Kayıt Ol

Fahrenheit 451 - Ray Bradbury

Çevrimdışı LegalMc

  • ****
  • 1217
  • Rom: 33
  • Unimpressed was his default state.
    • Profili Görüntüle
Ynt: Fahrenheit 451
« Yanıtla #30 : 31 Ekim 2012, 23:26:57 »
Bradbury sonsuza dek gözlerini yumduğunda üzüldüm ama yeterince üzülemediğimi biliyordum. Çünkü daha önce hiçbir kitabını okumamıştım, fikirleri benim fikirlerimle hiç karşılaşmamıştı. Nasıl biri olduğunu bilmiyordum. Hatta Gaiman'ın "Ray Bradbury'i Unutmayacak Adam"ı bile fazla bir şey ifade etmiyordu benim için. Ama ne zaman ki Fahrenheit 451'i elime aldım ve okumaya başladım, her geçen sayfada biraz daha üzüldüm. Böyle bir adamı kaybetmenin değerini daha iyi anladım. Gaiman'ın neden böyle bir şey yazdığını da anladım. Bradbury, edebiyat aleminin göreceği en sert yazarlardan biri olduğunu bu kitabı yayımladığı anda göstermiş. Öncesinde dergilere gönderdiği yazılar ne nitelikteydi bilemiyorum ama Fahrenheit 451'in bambaşka bir şey olduğu çok açık. Kitapların olmadığı bir gelecek distopyanın ta kendisi. Şu an dışarı çıkıp sorsanız insanların yarısının umurunda olmayacaktır muhtemelen, ki kitapta da var böyle insanlar. Hatta öyle bir empoze edilmiş ki fikirler, kitabın ne olduğunu bilenler bile zor bulunuyor. Kitabın ne olduğunu tabii ki biliyorlar, ama neden kitabın var olduğunu, neden okunması gerektiğini ve okumayanların ne kaybedeceğini bilmiyorlar. Sürekli kaybediyorlar, kaybettikçe düşüyorlar. Sonsuz döngü teklemeden devam ediyor. Ama çark döndükçe merkezkaç kuvvetiyle bir iki kişi dışarı fırlıyor ve kitapları fark ediyor. Guy Montag isimli itfaiyeci de onlardan biri.

Yalnız bu distopyada beni kitapların yakılmasından daha çok etkileyen şey televizyon imparatorluğu oldu. Eserde televizyon resmen insanların büyük bölümünü ele geçirmiş. Bu kurbanları öyle bir sindirmiş ki, geriye ne bir zeka kırıntısı kalmış ne de düşünceden nasibini almış kelimeler. Guy Montag'ın eşi Mildred kitapta karşılaştığımız sanal yaşam ile gerçeği karıştıran karakterlerden biri. Öyle ki okurken onun cümlelerinde duraksayacaksınız, "ne kadar saçma bir cevap" diye düşüneceksiniz. Çünkü kendisi tamamen aklını yitirmiş durumda, diğerleri gibi. Evlerin duvarları tamamen televizyon kaplı bir şekilde, dört duvarla çevrelendiğinizde tamamen sanallıkta yaşamaya başlıyorsunuz. Gerçi Mildred sadece üç duvarla bile kendisini kaybetmiş durumda. Televizyondaki 'aile'lerde bulunan 'insan'ları kendi 'akrabalar'ı sayacak hale gelmiş. Çok acı verici sahnelerdi, ki günümüzde pek uzakta da değiliz bu konumdan.

Şu günlerde televizyon genelde yaşlı kadınları Mildred seviyesine çıkartacak kadar kendine çekiyor ve zihinlerini emiyor. Anneannem mesela... Televizyon izlemediği zamanlarda gayet bilinçli, tonton bir kadın ama televizyon açıldığı anda oturduğu yerden sadece dizideki kötü karaktere hakaret etmek için kıpırdıyor. Dizideki kız yere düştüğünde onunla beraber "uufff" diyor, adam karısını aldatırken "ooh, karın geliyor, basacak şimdi sizi terbiyesizler" diyor. Burada suçlu olan anneannem değil. Burada suçlu olan biz değiliz. İşin kötü yanı, burada suçlu olanlar dizi yapımcıları vs. de değil. Suçlu var mı bilmiyorum. Sanırım suçlu olan içgüdülerimiz ve duygularımız. Yavaş yavaş kendimizi kaybediyoruz. Kaybetmeyelim. Kaybetmeyin. Lütfen.

