çok büyük keyif alıyorum okurkene ;D :o ::) 4. bölümü merah  merak mirak içinde bekliyoruum ;D Sen bırak OKSyi felam bunlarla uğraş ;) :P :D

Çevrimdışı veritaserum

  • ****
  • 1112
  • Rom: 5
    • Profili Görüntüle
Ynt: Koruyucu Renkleri ~ bölüm üç
« Yanıtla #35 : 20 Nisan 2008, 19:56:34 »
yaa ne yazar ne yazar :P iki kişinin içinden sonuncu oldum :P

bu arada Betül'ün büyük ısrarlarıyla 4. bölüm flashback olcak (her ne demekse işte ondan :P) haberiniz olsun yane :P

bu arada ben yine gidiyorum 4 gün girememek üzere hoşçakalın :P :'(
Önce, büyük büyük düşündüm;
Sonra büyük büyük yaşadım.
Ne varsa, onlar aldı.
Şimdi bana küçük bir ölüm kaldı.

yeşilboncuk

Ynt: Koruyucu Renkleri ~ bölüm üç
« Yanıtla #36 : 21 Nisan 2008, 08:22:43 »
gözdecim iyi gidiyosun!..şuan okumadım ama evanna da okumuştum!...((devamını bekliyorum))

Çevrimdışı veritaserum

  • ****
  • 1112
  • Rom: 5
    • Profili Görüntüle
Ynt: Koruyucu Renkleri ~ bölüm üç
« Yanıtla #37 : 25 Nisan 2008, 20:56:29 »
~ ARA BÖLÜM ~

13 yıl önce ≈

“Bu O! Geri gelmiş! Betül, uçuruma sürükleniyoruz. Arabayı durduramıyorum, büyü yapıyor karşı koyamıyorum!”

“Ağlama, bebeğim, sana zarar vermesine asla izin vermem.”

“EFSUN ZAYIFLADI KAÇIN!”

“HAYIR!” dedi kadın ve kucağındaki bebeği sihirle uzaklara gönderdi.

“Seni seviyorum Sercan.”

“Ben de seni.”

Son sözleriydi bunlar. İkisi de gözlerini kapattı ve Allah’a bebeklerini koruması için dua ettiler. Dünyanın ona ihtiyacı vardı.

Araba uçurumdan aşağı uçtu ve güçlü bir kahkaha sesi yankılandı ıssız yolda. Ertesi gün polis karı-kocanın tanınamayacak hale gelmiş cesedini bulacaktı. Araştıracaklardı elbette, ama fazla kurcalamadan olayın sürücü hatası olduğunu söyleyerek dosyayı kapatacaktı. Bebek ise kazanın yaşandığı Ankara’da bir yetimhanede bulacaktı kendini. Oraya nasıl ve kim tarafından bırakıldığını, ailesinin kim olduğunu ve yaşayıp yaşamadıklarını merak ederek büyüyecekti. Teyzesi gelip onu bulana dek de orada yaşayacaktı. Konsey ise evine bir temizlikçi sokacak, ancak bunun tehlikesini nihayet kavradıklarında kızı geri çağıracaktı. Ve şoför kılığında bir zihin ustası sokmakla yetineceklerdi sonunda.

Nesil, ailesinin ölüm hikayesini duyduğu zaman günlerce rüyasına girecekti bu olay. Daha da girecekti üstelik, hem de buna o ana dair kafasında kurduğu fanteziler de kat kat eklenerek.

10 yıl önce ≈

Birkaç itfaiye arabası yoldan hızla geçerken, meraklı kadınlar camlardan bakmaya uğraşıyordu. Her biri korkuyordu, yüzleri bembeyaz kesilmişti. Yangının kendi evlerine sıçraması korkusuyla tüm komşular telaşla boşaltıyordu evlerini.

Oysaki yangın onların evine hiç sıçramadı. Yalnızca yangının başladığı bina yanıp kül oldu. Kimse sağ çıkmadı, 4 yaşındaki bir kız çocuğu hariç. İlginçti ki, kimse kızı tanımadı. Kız polise teslim edildi, polis de kızın geçmişini araştırdı. Ama kimse bir bilgi edinemedi. Ne uzaktaki bir akrabaya ulaşıldı, ne de kızı herhangi biri -komşu ya da bir başkası- tanıdı. Polis de bunu fazla kurcalama gerek duymamış olacaktı ki, kızı bir yetimhaneye verdi ve dosyayı da kapattı.

