Kayıt Ol

Anket

Sizce Nasıl?

Çok Güzel
0 (0%)
Güzel
5 (62.5%)
Geliştirilmesi Lazım
3 (37.5%)
Eh işte
0 (0%)
Berbat
0 (0%)

Toplam Oy Verenler: 8

Segragon

Çevrimdışı segraron

  • **
  • 152
  • Rom: -4
    • Profili Görüntüle
Segragon
« : 24 Temmuz 2009, 21:25:04 »
                                      SEGRARON
                                         
                                        GİRİŞ
 
 
 Halk Darağacı Meydanı’nda toplanmıştı. Burada mahkumlar idam edildiği için adı da Darağacı Meydanı’ydı. Meydana yakın iki katlı bir evin terasından olanları izliyordum. Görevim idam edilecek kişiyi kurtarmaktı. Aynı zamanda O benim akıl hocam, eğitmenimdi. Şu ana kadar bildiğim herşeyi ona borçluyum.
 
 
                                    BÖLÜM I EĞİTİM
 
 Herşey on yıl önce ‘Arkadya Casuslar Akademisi’(A.C.A.) nde başladı. Henüz on yaşındaydım. Babam beni buraya eğitilmem için yollamıştı. Önümde bir dağ büyüklüğünde olan bir saraya benzeyen kilometrelerce genişliğinde bir arazisi olan A.C.A duruyordu. O an çok heyecanlanmıştım. Buraya her yıl sadece birkaç kişi alınıyordu. Ve birkaç kişi mezun olabiliyordu. Demir kapı açıldı içeri sağ ayağımla adım attım. Babam güven verici bir şekilde sırtımı sıvazladı. Taş yolda binanın girişine doğru yürümeye başladık. Üniformam ve diğar eşyalarımı almak için bir odaya girdik. Eşyalarımı aldım bundan sonrasında babam bana eşlik etmeyecekti bundan sonraki on yıllık eğitimimde aile kavramı diye bir şey olmayacaktı. Babama son bir kez baktım. Bana gülümsedi, o anda bana güvendiğini anlamıştım ve sırf o bana güvendiği için buradan mezun olmayı başaracaktım.
 Yanımda bir görevli vardı beni öğretmenimin yanına kadar götürerek bana eşlik etmiş oldu. Öğretmenim kırklı yaşlardaydı. Fakat yüzündeki tecrübe saygı ve sadakat onu daha olgun ve yaşlı gösteriyordu. Ona ilk baktığım anda büyüyünce onun gibi olmaya karar vermiştim. Elini omzuma attı etrafı gezerek:
 
-          Eğitime başlamadan önce seninle biraz etrafı gezelim.
 
-          Peki öğretmenim.- sesim çok titrek ve heyecanlıydı-
 
-          Senin adın ne evlat?
 
-          Siyah Ejder efendim.
 
-          Hayır evlat senin adın ne?
 
 Benden gerçek adımı istiyordu. Bu ona karşı duyduğum güven, saygı ve sadakati gösterecekti.
 
-          Segraron efendim.
 
-          Peki Segraron bundan böyle ne dersem yapacağına öl dersem öleceğine yemin ediyor musun?
 
 
 
 Bu sadakat yeminiydi. Bu yemini ederek ona tamamen bağlanacaktım. Birkaç saniye düşündüm ve gayet net bir şekilde evet dedim. Bana şöyle bir baktı. Gözlerimin içine bakarak:
 
-          Sana güveniyorum SEGRARON adım ETHERİAL.
 
-          Sana güveniyorum ETHERİAL.
 
 
 Bu şekilde sadakat sağlanmıştı. Bir gün sonra eğitim başlayacaktı. Efendi Etherial başka bir görevli çağırdı. Görevli beni yeni odama götürdü. Odam fazla büyük değil ama küçük de değildi. Kahverengi çarşaf ve yorganı olan bir yatak vardı. Duvarda A.C.A işaretinin olduğu bir tablo duruyordu. Duvarlar açık maviydi. Dışarıya bakan büyük bir pencere vardı. Pencere   eşkenar dörtgen şeklindeydi. Kapının yakınında bir kitaplık vardı. Kitaplığın raflarına tozlu ağır eski kitaplar dizilmişti. Kitaplar şunlardı:
 
-          I. Düzey Dövüş Sanatları.
-          II. Düzey Dövüş Sanatları.
-          III. Düzey Dövüş Sanatları.
-          Suikast Tekniği Düzey I.
-          Suikast Tekniği Düzey II.
-          Suikast Tekniği Düzey III.
-          A.C.A Tarihi.
-          Eskrim.
 
 
 Kitaplara baktıktan sonra günün yorgunluğundan kendimi yatağıma attım. Uzanırken tavana bakıyordum. Bir piramid gibiydi. Gitgide yükselen bir prizmaya benziyordu. Ona bakarken kendimi uykunun yumuşak kollarına braktım. Rüyamda:
 ‘ Siyah Ejder! ‘ Efendi Etherial bana sesleniyordu. Yanına gittim. Elime pürüzsüz oklavaya benzeyen bir sopa verdi. ‘ Saldır bana Siyah Ejder! ‘ Galiba bu eğitimin bir parçasıydı. Ona doğru gelişi güzel bir hamle yaptım. Kendi sopasıyla gözle görülemeyecek bir hızla savunup koca ve ağır eliyle karnıma bir yumruk attı.
 
