Kayıt Ol

Velaryon Efsanesi

Çevrimdışı Metaroid

  • *
  • 39
  • Rom: 0
    • Profili Görüntüle
Velaryon Efsanesi
« : 04 Nisan 2015, 17:58:19 »
Önsöz: Kısa Öykü Düellosu sonrasında öykü, yazı yazmaya fırsat bulamamıştım. Dün gece ufaktan yazmaya başladım. Bu sabah yazdığım küçücük yazıyı tekrar okuduğumda aklıma bana göre mükemmel olan bir öykü konusu geldi. Bu öykünün girişini paylaşıyor ve eleştirilerinizi bekliyorum. Çok kısa bir giriş bölümü, dün gece yazıldı.

-------------------------------------


Giriş Bölümü

Nve Nolare'nin sokakları, bir yabancının dikkat çekmeden rahatça dolaşabileceği kadar karanlıktı. Evlerin çatılarına çengeller yardımıyla asılan küçük fenerlerin ışığı, oldukça yetersizdi. İnsanlar hava kararmaya yeni başlamışken evlerine dağıldığı ve bir daha dışarıya çıkmadığı için geceleri oldukça sessiz ve tekinsiz olurdu sokaklar. Herhangi bir kedinin miyavlamasını, ya da bir köpeğin havlamasını asla duymazdınız. Yaşama dair en ufak bir belirti sergileyen tüm varlıklar derin bir uykuya dalmış olurdu. Aslında Nve Nolare halkı sadece sabahları yaşardı. Hava karardığında ve gece dedikleri bela geldiğinde onlar için her şey son bulurdu. Havanın kararması, güneş ışığı pencerelerinden süzülene kadar devam edecek olan uykularının başlamasıydı.

Sessizlik ve karanlık. Bunlar Velaryon'un çok sevdiği iki kelimeydi. Belki yaptığı işten dolayı, belki de bambaşka bir sebepten; her ne olursa olsun, bu iki kelime yan yana gelirse işler mutlaka Velaryon'un istediği gibi giderdi. İstediği her şey, Nve Nolare'de varmış gibi görünüyordu. Şehrin sokakları kadar, esen sert rüzgarın ve usulca yağan yağmurun da sesi soluğu çıkmıyordu bu gece.

Sabahları harıl harıl çalışan hanlar, geceleri diğer tüm yerler gibi kapatılır ve müşteri almazdı. Ancak aralarından birinin ışığı hala bulunduğu sokağı aydınlatıyordu. Bir suç işliyordu bu hanın sahibi. Kralın kesin emirleri vardı. Eğer acımasız Kral Zenor'un emirlerine uymazsanız çeşitli işkencelere maruz kalır, en sonunda bitkin ve ölüme hazır bir halde aç timsahların önüne atılırdınız. Böylesine korkutucu bir ölümü kimse istemezdi. Buranın sahibi cesur biriydi anlaşılan.

Siyahlar içindeki Velaryon, karanlık sokaktan, bu cesur adamın hanının bulunduğu aydınlık sokağa sessizce geçti. Tüm şehirde ve civarında hareket halinde olan tek canlıydı ve bundan haberi yoktu. Zira buraların yabancısıydı. Halkın tuhaf huylarını henüz bilmiyordu. İnsanların hala evlerinde oturduğunu, iş yerlerinde mum ışığı altında çalışmaya devam ettiklerini falan sanıyordu. Buna rağmen hiç tereddüt etmeden hanın kapısını gürültüyle çaldı. Kapının altından süzülen ışıkta bir karaltı meydana geldi ve hemen ardından kapı açıldı.

Han sahibi oldukça yaşlıydı. Yüzü kırışıklarla doluydu. Saçları ve sakalları beyazlaşmış, normal bir Nve Nolare vatandaşı gibi görünüyordu. Ama aslında öyle değildi.

“Seni yukarıda bekliyor,” dedi han sahibi.

Velaryon, hızlıca üst kata çıkan merdivenlere doğru bir hamle yapmıştı ki han sahibi sert bir el hareketiyle önünü kesti.

“Önce silahlarını ver, kral katili!”

Han sahibinin, bilinen ismiyle hitap etmesi onu öfkelendirmişti. Evet, o bir kral katiliydi. Birçok kralı öldürmüş ve birçok yaşayan kralın korkulu rüyası haline gelmişti; ama yine de bir ismi olduğu halde bu şekilde seslenilmesi rahatsızlık veriyordu.

“Velaryon.” diye düzeltti han sahibini. “Adım Velaryon.”

Her zaman yanında taşıdığı hançerini, fırlatma bıçağını ve küçük baltasını han sahibinin yaşlı ellerine teslim etti.

“Şimdi çıkabilirsin, Velaryon.” dedi han sahibi. Kaşlarını çatmıştı. Ondan hoşlanmamış görünüyordu.

