Kayıt Ol

Üç Dünya

Çevrimdışı Daarlan Gardan

  • ***
  • 723
  • Rom: -1
  • to hell with gatech
    • Profili Görüntüle
Üç Dünya
« : 30 Ağustos 2012, 16:58:13 »
Giriş / Tanıtım

Tanrı son bir şans vermişti, dünya üzerinde bulunan üç elf boyu çarpışacaktı. Gezegende vahşet büyümüştü, tam bir kaos ortamı hakimdi. Meclisi ile toplaşıp bir karar vermişti, bir savaş olacaktı, bu savaş dünyanın tam merkezi olan Yitik Ova'da yaşanacaktı. Önceden hazırlıklar yapılmıştı, ovanın her bölümüne büyük hendekler kazılmıştı. Hendeklerin kazımında melekleri kullanmıştı. Bu tanrının planının parçasıydı. Savaşta bu kuyulara en çok hangi boydan asker düşerse, o boy yerin altında yaşamlarına devam edecekti. Bir diğer plan ise kaçanların üzerinde uygulanacaktı, aslında bu plan sayılmazdı. Savaştan en çok hangi boydan asker kaçarsa onlar gökyüzünde, bulutların tepesinde yaşamlarını sürdüreceklerdi. Savaşın sonunda Yitik Ova'da en çok hangi boydan elf kalırsa, onlar ki, tüm dünyanın hakimi olacaklardı.
''Civilizations have the morality and ethics they can afford.''

 — Larry Niven & Jerry Pournelle, ''Lucifer's Hammer''

''These colonies in nature can reach at least two million individuals at a time, last for decades, and occupy a hundred cubic meters of space. It was a wonderful achievement to see a fragment of this world captured all around you, so that you almost had the experience of being inside the ant colony when you were in that room.''

 — Robert Trivers, ''Natural Selection and Social Theory'', p. 162

''... Bu amaç doğrultusunda nükleer santraller hedeflenecekse, yapılması gereken şeyler vardır. Çünkü nükleer elektriğe geçiş bir hobi değil, bir akademik egzersiz hiç değil, temel bilimlerden yaygın endüstriyel alt yapıya açılacak bir uygulamadır.''

— Ömer Faruk Ağa Yarman 1993

Çevrimdışı Daarlan Gardan

  • ***
  • 723
  • Rom: -1
  • to hell with gatech
    • Profili Görüntüle
Ynt: Üç Dünya
« Yanıtla #1 : 30 Ağustos 2012, 20:31:19 »
İşte Gidiyoruz!

Molven avuçlarıyla suyu yüzüne yedirdi. Bereketli su, Bolem elflerinin kutsal olarak saydıkları kaynaktan akmaktaydı. Rivayet edilirdi, bilgeler anlatırdı, o kaynaktan akan sular ile elf boyuna adını veren Bolem şehrinin yangınları söndürülmüştü. Şimdi ise, savaşa giden her asker bu sudan içer, suyla yüzlerini yıkarlardı. Molven buna pek inanmazdı, suyun gücü olduğu söylenirdi, düşmanları onların yüzlerine baktıklarında yüzleri parıldardı ve düşmanlar hedefi ıskalardı.
''Yitik Ova'ya en geç ulaşanlar bizler olacağız,'' dedi kılıcını pelerini ile temizlemekle meşgul olan Endar.
Molven kafasını kaldırdı ve askerlerine bir göz gezdirdi, eğilirken fısıldadı. ''Dünyadan ayakları hiç eksilmeyecek olanlar da biz olacağız,'' dedi.
Endar'ın giydiği pelerin sarı renkteydi, ordunun geri kalanı gibi. Kumral saçları, zıhrının belli başlı bölümlerinde bulunan kahverengi işlemeler ile uyum içersindeydi. Bunun aksine Molven sarışındı, zırhı siyahtı, liderleri olduğu belli olsun diye sarı pelerinin arkasında büyük bir kılıç işlenmiş duruyordu. Burnunda en son yaptıkları savaştan kalma bir yadigar taşıyordu. Goldem eflerinin ünlü generallerinden biri olduğu için kendisiyle övünen Jombe ile karşılaşmıştı, Molven şu an buradaydı, Jombe ölmüştü, gitmeden önce liderin burnunda küçük bir sıyrık bırakmıştı. Mavi gözleri sıyrığa her takıldığında sövüyordu.

Endar, ordunun generallerinden birisiydi, bir diğeri ise yeşil gözleriyle dikkat çeken Salbonas'dı. Ve, şu an o elfin dudaklarında bir boru vardı. Durmadan öttürüyordu, öttürüyordu, kuşlar kaçıyordu, çevredeki hayvanlar yuvalarına kaçışıyorlardı.
''Vakit geldi kardeşim,'' dedi Molven üvey kardeşi Endar'a.
''Çok uzun bir yolculuk bizi bekliyor,'' diye karşılık verdi Endar.
Diğer elf boylarının aksine Bolem elfleri at binmezlerdi, çünkü yaşadıkları yer bir dağın tepesinde kuruluydu, herkesi kıskandıran, dünyaya tepeden bakan Bolem Şehri!
Ordu yavaş yavaş toparlanmaktaydı, generaller ordunun yanlarında duracak ve askerlerin kaçmalarını engelleyeceklerdi. Okçular en arkada konum almışlardı, olası bir saldırıda ön hatlarda bulunan askerler kalkanlarını kaldıracak ve arkada bulunan okçuları koruyacaklardı. Okçularda düşmanları savurmaya çalışacak, öldürecek veya öleceklerdi.