Kıza ne mi oldu? Dört yaşından öncesini hatırlamadığı için içinde hep bir eksiklik duygusu taşıdı ve kendini evlat edinen aileyi kendi anne-babası bilerek büyüdü. Ne kadar kavga ederse etsinler, Seda ismini verdikleri kızları onları hep sevmişti ve sevmeye devam edecekti.


5 yıl önce ≈

Alara deli gibi çığlıklar atarak uyandı. Terlemişti ve tir tir titriyordu. Kapıyı açıp anne-babasının yatak odasına koşuyordu ki, yarı yolda onlara rastladı.

“Anneeee!!!” diye korkuyla boynuna atıldı annesinin.
“Ne oldu?? Anlat bana birtanem.”

Alara kesik kesik, hızlı hızlı soluyarak anlattı. Bir kabus görmüştü. Bir araba yavaşça ıssız bir yolda ilerliyordu. Direksiyonda mavi gözlü bir adam oturuyordu. Yanındaki koltukta ise karısı ve bebeği. Kadın ve bebek de mavi gözlüydü. Kadın sevgiyle bebeğine bir şeyler anlatmaya koyulurken araba yavaşça hızlandı. Bir süre kimse ne olduğunu anlayamadı. Tehlikeyi ilk sezen, baba oldu. Adam bunu anladığı an, arabanın etrafında parlak bir çember belirdi.araba daha da hızlandı ve yoldan çıkarak uçuruma yöneldi. Alara rüyada bin an, -çok kısa bir an- bir siluet gördüğünü sandı, ardından hemen kayboldu. Bu sırada arabanın etrafındaki çember parlaklığını yitirdi ve o an arabadan bebek kayboldu. Araba uçurumdan uçarken, büyük bir çarpma ardından da patlama sesi duyuldu. Alara korkuyla uyanmadan bir salise önce, tüylerini diken diken eden bir kahkaha duydu.

Bir kadın kahkahası.

Korkuyla annesine sarılmasının nedeni buydu işte. İkizi de gürültüye uyanıp yanlarına gelmişti. Alara’ya sıcacık bir öpücük verdi Dilara.

“Korkma yavrum, biz her zaman yanındayız.” Dedi babası güven verircesine.

Oysaki korkular bununla sınırlı kalmayacaktı. Bu rüyayı gördükten tam 1 yıl sonra, Dilara da kabuslar görmeye başlamıştı. O günden sonra kötü rüyalar sık sık gece ziyaretleri yapmaya başladılar. Çoğunlukla aynı kabus tekrarlanıyordu, ama bütün rüyalar kanlarını donduracak kadar korkunç oluyordu.

Anne- babaları ise başta ne olduğunu anlayamadılar. Yıllar sonra, her şey tüm çarpıcılığıyla kafalarına dank ettiği zamansa çoktaaan iş işten geçmiş olacaktı…
Önce, büyük büyük düşündüm;
Sonra büyük büyük yaşadım.
Ne varsa, onlar aldı.
Şimdi bana küçük bir ölüm kaldı.

Çevrimdışı Michael Evans

  • **
  • 309
  • Rom: 1
    • Profili Görüntüle
Ynt: Koruyucu Renkleri ~ ara bölüm
« Yanıtla #38 : 25 Nisan 2008, 21:44:52 »
Harikaydı. 3. bölümü ve ardından ara bölümü okudum.

Ya mükemmel bir hayal gücün var gerçekten. Böyle hikayede bazı yerlerde öyle cümleler kuruyorsun ki kendine hayran bıraktırıyorsun. Çok ciddiyim.

Ama tabi senin de benim gibi düzeltmen gereken şeyler de var. İmla hataları var en önemlisi. Daha doğrusu wordde hızla yazarken oluşabilen hatalar. Göze hoş görünmediği için söylüyorum. Bana da oluyor ama bölümü yollamadan önce şöyle bir göz atarsan hataları düzeltebilirsin. Ama böyle de harika =)

Devamını bekliyorum. :)

Çevrimdışı veritaserum

  • ****
  • 1112
  • Rom: 5
    • Profili Görüntüle
Ynt: Koruyucu Renkleri ~ ara bölüm
« Yanıtla #39 : 26 Nisan 2008, 09:42:11 »
evet o hataların ben de farkındayım. düzeltiyorum hep ama ne zaman :P
Önce, büyük büyük düşündüm;
Sonra büyük büyük yaşadım.
Ne varsa, onlar aldı.
Şimdi bana küçük bir ölüm kaldı.

