Kayıt Ol

Olay Yeri Vızıltıları

Çevrimdışı Fırtınakıran

  • *
  • 8351
  • Rom: 1
  • Unique Ravenclaw
    • Profili Görüntüle
Olay Yeri Vızıltıları
« : 09 Ağustos 2012, 21:35:46 »
Not: Benden daha önce hikaye okumuşları şaşırtmak adına pek çok şey başarıyor bu öykü. Çünkü bu defa sanat kaygısıyla değil de, aklıma esen bir eğlence esintisiyle yazıverdim. Ehe


Gece 11 suları. Çevre işlenen suça rakip olacak kadar karanlık. Alınan ihbar kadar önümüzdeki ceset de halka açık.

“Nasıl ölmüş?” diyorum gereksiz yere. Elinde bir tebeşir tortusuyla etrafını çeviriyorlar. Şöyle bir göz ucuyla bakıp karanlıktaki gözlerimi memuruma çeviriyorum. Korkuyor, görüyorum.

“Ezilmiş komiserim.”

Öyle. Bu zavallıyı her kim ezmişse vücudundaki en ince kitin tabakasına kadar duvara izini çıkarmış durumda. Duvardaki badananın bir parçası artık o. Mezarı da beşiği de…

Etrafını tebeşir tortusuyla çeviren başka bir memurun oldukça zorlandığını görüyorum. Altı elini de bu işe seferber etmek zorunda gibi duruyor. Tüm o sarımsı yaşamsal salgı hepimizi titretecek denli net biçimde kurbanın çevresini süsleyerek parammmmmparça cesedi Müslüm Baba’ya selam ederek taçlandırıyor. Oraya bakarken ‘sıra sizde!’ mesajını görür gibi oluyorum. Önemsememeye çalışıyorum, ama elbette ki olmuyor.

Her yaz olduğu gibi salgıya susamış katillerimiz o koca cüsseleriyle masumları bir yerlere yapıştırmaya devam ediyor. Onları eziyorlar, havada tokatlıyorlar. Giderlerden suyla sürüp, dişilerinin çığlığıyla sağır ediliyorlar. Her yaz ama her yaz aynı manzara… İhbarları dinlemeye bile gerek yok, biz sadece cesedi kaldırmaya giden mezarlık görevlileri gibiyiz. Suç var, ceset var ama adalet yok.

“Suç aletini biliyor muyuz?”

“Emin değiliz ama…” Tereddüt ediyor. Ona doğru dönüp altı gözümle birden dikkatle bakıyorum. Altı gözün en büyük avantajı herhalde karşınızdakini altı farklı açıdan görebilmeniz. Bir açınız ona acırken bir açınız halinden zevk alıyor. Ama benim otoriter yanım şu an tüm açılarımı ele geçirmiş olacak ki her biri ayrı telden çalamayıp, 400 bin gözcüğe eşdeğer eşsiz görüşümü bu genç dişide, tek manada odaklamama neden oluyor: sabırsızlık.

“Şey,” diye başlıyor söze. Sadece ışığı algılayıp şekil seçmekten yoksun gözlerini maktulün etrafını sarmış kalabalığa dikiyor. “Olay yeri inceleme terlik olduğundan şüpheleniyorlar komiserim. Cesette hiç kutucuk izi bulamadılar, sinek raketi olamaz.” Şiddetle ön ayaklarımı kullanıp başımın üzerinden geçirerek kaşınıyorum. Sinek raketinin düşüncesi vücudumdaki milyarlarca tüyü diken diken edip kara kürkümü kabartıyor. Onlar…  İnsanoğlunun en korkunç icadı olan o şey bedenlerimizi parçalayıp, suç aletinin sevimli kutularını cesedin üzerine kanlı bir sırıtış gibi bırakıyor! Ön dişleri dökülmüş çirkin yavruları gelip son kasılmalarla titreşen uzuvlarımıza aldırmayarak bedenlerdeki kutuları birbirlerine göstererek gülüyorlar.  Ama öldürmedeki yaratıcılıkları bununla da kalmıyor. Gençleri o bir parça ışığı engellemek için beş uzantılı uzuvlarını havada savurarak ne canlar alıyor… Bir zamanlar aldığı darbe sonucu beyin sarsıntısı geçirip bir daha düz uçamayan bir meslektaşım vardı. Eğer o tokada maruz kalmasaydı o da şimdi pek çok karasinek gibi omuzlarımda taşıdığım sorumluluğun bir parçası olabilir, etraftaki sıradan sineklerce ‘komiserim’ diye haykırılarak etrafında koşuşturulabilirdi. Olmadı…