Not: Kısa kısa yazmak çok daha iyi olacak sanırım, bu sebep ile kısa kısa yazıyorum. Gerek uzun bölümlerin okunmaması, gerek ise uzun bölüm yazarken sıkılmam yüzünden böyle bir karar aldım.
''Civilizations have the morality and ethics they can afford.''

 — Larry Niven & Jerry Pournelle, ''Lucifer's Hammer''

''These colonies in nature can reach at least two million individuals at a time, last for decades, and occupy a hundred cubic meters of space. It was a wonderful achievement to see a fragment of this world captured all around you, so that you almost had the experience of being inside the ant colony when you were in that room.''

 — Robert Trivers, ''Natural Selection and Social Theory'', p. 162

''... Bu amaç doğrultusunda nükleer santraller hedeflenecekse, yapılması gereken şeyler vardır. Çünkü nükleer elektriğe geçiş bir hobi değil, bir akademik egzersiz hiç değil, temel bilimlerden yaygın endüstriyel alt yapıya açılacak bir uygulamadır.''

— Ömer Faruk Ağa Yarman 1993

Çevrimdışı Scyther

  • **
  • 160
  • Rom: 4
  • "Zira yürümeye değer bir yolum var!"
    • Profili Görüntüle
Ynt: Üç Dünya
« Yanıtla #2 : 30 Ağustos 2012, 23:36:07 »
Öncelikle konuyla alakalı değil ama ismini değiştirmeseydin keşke . :)

Diğer yazıların için hiç bir sözüm yok çok güzeller ama galiba savaş betimlemesinde ve savaş ortamını yaşatmakta daha tam gelişememişsin gibi geldi seni eleştirmemin iyi niyetli olduğunun farkında olmanı isterim . :)
Ben şu kasvetli havayı tadamadım bu okuyuşumda belkide şuan içimde bulunduğum durumdandır. İkinci defa okuduğumda daha iyi bir yorum yapabilirim galiba ama biraz  savaş betimlemeleri yap kendi kendine bence sıcak havanın baskısını ilk önce sen hisset . :)

Az da olsa olan samimiyetimize güvenerek bu yorumu yapıyorum . Lütfen yanlış anlama. :)
Hayalince oku. Hayalinle yaz.

Çevrimdışı Daarlan Gardan

  • ***
  • 723
  • Rom: -1
  • to hell with gatech
    • Profili Görüntüle
Ynt: Üç Dünya
« Yanıtla #3 : 30 Ağustos 2012, 23:44:38 »
Scyther: Yazdığım bir öykünün/yazının eleştirilmesi beni en mutlu edecek şeylerden biridir. Yaptığın eleştiri kendimin eksiklerini görmemi sağladı. Herkes hiç çekinmeden aramızda samimiyet olsun, ya da hiç bir şey olmasın eleştirebilirler, yazanlar yazacak ki, birileri eleştirsin, yoksa ''harika! muhteşem!'' gibi yorumlarla nasıl eksiklerimiz olduğunu anlayamayız. Birileri çıkıp eleştirmeli, fikirlerini söylemeli ki bizler şekil alalım, öyküye şekil verelim. Yorumun için çok teşekkür ederim, sıcak ortam Yitik Ova'da bu daha çok ekmeğin fırına verilişinden sonraki saniyeler. :)
''Civilizations have the morality and ethics they can afford.''

 — Larry Niven & Jerry Pournelle, ''Lucifer's Hammer''

''These colonies in nature can reach at least two million individuals at a time, last for decades, and occupy a hundred cubic meters of space. It was a wonderful achievement to see a fragment of this world captured all around you, so that you almost had the experience of being inside the ant colony when you were in that room.''

 — Robert Trivers, ''Natural Selection and Social Theory'', p. 162

''... Bu amaç doğrultusunda nükleer santraller hedeflenecekse, yapılması gereken şeyler vardır. Çünkü nükleer elektriğe geçiş bir hobi değil, bir akademik egzersiz hiç değil, temel bilimlerden yaygın endüstriyel alt yapıya açılacak bir uygulamadır.''

— Ömer Faruk Ağa Yarman 1993

Çevrimdışı Death Symbol

  • **
  • 67
  • Rom: 0
  • Dare to...
    • Profili Görüntüle
Ynt: Üç Dünya
« Yanıtla #4 : 31 Ağustos 2012, 00:08:28 »
Midkema ismi daha güzeldi gerçekten de.

Ben bu hikayenin daha ilk cümlesinde üzüldüm. Seninle alakalı bir durum değil. Oradaki Elf kelimesini görürkenden konudan çıkmak istedim. Zira Arda'ya dair hikayeler beni artık biraz sıkıyor. Hayal gücünü sadece belli bir noktada sınırlandırmak yerine, kendini pek çok öykü yazarın hikayelerinden beğendiğin kısımların kombinesini sıradanlık ötesine taşımayı amaç edinmelisin. Elfler, orta dünya, savaş. Bu hikayenin devamında neler olabileceği bile aklımın ucuna geliyor. Oysa diğer hikayelerini beğenmiştim. Örneğin Korku Tüneli. Korku Tüneli'ni okuyup arkasından bunu okuyunca üzülüverdim. Seviyeyi düşürmekten çok yükseltmek lazımdır.

Yazı dilin hoş. Gerçekten akıcı ilerliyor. Bir çırpıda okuyuveriyorum. Hoşuma gitmemesine rağmen okumamın sebebi, konunun başında da söylediğin gibi, kısa yazmış olmandır. Ama keşke sen kısa yazmasaydın da ben varsın okumaya üşenseydim, çünkü kısa yazarak insanlara kendini okutmak bir marifet değildir. Uzun uzun, sindire sindire, detaylıca olayları anlatmalısın. Eğer herhangi biri kalkar da 'Of be çok uzun okumam ben' derse, o adamdan okuyucu falan olmaz zaten. Bu öykü yazmanın ve öykü okumanın altın kuralı, baş tacıdır.

