Kayıt Ol

Ryuk'un Öyküleri

Çevrimdışı ryuk

  • ***
  • 500
  • Rom: 25
  • ne değiştirebilir bir insanın doğasını?
    • Profili Görüntüle
Ryuk'un Öyküleri
« : 19 Şubat 2012, 21:44:30 »
Eski cdlerimi karşıtırırken karşıma çıkan bu öyküyü çok uzun zaman önce yazmıştım. Bir türlü devamı gelmedi.  


"Yazılmış şeylerden, ben yalnız kanla yazılmışı severim.
Kanla yaz; göreceksin ki kan, ruhtur." Nietzsche - Böyle Buyurdu Zerdüşt



Ara sokaklardan birine döndüm. Son kontroller tamamdı. İçimden saydım: "şişe yanımda,kitap yanımda,yüzük takılı,her şey tamam... İyi bakalım nerde bunlar?"

Fazla aramama gerek kalmadı. Buraların bilinen tinercilerinden biri köşede uyuklamakla meşguldü.

Yanıma gelip sigara istedi. Olmadığını söyledim. Onu kızdırmak için iyi bir de küfür salladım bunun yanında. O da beklediğim şekilde davrandı ...

Cebinden bir kelebek çıkarıp küfrederek bana doğru bir hamle yaparken ben de geriye doğru bir adım atıp gizlediğim sopamla kafasına sertçe vurup sersemlemesini sağladım. Gerisi çok kolay oldu... Sol bacağımla dengesini bozup onu kontrolüme çektikten sonra duyulan tek ses çatırtı ile kırılan bir boyuna aitti . Hala yaşıyordu; kimse boynu kırıldıktan sonra hemen ölmez. Yapacağım şey de canlı olması gerekti zaten.

Gümüşten bir bıçakla şah damarını kestim. Sağ elimde tuttuğum şişeye dolan sıcaklığı hissetmemle kitabı okumaya başlamam bir oldu.

Bu mantra kanın istediğim şekilde kristalleşmesi içindi; istediğim zaman tekrar sıvı hale getirebiliyordum ve uygun şekilde okumayı öğrenmek için çok uğraşmıştım.İşim bittiğine yerdeki et yığınını kanalizasyon kapağından içeri salladım. en azından kokmaya başlayıncaya kadar kimse bir şey anlamazdı . Aslında sokak çocukları üstünde yaptığım bu şeyin bir kaç nedeni vardı. Canlı hedef üstünde antrenman yapmalıydım ve ortadan kaybolduklarında onların peşine düşecek kimseleri yoktu.

Tabi bunları ne yapacağım ben?

Kan güç demektir... Hayatı içinde barındıran güç. Öldürdüğüm herifin sadece kanı değil; ruhu da akmıştı az önce şişeye. Ben de bunu onun yalnız bana itaat etmesi ve kapılardan geçerken yamında taşıyabileceğim bir silaha sahip olmak için kullanacaktım. Silahım ruhumun bir hizmetkarı olacaktı ;başla bir ruh , başka bir beden;onu asla benim kullandığım gibi kullanamayacaktı .

--------------------

Sarı apartmana doğru yürüdüm. Çelik kapıyı açıp kapıcı dairesinin karşısındaki daima karanlık olan evime girdim. Yemek yedikten sonra gerekli eşyaları toplamaya koyuldum. Kan şişeleri,gerekli işlemelerin nasıl çizileceğini gösteren kağıtlar,bir kaç "kitap".

İşlemelerin özelilği(sigil) onların benim ruhumun desenleri oluşuydu. Her kıvrımlarının,her çizginin bir anlamı vardı orada. Bunlar da çelik üzerine tarafımdan işlenecekti.

Sabahın altısında gereken eşyayı topladıktan sonra çeliğe şekil vereceğim yere doğru yola çıktım. Alevi canlandırdım, coşkuyla büyümesini, etrafı sıcak bir kızıllığa boyamasını sakince fakat kalp atışlarım hızlanarak izledim. Çeliği dövmey başladım sonra. Tekrarlayan bir ritm ile yineledim çekiç darbelerini alevlerin kızdırdığı metale, onu bir süre kendi halinde bıraktım sonra korların içine, için için yansın, yakıcı sıcakla terbiye olsun diye. O sırada içi kan dolu kazanı kendi mantralarımla "kutsadım". Kendi ruhumla...

Alevler ve yakıcı sıcaklıkları çeliğe iyice işledikten sonra bu sefer yine mantralar eşliğinde içi kan dolu kazana daldırdım onu. Döktüğüm kanların sıcaklığını emmesiyle cızırdayan metalin sesi de dualarıma eşlik ediyordu...  Bir kaç işlemden sonra geriye tek bir şey kalmıştı.

