Kayıt Ol

Mutsuz Son

Çevrimdışı duhan

  • **
  • 287
  • Rom: 2
    • Profili Görüntüle
Mutsuz Son
« : 17 Temmuz 2013, 13:25:50 »
Kaç yıl oldu bilmiyorum… İlk zamanlar günleri sayıyordum ama o kadar uzun zaman oldu ki saymayı da bıraktım. Sanırım 20  yıla yakındır yalnızlığım. Küçük bir çocuktum o zamanlar …  En son doğum günümü kutladığımda 8 yaşıma girmiştim. Ailem ve arkadaşlarımla geçirdiğim en güzel gündü. Ve sonuncusuydu. Şu an kaç yaşındayım bilmiyorum sadece tahmin edebiliyorum.  Temiz kararmamış ayna bulmak zor, o yüzden çok iyi incelemeye fırsatım olmadı kendimi ama dedim ya ; 20 yıl kadar geçti üstünden. Belki de 15 yıl…  Kim bilir belki 19 yıl…

O akşam, ılık sahil kumlarının üstünde yaktığımız ateşe benzemiyor bu ateş. Hiçbir şey eskisi değil aslında. Hava çok soğuk mesela. Ben hiç bu kadar  üşümemiştim kışın bile. Nisan ayı geldiğinde deniz sezonunu açardık. Oysa şimdi en sıcak günde bile üşüyorum. Sıcak dediğime bakmayın, güneşi görmek , uslu bir çocuk olup şirinleri görmekten bile zor. Kara bulutlar her yerde. Onlar yoksa grileri var. Sis var, pus var…

Beni hayatta tutan şey, içimde… Bir ses. Benim sesim… Ama benim düşüncelerim değil… Yaşamak zorunda olduğumu söylüyor… Bana kalsa çoktan son vermiştim hayatıma. Ne için hayattayım, neyi bekliyorum bilmiyorum. Düşüncelerim gökyüzü kadar karanlık. Ama o ses yaşamam gerektiğini söylüyor.

Tabiat bizi affetmeyecek. Bunca zulmün hesabını elbet soracaktır. Denize attığımız çöpü bile dalga dalga sahile yani bize geri gönderen tabiat bunu yanımıza bırakmayacak. O gün geldiğinde hayatta olmak istemezdim                                    Babam                                    
      
   
                       

Çevrimdışı duhan

  • **
  • 287
  • Rom: 2
    • Profili Görüntüle
Ynt: Mutsuz Son
« Yanıtla #1 : 17 Temmuz 2013, 14:01:06 »
8 yaşına girmiştim o gün. Ailem ve arkadaşlarım hep birlikte kutladık yeni yaşımı. Uzun ve sağlıklı bir ömürdü annemin dileği. Yanaklarımı öpüp ellerinin arasına almıştı başımı. Gözlerimin içine bakıp, alnıma sıcacık ve uzun bir öpücük kondurup anlamını çözemediğim bir buğuyla kaplanmış gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Mutluluk gözyaşları olsa gerek diye düşünmüştüm o gün. Babam her zaman ki gibi, sevecen ama bir o kadar da ketum bir öpücük kondurmuştu sağ yanağıma, ardından saçımı okşayıp nice yıllar demişti. Nice yıllar… Yalnız ve anlamsız… Belki de anlamını ben henüz çözemedim.

Anemin mi yoksa babamın mı dileği kabul olmuştu bilmiyorum, bana çok uzun geldi yaşadığım hayat. Yirmili yaşlarımın ortasında yada sonlarındayım ama yüzlerce hatta binlerce yıl yaşamış gibi yorgun hissediyorum kendimi. Bu bir lanet olmalı. Annem ve babam aslında lanet mi etmişlerdi bana. Uzun yaşa diyerek? Uzun ve yalnız. Garip olan sağlıklı olmam. 8 yıl boyunca kaç kez hastane ve doktor gördüğümü bilmiyorum ama o günden beri f ufak tefek kırgınlık dışında hastalandığımı hatırlamıyorum.