Sen yaz. Uzun yaz. Detaylı yaz. Emek vererek yaz. İnsanlar sırf uzundur diye okumazsa, okumasınlar. 10 kişi yerine 1 kişi okur belki ama, o 1 kişinin yorumu senin kısa yazılarına gelen yorumlardan 10 kat daha değerli olur. Sana daha fazla tavsiye verir ve yol gösterir bu 1 yorum.
'cos everybody hurts, sometimes.

Çevrimdışı Scyther

  • **
  • 160
  • Rom: 4
  • "Zira yürümeye değer bir yolum var!"
    • Profili Görüntüle
Ynt: Üç Dünya
« Yanıtla #5 : 31 Ağustos 2012, 00:30:37 »
Scyther: Yazdığım bir öykünün/yazının eleştirilmesi beni en mutlu edecek şeylerden biridir. Yaptığın eleştiri kendimin eksiklerini görmemi sağladı. Herkes hiç çekinmeden aramızda samimiyet olsun, ya da hiç bir şey olmasın eleştirebilirler, yazanlar yazacak ki, birileri eleştirsin, yoksa ''harika! muhteşem!'' gibi yorumlarla nasıl eksiklerimiz olduğunu anlayamayız. Birileri çıkıp eleştirmeli, fikirlerini söylemeli ki bizler şekil alalım, öyküye şekil verelim. Yorumun için çok teşekkür ederim, sıcak ortam Yitik Ova'da bu daha çok ekmeğin fırına verilişinden sonraki saniyeler. :)

Bunu duymak beni mutlu etti hem eleştiri konusu ve şu ekmeğin fırına verilmesi. :)
Acele et bence ekmek çok beklerse içeride salar kendini . ;)
Hayalince oku. Hayalinle yaz.

Çevrimdışı Daarlan Gardan

  • ***
  • 723
  • Rom: -1
  • to hell with gatech
    • Profili Görüntüle
Ynt: Üç Dünya
« Yanıtla #6 : 31 Ağustos 2012, 01:14:28 »
Karanlığın ve Gecenin Kardeşi

Deniz asiydi, kızgındı, cinnet geçiriyordu sanki. Goldem elflerinin en çok savaş kazanan lideri atıyla denizin sesini dinliyor, bir yandan da savaş ile ilgili planlar yapıyordu. Kara saçları, kara zırhı, kara teni, kara gözleri ile geceye rakip olmuşa benziyordu. Geceyi kokladı, askerlerinin yaktığı kamp alevlerine, küçük fakat savaşta ve savaş öncesi onlara çok büyük yardımları dokunacak olan taşınabilir demircilerden yükselen alevler eşlik etmekteydi. Bir kaç metre önünden geçen, arkadaşlarının ona ''Huysuz Temur'' diye seslendikleri komutan bile mutlu görünüyordu.
''Şarap,'' diye söylendi komutan. ''Daha fazla içmek istiyorum. Liderimiz Walldar çok yaş...''
Adam sözlerini bitiremeden tükettiği içkilerin etkisiyle düşüp kalmıştı. Walldar ona küçümser bir bakış gönderdi ve atını çevirip askerlerinin kamp kurduğu Kara Orman diye adlandırdıkları bölgeye doğru koşturdu. Ormana bu adı Walldar vermişti, bizlerin kara olduğu gibi, bu ormanda bizler gibi olmalı demişti.

''Dört gün önce kaleden çıktığında nereye gittin!'' diye çıkıştı liderin arkasından atını süren kara elf kızı.
''Peki sen neden bu cehennemdesin Canesline?'' diye cevapladı, bu kızın sorduğu sorunun cevabı değildi. Canesline yüzünü buruşturdu. Walldar onun yüz ifadesini görmek için döndüğünde önlerinden geçen sincaplardan birini ezebilirdi. Sağ ve sol kulağına dövülen kılıçların sesleri gelmekteydi, bu sesi seviyordu. Onun her zaman dinlemek istediği, bu yüzden durmadan sefere çıktığı şarkıydı. Sesler biraz olsun azaldığında yeni bir ses duyuldu. Askerler zırhları ile oturduklarından her hareketlerinde metal sesleri yükselmekteydi. Fakat bu ses kirliliğini bastıran başka bir ses daha vardı.

''Walldar'dır bizim liderimiz
O isterse bizler her yere gideriz
Geceyle kutsandık biz!
''

Goldem Kara Elf Devleti'nin askerleri hep bir ağızdan liderlerini anlatan ''Karanlığın ve Gecenin Kardeşi'' şarkısını söylemekteydiler. Lider şarkıya kendini kaptırmıştı, yanına gelip kılıcının kabzasıyla onu rahatsız eden Canesline'nin farkında bile değildi.
''Kadınları buraya sen getirdin,'' diye cevapladı geç de olsa kız. ''Hem de Son Savaş'ta kadınların olmamasını bildiren yazılı kanunu hiçe sayarak!''
''Her neyse, dört gün önce neden ortadan kaybolduğu mu sormuştun değil mi?''
Kız başını evet anlamında aşağı yukarı salladı, güzel biri sayılmazdı, lakin Walldar'ın eşiydi.
''O halde atını uçurma zamanı! Benimle birlikte at sürme vakti!''
Askerlerin şaşkın bakışları arasında iki at şaha kalkarak ilerlemeye başladılar, önde liderin atı, arkada ise liderin eşinin atı tozu dumana katmaktaydı.