Fahrenheit 451, kitabı sadece okumuş olmak için okumayan, kitabın içindeki düşünceleri yakalamak ve onlar hakkında düşünmek, iyice değerlendirmek isteyenlerin bulabileceği en değerli eserlerden biri. Öyle ki, bir günde bitirebileceğim bir kitabı sadece düşünmek için kenara koyup ona bir gün boyunca dokunmadığım bile oldu. Yüzbaşı Beatty'nin yaptığı iki -ya da üç- konuşma kitaba ara verip düşünülesi ve karşı çıkılasıydı. Keşke yakın çevremde bu fikirleri hemen sıcağı sıcağına tartışabileceğim biri olsaydı kitabı okurken veya bitirdiğimde. Kendimi çok daha mutlu hissederdim. Şizofrenlik böyle başlıyor işte! Şaka bir yana, Montag'ın kitaplar hakkında önceden düşündükleri, sonradan düşündükleri, Clarisse ve amcasının düşündükleri ve yaptıkları, Mildred ve arkadaşları hep kitaptaki önemli sembollerdi. Sembolleri yorumladığınızda da, bana güvenin, bu kitaptan çok daha fazla zevk alacaksınız.

Clarisse demişken... Kimse dikkat etmese de hepimizin hayatında böyle biri illaki vardır. Belki bir kere görmüşüzdür, belki her gün görüyoruzdur. Ama hiçbiri "Mutlu musun?" diye sormaz. Yüzeysel anlamıyla değil ama, kitaptaki anlamıyla. Bir sorsa, eminim ki kitapta Guy Montag'ın hayatının değişmeye başlaması gibi bizimki de değişecektir. Ama hemen, ama kelebek etkisiyle.

Kitabın ön sözü olan Fahrenheit 451'in yazım hikayesi çok samimi ve etkileyiciydi. Bradbury'nin kütüphanelerde büyümesi, kitabı yazarken yaşadıkları, mücadeleleri çok güzel yansımıştı ve kitabın ruhunu yakalamak için ısıtıyordu bizi resmen. Bazı okurlar ön sözleri okumadan geçiyorlar, hiçbir kitapta yapmayın da, bunda hiç yapmayın. Fahrenheit 451 gözünüz önünde olgunlaşırken o meyveden bir ısırık almak ve gerekirse cennetten kovulmak isteyeceksiniz. Bu sefer "İşte yasak meyve!" yazan neon tabelaya güvenin ve lezzetli meyveyi sularını bileklerinizden aşağı akıta akıta yiyin. Meyve bittiğinde bir süre kendinizi tok hissedeceksiniz. Ama sonunda yine acıkacaksınız, bu sefer de yardımınıza Yakma Zevki, Resimli Adam veya Şimdi ve Daima koşacak. Tabii ki yeniden acıkacaksınız, ama kusura bakmayın. Bradbury'den bir tane var(dı). Malesef bununla yetinmek zorunda kalacaksınız.

Üsluba bakacak olursak, ben hiç beklemediğim kadar akıcı ve şiirsel buldum. Bazı yerlerde yapılan kelime, cümle tekrarları bambaşka bir hava katmış kitaba. Olaylar da bir-iki yer hariç sürükleyici bir şekilde devam ediyor. Zaten kitap da kısacık, hemen bitirebilirsiniz. Tam fayda almak içinse biraz yavaş okumak gerekiyor.

Ray Bradbury... Gitmeseydin keşke.

"Mutlu olmak için ihtiyacımız olan her şeye sahibiz, fakat mutlu değiliz."
Yaşasın!
Ne kadar da ideolojik yaklaşıyoruz birbirimize.

Çevrimdışı KoyuBeyaz

  • ********
  • 2754
  • Rom: 59
  • Rasyonalist dominant.
    • Profili Görüntüle
Ynt: Fahrenheit 451
« Yanıtla #31 : 01 Kasım 2012, 15:52:07 »
Yukarıdaki arkadaşı portala doğru itekleyebilir miyiz?
Uzay elbisemle kavgaya hazırım.

Çevrimdışı Fırtınakıran

  • *
  • 8351
  • Rom: 1
  • Unique Ravenclaw
    • Profili Görüntüle
Ynt: Fahrenheit 451
« Yanıtla #32 : 01 Kasım 2012, 15:52:56 »
Facebook'ta rezil ettik biz onu :P.

