Kayıt Ol

Sanki

Sanki
« : 05 Şubat 2014, 15:06:49 »
Hava her zamanki gibi harikaydı. Güneşin şefkatli sıcağının, rüzgarın adeta sevgi dolu dokunuşuyla mükemmel bir uyum içinde olduğu ideal bir gündü. Yaprakların, kenarları ağaçlarla dolu yolun ortasına doğru süzülerek yolu yeşil ve kahverengi bir halı gibi kaplamalarını arabasıyla üstlerinden geçerek bozmak istemedi.

Böyle bir günde yürümemek olmazdı. Hatta daha kestirme olan yol yerine daha uzun yolu seçti. Zaten izin günüydü, bütün gün ona aitti. Doğrusu böylesine güzel günler o kadar nadir de değildi, ama garip bir şekilde doyamıyordu insan. Her gün onunla iç içe olmasına rağmen doğaya karşı içgüdüsel bir özlem her zaman kalıyordu içinde nedense.

İşe gitmemiş olmasının sebebi de ilaçlarının bitmiş olmasıydı. Daha fazla ilaçlarını almayı geciktirirse psikiyatra görünmek, kontrolden geçmek, hatta o devasa şırıngalardan damarlarına yakıcı sıvılar enjekte ettirmek zorunda kalabilirdi.

Adımlarını hızlandırdı.

Yaklaşık yirmi dört sene önce, sene 2013’te (kendisi doğmadan çok önce), Dünya’nın bütün ülkeleri tarafından oy birliği ile yaşamakta olan her insan için geçerli olacak katı bir yasa çıkarılmış. Bunun sebebi de bütün gezegende ölümcül bir salgının neredeyse bütün insan ırkının yok olmasına sebep vermesiymiş. Ona anlatılanlar bunlardı, kesin olarak bilmiyordu fakat o zamanları hatırlayabilecek kimseyi de tanımıyordu.

Daha doğrusu, hiçbiri sağ değildi.

Düşüncelere dalmış, gözleri yola bakıyordu, ama görmüyordu. Okulda sürekli ona öğretilenleri düşünüyordu. Çıkarılmış olan yasaya göre, yeryüzündeki istisnasız her insan aldığı ilk nefesinden, verdiği son nefesine kadar bu isimsiz ilacı her gün kullanmak zorundaydı. Bu sayede salgınlardan, ırkının yok olmasından korunacaktı insanoğlu.

Kendisi de öyle yapıyordu zaten, her gece uyumadan önce isimsiz, desensiz beyaz hapı diline yerleştirip bir bardak su yardımıyla sistemine karıştırıyordu ilacı.

Tabii, dün geceye kadar.

Kurumuş bir yaprağa basıp çıtırdamasını duyduğunda garip bir şey fark etti. Burnuna bir koku geliyordu, hayatında ilk defa aldığı bir kokuydu. Tam olarak açıklayamasa da, beyni ona bu kokunun çürümüş bir şeyin tutuşmasından gelebileceğinin sinyalini verdi, yanık kokusuydu. Etrafına baktı, rüzgarın geldiği yöne çevirdi kafasını, yangın göremedi hiçbir yerde. Sağına, soluna, hatta gökyüzüne baktı, kokunun kaynağını bulamadı. Belki ileridedir diye düşünerek yoluna devam etti. Sağlık merkezine gecikiyordu, ilacını almalıydı artık.

Günlük hayatında bulunmayı en çok sevdiği yere varmak üzereydi. Sağlık merkezine giderkenki o ufak gölü gördüğünde ister istemez her seferinde gülümsüyordu. Sanki her gördüğünde daha da güzelleşiyordu o küçük göl, yüzeyinde tek bir kıpırdanma bile olmuyordu, çevresini saran ağaçlar ve hayvanlar bile saygı gösteriyordu sanki gölün zarafetine. Burun deliklerini doldurup beynini uyaran o garip koku gitmişti, almıyordu artık. Gölün manzarasını kapatan son ağacı da geçtiğinde olduğu yere adeta çivilenmiş gibi olduğu yerde kaldı.

Göl yerinde yoktu.