Çevrimdışı SeD

  • ****
  • 877
  • Rom: 2
    • Profili Görüntüle
Ynt: Koruyucu Renkleri ~ ara bölüm
« Yanıtla #40 : 27 Nisan 2008, 16:23:03 »
Kuzum benim süper olmuş yaa... Yazık kızlara acıdım :P ;D En çok Nesil e.. :/ :-\

Çevrimdışı veritaserum

  • ****
  • 1112
  • Rom: 5
    • Profili Görüntüle
Ynt: Koruyucu Renkleri ~ ara bölüm
« Yanıtla #41 : 28 Nisan 2008, 14:38:28 »
Son bölüm ve ara bölümde harikaydı.. Ama Betül'de haklı biraz şu renk konularını açsan yani hangi renk ne yapıyor falan yada bu renklerin öyküleri ve şu konsey tam olarak ne. Meraktan hani yoksa başka bir şey değil.. :P :D
Mmms aslına bakarsan bunu şimdi söyleyemem :P hem heyecanı kaçar, hem de bunlar kilit noktası gibi birşey. Aslında flashbackte bunları açıklayacaktım, vazgeçtim :P birkaç bölüm sonra tekrar flashback olacak, o zaman söyleyeceğim, ama söyleyene kadar da çok önemli gelişmeler yaşanmış olacak. Yani bu yüzden şimdi söyleyemiyorum :P
Önce, büyük büyük düşündüm;
Sonra büyük büyük yaşadım.
Ne varsa, onlar aldı.
Şimdi bana küçük bir ölüm kaldı.

Çevrimdışı veritaserum

  • ****
  • 1112
  • Rom: 5
    • Profili Görüntüle
Ynt: Koruyucu Renkleri ~ ara bölüm
« Yanıtla #42 : 04 Mayıs 2008, 09:44:34 »
bölüm 4 = İhtiyacı Olan

Konseyi büyük bir telaş sarmıştı. İnsanlar oradan oraya koşuşturup duruyordu. Bir çok büyücü sıradan insanlar kılığına girmişti. Tiriq, sihri en iyi bilenleri göreve gönderiyordu. İki gün sürecekti görev. Kısa, ama zordu. Çok kalabalık bir ortam olacaktı ve kalabalıkta kimin düşman olduğunu bilemezdiniz. Hele nasıl ve ne zaman saldıracağını hiç. Bu yüzden şenliğe gitmek için en becerikliler seçilmişti işte.

“Şimdi beni dinleyin.” dedi Tiriq. “Herkes satacağı malları ayarladı mı? Peki ya insanların parasını öğrendiniz mi? Güzel. Size güveniyorum. Göreviniz açık. Koruyucuları koruyacaksınız. Onlar ihtiyaçları olanı alacak ama ne olduğunu bilmeyecekler. Bunu Oxis yapacak. Sizin göreviniz sadece şenlikte doğabilecek her türlü tehlikeye karşı kızları korumak. Unutmayın, savaş çıksa da, ölseniz de onların kılına zarar gelmeyecek. Ben de orada olacağım. Anlaşıldı mı?”

Birkaç mırıltı duyuldu. Bazıları (sayıları az olsa da) korkmuş görünüyordu ama kimseden ses çıkmadı. Eğer bunu şimdi yapamazsak, ne yaparız Allah bilir. Belki de hiçbir zaman… Umarım renkler yaptığımız şeyin farkındadır ve bize yardım ederler. Umarım… Umarım… diye düşündü Tiriq.

xxx

Cumartesi sabahıydı ve kızlar hafta sonu için ailelerinin yanına dönmüştü. Onlar da heyecanlıydı, çünkü semtte iki gün boyunca sürecek olan bir şenlik düzenleniyordu. Seda’nın anlattığına göre bu şenlik her yıl düzenleniyordu. Bunun için semtin meydanına kocaman bir Pazar kuruluyordu ve 7’den 70’e herkes burada kendine göre bir şey mutlaka buluyordu. Öğlen 12’den gece yarısına kadar çeşitli şarkıcılar konser veriyordu ve bu tam gece yarısı, havai fişeklerin patlamasıyla son buluyordu. Aslında çok eğlenceli bir sahneydi.