Velaryon üst kata çıktığında tiz bir keman sesi işitti. Düzensiz ve kulağa pek de hoş gelmeyen bir sesti bu. Anlaşılan kemanın efendisi yeterince yetenekli değildi. Kapıyı birkaç kere tıklattı, ancak kapının açılması zaman aldı. Sonunda han sahibinden daha yaşlı görünen, omuzları çökmüş, gözlerinin altları şişmiş, bitkin ve moralsiz kel bir adam açtı kapıyı.

“İçeriye gel.” dedi, kısık bir sesle.

Oda bir kişi için oldukça büyüktü. Bir yatak, ufak bir masa, küçük kitaplık ve şömine ile donatılmıştı. Temizdi.

“Buraya gelirken kemanınızın sesini işittim.” dedi Velaryon. “ Kulağa...”

“Berbat geliyor değil mi?” diye tamamladı adam. “Biliyorum. Müziğe karşı hep ilgim vardı ama yetenek... İşte ondan yoktu. Olmayacak da. Şarap içer misin?”

Velaryon evet anlamında başını salladı. Başlığını çıkardığında yüzünün tüm hatları ortaya çıkmıştı. Adamın şaşkın bakışlarından rahatsız olup başını öne eğdi.

“Yüzümün sağ tarafı bir yangın sonucunda bu hale geldi.”  

“Üzüldüm.” dedi adam ve şarap dolu kadehi Velaryon'a uzattı.

Velaryon ve adam bir süre tek kelime etmeden şöminenin yanıbaşında oturarak şaraplarını içtiler. Sessizliği bozan adam oldu en sonunda.

“Ününü çok duydum.”

“Beni rahatsız ediyor.” diye yanıtladı Velaryon.

“Senin işin bu.” dedi adam ve boşalan şarap kadehini doldurmak için sürahiye doğru bir hamle yaptı. “Belki farklı bir şey yapmak hoşuna gider, ne dersin?”

Normal bir kral suikastı görevi bekleyen Velaryon, çok daha farklı bir iş almak üzere olmanın verdiği merakla adama doğru eğildi, kulaklarını iyice açtı.

“Seni dinliyorum.”



Çevrimdışı KoyuBeyaz

  • ********
  • 2754
  • Rom: 59
  • Rasyonalist dominant.
    • Profili Görüntüle
Ynt: Velaryon Efsanesi
« Yanıtla #1 : 04 Nisan 2015, 18:29:41 »
Merhaba. Öykünüzü okudum, genellikle eleştiri içeren bir yorum yapacağım ki yararlı olsun. Umarım yanlış anlamazsınız. :)

Ufak bir iki mantık hatası:

İstediği her şey, Nve Nolare'de vardı.

Buranın sahibi cesur biri olmalı, diye düşündü Velaryon.

Tüm şehirde ve civarında hareket halinde olan tek canlıydı ve bundan haberi yoktu. Zira buraların yabancısıydı. Halkın tuhaf huylarını henüz bilmiyordu. İnsanların hala evlerinde oturduğunu, iş yerlerinde mum ışığı altında çalışmaya devam ettiklerini falan sanıyordu.

Alıntıladığım üç cümlenin birbiriyle çelişen bir yapısı var. Zira Velaryon bu şehrin huyunu bilmiyorsa hanın sahibinin cesur olduğunu neden düşünüyor? Kralın emirleri gece iş yapılmaması yönünde ise ve bunu biliyorsa şehrin huylarını bilmiyor olmasıyla çelişir. Aynı şekilde, şehrin yabancısı olarak burada istediği her şeyin olduğunu bilmesi de biraz garip geliyor. Eğer kralın emirleri ve şehirlilerin huyları arasında bir fark varsa oranın biraz daha vurguya ihtiyacı var, ben yanlış anlamadıysam da bu cümlelerin birbiriyle çelişme durumu var.

“Yüzümün sağ tarafını bir yangında kaybettim.”

Burada kaybetmek sözcüğü biraz tuhaf durmuş gibi geliyor. Sanki yüzü komple yok olmuş gibi bir anlam çıkarıyor. Zannediyorum yanıklarla kaplı yüzünün bir yanı ama bunu ifade etmek için deforme olmak ya da başka bir sözcük kullanılması daha uygun olabilir.

Son bölümde ise kralları öldüren bir süikastçinin tek bir cümleyl hemen heyecana kapılması dikkatimi çekti. Özellikle karanlıkta gezen, sessizliği seven, birden fazla kralı öldürmüş deneyimli bir suikastçinin ilgisini çekmek biraz daha zor olsa karakterin özelliklerine daha fazla uyabilir.

Cümle yapılarıyla ilgili bir iki şey söylemek gerekirse;

Şehrin sokakları kadar esen sert rüzgarın ve usulca yağan yağmurun da sesi soluğu çıkmıyordu bu gece.

Bu cümlede kadar sözcüğünden sonra virgül gelmesi iyi olabilir, anlamak için iki kez okumam gerekti çünkü. "Şehrin sokakları kadar sert esen rüzgar" olarak okudum başta, haliyle cümle bir şey ifade etmedi.

Siyahlar içindeki Velaryon, karanlık sokaktan, bu cesur adamın hanının bulunduğu aydınlık sokağa sıvıştı.