Ne diyordum? Ha evet, 8 yaşıma girmiştim. Sevdiğim herkes yanımdaydı ve çok mutluydum. Doğum günü pastam, aptalca  çocuk hediyeleri. Ben hiçbir zaman oyuncak bir dinazorun hayalini kurmamıştım ki… Yada bir günlük… Ama hiçbir şey keyfimi kaçıramazdı. 8 Yaşındaydım artık ve akşam evimizin hemen önünde göz alabildiğine uzanan kumsalda, ateş başında patates közleyip, sınırsız meyve suyunun tadını çıkarıyordum. Üstelik ertesi gün gitmek zorunda olduğum bir okul da yoktu. Aylardan temmuzdu ve günlerden tatildi.  Uzun bir tatil.

Bedenlerimiz yorgun düşse de eğleniyorduk ama babam yine her zaman olduğu gibi, bölüm sonu canavarlığına soyunup , artık yatma vakti diyene kadar. Saat 12 yi biraz geçiyordu, istemeye istemeye toparlanıp eve döndüğümüzde,  bahçemiz otoparka dönmüştü. Arkadaşlarımın aileleri onları almaya gelmişti.  Yarın sabah sahilde buluşmak üzere sözleştik hepsiyle, çete halinde denize girip, sahildeki insanlara küçük şakalar yapacaktık her zamanki gibi. Belki kayalıklara gidip, en yüksekten atlama yarışması da yapardık. Babam bunu duysa sanırım beni bir daha bahçe kapısından dışarı bırakmazdı.

İyi geceler öpücüğü ilk annemden geldi. Babam beni seviyordu bunu çok iyi biliyordum ama nedense hiç öpmezdi beni. Erkekler ağlamaz diye biliyordum ama sanırım erkekler öpmezdi de.  Odama koar adımlarla çıkıp, kendimi yatağa bıraktığımda ne kadar yorulmuş olduğumu anladım.  Gözlerimi geceye kapatırken, neye açacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu.

Çevrimdışı duhan

  • **
  • 287
  • Rom: 2
    • Profili Görüntüle
Ynt: Mutsuz Son
« Yanıtla #2 : 17 Temmuz 2013, 15:09:04 »
Genzime dolan kokunun yanık ekmek kokusu olduğunu  mutfağa gidip tost makinasından tüten dumanları görünce anlamıştım. En sevdiğim kahvaltı, sucuklu tost...  Gece yatarken buzdolabı hariç  tüm elektrikli aletlerin fişlerini çeken annem, tost makinasında ekmekleri unutmuştu. Birkaç kez seslendim ama yanıt gelmeyince, parmaklarımın üzerinde yükselip prize nerdeyse yapışmış gibi duran fişi zorlukla çektim.

Mutfaktan çıkarken hala anneme seslemiyordum ama ses seda yoktu.  Az ilerideki markete gitmiş olma ihtimalinden başkaca bir ihtimal gelmemişti aklıma.  Koridoru aşıp salona, ordan giriş kapısına doğru yol alıp, kapıyı açık gördüğüm an,  korku, heyecan ve daha adını bilmediğim binlerce duyguyu aynı anda yaşadım. Beni korkutan kapının açık olması değil, annemin kapının önünde kıpırdamadan yatıyor oluşuydu.  Bir saniye içinde şelale gibi fışkıran gözyaşlarımla soluğu annemin yanında almıştım. Üstüne kapaklanıp gücümün yettiğince sarstım, onu uyandırmaya çalışıyordum ama çabalarım beyhudeydi. Çok derin bir uykuya dalmış gibiydi annem. Zar zor kendime çevirip o güzel yüzüne bakıp, yüzüne damlayan göz yaşlarımı silmeye çalışıyordum. Sanki canını yakıyordu gözyaşlarım.  Becerebildiğim kadarıyla nabzını kontrol ettim , kalbini dinledim, hatta nefes alıyor mu diye baktım… Hiçbirinin cevabı olumlu değildi, annemin henüz sıcak yüzüne dayadım yüzümü ve hıçkırıklarımda boğulup oracıkta onunla birlikte göçüp gitmek istedim.