Çevrimdışı TheSpell

  • ***
  • 826
  • Rom: 16
  • Dovie'andi se tovya sagain.
    • Profili Görüntüle
Ynt: Fahrenheit 451
« Yanıtla #33 : 01 Kasım 2012, 16:00:05 »
Ne diyeyim, kitabı bitirdikten sonra böyle güzel bir yazı (inceleme) yapan birisi ciddi ciddi inceleme yazısı yapmak istese ne olur? Düşünmek bile insanı yoruyor :D

Çevrimdışı LegalMc

  • ****
  • 1217
  • Rom: 33
  • Unimpressed was his default state.
    • Profili Görüntüle
Ynt: Fahrenheit 451
« Yanıtla #34 : 01 Kasım 2012, 17:27:25 »
Aslında planlarıma göre böyle bir şey olmayacaktı bu. Kısa bir paragrafta hayranlığımı belirtecektim. Ama kontrolü kaybetmişim.

Tişikkirlir sipirminlir.
Yaşasın!
Ne kadar da ideolojik yaklaşıyoruz birbirimize.

Çevrimdışı TheSpell

  • ***
  • 826
  • Rom: 16
  • Dovie'andi se tovya sagain.
    • Profili Görüntüle
Ynt: Fahrenheit 451
« Yanıtla #35 : 08 Aralık 2012, 19:31:11 »
Bir hafta önce falan kitabı ben de bitirdim ve çok  hoşuma gitti.

Öncelikle Bradbury anlatmak istediği olayları, eleştirileri vs. çok iyi anlatmış, tam gözünden vurmuş. Kitabın başındaki kısa önsöz de çoğu şeyi açıklıyor zaten. Montag'ın nasıl yavaş yavaş değiştiğini, adeta büyüdüğünü görüyoruz kitapta. Clarisse ile tanışması, ardından gelişen olaylar.. Ray Bradbury'nin çok iyi ve şiirsel bir anlatımı var. Bu da insanı kitabın içine çekiyor, yaşanan şeylerin iç yüzünü daha iyi anlıyorsunuz.

Kitabın sonunda da bir, nasıl desem farkındalık hissi oluşuyor. Aydınlanma da diyebilirsiniz. (en azından bana öyle oldu) Sanki bir vahiy iniyor ve kitabın ne anlatmak istediğini birkaç saniyede çözüyorsunuz.

Velhasıl-ı kelam, okuyun okutun efendim. Okumayan çok şey kaçırır.

Çevrimdışı Lotrist

  • *
  • 20
  • Rom: 0
    • Profili Görüntüle
Ynt: Fahrenheit 451
« Yanıtla #36 : 05 Şubat 2013, 02:39:29 »
Fahrenheit 451 kesinlikle okunması gerekilen bir kitaptır. Okuduktan sonra en beğendiğim kitap listesinde ilk 5 e oturdu bunu söyliyebilirim. Konusu , yazarın kalemi , olayları ele alış , bakış açısı , detaylar vs hepsi çok muazzam ve okuru kendine bağlıyor. Tek solukta okunuyor , insan elinden bırakamıyor bu kitabı okurken , tüm Dünyası bi anda bu kitap oluveriyor.
"İnsan, üretmeden tüketen tek yaratıktır."

Çevrimdışı

  • ***
  • 581
  • Rom: 47
  • Hayvan Yemeyelim!
    • Profili Görüntüle
    • http://bulentozgun.blogspot.com/
Ynt: Fahrenheit 451
« Yanıtla #37 : 20 Nisan 2013, 16:05:05 »
Yine yeniden diline değinmek gerek bu güzide eserin, öyle güzel sözcük seçimleri öyle güzel ifadeler var ki insanı zevklendiriyor. Alıntılar derdimi bir nebze anlatacaktır (koyu kısımlar benim, alıntıların tamamı Zerrin Kayalıoğlu, Korkut Kayalıoğlu, İthaki, 1999 çevirisinden):

"Yüzü ince ve süt gibi beyazdı, her şeye bıkmayan bir merakla dokunmanın güzel açlığı vardı yüzünde." (s. 25)

"Montag kendini onun gözlerinde gördü. Tertemiz iki damla parlak suda, karanlık ve ufacık, ağzının kenar çizgileri kadar belirgin ayrıntılarıyla her şey oradaydı. Kızın gözleri mucizevi iki menekşe rengi kehribar gibi Montag'ı yakalayıp bozulmadan saklıyordu sanki. Yüzü, şimdi onun tarafına dönük şekliyle içi yumuşak, sürekli ışık dolu kırılgan bir süt kristalini andırıyordu." (s. 28)

"Ne kadar nadir diğer insanların yüzleri sizi sizden alıp, kendi duygularınızı, en derin titrek düşüncelerinizi size yansıtırdı?" (s. 33)

" 'Hem de çok aşığım!' Montag yüzüne sözcüklere uygun bir anlam vermeye çalıştı, ama öyle bir yüz yoktu." (s. 48)