 
 Ter içinde kalktım. Bana vuran kişi ise oda arkadaşımdı. Henüz onunla tanışmamış olsamda çok rahat davranıyordu. Yataktan kalkıp dolabıma giderken:
 
-          Ben Karaçam sen kimsin?
 
-          Ben de Siyah Ejder. –çok sinirli olduğumdan sinirli bir yanıt vermiştim.-
 
-          Nereye?
 
-          Eğitime olacak ne sandın!
 
 Üniformamı giyip odadan çıktım. Görevli beni bekliyordu. Beni Efendi Etherial’ın yanına kadar götürdü. Orada bir tek ben ve o vardı. Efendi Etherial:
 
-          Eğitime hazır mısın Segraron?
 
-          Evet efendim!
 
-          Beni takip et!
 
 Bahçeden çıkıp birkaç kapı ve kordiordan geçip başka bir eğitim sahasına geldik. Fakat burada bir fark vardı. Her yer engelliydi. Çukurlar, halatlar, sırıklar ve tahta sopalar. Efendi Etherial cebinden bir parşömen çıkardı. Sessizce bir şeyler mırıldandı. Bana döndü:
-          Segraron, burada yazılanlara göre iyi kılıç kullanma potansiyelin varmış. Bu yüzden senle kılıç eğitim ile başlayacağız.
 
-          Emredersiniz efendim!
 
 Bana bir tahta kılıç uzattı. Sonra beni kukla adamların yanına götürdü. Tekrar bana döndü:
 
-          Kırmızı ile boyalı bölgeler ölümcül, turuncu ile boyalı bölgeler yavaş yavaş öldürücü, sarı ile boyalı bölgeler hayat boyu sakatlık, mavi ile boyalı bölgeler ise zararsız fakat acı çektirip bayıltan bölgelerdir.
 
 Tekrar dolaşmaya başladı. Sonra aniden hızla bir tahta kılıçla bana bir hamle yaptı. Hamle yaptığı bölge mavi bölgeydi. Sadece reflekslerim sayesinde bu hamleyi savuşturabildim. Kafamın kenarına hızla bir hamle yaptı. Anında yere düşüp bayıldım. Gözlerimi açtığımda başımda bir bandaj olduğunu çok şiddetli bir şekilde ağrıdığını ve bir yatakta olduğumu fark ettim. Efendi Etherial içeri girdi. Bana baktı:
 
-          Kırmızı bölge Segraron. Daha dikkatli olmalısın.
 
 Benim ayağa kalkmama yardım etti. O anda sıkı bir eğitimden geçeceğimi anladım. Az kalsın ölecektim fakat eğitime hiç ara vermeden devam edecektik. Elime tekrar bir tahta kılıç verdi. Bu sefer daha hafif hamleler yaptı. Boyalı bölgeleri gösteriyordu. Ve ne zaman hangi bölgeye saldıracağımı anlatıyordu. Tam sekiz saat boyunca hiç ara vermeden kılıç eğitimine devam ettik. Akşam olmuştu. Kollarım kopmuştu fakat ona baktığımda en ufak bir yorgunluk belirtisi göremedim. Efendi Etherial:
 
-          Hadi biraz yemek yiyelim Segraron.
 
-          Peki efendim.-sesim aşırı derecede bitkindi-
 
 
 Büyük bir odaya girdik. Buraya oda demek burası için hakaret olurdu. Burası bir saraydı. İçerde bir sürü eğitmen ve öğrencileri vardı. Birisi Efendi Etherial’a el salladı. Siyahlara bürünmüş kılıcı suikast bıçağı ve diğer malzemeleri tam olan biriydi. Efendi Etherial ile onun yanına gittik. Efendi Etherial’ın yüzüne bir gülümseme yayıldı. Adama:
 
-          Vay vay vay bizim küçük Rokford’a ne olmuş böyle sanırım artık tam bir suikastçi ve casus olmuşsun.
 
     -     Evet efendim ben seçildim yarın ilk görevime Feoa’ya gidiyorum.
 
 
 Sonra Efendi Etherial beni Rokford’la tanıştırdı. Hep beraber tıka basa yemek yedik. Sonra da bir saat mola vererek odama çekildim. Karaçam beni bekliyordu. Ona:
 
-          Sabah söylediklerim için özür dilerim Karaçam sadece çok sinirlenmiştim.
 
-          Sorun değil asıl ben özür dilerim yumruk atmak istememiştim sadece hafifçe dürtmek istedim.
 
-          Peki, senin eğitmenin kim?
 
-           Al Ettat ya seninki?
 
-          Efendi...
-          Efendi ney?!
 
İyi de onun adını nasıl söyleyecektim. Aramızdaki sadakat yemini bozlurdu.
 
-          Efendi Kersan.
 