“En azından hızlı ve acısız ölmüş.” diyorum, ben de şimdi dişinin baktığı yöne bakarak. Yanımda hayli küçük kalan cüssesini kenara itip kurbana doğru ilerliyorum. Açık pencereden gelen sesler hayli sıklaşmış. Uzaktan birkaç genç sinekle bir kırkayak seçiyorum. Her ayağı ayrı oynuyor oynak heriflerin. Dansöz misali kıvıra kıvıra ceset etrafında gezinip çene çalıyor. Bir uğurböceği gelip duvarın üstünden bakacak gibi oluyor, ama hemen yükselen ıslıklar onu orada tutacak gibi değil. Ön ayağımı sertçe kaldırıp bağırıyorum.

“Kesin şunu terbiyesizler! Ölüye hiç saygınız yok mu?”

Cesede şöyle bir bakarken diğerlerinin seyircileri ‘gösteri bitti!’ Amerikan klişesiyle uzağa sürdüklerini görüyorum. Sarı-siyah üniformasıyla bir arı topladığı çimenleri getirip olay mahallini çevreliyor. Artık sadece biz varız. Ama gece duracak gibi değil. Antenlerimde huzursuz bir kıpırtı hissediyorum. Onlar titreşip gelen mesaja cevap vermem için kafamı sarsarken duymazdan geliyorum. Fakat sonra mesajın kendi memurlarımdan geldiğini anlayınca cevap vermek zorunda kalıyorum. Vermez olaydım!

Saat 01.00. Karanlık evde en can alıcı yöne doğru uçuyoruz. En önde çalımlı slalomlarla başı çekerek arkamdaki bu cesur kanatlılara net görüşümle yol gösteriyorum! Ölü türdeşimizin ardından salonda parçalanmış bir kırkayak, lavaboda ise hunharca köşeye sıkıştırılarak öldürülmüş bir kakalak var. Özel kuvvetlere saldığım haber çabuk netice vermeseydi şu an uçuş güzergâhımızda olmak yerine, bir geceyi daha adaleti sağlayamadan kafamızı yuvaya sokmanın utancını yaşıyor olacaktık. Ama bu gece son! Ölmek var, dönmek yok! Tüm sivrisinek özel timi, iğnelerini o habis derilere batırarak bu cinayetlere bir dur demenin yolunu açıyor.

Sağa dönüyoruz. Hedef şimdi tam karşımızda. Yatak odasının kapısı açık. Odaya girdiğimde ilk iş içgüdüsel olarak başımı kaldırıp tavandaki öfkeli tanrıya bakmak. Orada, biliyorum. Orada ve bizi çağırdığı anda yapabileceğimiz hiçbir şey. Bu da yetmezmiş gibi her tehditte ona sarılan devlerin elinde oyuncak olmuş durumda. Kahpe! Ondan utanıyorum ve onun köleliğinin bizi durdurmasına izin vermeyeceğim. Bu nedenle yola çıkmadan önce tüm ekibi öfkeli tanrıya bakmamak konusunda uyardım. En ufak bir kırıntısına bile kapılmadan, onun büyüsü altında yanmamaya ant içtiler. Yalan… İnanmıyorum.

Böylece başımız dik, artık intikam vızıltıları atarak dalıyoruz odaya. Koca gövdelerin yan yana yattığı düz yuvaya dalıp iki bedenin duyma organları etrafında dört dönüyor. Memurlarım vızıldıyor, özel tim ise doğru anı kollayarak insanlarla it dalaşına giriyor. Öfkeli bir bağırtı, bir lanet ve ancak bir kadına ait olabilecek bir ses yükselip kollar havada uçuşmaya başlıyor. Birkaç adamımın o tokatlarla sersemleyip sendelediğini görüyorum. Pes etmiyorum!