Son olarak kendi Koluma attığım çizikten akan bordo denecek kadar koyu kan; kılıcın üstündeki işlemelere doluyordu her damlada.çeliğin üzerine açtığım desenler üzerinde ilerledi ağır ağır,diğer kan zerrelerini yutarak.benim kanım, sadece kanı değil, ruhları da yutacaktı bundan böyle. benim kanım; diğerlerine egemendi kılıcımın üstünde. Ve onu hisseden her tende .
Fikirlerim için ölmeyi göze alamam çünkü yanılıyor olabilirim - Bertrand Russel

İyi bir fikir üretmek için, pek çok fikir bilmek gerekir:

* Yeni başlayanlar için FRP

* Fantastik edebiyata yeni başlayanlar ve bu türde ilerlemek isteyenler için

* Kılıçlar ve diğer eskiçağ silahları hakkında

* Dark Sun


* Distopya Korkuları

Daha fazlası için: Index

Çevrimdışı duhan

  • **
  • 287
  • Rom: 2
    • Profili Görüntüle
Ynt: Yarım kalmış bir öykü
« Yanıtla #1 : 20 Şubat 2012, 11:57:39 »
güzel bir giriş. merak uyandırıyor umarım devamı gelir.

Çevrimdışı ryuk

  • ***
  • 500
  • Rom: 25
  • ne değiştirebilir bir insanın doğasını?
    • Profili Görüntüle
Ynt: Yarım kalmış bir öykü
« Yanıtla #2 : 21 Şubat 2012, 21:06:35 »
Teşekkür ederim :) devamını getirebilmeyi çok istiyorum çünkü olayların içinde geçeceği ortamı, kurguyu tasarlamış durumdayım aslında. İnsan bazen tıkanıyor :)
Fikirlerim için ölmeyi göze alamam çünkü yanılıyor olabilirim - Bertrand Russel

İyi bir fikir üretmek için, pek çok fikir bilmek gerekir:

* Yeni başlayanlar için FRP

* Fantastik edebiyata yeni başlayanlar ve bu türde ilerlemek isteyenler için

* Kılıçlar ve diğer eskiçağ silahları hakkında

* Dark Sun


* Distopya Korkuları

Daha fazlası için: Index

Çevrimdışı duhan

  • **
  • 287
  • Rom: 2
    • Profili Görüntüle
Ynt: Yarım kalmış bir öykü
« Yanıtla #3 : 24 Şubat 2012, 11:23:44 »
yüzlerce kişinin okuyup iyi yada kötü bir tek yorum yapmaması da ayrıca iştah kırıcı olsa gerek. ama yazmalısın devamını bence.

Çevrimdışı kimsecik

  • *
  • 26
  • Rom: 0
    • Profili Görüntüle
Ynt: Yarım kalmış bir öykü
« Yanıtla #4 : 24 Şubat 2012, 18:43:07 »
    Güzel hikaye, vampir öykülerini anımsatıyor.
Bir Ben Var Benden İçeri

Çevrimdışı Galaxie

  • **
  • 375
  • Rom: 17
    • Profili Görüntüle
Ynt: Yarım kalmış bir öykü
« Yanıtla #5 : 12 Nisan 2012, 00:29:33 »
Çok güzel bir başlangıç, neden devam etmiyorsun?
Başlayalı iki ay olmuş, kafanda da tasarlamışsın... Bence bu ertelenecek en son şey. Kaldı ki yazmak sana zevk verir. Bence en kısa zamanda devam etmelisin :)

Çevrimdışı Ulubatli

  • *
  • 38
  • Rom: 0
    • Profili Görüntüle
Ynt: Yarım kalmış bir öykü
« Yanıtla #6 : 15 Nisan 2012, 09:28:07 »
Bence devam etmelisin. Gayet hoş bir başlangıç olmuş.

Çevrimdışı ryuk

  • ***
  • 500
  • Rom: 25
  • ne değiştirebilir bir insanın doğasını?
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ryuk'un Öyküleri
« Yanıtla #7 : 13 Nisan 2014, 21:46:09 »
Not: Başlangıçta yazmış olduğum öyküyü  sıra dışı bir ilham gelmediği sürece sürdürmemeyi düşünüyorum. Böyle kısa kısa devam etmek niyetim.


Uyku

Vasat bir öğrenciyken, birden sadece bölümde değil, tüm okulda derece yapmış olmam herkesi şaşırtmıştı. Kopya çektiğimden şüphelenenler çoktu. Asistanlardan birini kafalayıp sınav sorularını ele geçirdiğime ya da bir şekilde hocaların odasına sızıp soruları bizzat yürüttüğüme ilişkin fısıltılar tüm okulu sarmıştı. Hatta dekan tarafından sorguya çekildiğim bile oldu.