-          İlk defa duyuyorum. Neyse biraz eğlenmeye ne dersin? Zaten bir saat molamız var vaktimizi iyi geçirmeliyiz.
 
-          İyi de nasıl?
 
     Gidip kendi dolabını açtı. Bir kutu çıkardı. Kutunun içinden de bir sürü şeker vardı.
 
-          Hadi yiyelim.
-          ...(sessizlik)
-          Hadi orada sap gibi durma da gel.
 
-          Sen ye ben biraz uyuyacağım.
 
-          İyi sen bilirsin.
 
 Zaman düşündüğümden daha çabuk geçti. Ders zili tüm şiddetiyle çaldı. Tabii ben bunu zil çaldıktan beş dakika sonra duydum. Aceleyle kalkıp Efendi Etherial’ın yanına koştum. Efendi Etherial:
 
-          Geç kaldın Segraron.*
 
-          Evet efendim çok özür dilerim.
 
 Yanıma yaklaştı. Devasa elini kaldırıp suratıma çok şiddetli bir tokat attı. Sanki yüzüme tokat değil de yıldırım düşmüştü. Yüzümün yarısı kıpkırmızı oldu. Bu şekilde bir daha geç kalmayacağımı öğrendim. Aradan az bir süre geçti ve bana bir poşet dolusu buz verdi. Bu buzları yanağıma bastırdım. Henüz ağrım geçmeden ayağa kalkıp eğitime başladık. Buranın bu kadar disiplinli olacağını bilmiyordum. Efendi Etherial:
 
-          Al bakalım Segraron. Bugün bir kılıçla nasıl saldırılacağını öğreneceksin.
 
 Bana her zamanki oklava benzeri sopalardan verdi. İki saat boyunca bu konuda çalıştık. Yatma vaktim gelmişti. Bir görevli beni odama kadar bıraktı. Üniformamı çıkarıp kendimi yatağa attım. Sabah kalktığımda çok sıkı bir kahvaltı yaptım. Akşam ve önümüzdeki bir ay boyunca aynı şeyleri tekrar ettik.
 
 
  Karaçam koşarcasına odamıza girdi. Bir saatlik moladaydık. Yatağa uzanmış ona bakıyordum. Kendi dolabına girdi. Oradan bağırarak:
 
-          Burada olduğumu kimseye söyleme!
 
-          Neler oluyor yine Karaçam?
 
-          Sus bir şey yok gibi davran!
 
-          Tamam.
 
 İçeri Karaçam gibi koşarcasına bir görevli girdi. Hızla bana döndü:
-          Siyah saçlı esmer tenli kendi boylarında bir çocuk gördün mü?
 
-          Hayır efendim.
 
-          Allah belasını versin onun!
 
 Aynı hızla geri çıktı. Koridorda görevlinin ayak sesleri duyuldu. Karaçam muzip bir şekilde gülerek dolaptan çıktı. Bana döndü:
 
-          Bak Siyah Ejder daha önce hiç böyle bir hançer gördün mü?
 
-          Onu nerden buldun?
 
-          Odaya doğru geliyordum. Tavandaki resimlere daldım. Sonra bir görevliye çarptım. Sanırım rütbeli biriydi, çünkü elimdeki mücevherli hançeri taşıyordu. Zaten başıma bir bela almıştım. O adama çarpmıştım. Ben de kendi kendime dedim ki ‘oğlum başın zaten belada böyle bir fırsat karşına çıkmış kap kaç bıçağı!’ sonra kaptım kaçtım. Koşarak odaya geldim. Sonrasını zaten biliyorsun.
-          İyi de neden adamın bıçağını çaldın! Özür dileyip gitseydin!
-          Adam rütbeliydi. Böyle adamlara çarpıp da ölenler var. Zaten kesin beni de idam ettirecekti.
 
-          Tamam bundan böyle başın belaya girerse benden hiç yardım isteme.
 
-          Merak etme söz. Bir şey olmaz bana canım.
 
-          Tamam ne yapalım?
 
-          Önce şu hançeri biryere saklayalım. Eğitimim bitince pazarda satar zengin olurum.
 
-          Kesin...
 
-          Sen merak etme de şunu saklayacak bir yer bulmama yardım et.
 
 
 Birkaç dakika sonra.
 
-          Galiba buldum saklayacak bir yer.
 
-          Neresi?
 
-          Şu A.C.A. tablosunu arkasına takalım.
 
-          Tamam iyi fikir.
 
-          Sen koy ben şu A.C.A. Tarih Kitabına bakacağım.
 
 
 İçindekilere baktım. A.C.A. hazinesi adında bir bölüm vardı. Orayı açıp okumaya başladım. Sanırım uzun süre okumuşum, çünkü Karaçam sızmış ve kulakları sağır eden ders zili çalmıştı. Kitabın arasına kitabın ayracını yerleştirdim. Sonra da kitabı kaldırdım. Karaçam’ın yanına gittim ve onu dürttüm. Uyanmadı. Daha sert dürttüm. Yine uyanmadı. Sonra elimi yumruk yapıp hızla karnına sağlam bir yumruk attım. Hızla doğruldu:
-          Oha! Hayvan herif!
 
