Kayıt Ol

Vampir

Çevrimdışı OZ

  • ***
  • 423
  • Rom: 5
  • Melanj
    • Profili Görüntüle
    • http://bortubocekgaleri.com/
Vampir
« : 07 Kasım 2011, 15:07:57 »
VAMPİR
Bilinmeyen, ileri bir zamanda...
1
Yetişkinler
Dünya üzerinde tek bir ana şehir var: Paxameta... güneş ışınlarının kalın bulutların arkasından sızmaya çalışmadığı bir dünya bu. Öyle ki kendi yıldız sisteminden kopmuş, unutulmuş bir dünya. Ve bu dünya üzerindeki tek şehirde, tek bir meslek geçerlidir. Ruhunu satmak. İnsanlar kadın ya da erkek farketmez, siyah takım elbiseler giyer. Çocuklar sadece uzun kazaklıdır. Bu karanlık ve loş şehirde evler aynalı camlarla örülmüştür. Ama insanlar kafalarını kaldırıp aynalara bakmazlar. Bu onlara eskiden çaresiz hissettirdiğindendi... Ancak şimdi bunu umursamayacak kadar aldırışsızlar. Tek önemsedikleri her gün düz sokaklar boyunca sıralar oluşturup, ruhlarından bir parçayı daha Fabrika’ya satmaktır. Bunun karşılığında elde ettikleri şey, ruhları yerine geçen bir bağımlılık; Sizi kandıran, besleyen, sıcak tutan, haz veren bir haptır. O sizi hep sevecek ve daima yanınızda olacaktır.
Çocuklar
Ruh satıcıları takım elbiselerinin içinde caddeler boyunca dizilmiş, ağırca Fabrika’ya doğru ilerlerlerken, uzun kazaklı bir çocuğun düşüncesi ise üzerindeki bu elbisenin oyun oynamaya izin vermiyor olduğu idi. Çocuklar da bir araya toplanmış, sadece betondan oluşmuş boş bir araziye doğru sürükleniyorlardı. Çocukları gidecekleri yönde ilerleten şeyler: her an devrilecekmiş gibi gözüken, sevimsiz kuklaralara benzeyen, uzun çıta bacaklı ve kafalarının üzerinden titrek-ufak sarı bir lamba sarkan -ki bu lamba sürekli gülümseme şekli verilmiş teneke bir kafayı aydınlatıyordu- robotlardı. Kim bilir, belki de bunlar eski zamanların palyaçolarına benzetilmeye çalışılmış başarısız birer kopyaydı.
Çocuk
Birçok psikolojik sorunu bünyesinde barındırıyordu ama belki de diğerlerinin içinde en sağlıklısı oydu. Ama tabii ki o bunun farkına varamazdı. O bir çocuktu ve hayal kurardı. Hiç bir çocuğun hayal kurmadığı bir dünyada yaşıyor olması bu gerçeği değiştirmezdi. Elbette, o bunların hiç birinin farkında değildi. Hiç birşeyin farkına varmayan, hiç birşeyin farklı olmadığı bu toplumun içinde çocuklar en alt tabakada yer alıyordu. Yetişkinlerin tek bir mesleği varken çocukların da tek bir eğitimi vardı. Boş beton arazide, robotların gözetiminde, yılan gibi dans eden, göz yorucu renklerdeki sisli bir ışığa maruz kalmak ve en sonunda kör topal eve geri dönmekti. Bu çocuklar büyüdüğünde de ömürleri boyunca yaşamak zorunda oldukları tek bir hayat seçeneğinin telkinine uğradıklarının farkına varmayacaklardı...
Çocuk, aklı düşünceden düşünceye zıplarken uzun kazağının oyun oynamaya müsait olmadığını bir kez daha düşündü. Diğer çocukların bunu bir kez bile düşünmemiş olması aklının ucuna bile gelmedi. O bunları dert edemezdi, tek derdi sıkıntısını gidermekti. Çevresinde robotlar gıcırdıyordu. Bu o kadar alışıldık bir görüntüydü ki öylesine ilgisini çekemezdi. Aslında dikkati kolay dağılabilirdi ama dikkatini dağıtacak bir şey bulmak imkansızdı. Belki robotlardan birine çelme takabilir... Ama bir şey oldu, o kadar kısa süren birşeydi ki çocuk onun farkına varamadan makrokozmosun içinde kaybolup yitti.
Yuva
Çocuk diğerleri gibi evine döndü. Anne ve baba ondan önce varmıştı.. Düzen böyle işlerdi, Fabrika hızlı çalışırdı ama bakir beyinlerin üzerinde çalışan titiz işleme tüm gün sürerdi. Bu beyinlerden biri fazlasıyla gelgit yaşıyordu...
Evde odaları ayıran duvarlar yoktu. Anne, baba ve çocuk olsalar da ortada bir aile yoktu. Bu kişilerin oturacakları bir yemek masası yoktu. Yemek yoktu. Yaşamak için ruha ya da gıdalara ihtiyaç yoktu. Haplar yetişkinler için üretilmişti ama çocuklar için onları bir gün daha yaşatacak şırıngalar vardı. Robotlar her hipnoz devresinde bunu çocuklara uygulardı. Çocuk kendini tuhaf hissetse de yorgun değildi. Hayatı boyunca çok az uyumuştu. Ebeveynler evin çok da uzak olmayan bir köşesinde, birbirlerine programlanmışcasına sarılmış yerde uzanıyorlardı. İniltiler ve anlamsız kelimeler içinde bilindik çıplak bir ritüel sergileniyordu. Çocuk, anne ve baba sevişirken gözlerini kaçırmadı.
Bu görüntüler onun için bir ifade teşkil etmiyordu. Çiftin kendini kaptırmasını bekledi ve sonunda harekete geçti. Hapları buldu ve yuttu.