Birden yardım istemek geldi aklıma, açık kapıdan çıkıp bağırmak, yardım istemek için hareketlendim, kapıdan çıkıp verandaya ulaştığımda ikinci şok, beynime bir mermi gibi saplandı. Babam merdiven başında, tıpkı annem gibi hareketsiz yatıyordu.  Nabız yok.. Nefes yok…

İmdat… Yardım edin… Lütfen ambulans çağırın… Gelen yok… Ses yok… Mide bulantısı ve baş dönmesi var. Gözlerim acıyor, boğazım ağrıyor ve ben ölmek istiyorum…

Gözlerim karardığında merdivenden yuvarlanmak üzere olduğumu hissettim. belki de boynumu kırar oracıkta ölürdüm. Tüm bu düşüncelerimi bölen, merdivenden düşerek değil ama korkudan ölmeme sebep olacak o patlama sesiydi. Başımı kaldırıp baktığımda, karşı komşumuzun evi alevler içinde yanarken, gökyüzünden ya tahta demir ve bilemediğim bir sürü cisim sokağa ve civar evlerin üstüne, bahçesine yağıyordu. Dehşetim , şaşkınlığım ve merakım giderek artarken, merdivenleri yuvarlanırcasına inip sokağa çıktım. Etrafı çok net görebiliyordum ama gördüklerime anlam vermem imkansızdı.  Sokakta az önce havaya uçan evden başka bir tane daha yanan ev görüyordum. Pencerelerinden taşan alevler  çatıya doğru kıvrılırken daha başka garipliklerin olduğunu farkediyordum. Etrafa saçılmış arabalar görüyordum. Gelişi güzel park edilmiş gibi duruyorlardı. Kimisi yolun ortasında kimisi kaldırımda, kimisi çitleri devirip evlerin bahçelerine girmişti. Elektrik direklerine çarpan birkaç araç ve birbirine çarpmış 3-4 araba görebiliyordum. Garip olansa etrafta hiç insan olmamasıydı. En azından benden başka.

Babamın en sevdiği filimdi Terminatör.  Kaç kez izledik bilmiyorum ama aklıma filmde gördüklerimden başka bir şey gelmemişti o an. Herkesin sözünü ettiği, bir gün dünyanın sonunu getirecek dedikleri 3. Dünya savaşı ben uyurken başlamış olabilir miydi? Ruslar mı başlatmıştı acaba yoksa Amerika mı? Nükleer bomba mı atışlardı ? Yoksa zombi salgın mıydı? Ortalıkta aylak aylak dolanan insanlar olmadığına göre sanırım zombilerle alakası yoktu. Asıl garip olan şeyi idrak etmem biraz zaman almıştı. İnsanlar nerde? Aileme ne oldu?

Çevrimdışı duhan

  • **
  • 287
  • Rom: 2
    • Profili Görüntüle
Ynt: Mutsuz Son
« Yanıtla #3 : 17 Temmuz 2013, 17:17:43 »
Şaşkındım, korkuyordum ama merakımı da yenemiyordum.  Sokağın diğer tarafına doğru yürüdüm. Elektrik direğine çarpmış bir arabanın önündeydim şimdi.  Korkuyla karışık merak beni arabanın dibine kadar sürüklemişti. Ön camı çatlamış aracın koltuğunda hareketsiz duran kadını gördüğümde  irkildim. Kafası geriye doğru gitmiş, kolları yana düşmüştü. Görünen hiçbir yerinde  yara bere yada kan yoktu. Uykuya dalmış gibi bir hali vardı. İlerledikçe  diğer araçlardaki insanlarında durumlarının farklı olmadığını görüyordum. İz yok, kan yok hepsi birden topluca uykuya dalmışlar, birazdan uyanacaklarmış gibi duruyorlardı. Çitlerini arabanın devirdiği evlerden birinin bahçesinden gelen düzenli bir metalik ses sessizliğe gömülmüş  sokakta oldukça kulak tırmalar bir hal almıştı.