-          Ne! Uyandırıyordum.
 
-          Tamam hadi geç kalmadan gidelim.
 
 
 İkimizde koşarak eğitmenlerimizin yanına gittik. Bu sefer geç kalmamıştım. Eğitmenim  bana haala kılıç tutmayı onunla bir olmayı öğretiyordu. Daha yeni yeni savunma duruşlarını öğreniyordum. Saatlerce kılıç eğitimine devam ettik.                   
 
 Bu bir aylık eğitim süresince ailemi düşündüm. Babamla A.C.A’ya gitmeden önce anneme bunu söylememiştik. Çünkü eğer söyleseydik gitmeme izin vermezdi. Ve ben A.C.A’ya gitmeyi herşeyden çok istiyordum. Ama annemi de çok özlüyordum. Ona mektup göndermeye karar verdim. Bir gün mola saatlerinden birinde kağıt ve kalem bulup geçirdiğim günleri teker teker yazmaya başladım. Bunları yazmam normalde beş taş çatlasın altı saat sürerdi. Ama beş altı gün sürdü. Sebebiyse bir günde sadece bir saat mola ve eğitim bitince çok yorgun olmamdı. Mektubum bitince sırada nasıl aileme ileteceğim kalmıştı. Molalardan birinde bahçeye çıktım. Oradan nöbetçilerin olduğu yere gittim. O arada aylardır daha doğrusu hiç bahçeye adım atmadığımı hatırladım. Nöbetçilere bu mektubu habercileri vermesini ve onların da Ejder ailesine teslim etmelerini söyledim. Ama askerler beni hiç takmadı. Ben de gidip mektubu yatağımın üzerine bıraktım. Ve erkenden eğitim sahasına gidip antreman yaptım. Efendi Etherial bana bir ay sonra birinci sınıfların eskrim yarışması olacağını söylemişti. Başta okul sonra ülke ve ondan da sonra dünya da yarışılacaktı. Ödülü ise on bin İspanyol Altını’ydı. Ve bu yüzden birkaç günden beri molalarımda da yemeğimi yiyip tekrar sahaya dönüyordum. Efendi Etherial bu çalışkanlığımdan çok hoşlanmıştı. Daha önce hiçbir öğrencisinde bendeki azim, dikkat ve saygının olmadığını söylemişti. Mola ve akşam eğitiminden sonra koşarak odama girdim. Saatlerce A.C.A Tarihi okudum. Sonra geç bir vakit olduğunu anladım. Ve yataktan kalkıp üstümü giydim. Kalın ve sağlam bir pelerin taktım. Sonra da Karaçam’ı uyandırıp gizlice okuldan çıkıp mektubumu mektup kutusuna atıp döneceğimi söyledim. Ve bunun tehlikeli olacağı için hançeri istedim. O da bir şartla vereceğini söyledi. Gelmek istediğini tutturdu. Tırmanma eğitimi alıyormuş. İnat yapmayıp kabul etmek zorunda kaldım çünkü hem bana yardımcı olurdu hem de Karaçam’ın ne kadar inatçı olduğunu biliyordum ah Karaçam ah keşke bu kadar inatçı olmasaydın. O da giyindi. Tablonun arkasından hançeri aldım. Ve kemerime taktım. Karaçam da dolabını karıştırıp mont ve uzun sağlam ayrıca fazla da ağır bir yılanı andıran bir halat çıkardı. Bunu sardı. Sonra da omzuna geçirdi. Kapıyı açtık. Devasa denecek kadar uzun ve geniş olan koridoru meşaleler aydınlatıyordu. Koridorun köşesinden bir görevli çıktı. Hemen  kapıyı kapattık. Görevli geçince hemen odadan çıktık. Köşeyi dönüp büyük avluya vardık. Kütüphanenin yanından geçerken adamın konuşma sesini duyduk:
 
-          ... saçmalama Evans bu çok zor ve imkansız bir şey.
 
-          Hayır dostum, eğer bunu yaparsak yedi sülalemiz zengin yaşar.
 
-          Haklı olabilirsin. Ama yine de olmaz.
 
-          Senden istediğim şeyi getirdin mi?
 
-          Evet neden?
 
 
 Son konuşmalar bunlardı. Bir bıçak sesi ve inleme duyduk. Hızlıca bir heykelin arkasına geçtik. Adam tam bir beyefendi gibi giyinmişti. Kısa sarı saçları vardı. Minikçe de burun altı ince bir bıyık bırakmıştı. Tıpkı bir Bezganlalı’yı andırıyordu. Etrafına sinsice baktı. Koridorun köşesinden bir nöbetçi belirdi. Hemen kılıcını çekip adama doğru koşmaya başladı. Adam kılıcı ustaca bir şekilde hançeriyle savuşturdu. Tam o anda hançerimi çıkarıp adama koştum. Adam nöbetçiyle ilgilenirken havaya atlayıp hançerimin kabzasıyla adamın kafasının arkasına beyinciğinin olduğu yere sertçe bir darbe indirdim. Bu vuruş onu hayat boyu sakatlayabilirdi. Neyseki sadece bayıldı. Nöbetçi çok şaşkın bir halde bir adama bir bana baktı. Sonra tekrar bana döndü ve:
 
-          Hayatımı kurtardın küçük dostum.
 