Yanlış gelmiş olamazdı, her hafta geldiği bir yoldu burası, zaten başka yol da yoktu. Ama kafasını karıştıran ve daha çok da korkutan şey bu değildi; daha önce gölün olduğu yerde devasa bir çukur vardı. Dibinde derin çatlaklar, çatlakların içinde gezen daha önce hiç görmediği garip böcekler vardı. Ağzında daha önce çok nadir tattığı bir tat fark etti. Beyni, bu tadın kükürt olduğunun sinyalini verdi.

Çok değil, belki birkaç gün önce buradan geçmişti ve her zaman durup baktığı, gülümseyerek hayranlıkla izlediği gölün yerinde dev bir krater, kraterin dibinde çatlaklar vardı. Her defasında gördüğü renkli ve sevimli hayvanların sanki yıllar önce ölmüşler gibi kemikleri ve kalıntıları görünüyordu sadece. Orada burada erimiş, bükülmüş metal parçaları seçiliyordu.

Böceklerin haricinde tek bir yaşam belirtisi yoktu.

 Bir haftadan az bir sürede nasıl bir dönüşüm geçirmiş olabilir burası? Ve daha önemlisi;

Nasıl?

Kol saatinin alarmı çalmaya başladı. Sağlık merkezine gecikmişti. Kalan son onbeş dakikalık mesafeyi koşar adımlarla yürüyerek merkeze ulaştı.

Ağzında kükürt tadıyla görevliye sordu:

“İlerideki göle ne oldu böyle?”

Görevli cevap verdi:

“Ne olmuş?”

“Görmediniz mi henüz?”

Görevli bu sorusuna “Benimle dalga mı geçiyorsun?” dercesine bir bakışla yanıt vermeyi tercih etti.
Henüz görmedi herhalde, belki işe başka bir yoldan geliyordur diye düşünerek asıl geliş sebebini hatırladı. Görevliden haftalık ilaç ihtiyacını aldıktan sonra bir tane beyaz hapı ağzına atıp hemen yuttu. Gitmeden önce ilacı aldığına dair bir belge imzaladı, (devlet tarafından ücretsiz olarak dağıtılıyordu) ve evine doğru yürümeye başladı.

Yaklaşık on beş dakika sonra tekrar göle vardı. Ağzındaki ekşimsi kükürt tadı kaybolmuştu.

Küçük gölün neredeyse tamamen şeffaf suyunu, güneşin sıcak dalgalarını yansıtan dümdüz yüzeyini seyretti. Ağaçların ne kadar eski ama güçlü ve yeşil olduklarını, küçük ve sevimli hayvanların mutluluk içinde yuvalarına götürecek yemek aramalarını izledi kocaman bir gülümsemeyle.

Hava her zamanki gibi harikaydı. Güneşin şefkatli sıcağının, rüzgarın adeta sevgi dolu dokunuşuyla mükemmel bir uyum içinde olduğu ideal bir gündü. Her şey olması gerektiği gibiydi.
"The woods are lovely, dark and deep,  
  But I have promises to keep,  
   And miles to go before I sleep,  
    And miles to go before I sleep."

Sentetik Distopya tüm kitap sitelerinde mevcuttur a dostlar. (Ayrıca, daginikoda.com'a bir bakın derim)

Çevrimdışı grikunduz

  • **
  • 369
  • Rom: 6
  • Est solarus oth mithas
    • Profili Görüntüle
    • HayalGezer
Ynt: Sanki
« Yanıtla #1 : 05 Şubat 2014, 15:55:35 »
Çok başarılı bir öykü olmuş gerçekten. Özellikle sonunu bağlamamanız, bizi dehşet içinde bırakırken karakteri mutlu bırakmanız bambaşka bir tat katmış öyküye. Kesinlikle tebrikler.

" ilk nefesinden son verdiği son nefesine kadar"

Bu kısma takıldım biraz. Kelime tekrarı rahatsız etmiş.