" 'Sonunda evlerin hepsi yanmaz duruma getirilince, tüm dünyada (geçen akşamki varsayımın doğruydu), itfaiyecilere eski amaçla gerek kalmadı. O zaman onlara yeni bir görev verildi, bizim anlaşılabilir ve haklı aşağılık kompleksine kapılma korkumuzun odağı olan iç huzurumuzun sorumluları olmak; resmi sansürcüler, yargıçlar ve cellatlar olmak. İşte, Montag, sen ve ben bunlardan biriyiz.' " (s. 96)

" 'Merhamet, Montag, merhamet. Onlarla çekişip dırdır etme; biraz önceye kadar sen de onlardan biriydin. Sonsuza kadar devam edeceklerine o kadar eminler ki. Fakat edemeyecekler, bunun uzayda güzel bir ateş meydana getiren bir meteor olduğunu, fakat eninde sonunda bir gün çarpacağını bilmiyorlar. Onlar sadece alevi, senin de önceden gördüğün gibi, sadece güzel ateşi görüyorlar.' " (s. 155)

"Kitaplar fırlayarak ateşte yanan kuşlar gibi dans ettiler, kanatları kırmızı ve sarı tüylerle tutuşmuştu. Sonra, büyük, aptal canavarların beyaz düşünceleri ve karlı rüyalarıyla uyumakta oldukları salona geldi. Üç boş duvara da kısa birer yıldırım gönderdi ve boşluk ona doğru tısladı. Boşluk daha boş bir ıslık, mantıksız bir çığlık oluşturmuştu. Hiçliğin üzerinde sanat icra ettiği boşluğu düşünmeye çalıştı, fakat yapamadı. Boşluğun ciğerlerine girmemesi için nefesini tuttu. Odanın bu müthiş yalnızlığına, geri çekilip, -bütün odaya büyük bir parlak sarı ateş çiçeği göndererek son verdi. Her şeyi kaplayan yangına dayanıklı plastik tabaka yarıldı ve ev alevler içinde sarsılmaya başladı." (s. 173,174)

"Daha sonra, Montag karanlıkta yürüdü. Helikopterlerin yaklaşan uzun kışın ilk karları gibi indiklerini görebiliyordu..." (s. 191)

"Granger durup Montag'la geriye baktı. 'Büyükbabam, herkes öldüğü zaman geride bir şey bırakmalı, derdi. Bir çocuk, bir kitap, bir resim, bir ev, yapmış olduğu bir duvar ya da bir çift ayakkabı. Ya da ekili bir bahçe. Ellerinin bir şekilde dokunduğu ve ruhunun öldüğün zaman gidebileceği bir şey, öyle ki insanlar senin diktiğin ağaç ya da çiçeğe baktığı zaman seni orada görebilsinler. Ne yaptığın önemli değil, derdi, yeter ki sen ellerini onun üstünden çektiğin zaman, ona dokunduğun zamanki halini değiştiren bir şey yapmış olasın. Otları sadece biçen bir adamla, gerçek bir bahçıvan arasındaki fark dokunuştadır, derdi. Otları biçen bir adam orada hiç bulunmamış gibidir, fakat bahçıvan ömür boyu oradadır.' " (s. 227)

Çevrimdışı strider

  • **
  • 141
  • Rom: 2
    • Profili Görüntüle
Ynt: Fahrenheit 451
« Yanıtla #38 : 19 Haziran 2013, 14:39:06 »
Ray Bradbury henüz ölmeden önce, bir kitap fuarında –artık tezgâh mı denir, stand mı- kitapların arkasındaki abla bana çok dil dökmüştü bunu almam için. Ama nedendir bilinmez, almamıştım o zaman. Geç de olsa okudum kitabı, çok şükür ki hiç okumamış olanlardan değilim artık. Okumayanlara sesleniyorum, bir an önce bulup okuyun; göz korkutacak bir kitap değil zaten, bir çırpıda bitiveriyor. Ama siz o çırpıyı uzatın: Okuyun, durun, düşünün ve tekrar okuyun.

Kitabın başındaki yazılma öyküsü beni çok etkiledi. Kütüphaneden çıkmayan Bradbury’yi sevdim, kitabın sonundaysa fazlasıyla sevmiştim artık.

"Ona kulak verin, ne dediğini biliyor o; sonra gidin çocuğunuzla birlikte oturun, bir kitap açarak sayfaları çevirin."

Televizyonun geldiği nokta –insanlığın geldiği yer gibi- yeterince ürkütücüydü. Oraya yaklaştığımız da aşikâr. Bunun önüne geçemeyiz artık, başkalarını kurtaramayız belki ama kendimiz sakınabiliriz bundan. Fikirler korkutucu derecede müthişti kitapta. Tamam, bir olay örgüsü var elbette ki, ama daha çok bir felsefe kitabı gibiydi sanki. Sembolik mi oluyor, işte öyle bir şey.