''Daha ne kadar gideceğiz,'' diye sordu Canesline.
''Dünyanın merkezine geldin,'' diye yanıtladı gülümseyerek Walldar, elini kılıcından ayırmadan atıyla bayırdan aşağıya koşturmaya başladı.
Canesline onun kadar iyi binici olmadığı göstermişti, çok acele ettiği için atının ayakları kaymış ve kayalara çapmışlardı. ''Bir şeyim yok,'' diye gülümsedi Calestine, Walldar'ın her zaman ki küçümseyen bakışlarına karşılık olarak.
''İşte,'' dedi Walldar. ''İşte sana Yitik Ova!''
Canesline gözlerine inanamıyordu, tanrılar tarafından yerleştirilmeleri kesinleşmiş olan bölümde dev mancınıklar hendeklere yine onlar kadar dev taşları fırlatmaktaydılar.
Walldar'ın kahkahası mancınıkların başında beklemekte olan askerlerin dikkatini çekmişti, hepsi Goldem zırhını kuşanmış, güneş altında ter ile parlayan kara elflerdi.
''Civilizations have the morality and ethics they can afford.''

 — Larry Niven & Jerry Pournelle, ''Lucifer's Hammer''

''These colonies in nature can reach at least two million individuals at a time, last for decades, and occupy a hundred cubic meters of space. It was a wonderful achievement to see a fragment of this world captured all around you, so that you almost had the experience of being inside the ant colony when you were in that room.''

 — Robert Trivers, ''Natural Selection and Social Theory'', p. 162

''... Bu amaç doğrultusunda nükleer santraller hedeflenecekse, yapılması gereken şeyler vardır. Çünkü nükleer elektriğe geçiş bir hobi değil, bir akademik egzersiz hiç değil, temel bilimlerden yaygın endüstriyel alt yapıya açılacak bir uygulamadır.''

— Ömer Faruk Ağa Yarman 1993

Çevrimdışı Scyther

  • **
  • 160
  • Rom: 4
  • "Zira yürümeye değer bir yolum var!"
    • Profili Görüntüle
Ynt: Üç Dünya
« Yanıtla #7 : 31 Ağustos 2012, 14:16:30 »
Karanlığın ve Gecenin Kardeşi

Deniz asiydi, kızgındı, cinnet geçiriyordu sanki. Goldem elflerinin en çok savaş kazanan lideri atıyla denizin sesini dinliyor, bir yandan da savaş ile ilgili planlar yapıyordu. Kara saçları, kara zırhı, kara teni, kara gözleri ile geceye rakip olmuşa benziyordu. Geceyi kokladı, askerlerinin yaktığı kamp alevlerine, küçük fakat savaşta ve savaş öncesi onlara çok büyük yardımları dokunacak olan taşınabilir demircilerden yükselen alevler eşlik etmekteydi. Bir kaç metre önünden geçen, arkadaşlarının ona ''Huysuz Temur'' diye seslendikleri komutan bile mutlu görünüyordu.
''Şarap,'' diye söylendi komutan. ''Daha fazla içmek istiyorum. Liderimiz Walldar çok yaş...''
Adam sözlerini bitiremeden tükettiği içkilerin etkisiyle düşüp kalmıştı. Walldar ona küçümser bir bakış gönderdi ve atını çevirip askerlerinin kamp kurduğu Kara Orman diye adlandırdıkları bölgeye doğru koşturdu. Ormana bu adı Walldar vermişti, bizlerin kara olduğu gibi, bu ormanda bizler gibi olmalı demişti.

''Dört gün önce kaleden çıktığında nereye gittin!'' diye çıkıştı liderin arkasından atını süren kara elf kızı.
''Peki sen neden bu cehennemdesin Canesline?'' diye cevapladı, bu kızın sorduğu sorunun cevabı değildi. Canesline yüzünü buruşturdu. Walldar onun yüz ifadesini görmek için döndüğünde önlerinden geçen sincaplardan birini ezebilirdi. Sağ ve sol kulağına dövülen kılıçların sesleri gelmekteydi, bu sesi seviyordu. Onun her zaman dinlemek istediği, bu yüzden durmadan sefere çıktığı şarkıydı. Sesler biraz olsun azaldığında yeni bir ses duyuldu. Askerler zırhları ile oturduklarından her hareketlerinde metal sesleri yükselmekteydi. Fakat bu ses kirliliğini bastıran başka bir ses daha vardı.

''Walldar'dır bizim liderimiz
O isterse bizler her yere gideriz
Geceyle kutsandık biz!
''

Goldem Kara Elf Devleti'nin askerleri hep bir ağızdan liderlerini anlatan ''Karanlığın ve Gecenin Kardeşi'' şarkısını söylemekteydiler. Lider şarkıya kendini kaptırmıştı, yanına gelip kılıcının kabzasıyla onu rahatsız eden Canesline'nin farkında bile değildi.
''Kadınları buraya sen getirdin,'' diye cevapladı geç de olsa kız. ''Hem de Son Savaş'ta kadınların olmamasını bildiren yazılı kanunu hiçe sayarak!''
''Her neyse, dört gün önce neden ortadan kaybolduğu mu sormuştun değil mi?''
Kız başını evet anlamında aşağı yukarı salladı, güzel biri sayılmazdı, lakin Walldar'ın eşiydi.
''O halde atını uçurma zamanı! Benimle birlikte at sürme vakti!''
Askerlerin şaşkın bakışları arasında iki at şaha kalkarak ilerlemeye başladılar, önde liderin atı, arkada ise liderin eşinin atı tozu dumana katmaktaydı.