-          Rica ederim.
 
-          Pekii, senin burada ne işin var?
 
-          Mektubumu gönderecektim efendim.
 
-          Bunu ben hallederim.
 
-          Sahiden mi çok teşekkür ederim.
 
-          Sana güveniyorum...
 
-          Segraron. Sana güveniyorum...
 
-          Zekerres.
 
-          Bu yaptığından dolayı ödüllendireleceksin Segraron.
 
-          Gerçekten çok teşekkür ederim. Biz artık odamıza dönsek iyi olur Zekerres.
 
-          Siz mi başka biri daha da mı var?
 
-          Evet bir de oda arkadaşım...
 
 Tam o sırada Karaçam heykelin arkasından çıkarak buraya geldi.
 
-          Tarden.
   
-          hadi artık gidelim Segraron.
 
-          Peki Tarden.
 
-          Yarın ikiniz de ödüllendireleceksiniz. Oda numaranız kaç bir görevli sizi müdürün odasına götürecek
 
-          İki yüz elli dördüncü oda.
 
-          Tamam Segraron ve Tarden, iyi geceler.
 
 
 Odamıza doğru yöneldik. Tarden çok mutlu gözüküyordu. Tabii, ben de.
Yataklarımıza girdik. Çok geçmeden Tarden’in horlama seslerini duydum. Rahatlayarak büyük bir oh çektim.
 
Sabah kalktığımda hemen Tarden’i uyandırıp üniformalarımızı giydik. Görevli çok geçmeden odamıza geldi. Bize müdürün odasına kadar eşlik etti. İçeride dört kişi vardı. Müdür, Zekkeres, Al Ettat ve tabii ki de Efendi Etherial. Eğitmenlerimizin yüzlerinde gurur verici birer gülümsemeler vardı. Müdür bize doğru döndü. Ve konuşmaya başladı:
 
-          Siyah Ejder ve Karaçam. Size minnettarım. Çok tehlikeli bir İngiliz suikastçisi ve hırsızını yakaladınız. Ödül olarak ailelerinize biner altın ve tabiiki de iki yüz dönümlük iki tane arsa verilecek. Bugün şehir meydanında tüm vatandaşlara bu kahramanlığınız anlatılacak. Ve size elimdeki altın madalyalar takılacak. Kahraman unvanınız olacak. Ve son olarak bu yaptığınız A.C.A Tarih Kitabına geçecek. Şimdi derslerinize geri dönebilirsiniz.
 
 
 Efendi Etherial beni Al Ettat da Tarden’i eğitim sahasına götürdü. Bu sefer öğrendiklerimin genel bir tekrarını yaptık. Ama bu sefer çalışmamız tüm gün değil sadece iki saat olmuştu. Çünkü duyurular yapılmış ve herkes şehir meydanına gidiyordu. Biz de hazırlanmalıydık. Tarden ve beni bir hamama götürüp masaj yapıp yıkadılar. Yepyeni sosyetik kıyafetler giydirdiler. Saçlarımızı taradılar. Ve artık hazırdık. Yanımızda muhafızlar vardı. Bizi kürsüye belediye başkanı ve müdürün yanına götürdüler. Müdür olayı halka anlattı. Belediye başkanı da madalyalarımızı taktı. Gözlerimle annemi arıyordum. Ve buldum bana gülümsüyordu el sallıyordu. Tabii yanında babam da vardı. Benimle gurur duyuyor olmalıydı. Tören bittiğinde ailemin yanına gittim. İki gün boyunca onlarla kalabilecektim. Mektubumu alıp okumuşlardı ama ben daha ayrıntılı bir şekilde. A.C.A’da başımdan geçenleri ve tabii ki o muhteşem adamı Efendi Etherial’ı anlattım. Onu anlatırken gözlerim parlıyordu. İki günümüzü gezerek, arsaya domates ekerek, çalışarak ve eğlenerek geçirdik. İkinci günün akşamında annem ve babamla uymuştum. Sabah erken bir vakitte kapımız çalındı. Ayrılma vakti gelmişti. Babama ve anneme sıkıca sarıldım. Gözlerim dolmuştu. Ama eğer eskrim yarışmasını kazanırsam hem aileme tekrar altın verilecekti hem de onlarla daha fazla vakit geçirebilecektim. O yarışmayı kazanacaktım. Buna mecburdum.
 
 Efendi Etherial bana sımsıkı sarıldı. Beni özlediğini söyledi. Onunla saray okulu bir gün boyunca gezdik. Yarışmaya son bir hafta kalmıştı. Ondan sonraki günlerde çok sıkı bir şekilde çalıştık. Yeni hareketler ve savunma taktiklerini öğrendim. Ve işte o gün gelip çatmıştı. Dünya çapında yapılan             
      BÜYÜK  MÜSABAKA.
 