2
Şey
Ruh satıcıları, ayna camlı binaların önünden akıyordu. Robotlar dengesizce salınıyordu. Çocuk bugün firar ediyordu. Bunu daha önce de yapmıştı. Anne ve babayı takip etmişti. Fabrika’yı görmüştü, içinde saklanmıştı. Kusursuzca.
Yetişkinlerin arasında birkaç robot devriye geziyordu. Ama onlar dahi, arkalarından, çok da uzak olmayan bir mesafeden takip eden küçük şekle dikkat etmedi. Sanki kimsenin sistemin dışına çıkmayacağı düşünülüyordu. Aslında bu doğruydu. Herşey tek bir organizmanın uzantılarıymışcasına hareket ederdi. Bozulmayan bir saatti.
Çocuk, ellerini pürüzsüz aynalara sürterek ilerledi. Bu hissi seviyordu. Geniş yüzeylere dokunmak... Cansız şeylere. Anne ya da babaya dokunmadı. Hiç bir robota dahi. Ama betonu bile okşamıştı. Onun verdiği his başka olmalıydı...   
Birşey
Pürüzsüz aynaların üstünde kayan el sessiz gıcırtılar çıkarıyordu. O el ki, bir camı diğeriyle birleştiren çerçeveye denk geldiğinde zıplıyor ve parmak uçlarına geri konuyordu. O el ki takıldı ve canı yandı, sahibinin istemsizce çığlık atmasına yol açtı. Çocuk kontrolü hemen ele aldı ve nefesini tuttu. Hiç bir robotun ya da yetişkinin dönüp ona bakmasını beklemiyordu. Ve böyle olması onda hayal kırıklığına yol açtı. Keşfedilme düşüncesinin getirdiği anlık heyecan solmak üzereyken, robotlardan biri yalpalayarak duraksadı ve sırıtkan kafasını, üzerindeki lambayı sallandırarak ona doğru çevirmeye başladı...
Firarın sonuna gele çocuk, elinin neye çarptığının keşfedecek bir zamanı olmamasına sinirlense de oradan uzaklaşması gerekiyordu. Sonunda robotla mesafeyi açtıktan sonra arkasına dönüp baktı. Robot, çocuğun gizemli keşfinin yanından onu farketttiğine dair bir emare göstermeden çocuğun bulunduğu yöne doğru yürümeye devam etti. Çocık bunun üzerine rahat bir nefes aldı çünkü buraya yeniden geri dönebileceğine dair iyi bir işaretti.
Kapı
Ertesi gün, eline çarpan şeyin ne olduğuna bakmak için geri döndü ama gördüğü şeyin ne olduğuna emin olamadı. Yine hayal mi görüyordu? Uzun zamandır hayalle gerçeği karıştırıyordu. Çocuk, elbette bunun taştan bir kapı olduğunu bilmiyordu. Boş arazideki betonu biliyordu, ya da yollardaki asfaltı. Ama taşı ilk defa görüyordu. Taş doğa demekti. Ama bu doğa da değiştirilmişti. Bir kapıya dönüştürülmüştü. Yine de bu dünya için garipti. Üzeri kabartmalar ve oyuklarla bezenmişti. Bilmediği şekiller ve harfler vardı: Birbirini öldüren insanlar, uçaklar, savaşlar, uzayda dolaşan nesneler... Ellerini kapıya koydu ve şekiller üzerinde gezdirdi. Onu itip açmaya çalıştı. Küfür etti. Meraklanmıştı, kendini eski zamanların kaşifleri gibi hissediyordu. Birşeyler yapmalıydı, hiç bir şeyle ilgilenmeyen o robotlardan biri yine karar değiştirerek onu yeniden farkedebilirdi... Derken taş homurdadı, titredi ve dışarı doğru büyük bir sürtünme sesiyle açılmaya başladı. Çıkardığı ses çok gürültülüydü, en aptal insan bile bunu farkedebilirdi. Çocuk etrafına göz gezdirdi ve sadece onun girebileceği kadar açılan alana baktı. Bu bir davetti, düşünmeden içeri adımladı.