Seda saatine baktı. 11’i çeyrek geçiyordu ama kızlardan eser yoktu. Oysaki 11’de sözleşmişlerdi. Acaba yeri mi karıştırıyordu? Hayır, Nesil’in dondurmacının önünde buluşlım dediğinden adı gibi emindi. Canı sıkılmaya başlamıştı… Önünden birçok insan gelip geçiyordu. Çoğu otellere gelen insanlardı. Şenlik için buradaydılar. Seda bunu hiçbir zaman anlayamamıştı. Şenliğin bu kadar ilgi çeken yönü neydi?

Düşünceleri, gördüğü şeyle bıçak gibi kesildi. Telaşlanarak kızları tamamıyla unuttu. Pancar gibi kızarmıştı ve heyecandan eli ayağına dolaşıyordu.

Gördüğü şey –yani kişi- Ahmet’ti. Okulun ilk günü, Türkçe dersinde sarışın kızdan sonra ayağa kalkan yakışıklı çocuk. Seda onun hakkında bir çok şey öğrenmişti. Ahmet, Nesil  ve ikizler gibi okula yeni gelmişti. Futbol oynuyordu, ama profesyonelce. Atletik bir vücudu vardı. Saçları ve gözleri kahverengiydi. Gözleri, insana derin derin bakıyor ve delip geçiyordu sanki… Kısacası her genç kızın dudağını uçuklatabilecek bir kapasitedeydi ve bunu fazlasıyla başarıyordu. İşin garip yanı, Ahmet’in bu kızlardan bir tanesine bakmamasıydı. Bu da kızları çileden çıkarıyordu.

Ahmet, Seda’yı görmeden geçip gitti. Acelesi var gibiydi. Seda yakınlardaki bir banka oturdu. Tir tir titriyordu. Çantasından su şişesini çıkarıp içti.

Az sonra, boynunda bir sıcaklık hissettiği zaman, öyle titriyordu ki çığlık atmayı akıl edemedi bile.

xxx

“Öff.. Alara şu Dilara’ya bir mesaj daha atalım mı? Seda küplere binecek.”
“Daha yeni attım Nesil. Pazarı geziyormuş, dondurmacının önüne de bakmış ama Seda orada yokmuş.”
“Kesin bekledi ve biz gelmeyince küsüp gitti. Telefonu da hala kapalı.”
“Bana kitapçının bu kadar uzak olduğunu söylememiştin.”
“Ben de bilmiyordum. Yalnızca teyzem beni bir kez götürmüştü. Sen şu pek mühim kitabı almak için birkaç saat daha beleseydin böyle olmazdı.”
“Öff..”
“Aaa.. Bak, Dilara geliyor.”

Dilara karşıdan koşa koşa geliyordu. Çok mutlu gibi görünüyordu. Nefes nefese kalmıştı. Elindeki poşeti açtı ve sevinçle ki kolye çıkardı. Kolyeler birbirinin aynısıydı, ancak renkleri farklıydı. Şeklin iki kanadı vardı. Zarif, üzerinde taşlar bulunan iki kanat ve uzun bir kuyruk. Başı yoktu. İki kız için mavi ve kırmızı.

Alara kolyelere bayıldı ve anında kırmızı olanı kaptı. Sonra kardeşini şapur şupur öptü. Dilara cep telefonunu çıkarıp mesaj bölümüne ‘Bunları hiç çıkarmayın olur mu?’ yazdı.
“Söz veriyorum.”
“Bende …”

Çok Çok Çok Uzun Yıllar Önce ≈

Onlar hep içimizdeydi. Ne kadar görmezden gelirsek gelelim, onlar her zaman her yerdedir. Elimizdeki kalemde, parlayan güneşte, giysilerimizde, ayakkabılarımızda, defter-kitaplarımızda ve akla gelebilecek her türlü şeyin içinde bulunur renkler. Renksiz olan çok, çok az şey vardır. Su ve hava gibi. Bana renksiz bir insan gösterebilir misiniz? Ya da renksiz bir ağaç? Hayır, çünkü renkler her yerdedir…

“Bırakın insanoğlu bizi saymasın. Ne çıkar? Biz konumumuzu biliyoruz ve buna göre davranmalıyız.” Dedi kırmızı renk.

“Bence yanılıyorsun. Dünya var olduğundan beri insanoğlu bizi eziyor. Bırakın düşünebildiğimizi, canlı olduğumuzu bile unuttular. Bunu onlara hatırlatmanın vakti geldi de geçiyor bile. Çok geç olmadan eski itibarımıza kavuşmalıyız.” Dedi siyah renk.

