Kayıt Ol

Müdür Yardımcısı

Çevrimdışı Acmert

  • **
  • 268
  • Rom: 24
    • Profili Görüntüle
Müdür Yardımcısı
« : 23 Mart 2013, 18:34:11 »
BİR

Ömer, Ordu’nun küçük bir köyünde doğmuştu. Doğduğu köyde hastane, okul gibi imkânlar yoktu. Sadece bir muhtarlık vardı, onun da sadece muhtara yararı. Ömer’in doğduğu sene onunla birlikte onlarca çocuk daha doğmuştu. Bunu Allah’ın bir hediyesi olarak gören köy halkı, yeni doğan çocukları daha iyi imkânlara kavuşturabilmek için ellerinden geldiğince yardım yapıp, çalışıp, terini çimentoya karıp okul yapmışlardı.

Ömer yedi yaşına geldiğinde yaşıtlarıyla okula başlamıştı. Muhtar o sene kaymakama gidip, okul yapıldığını söylemiş ve öğretmen ataması istemişti. Okula atanan öğretmen, yıllarca büyük okullarda müdür yardımcılığı yapmış ve sonunda tüm bunlardan sıkılıp küçük çocukları “düzgün” eğitmeye karar vermiş bir adamdı. Şans bu ya, onun da adı Ömer’di!

Ömer Hoca, sert bir adamdı. Saçları dökülmeye başlamıştı ve her yerlerine ak düşmüştü. Dişleri sigara içmekten sararmıştı ama buna rağmen her gün temizlenirdi. Çünkü temizliğin her şeyden önce geldiğine inanır, çocuklara da bunu göstermek isterdi. Bir tek ilkesi vardı aslında. Bu çocukları vatana millete hayırlı neferler olarak yetiştirmek ve onlarla gurur duymak. Ve bunun için onları döverdi. Evet, döverdi! Disiplin şarttı. Disiplinsiz hiçbir şey olmaz, çocuklar dünya şartlarını anlayamaz ve sonunda iğrençliklere bulaşırlardı. Evet, efendim, uyuşturucu satıcısı olmamak için dayak yemek şarttı.

Ömer tam beş yıl bu hocadan çekti de çekti. Kravatını bağlamasa dayak yerdi, kaleminin ucunu kırsa dayak yerdi, sıraya çizik atsa dayak yerdi. Hele bir de ödevini yapmasın, işte o zaman mahvolurdu. Disiplin şarttı. Yedi yaşında bir çocuğun hayatını kazanması için, yüzüne vurmak şarttı. Çünkü merhametten maraz doğar demişti atalar.

Ömer beşinci senesinin sonunda, yoruldum dedi. Bıktım, gidelim dedi. Babası da hoşnut değildi zaten öğretmenden. Kim çocuğunun dayak yemesini isterdi ki? Ancak ne zaman öğretmene sesini çıkartsa, öğretmen bu köyden gitmekle tehdit ederdi. Diğer aileler onu susturur, “kim böyle bir köye gelmek ister ki, bırakalım işini yapsın adamcağız,” derlerdi. Ömer’in babası da sesini çıkartmaz, göz yumardı.

Ömer gitmeden önce okula ve öğretmene bakıp “ben de öğretmen olacağım ve hiçbir çocuğa senin gibi davranmayacağım!” dedi. Sonra gittiler köyden.

İKİ


Liseyi de kimi öğretmenden çekerek, kimiyle de birlikte sigara içip sohbet ederek bitirdi Ömer. Çok insan tanıdı. Birçoğunu sevmedi ancak tecrübelendi onlar sayesinde. Son sene sınava girdi, Matematik öğretmenliğini kazandı.

İstanbul’da okudu üniversiteyi. Alkol, sigara ve kızlar vardı etrafında. Ancak o gözünü kapadı bunlara. Babası onu okutmak için yıllarca çalışmıştı. Onu utandıramazdı. Sadece ders çalıştı. Okudu, öğrendi, pekiştirdi. Matematik onun gibi bir insanı da almıştı ya etrafına, keyfine diyecek yoktu! Sonunda bitirdi üniversiteyi. Hem de birincilikle!

Sınavlarda gösterdiği başarılar sayesinde istediği yere atanabildi. Ordu’ya geldi. Dizini kırıp, annesinin yanına oturdu. Yaşlanmıştı annesi, babası gibi. Yılların onca yükünü birlikte omuzlamışlardı ne de olsa. Şimdi vakit, Ömer’in onlara bakma vaktiydi.

Ne kadar insan tanısa da Ömer, ilkokul öğretmeni gibisini tanımamıştı asla. Ondan nefret ediyordu ve istediği son şey onun gibi biri olmaktı. Olamazdı zaten. İyi bir öğrenci olmuştu ancak bu yolda insanlığını kaybetmemişti. Şimdi düzgün öğrenciler yetiştirme vaktiydi. Ancak onları dövme yoluyla değil, sevgi yoluyla.

Atandığı okulda yıllarca çalıştı. Kimi zaman sessiz sakin, terbiyeli mi terbiyeli öğrencilerle tanıştı. Kimi zamansa terbiyesiz, fırlamalarla… Ancak her şeye rağmen onlara tek bir fiske vurmadı. Onları sevdi. Öğrenciler de onu sevdi. En sevdikleri öğretmen Ömer’di çoğu zaman. Sevilen öğretmen olmak, her şeyden önemliydi.