“Aman tanrım, çoğunluğun müthiş zulmü!”

“Bir adama birkaç dize şiir ver, sonunda kendini yaratılmışların efendisi sansın. Kitaplarınla suyun üzerinde yürüyebileceğini sanıyordun.”

“Bir gün… tarihin en büyük buharlı kazı makinesini yaparak bütün zamanların en büyük mezarını kazıp savaşı içine ittikten sonra üstünü örteceğiz.”

“Ateşi bu kadar sevimli yapan nedir? Hangi yaşta olursak olalım, bizi ona çeken nedir?... Onun devamlı hareketi; İnsanların icat etmek isteyip bir türlü başaramadıkları şey.”

“Eğer boğulursan en azından sahile doğru yüzerken boğulduğunu bil.”

O halde git... Bundan başka dünyalar da var.

Çevrimdışı Yakreb

  • *
  • 9
  • Rom: 0
    • Profili Görüntüle
Ynt: Fahrenheit 451 - Ray Bradbury
« Yanıtla #39 : 07 Temmuz 2014, 16:16:44 »
 :o okuduğumda şaşırdım. çünkü o kadar iyiydi ve harika bir kurguydu ki.

Çevrimdışı mthnzbk

  • *
  • 10
  • Rom: -2
    • Profili Görüntüle
Ynt: Fahrenheit 451 - Ray Bradbury
« Yanıtla #40 : 07 Temmuz 2014, 19:55:24 »
Sonu çok tuhaf bir yerde geldi bence.

Çevrimdışı Bozhermes

  • **
  • 94
  • Rom: 0
    • Profili Görüntüle
Ynt: Fahrenheit 451 - Ray Bradbury
« Yanıtla #41 : 05 Aralık 2015, 18:42:53 »
Kitabı okuduktan sonra dedim ki: Yaşasın kitapların direnişi ve özürlüğü!

Çevrimdışı yokumfarzet

  • *
  • 1
  • Rom: 0
    • Profili Görüntüle
Ynt: Fahrenheit 451 - Ray Bradbury
« Yanıtla #42 : 03 Mart 2016, 16:43:43 »
Klişe bir ütopya yönetimi yaratmaktan çok kitapların eksikliğine vurgu yapmış olan bir ideoloji Fahrenheıt 451. Kitapların öneminin anlaşılması açısından benzersiz bir eserken, bu eksiklik fikrinin sonucunda olabilecekleri aydınlatan önemli ileri görüşlülük örneği de sergilenmiş. Ön sözde yazarın diğer hikayelerinin konu incelemesi ele alındığında; yazarın hikayelerinin bir derlemesi olarak da ele alınacak bir kurgu. Bu yönüyle Ray Bradbury'in hayal gücünün imgelerini yansıtan çok farklı bir yazın karşımızda.

Çevrimdışı Thael

  • *
  • 31
  • Rom: 0
    • Profili Görüntüle
Ynt: Fahrenheit 451 - Ray Bradbury
« Yanıtla #43 : 23 Mayıs 2016, 17:53:00 »
Kitapların yakılması fikri rahatsız edici olmasından ötürü benim çok hoşuma gitmişti. Bir de şu küçük kız... Zamanla oluşturduğumuz bazı sistemlerin ve normların gerçekten de ne kadar saçma olabildiğini hatırlattı bana.

Çevrimdışı mizmirli

  • *
  • 16
  • Rom: 0
    • Profili Görüntüle
Ynt: Fahrenheit 451 - Ray Bradbury
« Yanıtla #44 : 27 Mayıs 2016, 18:30:06 »
Nedense kitabı okurken ve sonrasında da daha önce izlediğim fakat adını hatırlamadığım bir Hitler filmindeki Almanların savaşta yenildiklerini anlayınca tüm evraklarını pencerelerden aşağa meydana atıp meydanda oluşturdukları yakma yerinde belgeleri yok etmeleri gelir aklıma. Sanki biraz benzer bir yöntem var aralarında faşizm ile onun en büyük korkusu gerçekler. Yani kitaplar veya evraklar insanları gerçeğe yegane taşıyan değerlerdir.  Doğrudur gerçekleri kaldırmak toplum yöneticileri için zordur.

Kayıp Rıhtım Arşiv Forum

Ynt: Fahrenheit 451 - Ray Bradbury
« Yanıtla #44 : 27 Mayıs 2016, 18:30:06 »