“Yılmayın! Adalet için savaşın!” diye var gücümle vızıldıyorum. On kişilik grubumuz var gücüyle insanların başına üşüşüyor.  Birkaç özel kuvvet sivrisineğinin perde altından sızan ay ışığında parıldayan iğnesini görüyorum. Bir, iki üç ve hars! İğneler ete batıp kırmızı sıvıyı vakumluyor. Başaracağız! Bu defa olacak! Ben de en irileri olarak alınlarına, burunlarına, hatta dudaklarına konup onları delirterek dikkatlerini onlardan uzağa çekiyorum. Olacak!

Derken…

Beş uzantılı uzuv uzanıp öfkeli tanrının kapağını açıyor. İşte, yine oldu! Onun güzeller güzeli öfkesi bizi yakıp tüketmek için, bir güneş gibi tavanda doğuyor. Sadece ışığı algılayan ilkel gözler ona doğru dönüp sus pus oluyor. Bir sinekliğin acı kırbaç gibi şaklayarak adamlarımı indirdiğini görüyorum. Ama diğerleri bunun farkında mı? Değil… Onlar saf bir kayıtsızlık ve huşu içinde yükseliyorlar. Her biri o kör edici parlaklığa doğru uçmaya başlayarak verdikleri sözden dönüyor.

“Gitmeyin!” diye bağırmak istiyorum, olmuyor. Başımı kaldırıp oraya bakamıyorum bile. Gözlerimi yummuş, 400bin gözcükten oluşan görüşümü kendi karanlığıma boğmuş şekilde körlemesine uçmaya başlıyorum. Arkamda bir sivrisineğin yalpalayan kanatlarını duyuyorum. İşte! Yukarıdan acı tıslamalar geliyor. Yüzeyine konan aptallar önce bacakları, ardından tüm bedenleri yanarak zevk içinde ölüyorlar. Öleceklerini bile bile büyünün etkisinde ona doğru süzülmeye devam eden diğer ahmaklarsa henüz hayatta. Çok kısa bir süre için…

Gözlerim kapalı. Kanatlarımda derman kalmayınca kadar körlemesine uçuyorum. Arkamdaki sivrisineğin bu işe bir son vereceğine dair komik bir umudum var. Birbirimizi hissediyoruz. Bu tuzağa bir daha düşmeyeceğiz. O biraz sonra bir ten açıklığı yakalayıp iğneyi sokacak ve bu insan denilen yaratıkları günlerce sürecek hatır hutur kaşınmalara terk edecek! Ben… Bense bu kutlu zaferde başı çeken komutan olarak benden sonra gelenlerin ağzında, dilden dile aktarılan bir isim olacağım. Ne isim ama! O isim ki nesillerce konuşulup ağızlara alınırken saygılı salgılar akıtılacak. O isim ki analar oğullarına bu adı verip benim gibi olmaları için huşu içinde başlarını eğecek! O isim ki…

Son acı tıslama duyuldu. Artık sadece iki kişiyiz. Yukarıda halen daha kıpırdanmalar var ama onların sinek olmadığından eminim. Işığı gören başka böcekler aynı basiretsizliği göstererek içeriye dalmış durumda. Bense sol yanımdan gelen ıslıkla hayatımın hatasını yapmak üzereyim: gözlerimi açmak… O ıslık öyle bir hızla yaklaşıyor ki zıt yöne kanat kırıyorum, kıl payı kurtuluyorum. Bir daha geliyor, yine kaçıyorum. Gölgesinden büyük bir şey olduğu belli, ama ben de kolay lokma değilim hani. O savruluyor, ben kaçıyorum. Ben kaçıyorum, o savruluyor. Ama sonunda öyle bir teğet geçiyor ki gözlerimi bir hataya düşüp açıyorum. Ve açtığımda… Allahım! O nasıl bir güzellik! Tüm gözlerimden sızan ışığı ki tüm larvalarıma bedel! Büyük, yuvarlak yüzeyine, tüm bedenimi kor ateşinde, diri diri yakmasına kurbanım! Al beni, diyorum içimden. Al beni ki sana layık olup alevlerinde huzur içinde yanayım.

Islık çalarak gelen şey neydi, unuttum gitti. Bir umutla, aşkla ve tutkuyla yükselip yukarıdaki alev topuna doğru uçuyorum. Kanatlarım yanacak, gözlerim aşkından kör olacak ama nafile! Ben onun kudurtan suyundan içtim artık! Uçuyorum, uçuyorum ve uçuyorum balıketli bedenine. Ta ki…
Hain, uzun ve etli bir gölge koparıyor bağımızı. Tam o anda neler olduğunu anladıysam da bir kere daha insan kazansın diye iniyor aşağıya cellât terlik. Duvarda patlayışını hayal meyal duyuyorum. Kime ne? Benim sağ kalan tek gözüm tavandaki ışığa bakarak son ferini de söndürüyor.