Birde anladığım kadarıyla ilaçsızlık durumunu göstermek için önce koku duygusunun düzelmesini (tabi ilaç yokken gördüklerini gerçek kabul edersek) sonrasında ise görme duygusunun düzelmesini vermişsiniz. Belki birazcık daha bu geçiş üzerinde durabilirdiniz.

Ynt: Sanki
« Yanıtla #2 : 05 Şubat 2014, 16:18:21 »
Çok başarılı bir öykü olmuş gerçekten. Özellikle sonunu bağlamamanız, bizi dehşet içinde bırakırken karakteri mutlu bırakmanız bambaşka bir tat katmış öyküye. Kesinlikle tebrikler.

" ilk nefesinden son verdiği son nefesine kadar"

Bu kısma takıldım biraz. Kelime tekrarı rahatsız etmiş.

Birde anladığım kadarıyla ilaçsızlık durumunu göstermek için önce koku duygusunun düzelmesini (tabi ilaç yokken gördüklerini gerçek kabul edersek) sonrasında ise görme duygusunun düzelmesini vermişsiniz. Belki birazcık daha bu geçiş üzerinde durabilirdiniz.

Merhabalar sevgili grikunduz,

Belirttiğiniz kısımda yazım yanlışı yapmışım. Dikkatimi çektiğiniz için teşekkür ederim o noktaya :)

Aynen öyle efendim, ilacın etkisi azaldıkça gerçek dünya, tekrar devreye girince ise hayali dünyaya ait unsurlar güçleniyor. Ancak bu konunun üzerinde çok durmayışımın özel bir sebebi var, kahramanımız bu evreyi belki 10-15 saniyede, çok ama çok hafif bir şiddette yaşayıp atlatıyor. İçinde en ufak bir şüphe bile kalmıyor, bir yanılsama olarak algılanabilecek kadar hafif. Dolayısıyla okurun da o şüphe, o "N'oldu lan az önce?" durumunu çok hafif bir şekilde yaşamasını istedim. Üstünde durursam, düşünülecek bir nokta kalmazdı bana göre.

Okuduğunuz, yorumladığınız için teşekkür ediyorum efendim. Gözlerinize sağlık.
"The woods are lovely, dark and deep,  
  But I have promises to keep,  
   And miles to go before I sleep,  
    And miles to go before I sleep."

Sentetik Distopya tüm kitap sitelerinde mevcuttur a dostlar. (Ayrıca, daginikoda.com'a bir bakın derim)

Çevrimdışı duhan

  • **
  • 287
  • Rom: 2
    • Profili Görüntüle
Ynt: Sanki
« Yanıtla #3 : 05 Şubat 2014, 16:21:46 »
Şapkam olsa çıkartırdım. Bu kadar kısa bir öyküde,Bu kadar büyük bir tokat yemek hoşuma gitti. :D

tekrar tebrikler.

Çevrimdışı

  • ***
  • 581
  • Rom: 47
  • Hayvan Yemeyelim!
    • Profili Görüntüle
    • http://bulentozgun.blogspot.com/
Ynt: Sanki
« Yanıtla #4 : 05 Şubat 2014, 19:55:15 »
Artık alametifarikanız olan kısalık ve vuruculuk bu öyküde de kendini gösteriyor. Ne yalan söyleyeyim, ne zaman bir öykü eklediğinizi görsem seviniyorum. Öykülerinizin kısa ve bu kısalığa rağmen doyurucu olmaları beni çekiyor. Bu öyküleri bir kitapta görsem ve ardı ardına okusam belki onlara gereken değeri veremeyebilirim, o yüzden böyle arada bir paylaşmanız onları daha belirgin kılıyor. Elinize sağlık.

Ynt: Sanki
« Yanıtla #5 : 07 Şubat 2014, 22:39:30 »
Şapkam olsa çıkartırdım. Bu kadar kısa bir öyküde,Bu kadar büyük bir tokat yemek hoşuma gitti. :D

tekrar tebrikler.

Teşekkür ederim! Gözünüze sağlık efendim.