''Daha ne kadar gideceğiz,'' diye sordu Canesline.
''Dünyanın merkezine geldin,'' diye yanıtladı gülümseyerek Walldar, elini kılıcından ayırmadan atıyla bayırdan aşağıya koşturmaya başladı.
Canesline onun kadar iyi binici olmadığı göstermişti, çok acele ettiği için atının ayakları kaymış ve kayalara çapmışlardı. ''Bir şeyim yok,'' diye gülümsedi Calestine, Walldar'ın her zaman ki küçümseyen bakışlarına karşılık olarak.
''İşte,'' dedi Walldar. ''İşte sana Yitik Ova!''
Canesline gözlerine inanamıyordu, tanrılar tarafından yerleştirilmeleri kesinleşmiş olan bölümde dev mancınıklar hendeklere yine onlar kadar dev taşları fırlatmaktaydılar.
Walldar'ın kahkahası mancınıkların başında beklemekte olan askerlerin dikkatini çekmişti, hepsi Goldem zırhını kuşanmış, güneş altında ter ile parlayan kara elflerdi.

Savaş öykülerinde savaştan dahada güzel bölümler olabiliyor işte tam buradaki gibi. Askerlerin akşam eğlenceleri ve konaklamaları tamamen savaştan çok daha ilgi çekici, orduların yaptıkları hazırlıklar ve savaş alanının adapte edilmesi ama bence hepsinden daha iyisi tepeden izlenen büyük ve kudretli gözüken bir ordu bu sahneyi güzel anlatan bir öyküde bence savaş sahneleri bu sahnelere göre daha saydam kalıyor. :) Görünüşe göre sende bu dediklerimi yeterince iyi yapıyorsun . :)
Hayalince oku. Hayalinle yaz.

Çevrimdışı Daarlan Gardan

  • ***
  • 723
  • Rom: -1
  • to hell with gatech
    • Profili Görüntüle
Ynt: Üç Dünya
« Yanıtla #8 : 07 Eylül 2012, 19:26:49 »
Araladbarg Sınırı
Bölüm 1

Molven Colandoran ve babasının üçüncü evliliğinden doğan, on sene evvel yaşanan ''Kızılyüz'' salgınından sağ kurtulmayı başaran, aynı soy ismi taşıdığı üvey kardeşi Endar ile atlarının üzerinden orduya liderlik yapmaktaydı. Yolları giderek daralıyor ve zorlaşıyordu, bir kaç metre sonra gür yeşil ağaçlarla kaplanmış iki dağın arasından geçeceklerinin farkına vardılar. İki kardeşin yüzü aynı anda buruştu ve atlarını çevirerek arkalarında sonu görünmeyen ordularının askerleriyle bakıştılar. Askerlerin bulundukları yol da çok dardı, işte orada bir hareketlilik peydahlandı, miğferi kuru yapraklar ile kaplanmış bir adam ileriye atıldı. Onlarca askerin arasından çıkmış olduğu için kendisini şanslı sayıyordu, şaşkın bakışlar arasında derin derin nefes aldı. ''Aylaklık etmemeliyim,'' diye düşündü ve Molven ve Endar'ın bulunduğu bölüme doğru ilerlemeye başladı.

Endar kendilerine doğru yaklaşmaktaki bu yüzü tanımıyordu, belki de tanıyordu fakat hatırlamıyordu. Molven Colandoran, ''Güz'' adını verdiği ak atını sakinleştirmeye çalışmaktaydı. Endar kendisinin bile duyamadığı fısıltıyla ağabeyine gelenin kim olduğunu sormuştu. ''Gwiki,'' diye yanıtladı durgun ses tonuyla ağabeyi. Bu kısa cevaptan tatmin olmamış gibi devamını getirdi. ''Jeroet Klanı'ndan Gwiki.''
Yaklaşanın Gwiki olduğunu öğrenen Endar aklının karanlık köşelerinde bir keşfe çıktı. Jeroet Klanı'nın, Colandoran Klanı'na duyduğu düşmanlığı hatırlaması uzun sürmemişti.

Gwiki yanlarına geldi, her ikisinin önünde eğilerek onları selamladı. Adamın siyah askeri üniforması geçtikleri yolların etkisiyle tozlanmıştı ve çamurlamıştı. ''Ne oldu? Neden buradasın?'' diye sordu Molven merakla.
Gwiki Jeroet, eğildiğinde ve daha öncesinde tozlanan üniformasını elleriyle silkeledi. ''Onları boş ver,'' diye söylendi Molven tekrardan.
''Efendim,'' diye konuşmaya başladı Gwiki. Ses tonu gerçek bir Jeroet'li gibi sert ve keskin çıkmıyordu, sanki hasta olmuş da sesi kısılmış gibiydi. Konuşmasına devam etmek için Endar'a çekingen bir bakış gönderdi. Endar kafasını sağa doğru eğdi, yanaklarında gülümseme vardı.
''Araladbarg topraklarına giriyoruz efendim, şu ileride görmüş olduğunuz dağların içinden geçersek bizi böcek ezer gibi ezerler.''
''Nereden biliyorsun?'' diye karıştı Endar ve Molven'in muhafızlarından biri, adı Hankiran'dı, genç ve güçlü bir muhafızdı. İki kardeş muhafıza sert bir bakış gönderdiler, Gwiki belinde bağlı duran kuşağına ellerini geçirmiş liderlerine bakmaktaydı.
''Şey, efendim,'' diye konuşmaya çalıştı Gwiki. Molven sağ elini kaldırdı ve onu susturdu.
''Jeroet'ler, Araladbarg elflerine uzun seneler boyunca hizmet etmişlerdir, hatta ilk Jeroet, o zamanın Araladbarg Kralı Lasven'in yardımcısıymış. Bundan ikiyüzelli sene önce gerçekleşen İç Savaş'ta, Araladbarg'lar bu savaşa Kan Savaşı derler, Jeroet, Malvedon, Golander gibi bazı klanlar krallarına karşı geldiler ve isyan ettiler, bir çoğu katledildi. Geri kalanlara kapılarımızı açanlar bizler olduk.''
''Civilizations have the morality and ethics they can afford.''