***

İstanbul, 00.00 – Başka bir yer

Tavandaki yeşil kanatlı her neyse adını bilmiyorum ama benim uyku sersemi gözlerim doğru görüyorsa bu mendebur benim açık ışığın etrafında fır dönüyor. Ben yatakta ter içinde, uyumakla uyumamak arasında gidip gelirken o adeta buna kur yapıyor. Beni yak, kendini- amaaan ne diyorum ben! O değil de şimdi ben bunu nasıl öldürsem? Tavana doğru terlik fırlatsam çok ses çıkartırım, bizimkiler odayı basar. Sonra vır vır vır, susmayacaklar. Ne atayım? Elle kış kış yapsam? Aslında orda sabit duruyor ya şimdi, ben bunu tüfekle vursam…

Ha?

Tüfek mi? Oha! Çok fazla Torchlight oynuyorum. Uyu kızım sen, uyu.

Spoiler: Göster

Çevrimdışı TheSpell

  • ***
  • 826
  • Rom: 16
  • Dovie'andi se tovya sagain.
    • Profili Görüntüle
Ynt: Olay Yeri Vızıltıları
« Yanıtla #1 : 09 Ağustos 2012, 21:51:39 »
Ehehe :D Oldukça keyifli olmuş. İlk başlarda n'oluyor falan oldum ancak en sonunda anladım sinek olduklarını. Çok başarılı olmuş tebrikler.

Çevrimdışı KoyuBeyaz

  • ********
  • 2754
  • Rom: 59
  • Rasyonalist dominant.
    • Profili Görüntüle
Ynt: Olay Yeri Vızıltıları
« Yanıtla #2 : 09 Ağustos 2012, 21:55:38 »
Senin yazılarını okumaya alışmış biri olarak evet epeyce şaşırttın gerçekten. İlk bir kaç paragraf olayı anlamaya çalışırken bolca soru işareti oluştu kafamda, bir ara fantastik bir evrende geçen olağanüstü bir hikaye ve hatta mutant benzeri, insan dışı yaratıkların hikayesi zannettiğim oldu. Gizem uzamadı da o şaşkın bakışlar sırıtışa dönüştü neyse ki. Matrak bir şeyler yazmana alışık değilim ama sevdim, bir daha yaz. :P

Edebi kaygı gütmeyip sadece eğlence için yazabilmiş olmanı da bir miat olarak görüyorum haberin olsun. Daha sık görmek isteriz! Son kısmı da ayrı bir sevdim yalnız. Uyu kızım sen, uyu. ;D
Uzay elbisemle kavgaya hazırım.

Çevrimdışı LegalMc

  • ****
  • 1217
  • Rom: 33
  • Unimpressed was his default state.
    • Profili Görüntüle
Ynt: Olay Yeri Vızıltıları
« Yanıtla #3 : 09 Ağustos 2012, 22:53:26 »
Tarık abi'nin de dediği gibi önce alternatif bir evrende, alternatif bir gezegende geçen bir bilim-kurgu öyküsü sandım. Karakterlerin sinek olduğunu anladığımda da Hayalet Tugay'daki gibi biraz şaşırdım ve zekaya saygı duydum. Belli etmeden birkaç paragraf yazmak okuyucuyu düşününce oldukça eğlenceli olmuştur tahminimce.

Tarz farkı çok belli oluyor. Uzun cümleler ve süslü benzetmelerin kullanımı minimuma yakındı bu öyküde ve bu senin için çok büyük bir değişim Hazal abla :D Ama rahatsız olmadım ben, hatta oldukça hoşuma gitti bu kısa cümle işi. Goebel'ı anımsattı bana. Goebel'ı da severim, bilirsin :P

Senden böyle eğlenceli bir hikaye okumak güzeldi, daha fazla yaz da okuyalım.
Yaşasın!
Ne kadar da ideolojik yaklaşıyoruz birbirimize.