Yabancı
Kendini beklediğinden daha karanlık bir odada buldu. Daha sonra, güneş ışınlarının sızmadığı bir dünyanın koyu loşluğuna alışık gözleri içerdeki karanlığa alıştı ve etrafınındakileri çözmeye başladı. Oda bir koridora uzanıyordu ve koridorun sonunda bir adam şekli duruyordu.
Çocuk ona doğru yavaşça ilerledi fakat karşılığında bir tepki gelmedi. Adam sanki ayakta uyuyor gibiydi ve bir baykuş gibi sadece burnundan yüksek sesle nefes alıp veriyordu. Derken çocuk sırtında ani bir acı hissetti uyuyanı rahatsız etmek istemezcesine sessizce arkasını döndüğünde, ona şırınga batırmış ve karanlıkta kafası üzerindeki lambayla şeytan gibi parlayan robotu gördü. Kaçmak istedi ama robot onu sıkıca tutmuştu ve sonra gözleri kapanmaya başladı...
Fabrika
Gözlerini açtığında Fabrika’nın daha önce gizlice girdiği yerlerine benzemeyen bir beölgesindeydi. Çevresine baktığında izole edilmiş olduğunu gördü. Ona şırınga vuran robotu ve onun da arkasında, bunlardan biri sandalyede oturan iki siluet görüyordu. Adım atıp duraksadı çünkü şeffaf bir bölmenin gerisindeydi. Sanki tüm sahne onun için kurulmuşcasına kendine geldiğinde ayakta duran ona doğru yaklaşmaya başladı: Bu adam piramitin en üstündeki yerinden, kendi Fabrikasının dumanlarını solumayan tek kişiydi.
Çocuk’a Dair
“Sen, çocuk!” Dedi adam biraz eğilmek zorunda kalarak. “Ruhu olan tek çocuk,” diye ekledi. “Sana teşekkür etmek zorundayım zira bize onu sadece sen getirebilirdin.”
Çocuk bu sözlerin anlamanını kavrayamadı ama kimi kasttetiğini biliyordu. Adam konuşmaya devam etti:
“Sen olmasaydın, uzun zamandır ailem tarafından yönetilmiş bu Fabrika’nın var oluş amacını yitirmek üzereydim... Ama sonra seni keşfettim. Öyle ki, ne zamandır seni takip ediyorum. Eğitimden kaçmana izin veriyorum, iğneleri çalmana ve hapları dozundan fazla kullanmana göz yumuyorum... Hayallerin için senin zihnine semboller yerleştiriyorum. Sen açsın, ruhunu bensiz besleyemezdin. Ancak! Sen akıllı değilsin. Tamamen delisin. Bunu ben yapmadım. Herşey sende vardı. Bu dünyada gerçekleri sadece sen görebilirsin. Hah! Bu bir lanet olmalı...”
Adam yavaş yavaş geri çekildi ve yabancının önünde dikildi. Karşısındakinin yüzüne doğru bakarak çocukla konuşmaya devam etti. “Vampirler... Eski bir kitapta, siz onları davet etmedikçe kapınızdan içeri adım atamayacaklarını okumuştum.” Gülümsedi, “Sen bir vampirin davetini kabul ettin... Peki vampirleri özel kılan tam olarak ne bilmek ister misin? Onlar ölümsüzdür.”
Vampir
Sandalyede oturan şekil oldukça yaşlı görünüyordu. Çocuk hiç yaşlı biri görmemişti ama çürümüşlüğün ne olduğunu bilirdi. İşte bu kişi ölüden beter bir çürümüşlüğü sergiliyordu. Hala gözleri kapalıydı, burnundan yüksek sesle solumaya devam etmese onun sandalyenin tepesinde unutulmuş bir ceset olduğunu düşünürdünüz.