Sıvıştı kelimesi 'sessizce geçti' tarzı bir kelime ya da kelime grubuyla değiştirilirse istenen anlam daha iyi verilebilir. Daha çok kaçma anlamı veriyor gibi.

Bunların dışında merak uyandıran bir giriş bölümü olmuş bu. Ortada birden fazla bilinmeyen var ve bir suikastçinin hikayesinden epeyce aksiyon bekleyebiliriz diye düşünüyorum. Devam ettiğiniz takdirde burada paylaşmayı da kesmezsiniz umarım. İlhamınız bol olsun. :)
Uzay elbisemle kavgaya hazırım.

Çevrimdışı Metaroid

  • *
  • 39
  • Rom: 0
    • Profili Görüntüle
Ynt: Velaryon Efsanesi
« Yanıtla #2 : 04 Nisan 2015, 18:48:56 »
Eleştirinizi için çok çok teşekkür ederim. Bahsettiğiniz birçok yerde haklısınız. Dediğiniz yerleri elimden geldiğince düzelttim, teşekkür ederim tekrardan.

Merak uyandıran bir giriş olması için çok çabaladım. Bunu başarmışım demek ki- tabii diğer eleştiriler ne yönde olur bilemem. Epeyce aksiyon bekleyin :D Kesinlikle devam edeceğim, umarım siz de okumaya devam edersiniz.

Çevrimdışı Laughing Madcap

  • ****
  • 960
  • Rom: 51
  • The Oncoming Storm
    • Profili Görüntüle
Ynt: Velaryon Efsanesi
« Yanıtla #3 : 04 Nisan 2015, 20:08:24 »
Yazacağım eleştirilerin bir iki bölüm sonra bir değeri olmama ihtimali çok yüksek, giriş bölümüne bakarak bunları söylemek ne kadar doğrudur bilmiyorum ama, buyurun.

Valeryon'u, karakter ve fiziksel olarak çok oturtamadım kafamda. Şehri ve hanı okurken kafamda rahatlıkla canlandırabildim, ortamı aşağı yukarı hayal edebildim ama Valeryon havada kaldı.

Normal bir kral suikastı görevi bekleyen Velaryon, çok daha farklı bir iş almak üzere olmanın verdiği merakla adama doğru eğildi, kulaklarını iyice açtı.

Birçok kralı öldürmüş ve birçok yaşayan kralın korkulu rüyası haline gelmiş olan, kral suikasti görevlerini bu kadar normal gören birisini okuyormuşum gibi değildi hiç. Hayalinizdeki dünyada ne kadar kral var ve bunların öldürülmesi ne kadar büyük bir olay bilmiyorum ama hani "kral katili" olarak tanınacak kadar ünlü birisi gibi davranmıyor da; "kral katili" olabilecek potansiyel bir suçluymuş, suikast işinde kendi çapında ünlenmiş birisi gibi davranıyor Valeryon.

Tabi iki bölüm sonra hancının aslında bu evrende ne kadar ağır bir taş olduğu ortaya çıkarsa, hancı ile Valeryon arasındaki sahnenin aslında dengesiz olmadığını anlar ve erken konuşmuşum derim.

Dediğim gibi Valeryon'u "kral katili" olarak ünlenen bir suikastçi olarak okumakta zorlandım. Fakat çok büyük bir ihtimal, küçük bir noktaya takılıyorum. Vermek istediğiniz mesaj, olayların gidişatı ve hikayenizin omurgasının ne olduğuna dair bir çıkarım yapmak için erken. Belki de bu takıldığım olayın hiç bir önemi yok. O yüzden başta belirtmek istedim, sadece giriş bölümüne bakarak yanılıyor olabilirim.

Bol ilhamlı günler.
Attention all planets of the solar federation
We have assumed control.

Çevrimdışı Metaroid

  • *
  • 39
  • Rom: 0
    • Profili Görüntüle
Ynt: Velaryon Efsanesi
« Yanıtla #4 : 05 Nisan 2015, 08:34:40 »
Aslında spontane başlayan bir öykü girişiydi bu. Belki o yüzden karakter tam oturmadı, ya da benim karakter konusunda sıkıntılarım var. Her ikisi de olabilir. Daha çok "tip" yaratıyorum. Bilirsiniz, tip yaratmak daha kolaydır. Karakter, üzerinde uğraş isteyen, uzun süre düşünülmesi gereken bir şey. Galiba Velaryon üzerinde biraz daha çalışmam gerekiyordu, onu yapmadım. Ama ben hikayenin bölümleri ilerledikçe karakterin oturacağını düşünüyorum. Genelde kafamda planladığım öyküler ortalarında, yani olaylar başladığında oturmuş olur.

Yorumunuz için teşekkür ediyorum. Benim gelişimim için böyle güzel eleştiriler yapılması hoşuma gidiyor.

Kayıp Rıhtım Arşiv Forum

Ynt: Velaryon Efsanesi
« Yanıtla #4 : 05 Nisan 2015, 08:34:40 »