Çevrimdışı Thomasward

  • **
  • 352
  • Rom: 1
    • Profili Görüntüle
Ynt: Olay Yeri Vızıltıları
« Yanıtla #4 : 10 Ağustos 2012, 10:03:53 »
Okurken bazı kısımlarda keyiflenmekten güldüm.Bu hikayeyi okurken aklıma geldi , geçen gün sinek tokatlamak için aldığım plastik aleti hatırladım.Başta aleti arkamda saklıyordum ve sinek bana bakıyor bende sineğe bakıyordumki birden gülümsedim ve arkamdan çıkan o  tabanı düz , hain , sinek düşmanı silahımla kafasın hızlıca patlatıverdim.Cesede baktığımda  içi dışına çıkmıştı.Hemen anneannemin yanın koştum ve olaya tanık olup olmadığını sordum.Olanları anlattım ve sineğin cesedinden tiksinerek birlikte onu mezarına , çöpe yolladık.O günden sonra sinekler daha kalabalık gelmeye başladı bende bunun nedenini sizinin hikayenizi okuyarak anladım.
Elinize sağlık , okurken ciddi anlamda eğlendim.

Çevrimdışı Fırtınakıran

  • *
  • 8351
  • Rom: 1
  • Unique Ravenclaw
    • Profili Görüntüle
Ynt: Olay Yeri Vızıltıları
« Yanıtla #5 : 15 Ağustos 2012, 14:19:30 »
Zaman ayırıp okuyan, ama hepsinden de önemlisi buraya yorumlarını yazan her arkadaşa ayrı ayrı teşekkür ederim :). Sizlere de bende yazarkenki sırıtışı aktarabildiysem bu eğlencelik hikayede herhalde amacıma ulaşabildim demektir. Yalnız şunu da fark ettim, espri öğeleri içeren yazılarımda bile bir ciddiyet oluyor, ilginç. Asla tamamen bir komediye dönüşmüyor. O da farkında olmadığım tarzım herhalde.

Tarz değişikliğim için de şöyle bir şey açıklamak istiyorum: saygı duyduğum pek çok büyük ustanın sanki her biri farklı kişilerce yazılmış gibi kitapları olduğunu fark etmiştim. Fena halde nasıl başarabildiklerine imreniyordum. "Bu kitapla öbürünü yazan aynı kişi olamaz!" haykırışlarım ve imrenmelerim China Mieville'ın Şehir ve Şehir adlı eseriyle birlikte deneysellik kazandı. Polisiye-bilimkurgu türünde yazdığı kitabını böyle kısa cümlelerden inşa etmiş kendisi. Kitap polisiye yönü taşıyınca da çok güzel gitmiş diye düşündüm. Eh, bahsettiğim kitap o kısa cümlelerle Arhur C.Clarke Ödülü'nü de kazanmış durumda. Yazılan türe göre yazım tarzını değiştirmek böylece aklıma yattı ve ben de yazı sonunda, kendime ayırdığım kısımda, olduğu gibi bu hikayeyi tavanda ışığımla aşk yaşayan adı belirsiz yeşil böceğe ithaf ettim.

Belli etmeden birkaç paragraf yazmak okuyucuyu düşününce oldukça eğlenceli olmuştur tahminimce.

Hem de ne eğlence! Pis pis sırıtıp durdum oraları yazarken :D. Buraya yorum yazan arkadaşlar tam da düşünmesini istediğim teorileri kurmuş başta. Teorilerinizi yıkmaktan büyük keyif aldım :P.


Tarz farkı çok belli oluyor. Uzun cümleler ve süslü benzetmelerin kullanımı minimuma yakındı bu öyküde ve bu senin için çok büyük bir değişim Hazal abla :D Ama rahatsız olmadım ben, hatta oldukça hoşuma gitti bu kısa cümle işi. Goebel'ı anımsattı bana. Goebel'ı da severim, bilirsin :P

Senden böyle eğlenceli bir hikaye okumak güzeldi, daha fazla yaz da okuyalım.

Bu kısma ayrıca teşekkür etmek istiyorum :). Yukarıda dediğim gibi değişen türe göre yazım tarzını değiştirmek gereklilik gibi duruyor. En azından ustaların bambaşka türlerdeki denemelerindeki yöntemi bu yönde. Odama akın eden sinek/böcek sayısına göre böyle şeyler yazmaya devam etmem mümkün :D.