 Görünürde bir şey yoktu, yaklaşıp bakmak istedim, arabayı geçince yerde yatmakta olan bir erkekle karşılaştım. Bu komşularımızdan biriydi. 70 li yaşlarındaydı. Karısıyla birlikte yaşıyordu. En azından biraz öncesine kadar. Kulaklarımda çınlayan sesin kaynağını da öğrenmem uzun sürmedi, çim biçme makinasının sesiydi, alet hala çalışıyordu.  Bahçesindeki çimleri biçerken ölmüştü ihtiyar.

Daha sonra farkedecektim ki, bir çok ceset bu şekilde evlerin bahçelerinde, balkonlarındaydı.  Özellikle bir tanesi çok dikkatimi çekmişti. Hala gözümün önünden gitmez, sallanan sandalyesinde kucağında kitabıyla uykuya dalan komşumuzun o halini dün gibi hatırlarım.  Benzin sızdıran araçlardan biri havaya uçtuğunda  evlerden birinin kapısının önündeydim. Kendimi bir anda evin içinde buldum. Kendim mi girdim yoksa patlamanın şiddetiyle mi savruldum bilmiyorum ama evden ağır bir yanık kokusu geliyordu. Ayağa kalkıp önüme çıkan ilk odaya girdiğimde kokunun sebebini de öğrendim.  Yerde yatan bir kadın vardı ve muhtemelen öldüğünde ütü yapıyordu. Ütü ütü masasının üstünde kalmış, ısıya dayanıklı örtüyü  var gücüyle yakmaya çalışıyordu. Örtü  ısının etkisiyle yanmamış ama erimeye başlamıştı. Evlerde çıkan yangınların sebebini şimdi anlayabiliyordum. Açık kalan ocaklar, ütüler  sebep oluyordu muhtemelen.

Evden çıkıp caddenin ortasına geldiğimde annemle babam geldi aklıma. Onları tamamen unutmuş olmamın tek sebebi merak ve korkumdu.  Eve koştum, içimde bir umut vardı, babam ve annem bayılmışlardı ve şimdi ben yokken kendilerine gelmişlerdi beni arıyorlardı. Eve yaklaştıkça etrafımdaki görüntülerden soyutlanmış, bu umut ışığında kaybolmuştum adeta. Ama umudumun kırılması uzun sürmedi. Annem de , babam da bıraktığım yerde, bıraktığım şekilde yatıyordu. Annemin yanına gidip göğsüne kapandım, uyuya mı kaldım yoksa bayıldım mı onu hiç bilmiyorum.

Çevrimdışı

  • ***
  • 581
  • Rom: 47
  • Hayvan Yemeyelim!
    • Profili Görüntüle
    • http://bulentozgun.blogspot.com/
Ynt: Mutsuz Son
« Yanıtla #4 : 11 Ağustos 2013, 23:16:57 »
Güzel bir öykü. Merak duygusunu sürekli diri tutuyor. Dili akıcı, sade. Anlatım gücü de çok iyi, tasvir edilenleri zihnimde rahatlıkla canlandırdım. Öykünün girişiyle bitişi arasında harika bir bağ var. Olayların başlangıcını anlatmışsınız; sebebini ve öykü kişisinin başından geçenleri de anlatacaksanız merakla bekliyorum; yok bu kadarsa bu haliyle de iyi bir öykü. Elinize sağlık.

Kayıp Rıhtım Arşiv Forum

Ynt: Mutsuz Son
« Yanıtla #4 : 11 Ağustos 2013, 23:16:57 »