Artık alametifarikanız olan kısalık ve vuruculuk bu öyküde de kendini gösteriyor. Ne yalan söyleyeyim, ne zaman bir öykü eklediğinizi görsem seviniyorum. Öykülerinizin kısa ve bu kısalığa rağmen doyurucu olmaları beni çekiyor. Bu öyküleri bir kitapta görsem ve ardı ardına okusam belki onlara gereken değeri veremeyebilirim, o yüzden böyle arada bir paylaşmanız onları daha belirgin kılıyor. Elinize sağlık.

Bülend Bey, nazik yorumlarınızı gördüğümde asıl ben seviniyorum. Gönlünüze sağlık! Bununla birlikte, uzun bir ara oldu hikaye eklemeyeli, sınavlarıma çalışıyordum. Kahve komaları mı dersiniz, sabahlamalar mı dersiniz, paket paket sigaralar mı... Ama artık tekrar yazmaya başladım. Unutmamış olmanız beni çok mutlu etti. Teşekkür ediyor, iyi geceler diliyorum :)
"The woods are lovely, dark and deep,  
  But I have promises to keep,  
   And miles to go before I sleep,  
    And miles to go before I sleep."

Sentetik Distopya tüm kitap sitelerinde mevcuttur a dostlar. (Ayrıca, daginikoda.com'a bir bakın derim)

Çevrimdışı M.K.Immortal

  • **
  • 292
  • Rom: 2
    • Profili Görüntüle
Ynt: Sanki
« Yanıtla #6 : 09 Şubat 2014, 09:34:41 »
Nedense bu öykünüzün sonu pek çarpıcı gelmedi. En baştan ilacın anlatılmasıyla belli oldu hatta her şey.

Öyküleriniz güzel ama bir süreden sonra "devamı yine okuyucuya kalacak" gibi bir sıkılganlık beliriyor. Tam olaylar gelişiyor derken bir anda öykü bitiyor ve gerisini okuyucu yapsın der gibi kalıyor. Elbette sizin tarzınız bu ama okuyan olarak bu tarza alışınca pek bir anlamı kalmıyor kısacası. Mesela bu öykünün devamı olsa çok güzel olabilirmiş. Farklı şeyler denemenizi öneririm arada.

Yazı olarak zaten diyecek bir şey yok. Anlatım ve cümleler şahane. Ellerinize sağlık.

Ynt: Sanki
« Yanıtla #7 : 09 Şubat 2014, 15:53:23 »
Nedense bu öykünüzün sonu pek çarpıcı gelmedi. En baştan ilacın anlatılmasıyla belli oldu hatta her şey.

Öyküleriniz güzel ama bir süreden sonra "devamı yine okuyucuya kalacak" gibi bir sıkılganlık beliriyor. Tam olaylar gelişiyor derken bir anda öykü bitiyor ve gerisini okuyucu yapsın der gibi kalıyor. Elbette sizin tarzınız bu ama okuyan olarak bu tarza alışınca pek bir anlamı kalmıyor kısacası. Mesela bu öykünün devamı olsa çok güzel olabilirmiş. Farklı şeyler denemenizi öneririm arada.

Yazı olarak zaten diyecek bir şey yok. Anlatım ve cümleler şahane. Ellerinize sağlık.

Bunu yazarken hep biraz psikolojik, biraz felsefi, biraz da siyasi göndermeler yapmak istedim. Şaşırtmak değildi tam amacım.

İkinci söylediğinize gelince, aslında tam da geçenlerde yatağımda yatmış tam olarak bunu düşünüyordum. "Sonlu bir şey koyayım artık, yoksa toplu dayak yiyeceğim sonunda sanırım." diye düşündüm :D

Ve öyle de yaptım nihayetinde, tam hikayemi eklemeye geldim ki yorumunuzu gördüm :) Teşekkür ederim değerlendirmeniz için. Gönlünüze sağlık!
"The woods are lovely, dark and deep,  
  But I have promises to keep,  
   And miles to go before I sleep,  
    And miles to go before I sleep."

Sentetik Distopya tüm kitap sitelerinde mevcuttur a dostlar. (Ayrıca, daginikoda.com'a bir bakın derim)

Kayıp Rıhtım Arşiv Forum

Ynt: Sanki
« Yanıtla #7 : 09 Şubat 2014, 15:53:23 »