“Bunu bu güne kadar yapmadık ve yapmayacağız, sevgili dostum.”

“Ah, evet, yapacağız. Siz yapmazsanız ben yapacağım. Zaten en başından beri biliyordum siz sözüm ona alçakgönüllülerin bu ezilmelere göz yumacağınızı! Gidiyorum ben.” dedi ve arkasına bakmadan çekip gitti. Bir daha geri dönmedi, dönmeyecekti.

Siyah güçlüydü, hem de çok güçlü. Ancak yalnızdı. Diğer renklerse bir aradaydı. Onu yok edebilirlerdi. Ancak bunu yapamazlardı. Nasıl ki bir insan, hemcinsleri olmadan yaşayamazsa, onlar da yaşayamazdı. Renklerden birinin dahi öldüğü anda, tüm renkler yok olurdu. Sonra ne yapardı insanoğlu? Her şey renksiz, her şey tekdüze…

Renkler de tüm diğer her şey gibi insanoğlu için vardı, insanoğlu için var olacaktı…

O gün bir karar aldılar. Bir birlik kuracaklardı. Evrendeki tüm sihirli yaratıkları bu birliğe çağırdılar. Geleni dost bildiler, gelmeyeni sildiler. Sonra kendilerine koruyucular seçmeye başladılar. Siyahın emellerine engel olacak ve kendilerini de ondan koruyacak insanoğulları. Hiçbiri gönüllü gelmedi bu göreve, gemleyecekti.

xxx

Seda öyle korkmuştu ki, çığlık atmayı akıl edemedi. Önce elindeki su şişesi düşüp üstünü başını ıslattı. Sonra boynundaki sıcaklıktan kurtulmak için amansız bir mücadeleye girişti, ama boşuna. Nutku tutulmuştu. Sonra etrafına baktı ve küçük dilini yuttu.

Karşısında koskocaman bir bina duruyordu. Dubai Burcu’nu düşünün. Ve ona yerden bakan bir karıncayı. Seda da tam olarak bunu gördü işte. Ama bir gariplik vardı. Bina dahil, etrafındaki her şey anormal bir yeşilliğe bürünmüştü. Yeşil bir gözlük takmışçasına yemyeşil.

“Şaşırma, koruyucu. Bu göreceklerini yanında hiçbir şey.”

Konuşan bir adamdı. Ufak yeşil gözleri vardı. Siyah açları da ensesine gliyordu. Atletik bir yapısı vardı. Cesur görünüyordu. Seda bir şey söylemedi.

“İçeri girelim. Burası güvenli değil.”

Kız ister istemez denileni yaptı.
Önce, büyük büyük düşündüm;
Sonra büyük büyük yaşadım.
Ne varsa, onlar aldı.
Şimdi bana küçük bir ölüm kaldı.

Çevrimdışı Michael Evans

  • **
  • 309
  • Rom: 1
    • Profili Görüntüle
Ynt: Koruyucu Renkleri ~ dördüncü bölüm
« Yanıtla #43 : 04 Mayıs 2008, 14:28:13 »
Çok güzeldi, en sonunda hikayenin tam olarak ne ile alakalı olduğu ortaya çıktı. (ya da ben öyle sanıyorum.  :yup)

Tebrik ederim.  ;D

Çevrimdışı pleasant^^

  • ****
  • 1642
  • Rom: 12
  • bitch is back to the town.
    • Profili Görüntüle
Ynt: Koruyucu Renkleri ~ dördüncü bölüm
« Yanıtla #44 : 04 Mayıs 2008, 16:56:32 »
Çok güzel olmuş canım.Gerçekten neyi ne için koruduklarını anlamış olduk.Sanırım hiçbir gönüllü gelmediği için renkler seçti birilerini,bunlar da bu kızlar oldu.Ama o kadar basit değil tabi.Elbette hiçbiri normal değildir sanırım.Şu adam iyi mi kötü mü anlamadım ama sanırım Seda'nın koruduğu renk yeşil..
Yeni bölüm şakşak ;D

so you ride yourselves over the fields and you make all your animal deals and your wise men don't know how it feels to be thick as a brick.

Kayıp Rıhtım Arşiv Forum

Ynt: Koruyucu Renkleri ~ dördüncü bölüm
« Yanıtla #44 : 04 Mayıs 2008, 16:56:32 »