“Gerçi bu pek de öyle görünmüyor değil mi? Ha Ha Ha!” Adam koca bir kahkaha attı. “Ama onun üzerinde yaptığım test sonucunda aradığım şeyin o olduğunu biliyorum. İşte bu elimde tuttuğum şırınga ölümsüzlüğün anahtarıdır.” Adam kolunu zaferle kaldırdı.
Bu arada, çocuk kısa bir süre önce olan bitenle ilgilenmeyi kesmişti. Zira şeffaf duvarın arkasında görüş mesafesi giderek azalıyordu. Cam buğulanmıştı ve nefes almakta zorlanıyordu. Gözleri kararmaya başladı ve ağzından salyalar aktı. Kafasını cama çarptı ve kendinden geçti.
Bu ses üzerine ölümsüzlüğü elinde taşıyan adam irkildi ve hızla sese doğru döndü. Karşısındaki buğulu manzaraya şaşırdı ve geri adım attı. Neden sonra şeffaf bölmenin arkasdından bir çarpma sesi daha geldi. Bu çarpma sesi bir kez daha tekrarlandı ve düzensiz bir ritim yakaladı Bir kükreme duyuldu ve camı parçalayarak çıkan bir şekil göründü...
Cevaplar
Dışarı fırlayan çocuk deforme olmuştu. Kolları yere kadar sarkıyordu ve elleri pençelere dönüşmüştü. Yüzünde kötücül bir ifade vardı ve ten rengi hastalıklı bir koyuluğa sahipti. Nefes alıp verirken buharlar salıyordu. İşte o zaman piramitin zirvesinde oturan adam ilk defa tahtından yuvarlandı. Korkudan geri çekilirken yaşlı adama takıldı ve düştü. Hala şırıngayı elinde sıkıca tutuyordu. Ama vampir ilk defa gözlerini açtı ve ayağa kalktı Yerdeki adamın önünde dikildi ve o an şırınga parçalara ayrıldı. Fabrika’nın dışından uğultulu gürültüler gelmeye başladı...
Takım elbiselerinin içindeki insanlar, hepsi çocuk gibi değişime uğramış ve Fabrika’nın çevresini sarmıştı. Bu vampirin büyüsüydü ve enerjisini nadir kullandığı zamanlardan biriydi.
“Beni yakalayınca ne olmasını bekliyordun?” dedi vampir yerde yatan adama doğru. “Kanımı kullanarak ölümsüz olamazsın. Atan yanılmıştı. Herkesin ruhunu alarak en sonunda içlerinden birisinin benim olacağını umut ediiyordu. Ama beni yanlış yerde arıyordu. Ve sen onun kitaplarını okuduğunda gerçekten ölümsüz olabileceğine inandın.”
“Ben, çağlar boyu insanların şehirlerinin en kuytu yerlerine yerleştim ve uykuya daldım. Kan bir mittir. Ben bir parazitim. Ben hastayım. Uykumda ruhları emerim ve yıllarca yerimden kıpırdamam. Bu bir lanet, ben ölümsüz değilim. Sonumu bekliyorum, uzun bir bekleyiş... Bunu anlamanı beklemiyorum.”
Yerde yatan adam yavaş yavaş ağaya kalktı. “Çok tuhaf, sana inanıyorum ama sanki sen yaşama sebebimi elimden aldın.”
“Yaşamak için sebepler?.. Sen birşeylerin efendisisin. İnsanları ilaçlamaya devam et.”
Çocuk yeniden bayılmıştı ve dışardaki sesler azalmaya başlamıştı...
“Onlara ne olacak?”
“Düzelecekler. Yine senin insanların olacaklar.”
“Beni öldürmeyecek misin?”
“Arkamda ölüm bırakmayacağım. İnsanların ruhlarını emdiğimde ölmeleri gerekirdi. Sen onlara ruhsuz yaşamayı öğretttin...”
“Sen?..”
“Gideceğim.”
SON?
Emre İnanç - 06.11.2011
"Rebellions are built on hope"