 
 
 
 
                                           SEGRARON
 
                          BÖLÜM II
         
                 BÜYÜK MÜSABAKA
                                 
                           KISIM I
 
 
 Tüm birinci sınıf eskrim dersi alan öğrenciler devasa arenada toplanmıştı. Çok heyecanlıydım. İlk müsabakam başlamak üzereydi. Efendi Etherial son bir kez bana baktı. O bakışı hiçbir zaman unutmadım. İsimlerimiz ve eğitmenlerimizin isimleri okundu. Karşımdaki çocuğun adı Koşan Ayı’ydı ve  benim boylarımdaydı fakat çok iriydi. Hepimiz tokalaşıp selam verdik ve borazan çaldı. Ellerimizde ucu köreltilmiş küçük çapta kılıçlar vardı. Efendi Etherial’ın her zaman söylediği taktiği uygulayacaktım. Savunmada bekle ve tam o saldırdığı sırada geri kaçıp tek bir hamle yüzüne savur. Bu taktik işe yaramıştı. Geri sıçradığım sırada çocuğun dengesi bozuldu. Doğruca ileri atılıp aşağıdan bir hamle ile yüzüne sağlamca vurdum. Koşan Ayı’nın suratı dağıldı. Ağzından ve burnundan kangeldi yüzü mosmor olmuştu Koşan Ayı yerdeydi. Birinci round bu şekilde sona ermişti. On dakika molamız vardı. Koşarak Efendi Etherial’ın yanına gittim. Benim hazır olduğumu biliyordu ama yine de bana taktik verdi:
 
-          Bak Segraron birinci roundu mükemmel bitirdin. Rakibini fena kızdırdın ve ayrıca fena yaraladın. Senin üzerine büyük bir hız ve şiddetle saldıracaktır. Eğilip arkasına geçmeyi dene, bu şekilde tekrar dengesini bozacaksın. Rakibin yere düşmeden önce ilk olarak koltuk altına alttan sağlam bir darbe indir. Bu darbe ile rakibin dizlerinin üzerine düşecektir. Gerçek bir dövüşte boynuna vurman gerekirdi ama bu bir müsabaka olduğu için kafasının yan bölümüne fazla hızlı değil ama ağırlığını vererek vur!
 
-          Peki efendim. Tuvalete gidebilir miyim?
 
-          Tamam, ama acele et.
 
 Koşarak tuvalete gittim. Tuvaletten çıktıktan sonra koca bir bardak su içtim. Ve zaten vakit gelmişti. Tekrar arenaya çıktık. Koşan Ayı’nın yüzü dağılmıştı. Ve tıpkı Efendi Etherial’ın dediği gibi olmuştu. Öfkeyle bana saldırdı, ben eğilerek arkasına geçtim, koltuk altına bir darbe indirdim, o diz üstü yere düştü ve son olarak kafasına sağlamca vurdum. İkinci round da böyle kısa bitmişti. Tabii Koşan Ayı’yı hemen hastaneye kaldırdılar. Birinci maçı rahatlıkla almıştım. Daha diğer öğrencilerin yapacağı yirmi maç vardı. Ve bu bir gün sürerdi. Bu yüzden ben serbesttim. Bu serbestliğimi Tarden’i izleyerek geçirdim. Duvarlara küçük yapılara tıpkı bir maymun gibi saniyeler içinde tırmanıyordu. Eğitmeni ondan da fenaydı duvarda yürüyordu. Tarden’i izlemek bir yerden sonra sıkıcı gelmeye başladı. Yorgunluğumu atmak için jakuzilere gittim. Orada bir ya da yarım saat kaldım. Tarden’in eğitimi bitmişti benimki gibi bir gün değil sadece yedi saat sürüyordu. O da benim burada olduğumu öğrenip jakuziye geldi. Ben de o geldiği için çıkmaktan vazgeçtim. Saatlerce orada kaldık. Jakuzi çok rahatlatan bir şeydi. Artık sızacağımı anladım ve odama çekildim. Hava kararmıştı. Muhtemelen saat sekizi geçmişti. Odama geldiğimde kendimi sıcak yatağımın içine attım. Kafamı yastığa koyar koymaz mışıl mşıl uyumaya başladım.
 