 — Larry Niven & Jerry Pournelle, ''Lucifer's Hammer''

''These colonies in nature can reach at least two million individuals at a time, last for decades, and occupy a hundred cubic meters of space. It was a wonderful achievement to see a fragment of this world captured all around you, so that you almost had the experience of being inside the ant colony when you were in that room.''

 — Robert Trivers, ''Natural Selection and Social Theory'', p. 162

''... Bu amaç doğrultusunda nükleer santraller hedeflenecekse, yapılması gereken şeyler vardır. Çünkü nükleer elektriğe geçiş bir hobi değil, bir akademik egzersiz hiç değil, temel bilimlerden yaygın endüstriyel alt yapıya açılacak bir uygulamadır.''

— Ömer Faruk Ağa Yarman 1993

Çevrimdışı Daarlan Gardan

  • ***
  • 723
  • Rom: -1
  • to hell with gatech
    • Profili Görüntüle
Ynt: Üç Dünya
« Yanıtla #9 : 10 Eylül 2012, 00:44:01 »
Araladbarg Elfleri

Gwiki temkinli fakat kılıç kadar keskin sesiyle konuşmaya başlamıştı şimdi. Her iki kardeş de, adamın sesinin bu kadar çabuk sürede gür çıkmasını anlayamamıştı. Bir kaç saniye önce neredeyse kuş cıvıltısı kadar sessiz ve narindi.
''O saydıklarınız yanı sıra,'' diyordu adam. ''Kaldeon, Vomen, Lordan boyları da var efendim,'' dedi ve Molven'in şaşkın bakışları arasında kuşağına sarıldı. Molven ve Endar'ın, Gwiki'ye yoğunlaşan manalı bakışları adamı serseme çevirmiş gibiydi, yüz ifadesi askerlerin arasından fırladığı ilk zamana benzemekteydi.
''Bu kadar bilgi yeterli,'' dedi Molven. Güz nallarıyla yere çivi çakarcasına sert hareket ediyordu. ''Dünyanın sonu gelmiş, biz burada tarih bilgimizi kontrol etmekle meşguluz.''
''Pekala, ileride tehlike var ise ne yapacağız? Yitik Ova'ya, dünyanın merkezine gitmek için sadece bu yolu kullanabiliriz. Eski haritalar öyle söylemekte,'' dedi Endar endişeyle.
''Yolumuza devam edeceğiz,'' dedi Molven. Sesinde eskisinden daha bir kararlılık seziyordu kardeşi. ''Dünyanın sonu gelmiş,'' dedi tekrar. ''Şimdi ölsek ne fark eder? Uzun bir süre sonra o lanet ovada ölsek ne fark eder?''
Gwiki çekingen bir ifadeyle Endar'a yaklaştı.
''Efendim,'' dedi yine kısık çıkan sesiyle. ''Orduda bulunan tek Jeroet benim, etrafınız ise diğer farklı boyların liderleriyle sarılı. Onlar tarafından koruluyorsunuz, onlar da kendi boylarına liderlik yapıyorlar,'' eliyle bir atı işaret etti. Endar ata bir bakış attı. ''Benim boyumdan kimseler yok burada. Yolda yalnızlık çekiyorum ve tek kişiyim.''
''Tamam,'' dedi gülümseyerek Endar. ''Atla hemen o ata da, bizlere yetiş!''
Gwiki hareketlenmiş ata zıplayarak atladı ve kendinden beklenmeyen çeviklik ile atı çevirdi. Endar'ın yanında atını sürmeye başladı.

Ordu yavaş yavaş daralan yolda yavaşça ilerlemekteydi. İki dağın aralarına geldiklerinde, hiç beklemedikleri sessizlik ile karşılaştılar. Molven bundan memnundu, Endar kuşkuyla gür ağaçlarla kaplanmış tepeleri izlemekteydi. ''Tepe de, ne tepe ama!'' dedi hayretle. Dağ kadar büyüklerdi ve geniş bir alana yayılmışlardı.
''Rosenbaum!'' diye bağırdı Molven boğazı yıldırırcasına. Yanına beyaz bir beygir üzerinde sallanmakta olan uzun sarı saçlı bir elf yaklaştı ve selamını verdi.
''Poldonem saldoronis!'' diye emir verdi. Rosenbaum verilen elfçe emiri anladı ve ileriye doğru atını koşturmaya başladı. Rosenbaum gözden kaybolduğunda, tepelerden garip sesler gelmeye başladı. Yapraklar kıpırdıyor, dallar birbirlerine çarpıyordu. Molven bir kaç saniye gözlerini kapadı, gözlerini açtığında karşısında yarı çıplak iki elf kadını gördü. Siyah saçlı kadın, sarı saçlı cılız kadının üzerine atlamış ona hakaret ediyordu.
Gwiki oraya etrafı kollayarak yaklaştı. ''Efendim, bu işe karışmayalım. Tuzak olabilir,'' dedi.
Endar ve Molven dikkatle kadınları izlerken, ordunun diğer önemli kişileri de o bölgeye doğru yöneldiler, askerler kadınları izliyor ve hayranlıkla tezahurat yapıyorlardı.

''Ordularının dikkati dağıldı,'' dedi yüzünü kara boyayla boyamış elf beyi. ''Emir verdiğim an, ok atışına başlıyoruz arkadaşlar!''
''Volardina kalordian!'' diye bağırdı. Yayına çok önceden yerleştirmiş olduğu oku çekti Endar'ın atından çığlık sesleri yükseldi. Bolem elfleri ne olduğunu anlayamadan üzerilerine atlılar gelmeye başladığını fark ettiler. Rosenbaum atlıların en önünde gelmekteydi, onlardan kaçıyordu.
''Civilizations have the morality and ethics they can afford.''