Çevrimdışı Kanashii Uchiha

  • **
  • 103
  • Rom: 9
  • Melek sesli iblis ve kan damlaları...
    • Profili Görüntüle
Ynt: Vampir
« Yanıtla #1 : 11 Aralık 2011, 02:34:28 »
Keskin bir hayal gücünü virajlı bir zihin ile birleştirmek ...
Zor ama başarılı.Hızlı anlatılmış güzel bir masal bu,
tam olması gerektiği gibi.
Eline sağlık.
Tutunabilecek her şeyin yok olduğunda var olursun...Gerisi sadece suretlerin karmaşası!

Çevrimdışı OZ

  • ***
  • 423
  • Rom: 5
  • Melanj
    • Profili Görüntüle
    • http://bortubocekgaleri.com/
Ynt: Vampir
« Yanıtla #2 : 11 Aralık 2011, 03:15:33 »
Çok teşekkür ederim yorumun için. Evet, biraz hızlı oldu çünkü bir noktadan sonra gizem ortadan kalkıyordu böylece lafın daha fazla dolanmasına gerek yoktu diye düşünüyorum :)
"Rebellions are built on hope"

Çevrimdışı Kanashii Uchiha

  • **
  • 103
  • Rom: 9
  • Melek sesli iblis ve kan damlaları...
    • Profili Görüntüle
Ynt: Vampir
« Yanıtla #3 : 11 Aralık 2011, 12:05:44 »
Zaten zor olanda o. Kısa bir bütüne değişik hisleri yayabilmek.Gizemin ortadan kalktığı yerde
sadeliğiyle, hikayenin etkisini sürdürebilmek .Bunu başarmış olman çok hoş.
Diğer yazılarına da dün gece hızla bir göz gezdirdim.Henüz tam okumadığım için yorum
yapmadım; ama aynı şok havuzu etkisini onlarda da gördüm.Yazıyla uğraşan her bireyin bunu yakalayamadığını biliyorum.
Kaliteli buluyorum kalemini. Ellerine sağlık tekrardan. ^^
Tutunabilecek her şeyin yok olduğunda var olursun...Gerisi sadece suretlerin karmaşası!

Çevrimdışı OZ

  • ***
  • 423
  • Rom: 5
  • Melanj
    • Profili Görüntüle
    • http://bortubocekgaleri.com/
Ynt: Vampir
« Yanıtla #4 : 12 Aralık 2011, 00:56:02 »
Teşekkür ederim yeniden, bir ara diğerlerine de eleştiri-yorum katarsan sevinirim :) Ayrıca ben bunları paylaşmaya çekiniyordum biraz.
"Rebellions are built on hope"

Çevrimdışı Kanashii Uchiha

  • **
  • 103
  • Rom: 9
  • Melek sesli iblis ve kan damlaları...
    • Profili Görüntüle
Ynt: Vampir
« Yanıtla #5 : 13 Aralık 2011, 01:03:18 »
Ben sevdim bunları kendine saklama gözümüz , beynimiz şenlensin =))
Tutunabilecek her şeyin yok olduğunda var olursun...Gerisi sadece suretlerin karmaşası!

Kayıp Rıhtım Arşiv Forum

Ynt: Vampir
« Yanıtla #5 : 13 Aralık 2011, 01:03:18 »