 Sabah kalktığımda Tarden yatağında değildi. Herhalde eğitimdedir diye düşündüm. Üniformamı giyindim, bugün bir saat arayla iki müsabakam olacaktı. Toplam yirmi dövüş kalmıştı ve geride kırk kişi vardı. Efendi Eherial bizzat kendisi gelip beni dev yemekhaneye getirdi. Burada sağlam bir kahvaltı yaptık. Arenaya gitme vaktimiz yaklaşıyordu. Efendi Etherial büyük sofradan kalktı. Beraber arenaya gittik. Üst ve alt deri zırhlarını üzerime taktım. Ayrıca ekstra güvenlik için deri kaskımı da taktım. İsimler söylendi ve ikinci maçım başladı. Bu sefer karşımdaki yetenekli birine benziyordu. Ben her zamanki gibi savunmada bekledim. Rakibim döner hamle ile savunmamı kırdı. Döner hamle yaparken hem hız kazanılır hem de ağırlığınızı verebilirsiniz. Savunmam kırılır kırılmaz ikinci bir döner hamle ile savunmasız başıma doğru kılıcını savurdu. Son anda eğilip ayağına çelme taktım. Rakibim yerdeydi kılıcımı boğazına dayadım. Borazan sesi duyuldu ve birinci round bitti. On dakikalık bir molam vardı. Efendi Etherial’ın yanına gittim. Bana önce saldırmamı söyledi. Bu çok ani ve hızlı olmalıydı. Kafasına sağlam bir darbe indirip göğsüne bir tekme atacaktım. İhtiyaçlarımı giderip arenaya çıktım. Borazan sesi çaldı ve ikinci round başladı. Tüm gücümle rakibimimin kafasının sağ bölümüne kılıcımı savurdum. Ama rakibim ustaydı. Eğildi, o eğilirken sol bacağımla bir tekme attım. Bacağımı tuttu. Ben de diğer bacağımla bir tekme daha attım. Ben tekme atarken rakibim bacağımı döndürüp beni havada bıraktı. Havada dönerek sırtüstü yere düştüm. Kılıcını boğazıma dayadı. İkinci roundu o kazanmıştı. Ayağa kalkmaya çalıştım ama yapamadım, ayak bileğimde çok şiddetli bir ağrı vardı. Etraf bulanıklaştı. Kafamı çok kötü vurmuştum. Efendi Etherial koşarak yanıma geldi beni kucağına aldı. Artık etrafı göremiyordum bayılmıştım.
 
 Uyandığımda kendimi bir sedye-yatakta buldum. Berabere kaldığımız için üçüncü bir round daha vardı. Benim durumum dolayı ertelenmişti, ama sadece bir saat. Bana gerekli müdaheleler yapıldı. Bir saat boyunca uyudum. Kalktım ama bu sefer deri kask ve alt deri takım giymeyecektim. Ayağıma ve başıma zarar verebilirmiş. Efendi Etherial ile birlikte arenaya tekrar gittik. Borazan çaldı ve üçüncü round başladı. Savunmada bekledim. Rakibim tekrar döner hamleyle bana saldırdı. Ama bu sefer savunmamı kıramadı. Erkenden hamle yaptım ve kılıcını havadayken savundum. Kılıçlarımız birbirine bağlanmıştı. Karnına tüm gücümle sağlam bir tekme attım. Rakibim bir metre yuvarlandı. Ayağa kalkarken tüm gücümle döner hamle yapıp başına vurdum. Rakibim yere yığıldı. Üçüncü roundu ve maçı almıştım. Efendi Etherail’ın yanına gittim. Bir saatlik molamızı çalışarak geçirdik. Son on beş dakika ise yemek yiyip dinlendik.
 
 Borazan çalındı isimler okundu. Arenaya çıktım karşımdaki adamın vuruşları hep yukardandı. Bunu Efendi Etherial söylemişti. Rakibimin ismi Kızılkuş’du. Benden uzundu. Ve kumraldı. Onun uzun olması hem leyhine hem de aleyhineydi. Kızılkuş kafa hizamda kılıcını bana doğru savurdu. Ama bunu çok geç yapmıştı. O daha kolunu kaldırırken ben eğilip ona doğru koştum ve karnına bir yumruk attım. Sersemlemişti, karnını tutarak eğildi. Kılıcımı yerine koydum.  Tekrar koştum ve kafasını ellerimin arasına alarak suratının ortasına dizimle vurdum. Kızılkuş sandığımdan daha dayanıklıydı ya da ben yeterince güçlü değildim. Doğruldu bana yaklaştı. Kılıcını kaldırdı. O tam kaldırdığı sırada ben de kılıcımı çekip onun vuruşunu savundum. Tam o sırada kılıçlarımız birleşmişken burnuma bir kafa attı. O acıyı hala hatırlıyorum. Kılıcımı düşürdüm ve birinci roundu kaptırdım.
 
 Efendi Etherial burnuma buz koydu. Kanamam durmuyordu ve burnum çok şiddetli bir şekildi kaşınıyordu. Sanki burnumun içinde bir sürü karınca vardı. Birkaç dakika içinde kanamam azalmıştı. Kızılkuş’un da heryeri kan içindeydi. Molamızın bitmesine bir iki dakika kala Efendi Etherial bana sımsıkı sarıldı. Bana güveniyordu. Onu mahçup etmeyecektim. Verdiği eğitim mükemmelin de ötesindeydi deri zırhlarımı giyindim ve borazan çaldı. Arenaya çıktım. Kızılkuş’un da durumu benden farklı değildi. Borazan çalındı. İkinci round başladı. Kılıcımı çekip savunmada bekledim. O saldırdığı sırada dönerek hızımı alıp dirseğimle karnına tekrar vurdum. Karnını tutarak tekrar eğildi. Bende koşarak ayağımlar suratına bir tekme attım. Sırtüstü yere düştü. Boğazına kılıcımı dayadım. İkinci roundu almış oldum. On dakikalık moladan sonra tekrar arenaya çıktım. Ama Kızılkuş ortalarda yoktu. Borazancı herkesin duyacağı şekilde bağırarak Kızılkuş’un pes ettiğini söyledi. Böylece maçı da almış oldum.
 