Çevrimdışı mit

  • *
  • 5540
  • Rom: 96
  • Kronik Anakronik
    • Profili Görüntüle
    • Yorgun Savaşçı'nın Günlüğü
Ynt: Olay Yeri Vızıltıları
« Yanıtla #6 : 15 Ağustos 2012, 21:53:57 »
Teorilerimi yıkamasan da çok keyifli ve güzel bir öykü olduğunu itiraf etmem gerek. Çok güzeldi, hele o son kısmında seni okumak apayrı güzeldi :)

Benim için en keyifli yerlerinden biri sonuydu, bir de şarkı göndermeleri :) Her ikisinde de sesli güldüm. Uğur böceğine çalınan ıslık ve komiserin kırkayaklar hakkındaki yorumu da harikaydı. Ayrıca farklı bir şeyler denediğini görmek, senden farklı tarzda bir şeyler okumak da apayrı bir mutluluk ve keyif kaynağı.

Kesinlikle çok eğlendim. Ellerine sağlık...
Jackal knows who you are,
Jackal knows where you are.
Try to hide if you dare.
Do your best, i don't care.

Çevrimdışı Fırtınakıran

  • *
  • 8351
  • Rom: 1
  • Unique Ravenclaw
    • Profili Görüntüle
Ynt: Olay Yeri Vızıltıları
« Yanıtla #7 : 16 Ağustos 2012, 01:54:21 »
Teorilerimi yıkamasan da...

Oynamıyorum ben ya  :hemk.

Tabii tekrar düşününce komedi alanında sık eser veren birini şaşırtmak o kadar da kolay olmamalıydı :D. O sonu yazmasam olmazdı sanırım. Sondaki yeşil karakterimiz bu hikayeyi gecenin bir körü gözlerim uykunun ağırlığı altında ezilirken ilhamı veren canlı. Hikayeye dair teşekkürler ona gidiyor, bana değil :D.

Şu yoğun zamanında vakit ayırıp okuduğun için çok teşekkür ederim abi. Ayrıca sıkıntılı iş temposunda seni eğlendirebildiysem ne mutlu bana ^^. Onu da geçtim, esprili yazılarda benden çok daha yetkin olan senden övgü duymak insanın gururunu okşuyor.

Ama nasıl şaşırmazsın ya  :hemk.

Çevrimdışı Berre

  • ****
  • 1340
  • Rom: 34
  • Güle güle fermuar!
    • Profili Görüntüle
Ynt: Olay Yeri Vızıltıları
« Yanıtla #8 : 16 Ağustos 2012, 03:02:37 »
Şimdi darılmaca yok, ben de "Bu zavallıyı her kim ezmişse vücudundaki en ince kitin tabakasına kadar duvara izini çıkarmış durumda." cümlesinden sonra sinek teorisiyle okumaya devam ettim yazıyı. ;D Çünkü başlangıçta, bu sefer eğlencesi yüksek bir öykü olacağını ve bizi şaşırtacağını söylemiştin. 'Antenlerim'i havaya dikerek getirdim sonunu, yüzümde fazlasıyla makbul kindar bir sırıtış var efendim.

Zaten herhangi bir sanat iddiasında bulunmadığını söylemişsin ben de o açıdan çok fazla eleştirmeyeceğim. Sadece zaman zaman bazı kelimelerin yakın aralıklarla tekrarı söz konusu, Allah için çok da önemli değil bu. :P

Konusu itibariyle ise gerçekten çok güzeldi ve zerre kadar acımadım sineklere. >:D (Sıcak yaz ayında, sabaha karşı yeni uykuya dalmışken utanmadan koynuma girmeye çalışan o kara sineğe adıyorum bu hikayeni. "Gör bak," diyorum hayvana, "ben gene iyi odaya terk ettim elalem tüfekle vuruyor türdeşlerini.".) Hele komiser sineğin kanıksadığı o yenilgi havasını ve bu kanıksayışına rağmen yine de mücadele etmesini çok güzel yansıtmışsın. Ama en çok 'tavandaki öfkeli tanrı'yı sevdim. Yavrusunu severken öldüren bir ayı kadar mağrurdu kendisi. ^^

Ne diyeyim bilemiyorum, zaten yorum değil geyik yaptım çoğunlukla. Ellerine sağlık ablacım, ilham vızıltıların hiç ayrılmasın başından! ;D

Çevrimdışı Malkavian

  • *****
  • 2152
  • Rom: 57
  • I was lost in the pages of a book full of death..
    • Profili Görüntüle
Ynt: Olay Yeri Vızıltıları
« Yanıtla #9 : 16 Ağustos 2012, 10:37:34 »
Özetle anlatacak olursam keyifle okudum ve gülümsedim ama şaşırmadım.