 — Larry Niven & Jerry Pournelle, ''Lucifer's Hammer''

''These colonies in nature can reach at least two million individuals at a time, last for decades, and occupy a hundred cubic meters of space. It was a wonderful achievement to see a fragment of this world captured all around you, so that you almost had the experience of being inside the ant colony when you were in that room.''

 — Robert Trivers, ''Natural Selection and Social Theory'', p. 162

''... Bu amaç doğrultusunda nükleer santraller hedeflenecekse, yapılması gereken şeyler vardır. Çünkü nükleer elektriğe geçiş bir hobi değil, bir akademik egzersiz hiç değil, temel bilimlerden yaygın endüstriyel alt yapıya açılacak bir uygulamadır.''

— Ömer Faruk Ağa Yarman 1993

Çevrimdışı Scyther

  • **
  • 160
  • Rom: 4
  • "Zira yürümeye değer bir yolum var!"
    • Profili Görüntüle
Ynt: Üç Dünya
« Yanıtla #10 : 10 Eylül 2012, 16:52:32 »
Zirvede bir başlangıç ve zirvede sürdürülen bir yazı daha işte Daarlan Gardan'ın kalitesi bu !

Yazıdaki bir iki mantık hatası dışında (bunlar senin yazında olan hatalar değil tabi ki. Sen kurgulayıp yazıyorsun işin bu benim işimde senin yazını en ince ayrıntısına kadar bakıp eleştirmek. ) çok iyi. Zaten sendende bu beklenirdi.

Mantık hatası dediğim yerleri  şöyle açıklarsam ;
"Molven Colandoran, ''Güz'' adını verdiği ak atını sakinleştirmeye çalışmaktaydı. Endar kendisinin bile duyamadığı fısıltıyla ağabeyine gelenin kim olduğunu sormuştu." Bir at çok ses çıkarır ve sakinleştirirken bu kadar sessiz bir fısıltı zor duyulur.
"Yayına çok önceden yerleştirmiş olduğu oku çekti Endar'ın atından çığlık sesleri yükseldi." ve bir okçu birliği de emirden önce yaylarını gerip bekler ki oklar aynı anda gitsin ve şok etkisi yaratarak ilk okun saplanışından sonra kimse savunma yapamasın.

Sert eleştirimin nedeni bir kaç gündür bilgisayarımdaki arızalardan dolayı giremedim acısını çıkartayım dedim beni mazur gör . :)
Hayalince oku. Hayalinle yaz.

Çevrimdışı Daarlan Gardan

  • ***
  • 723
  • Rom: -1
  • to hell with gatech
    • Profili Görüntüle
Ynt: Üç Dünya
« Yanıtla #11 : 10 Eylül 2012, 17:36:37 »
Bu kadar sağlam ve mantıklı bir eleştirinin bana denk gelmiş olması, ne kadar sevindirici bir şey. Genelde öyküleri geç saatlerde, boş kafayla yazdığım için böyle hatalar, dikkatsizlikler oluyor desem bile, bunu çok deneyimli olsam da yapabilirdim. Çok önemli bir noktayı yakalamışsınız, bu kadar derinlere inerek okuduğunuz için teşekkür ederim.
''Civilizations have the morality and ethics they can afford.''

 — Larry Niven & Jerry Pournelle, ''Lucifer's Hammer''

''These colonies in nature can reach at least two million individuals at a time, last for decades, and occupy a hundred cubic meters of space. It was a wonderful achievement to see a fragment of this world captured all around you, so that you almost had the experience of being inside the ant colony when you were in that room.''

 — Robert Trivers, ''Natural Selection and Social Theory'', p. 162

''... Bu amaç doğrultusunda nükleer santraller hedeflenecekse, yapılması gereken şeyler vardır. Çünkü nükleer elektriğe geçiş bir hobi değil, bir akademik egzersiz hiç değil, temel bilimlerden yaygın endüstriyel alt yapıya açılacak bir uygulamadır.''

— Ömer Faruk Ağa Yarman 1993

Çevrimdışı Scyther

  • **
  • 160
  • Rom: 4
  • "Zira yürümeye değer bir yolum var!"
    • Profili Görüntüle
Ynt: Üç Dünya
« Yanıtla #12 : 10 Eylül 2012, 17:39:41 »
Senin yazılarını okumak bende çikolata etkisi yapıyor diyebilirim . :D Mutlu hissedebiliyorum kendimi. Belki de kafamdaki fantastik yazılar yapbozunu tamamlayan tek parça olduğu içindir yazıların.

Ben teşekkür ederim beni yanlış anlamadığın ve eleştirilere bu kadar açık olduğun için.
Hayalince oku. Hayalinle yaz.