Kırklı yaşlara geldi Ömer. Arkasında onlarca mezun bırakmıştı. Şimdi onlar da hayatlarında iyi insanlar olmaya çalışıyorlardı.

Öğretmen arkadaşlarının da saygı duyduğu biri olmuştu Ömer. Bir gün Müdür Yardımcısı Fazıl Bey, emekli olacağını söyledi ve öğretmenlerden biri de onun yerini alacaktı. Öğretmenler odasındaki heyecan görülmeye değerdi. Sonunda Fazıl Bey dayanamadı ve sevilen öğretmen Ömer Bey’in bu görevi sonuna kadar hak ettiğini açıkladı.

O an her şey değişti. Ömer Bey, artık Müdür Yardımcısıydı. Ancak bu sadece maaşını ve yetkilerini değiştirmeliydi, kişiliğini değil.  Ama başka şeyler de değişti. Aynaya baktı. Yüzü değişiyordu. Kırışıyordu yüzü ve saçları… Saçları yer yer dökülüp beyazlıyordu. Ömer korktu. Ona ne oluyordu? Dişleri sararmıştı. Ve sonunda olması gereken şeye dönüştü: bir müdür yardımcısına.

ÜÇ

Her zaman iyi biri olamazdınız. Sonunda bir şey gelir sizi değiştirirdi. Ömer değişmek istememişti. Ancak değişmişti. Odasına götürdü Fazıl Bey onu. Neler yapacağını anlattı uzun uzun. Müdür yardımcıları asla susmazlardı ne de olsa!

Sonunda yalnız kaldı. Lanet olsundu, dış görünüşü değişmişti ve kimse fark etmemiş miydi? Artık bir müdür yardımcısı olabilirdi ancak hala derslere girmekle yükümlüydü. Sınıfa gitmeli ve öğrencilerin değiştiğini fark edip etmeyeceğini kontrol etmeliydi.

Sınıfa yürüdü ve kapıdan içeri girdiği anda arkalardan bir ses çalındı kulağına. “Geldi yine!” diye mırıldanıştı bu. Başka biri de yüksek sesle homurdandı. Onu seven öğrenciler neden şimdi böyle yapıyorlardı? Neden böyle oluyordu?

Doğrudan tahtaya yürüdü ve anlatmaya başladı. Böyle yapmamalıydı. Normalde öğrencilerle sohbet ederdi. Sonra durdu. Arkasına döndü. Sınıfa baktı. Bıkmış yüzler gördü. Ve beyninde bir şey onları taradı. Sonunda aradığı şeyi buldu. En arkada oturup, esneyen terbiyesiz! Çocuğa bağırdı. Bunu istemiyordu. Ona şakayla karışık takılmalıydı, bağırmamalıydı. Çocuk özür diledi. Bu yeterli değildi. Terbiyesizliğinin cezasını almalıydı.

Çocuğun yanına yorgun vücudunun elverdiği hızla gitti. Ve ona vurdu. Sonra geri döndü. Tekrar tahtanın başına geçti. Bu sırada gözüne bir şey takıldı. Bir ayna. Kapının yanındaki aynaya yürüdü ve dikkatle ona baktı. Gördü. Yıllar önce kaybettiği dostunu gördü. O yaşlı adamı gördü. Olmamaya yemin ettiği adamı gördü. Ve içinde onu durdurmaya çalışan, eski Ömer’in kişiliği son kez çırpındı.

Ve o da öldü…

Çevrimdışı Denaro Forbin

  • *****
  • 2114
  • Rom: 54
    • Profili Görüntüle
    • Bilimkurgu Kulübü
Ynt: Müdür Yardımcısı
« Yanıtla #1 : 23 Mart 2013, 21:00:59 »
Klasik bir konuyu, fazla detaya girmeden, en önemlisi de okuru sıkmadan aktarabilmişsin. Bu önemli bir unsur. Basit ama doyurucu cümleler, yüzeysel olmasına rağmen kullandığın dil de öykünü okunabilir bir düzeye taşımış.

En çok hoşuma giden paragraf ise şu oldu;

O an her şey değişti. Ömer Bey, artık Müdür Yardımcısıydı. Ancak bu sadece maaşını ve yetkilerini değiştirmeliydi, kişiliğini değil.  Ama başka şeyler de değişti. Aynaya baktı. Yüzü değişiyordu. Kırışıyordu yüzü ve saçları… Saçları yer yer dökülüp beyazlıyordu. Ömer korktu. Ona ne oluyordu? Dişleri sararmıştı. Ve sonunda olması gereken şeye dönüştü: bir müdür yardımcısına.

Bütün öykülerini okumuş biri olarak, yükselen bir grafik çizdiğini söyleyebilirim. Üslubunu bozmuyorsun en önemlisi. Elbette bundan daha çok beğendiğim öykülerin mevcut. Bu da güzeldi.

Kalemine sağlık Halil.

Kayıp Rıhtım Arşiv Forum

Ynt: Müdür Yardımcısı
« Yanıtla #1 : 23 Mart 2013, 21:00:59 »