Konuyu iyi ve keyifli bir anlatımla işlediğini düşünüyorum ama aynı zamanda şaşırtma kaygısı da güttüysen yazarken, birkaç eksikten bahsetmek isterim.

Spoiler: Göster
İlk birkaç paragrafta çok fazla ipucu vermişsin.

Örneğin şu üç cümle olayı çözmeme yetti ve hepsi de ilk birkaç paragraftaydı.


Duvardaki badananın bir parçası artık o.

Altı elini de bu işe seferber etmek zorunda gibi duruyor.

Her yaz olduğu gibi salgıya susamış katillerimiz

Badana= Yorumlara bakacak olursam çoğu kişinin sandığı gibi gelecekte geçmediğine dair ipucu

Altı el ve kan kelimesinin özenle kullanılmaması da bir böcek türüyle karşı karşıya olduğumuzu hemen anlattı bana.


Başta da dediğim gibi gizem gibi duran şeyi başta çözmeme rağmen ilgi uyandıran son saldırı sahnesi ve ışığı tasvir edişin oldkça hoşuma gitti. Kalemine sağlık


Çevrimdışı Fırtınakıran

  • *
  • 8351
  • Rom: 1
  • Unique Ravenclaw
    • Profili Görüntüle
Ynt: Olay Yeri Vızıltıları
« Yanıtla #10 : 16 Ağustos 2012, 19:37:45 »
Şimdi darılmaca yok, ben de "Bu zavallıyı her kim ezmişse vücudundaki en ince kitin tabakasına kadar duvara izini çıkarmış durumda." cümlesinden sonra sinek teorisiyle okumaya devam ettim yazıyı. ;D

Yok yahu, senden kaçar mı :)? Hiç şaşırmadım ben buna.

Zaman zaman tekrarlar olduğu konusunda haklısın. Onu sonradan ben de fark ettim. Bu biraz benim aceleceğilimin suçu. Yazı bitince çok kısa bir kontrol yapıp hemen yayınladım. Biraz bekletip üzerinden geçseydim onlar da olmayacaktı diye düşünüyorum.

Sana beğendirebilmek beni mutlu etti :). Zevkine de fikrine de güveniyorum. Bu nedenle bu basit öykünün keyifli bir tat bırakması beklemediğim bir süpriz oldu :).

Alıntı
Yavrusunu severken öldüren bir ayı kadar mağrurdu kendisi. ^^

Herkes öldürür sevdiğini  8).

Özetle anlatacak olursam keyifle okudum ve gülümsedim ama şaşırmadım.

Konuyu iyi ve keyifli bir anlatımla işlediğini düşünüyorum ama aynı zamanda şaşırtma kaygısı da güttüysen yazarken, birkaç eksikten bahsetmek isterim.

Spoiler: Göster
İlk birkaç paragrafta çok fazla ipucu vermişsin.

Örneğin şu üç cümle olayı çözmeme yetti ve hepsi de ilk birkaç paragraftaydı.


Duvardaki badananın bir parçası artık o.

Altı elini de bu işe seferber etmek zorunda gibi duruyor.

Her yaz olduğu gibi salgıya susamış katillerimiz

Badana= Yorumlara bakacak olursam çoğu kişinin sandığı gibi gelecekte geçmediğine dair ipucu

Altı el ve kan kelimesinin özenle kullanılmaması da bir böcek türüyle karşı karşıya olduğumuzu hemen anlattı bana.


Başta da dediğim gibi gizem gibi duran şeyi başta çözmeme rağmen ilgi uyandıran son saldırı sahnesi ve ışığı tasvir edişin oldkça hoşuma gitti. Kalemine sağlık

Ya aslında şaşırtma kaygısı gütmedim. İhsan abiye laf attığım yorumumda öyle yazma nedenim şudur:

Spoiler: Göster
Ben onun pek öyküsünde, "Sonunda şaşırmadım." dediğim için benden intikam alıyormuş gibi yorumladım :). Tabii gerçekten şaşırmadı, o ayrı. Ama o olaya bir gönderme yapayım dedim.