Çevrimdışı Daarlan Gardan

  • ***
  • 723
  • Rom: -1
  • to hell with gatech
    • Profili Görüntüle
Ynt: Üç Dünya
« Yanıtla #13 : 12 Eylül 2012, 14:57:20 »
Jeroet

Gwiki uykusundan derin derin çalan boruyla uyanmıştı. Ne olduğunun farkında bile değildi. Etrafına bakındı ve ağzını bir balık girebilecek kadar açtı. Bu bir esneme miydi ya da şaşırdığı için miydi? Sorunun cevabını kendisi bile bilmiyordu.
Uyuduğu toprak zeminin biraz yakınlarından gelen nal sesleri onu korkutuyordu. Nal sanki bir tokmaktı, toprak ise bir demirdi, durmadan onu dövmekteydi. Pelerinini toparladı ve çantasına bir göz gezdirdi, bunları yaparken bedenin her yeri titremekteydi ve kalbi daha önce atmadığı kadar hızlı atmaktaydı. Nal sesi arkasında kesildi, bir atın sıradan sesleri başlamıştı. Kişniyordu, hızlı hızlı nefes alıp veriyordu.
''Beni korumakla görevli adam ne kadar da çok uyuyor böyle?'' diye sordu atın üzerindeki adam. Gwiki'nin bedenini soğuk bir rüzgar sarmalamıştı sanki, teriyle buluşan hava onu titretiyordu. ''Bu sesi tanıyorum,'' diye söyledi titremesini sürdürürken. ''Neler oldu böyle?'' diye sordu kendi kendisine, cevabını bilmese bile.
Arkasına temkinli hareketlerle döndü. Karşısındaki atlı Endar'dı. Gwiki Jeroet'in ağzı ilk uyandığında gördüğü manzaradan sonra açıldığı gibi açılmıştı yine.
Titremesini sürdürürken ellerini saçlarına götürdü. ''Savaş? Savaşa ne oldu, efendim? Tuzağa düşürüldük bizler, atınız yaralanmıştı. Belki de ölmüştü,'' bunları söylerken deli olduğunu düşünmeye başlamıştı içten içe.
Endar şaşkınlıkta adamı süzdü. Elleriyle ileride bulunan iki dağın arasını gösterdi. Dağların arasında troller nöbet tutmaktaydı. Onların etraflarında da ellerinde bir şeyler taşıyan canlıları gördü. ''Büyük ihtimal Araladbarg elfleri,'' diye düşündü Gwiki hayretler içerisindeyken.

Gözlerini kısıp baktığında da tahminin doğru olduğunu görmüştü. Elflerin ellerindeki cisimlerin, kırbaç olduğunu ve durmadan trollerin kalın derilerine indiğini fark etti.
Endar atını kendi çevresinde çevirdi. ''Sen neden bahsediyordun, korumam?'' diye sordu yüzündeki alaycı gülümsemeyle.
''Gerçek gibiydi,'' diye başladı Gwiki. ''Oraya giriyorduk ve üzerimize atlılar ve durmak bilmeksizin yağan oklar gelmekteydi. Ölüyorduk. İlk önce siz ölmekteydiniz, atınızla birlikte. Hemen yanımdaydınız. Sonra alev alan bir ok üzerime geldi. Kendimi kaçırmaya çalıştım,'' gözlerindeki korkuyu Endar görebilmekteydi. ''Kaçabildim. Alev almış ok arkamdaki askerleri vurdu. Hepsi alev aldılar. Kokuları halen burnumda,'' eliyle gözyaşlarını sildi ve oyalanmadan elini burnuna götürdü. Kokuyu halen alabiliyormuş gibiydi, eliyle Endar'ın alamadığı kokuyu dağıtmaya çalıştı.

''Söylemek gerekirse. Oraya girmeyi düşündük,'' adamın kızarmış yüzüne baktı. ''Sonra senin atında uyuyakaldığını gördüm. Molven, Jeroet klanıyla ilgili bir şeyler anlatıp dururdu,'' adamı süzdü ve içten bir gülümseme hediye etti. ''Sizler, senin soyundan gelenler tehlike olduğu zaman uykuya çekilir ve olacakları görmekteymişsiniz. Molven'e söylediğimde, mola verip kamp kurmamızı emretti.''
Gwiki anlatılan ve onlara bahşedilmiş özelliği daha yeni kullanıyordu. Halen şaşkındı. Endar konuşmasına devam etmek için atını sakinleştirdi.
''Bir kaç saat sonra sınıra,'' elini dağların arasına götürdü. ''Trolleri yığdılar.''
''Civilizations have the morality and ethics they can afford.''

 — Larry Niven & Jerry Pournelle, ''Lucifer's Hammer''

''These colonies in nature can reach at least two million individuals at a time, last for decades, and occupy a hundred cubic meters of space. It was a wonderful achievement to see a fragment of this world captured all around you, so that you almost had the experience of being inside the ant colony when you were in that room.''

 — Robert Trivers, ''Natural Selection and Social Theory'', p. 162

''... Bu amaç doğrultusunda nükleer santraller hedeflenecekse, yapılması gereken şeyler vardır. Çünkü nükleer elektriğe geçiş bir hobi değil, bir akademik egzersiz hiç değil, temel bilimlerden yaygın endüstriyel alt yapıya açılacak bir uygulamadır.''

— Ömer Faruk Ağa Yarman 1993

Çevrimdışı Scyther

  • **
  • 160
  • Rom: 4
  • "Zira yürümeye değer bir yolum var!"
    • Profili Görüntüle
Ynt: Üç Dünya
« Yanıtla #14 : 12 Eylül 2012, 23:31:27 »
Diğer bölümler bir bölüm için tam doyum sağlıyordu bende , bu bölüm birazcık daha kısa olmuş gibi geldi bana. Yanlış anlama bu bölümü şöyle anlatırsam daha iyi anlaşılır belki
 "Önünde çok güzel bir pasta var ve büyük bir dilim kesiliyor tabakla önüne koyuluyor ama çatal yok sabırsızlıkla ağzın sulanarak bekliyorsun." benim fikrim bu.

Bu arada fanın oluyorum yavaş yavaş adına fan siteleri falan açacağım. :)
Hayalince oku. Hayalinle yaz.

Kayıp Rıhtım Arşiv Forum

Ynt: Üç Dünya
« Yanıtla #14 : 12 Eylül 2012, 23:31:27 »