 Geriye kalan birkaç günde bu şekilde geçti. Ama final günü diğer tüm günlerden farklıydı. Heyecanım doruktaydı. Daha doğrusu Efendi Etherial ile heyecanımız doruktaydı. Konuşmalar yapıldı. Ve bir sürü gereksiz şey söylendi. Borazan üç defa çaldı ve isimler okundu. Final günü olduğu için maç sadece bir round sürecekti. Arenaya çıktım. Ama bu arena okuldaki değil şehir meydanındaki arenaydı. Herkez buradaydı. Kızlar ‘Siyah Ejder’ diye bağırıyordu. Şimdiden hayranlarımın olması güzel bir şeydi. Kılıcımı çektim ve savunmada bekledim. İlk saldırıyı rakibim Çevik Kurt yaptı. Kılıcı bana değmeden kendimi geriye attım ve hızımı toplayıp ben bir hamle yaptım. Kenra çekilip kolumdan tuttu ve beni döndürmeye başladı. Bayağı başım dönmüştü. Kendimi geriye atıp onun kolunu çektim. Yaptığım hamleden dolayı bana dengesi bozuk bir şekilde hızla gelmeye başladı. Kılıcımla ayaklarına hızla vurdum. Dengesi iyice bozulup yere düştü ve düşer düşmez de bağırıp ayağını tutmaya başladı. Çökmüş durumdaydı. Suratına tekme atıp onu sırtüstü yatar vaziyete getirdim. Ve kılıcımı boğazına dayadım. Maç bitmişti. Kupamı ve madalyamı aldım. Bir gece iki günlüğüne ailemi ziyaret etme iznim vardı. Ondan sonra da Boralya ülkesine gidip dünya müsabakasına katılacaktım.
                                    II. BÖLÜM I. KISIMIN SONU


En koyu beyaz

Çevrimdışı segraron

  • **
  • 152
  • Rom: -4
    • Profili Görüntüle
ilk denemem eleştirilere açığım
En koyu beyaz

Çevrimdışı segraron

  • **
  • 152
  • Rom: -4
    • Profili Görüntüle
Ynt: SEGRARON
« Yanıtla #2 : 30 Temmuz 2009, 23:40:01 »
kimsenin eleştirdiği yok bakın biraz lütfeen
En koyu beyaz

Çevrimdışı vampireLLa

  • ****
  • 1273
  • Rom: 11
    • Profili Görüntüle
Ynt: SEGRARON
« Yanıtla #3 : 31 Temmuz 2009, 00:00:18 »
hmmm yarısına kadar geldim söyle söliyim sanki kelimeler arasında cok fazla atlama var yani bi an betimleme yaparken bi anda keskin bir şekilde baska bir cümleye acıklamaya geçmişsin.. dediğim gibi cümleler keskin bir şekilde bitiyor.. nasıl yumusak olur diye sorarsan nasıl ifade etsemki oluyor işte :p güzel bence gerçi kaçıncı yazın bu bilmiyorum ama derler ya hani yazdıkça yazdıkça ve okudukça herşey gelişir bu başlangıcınsa eğer dsonraki evrelerde yazımın telafuzun anlatısın kafandakini karsıya sunma daha cok gelişir ... bla bla işte :p acıklayıcı olmustur umarım
she's back!!

Çevrimdışı segraron

  • **
  • 152
  • Rom: -4
    • Profili Görüntüle
Ynt: SEGRARON
« Yanıtla #4 : 31 Temmuz 2009, 11:40:03 »
Eleştirin için teşekkürler dikkate alacam.
En koyu beyaz

Çevrimdışı mit

  • *
  • 5540
  • Rom: 96
  • Kronik Anakronik
    • Profili Görüntüle
    • Yorgun Savaşçı'nın Günlüğü
Ynt: SEGRARON
« Yanıtla #5 : 31 Temmuz 2009, 11:57:30 »
vampirella'nın eleştirisine aynen katılıyorum. Biraz daha detay, biraz daha yumuşak bir anlatımla çok daha güzel olur
Jackal knows who you are,
Jackal knows where you are.
Try to hide if you dare.
Do your best, i don't care.

Çevrimdışı segraron

  • **
  • 152
  • Rom: -4
    • Profili Görüntüle
Ynt: Segragon
« Yanıtla #6 : 31 Temmuz 2009, 20:14:59 »
dikkate alacam mit saol:D
En koyu beyaz

Çevrimdışı BerkeB

  • ***
  • 495
  • Rom: 7
  • Onu bulan herşey'i bulur
    • Profili Görüntüle
Ynt: Segragon
« Yanıtla #7 : 02 Ağustos 2009, 17:45:04 »
Güzel Yoldaş Bu işten pek anlamam ama Güzel geldi :)
Bakmayın şiir yazdığıma romantik değilim :).

Kayıp Rıhtım Arşiv Forum

Ynt: Segragon
« Yanıtla #7 : 02 Ağustos 2009, 17:45:04 »