Onun dışında yazıdaki en büyük amacım eğlenceli olmasıydı. Bittikten sonra okurken okuyucu gözüyle bakıp "şöyle şöyle teoriler düşünülebilir okurken" dedim. Sonra da bu teorilere yönlendirebilecek birkaç şey ekledim. Spoiler kutusu içinde belirttiğin kısımları da özellikle saklamadım, gerçekten. Yine de aklı mutantlara gidecekler için de yazarken eğlendiğim de bir gerçek :).

Kısacası, şaşırtmak birincil hedefim değildi. Neyin ne olduğunun ortada olmasından çok bu defa eğlenceli bir şey yazmak ve sonu önemliydi. Şaşıranlar beni mutlu etti, şaşırmayan sizler için de eğlenmeniz yetiyor ^^.

Çok teşekkür ederim yorumun için. Eleştirdiğin yerler çok doğru ayrıca, onlarla tamamıyla hemfikirim.

Çevrimdışı estarriol

  • **
  • 163
  • Rom: 10
    • Profili Görüntüle
Ynt: Olay Yeri Vızıltıları
« Yanıtla #11 : 17 Ağustos 2012, 11:31:25 »
Bir kere baştan söyleyeyim, yalan söyleme ihtimalimi böylece ortadan kaldırayım, kitini görünce ben bir çeşit Men in Black evrenindeyiz dedim ama, yanılmışım, iyi ki de yanılmışım. Bu kadar orjinal olmasına sevindim. Ama şaşırmadım.

Neden şaşırmadım? Çünkü gerçekten yola çıkan yazı, orjinal yazı oluyor ekseriyetle. Hanımefendinin orjini, her yaz sineklere karşı tekrar tekrar sürdürülmüş olan amansız savaşlar barındırdığı için, yazının böyle oturaklı, yerini yurdunu bilen bir yazı olması kaçınılmazdı diyorum ben. Buna rağmen güldürmüş olması da ayrı güzel bir başarı.

Çünkü, efenim bendeniz komedi yapımlarından oldum olması pek keyif almam. Ama bu yazı, mizahi bileşenler içeriyor tamam, ama bu mizahi bileşenler öykünün genel atmosferini oluşturmuyor, olay komediye dönmüyor, ciddiyetini koruyor öykü. Bir bütünün içerisindeki küçük renkler olarak kalıyor o espriler. Bunu görmek güzeldi.

Sineğin bir diğerini birkaç farklı ruh haliyle gözlemleme yeteneğini çok sevdim. Bir de Müslüm baba göndermesini tabi. ;D

Bir kısma daha dikkat çekmek isterim, o da bu öyküdeki iyi bilim kurgu potansiyelidir. Neden böyle söylüyorum? Çünkü duygular ve fikirler öyküdeki karakterlerin dünyasına iyi adapte edilmiş. Sinek emirler verip, planlardan ve kayıplardan bahsederken, öykü insan kalıbı içerisine sıkışmıyor. Şahsen ben gayet dikkatle dinledim sinek liderin sözlerini.

Böyle de bir tarz geliştirdin zamanla :P Bu iki etti. Hadi hayırlısı :)

Çevrimdışı beerold

  • **
  • 173
  • Rom: 2
    • Profili Görüntüle
Ynt: Olay Yeri Vızıltıları
« Yanıtla #12 : 18 Ağustos 2012, 06:46:05 »
 Günün bu vaktinde uykulu bir şekilde oturuyor olmama ( yanlış anlaşılmasın, yaşadığım ülkede saat farkı var :) ) ve de altı ayak kısmından sonra sinek olduklarını anlamama rağmen oldukça eğlenerek okudum. Son kısmı ise ayrı bir güzeldi. Elinize sağlık...

Çevrimdışı KingKiller

  • ***
  • 519
  • Rom: 2
    • Profili Görüntüle
Ynt: Olay Yeri Vızıltıları
« Yanıtla #13 : 05 Ekim 2012, 17:09:01 »
Sonunda baya baya güldüm. Çok güzeldi. Elinize sağlık.
“Ona reddedemeyeceği bir teklif sunacağım” ( Don Vito Carleone)

Kayıp Rıhtım Arşiv Forum

Ynt: Olay Yeri Vızıltıları
« Yanıtla #13 : 05 Ekim 2012, 17:09:01 »