En sonunda, sınav sırasında spontan soru üretmekte karar kıldılar, fakat sonuç değişmedi: Tekrar yüz almıştım.

Her şeyin nasıl başladığını özetlemek istiyorum. Bundan birkaç ay önce nasıl bir öğrenci olduğum sorulsa şöyle derdim: "Yorum yeteneğim çok iyidir. Sayısal derslerde ve yorum ağırlıklı sınavlarda daima sınıfın en iyisiyim. Ezberim ise çok kötüdür, sınav zamanları derin bir bunalıma girerim, hatta her final döneminde adeta ömrümden bir yıl eksilir. Genelde dersleri iyi dinler, konuların can damar noktalarını öğrenip, işin kalanını buradan türetmeyi ilke edinirim fakat her nasılsa üniversitede hoca olmayı başarmış bu hımbıllar her sınavda konuların en gereksiz kısımları ile ilgili paragraflar dolusu ezber sordukları ve sınav kağıdında da bu ezberlenmiş paragrafları noktalama işaretlerine kadar birebir görmek istediklerinden iyi bir ortalamaya sahip değilim, benden daha az zeki olan öğrencilerin, sadece ezber yetenekleri benden daha iyi olduğu için daha yüksek ortalamalara ve hocaların takdirien sahip olmasından ise nefret ediyorum."

Bunları düşünerek final dönemi alışverişime devam ediyordum. Yemek yapmak için kullanacağım  hazır erişteler, ton balığı konserveleri ve işte aklınıza tembellere özgü ne kadar yemek yapma malzemesi geliyorsa onlardan. Ek olarak birkaç çeşit bitki çayı, değişik kurabiyeler, lokum, cevizli sucuk, pestil, çikolata ve bunlara benzer her türlü şekerli yiyecek, birkaç çeşit kahve ve son olarak da her hafta için bir paket old holborn marka tütün (bizim okulda final haftası yoktur, final ayı vardır) ve sigara kağıdı. Sigara kağıdına "çarşaf" denilmesine gıcık olurum. Eve döndüp yatağa gömüldüm.

Havanın karanlık olduğu saatlerden birinde uyandım. Dışarı çıkıp gökyüzünü izleyerek yürüdüm (yıldızlara bakmayı severim) Evlerin ışıkları  birer birer sönene dek. Pencerelerden yükselen renk renk dumanın gökyüzüne yükselişini izledim. Ama siz onları göremezsiniz.

Sonra cebimden tütün kesemi ve sigara kağıtlarımı çıkardım. Bir tutam tütün tuttu bir elimin parmaklarıi diğerindekiler de kağıdı yuvarladı. Yavaşça ve ustalıkla doldurdular kıyılmış yaprakları kağıdın içine ve aynı ustalıkla sardılar sigaramı, bir ucunu dudaklarıma götürüp diğer ucunu yaktılar. Boğazımdan geçip içime doldu duman ve tekrar benden çıkıp gökyüzüne yükseldi. Pencerelerden yükselen dumanlar, bana doğru tütmeye başladılar sonra. Tıpkı tütünden yükselenler gibi. Hepsi içime doldu, fakat tütününkiler gibi serbest bırakmadım onları.


Bilmezsiniz. Nereden bileceksiniz ki... Gücümün yettiği kadar alanda, her uyuyandan yükselen o dumanı içime çektim. Bilmiyorsunuz tabi. İnsanlar uyanıkken bilinçleri açıktır ve onlarladır. Fakat uyurlarken terkeder akılları onları ve serbestçe uçar gider yükseklere doğru. Ve tıpkı bir balıkçı gibi, ben ağlarımı gökyüzüne atarım. Ağlarıma takılan bilinçleri, onlar uyanana kadar alıkoyarım.

Bu gece yine bir sürü bilinç düşmüştü ağlarıma. Hepsini yakaladım ve evime, odama, masama, kitaplara döndüm. Bu gece sadece kendi bilincim değil, yüzlerce, binlerce bilinç okuyacaktı tüm o sayfaları, bu gece yüzlerce katip aynen kopyalayacaktı kitaptaki sayfaları beynime. Ben, bu gece okuduklarımın hiçbirini unutmayacaktım böylece.

İşte sırrım buydu.






Fikirlerim için ölmeyi göze alamam çünkü yanılıyor olabilirim - Bertrand Russel

İyi bir fikir üretmek için, pek çok fikir bilmek gerekir:

* Yeni başlayanlar için FRP

* Fantastik edebiyata yeni başlayanlar ve bu türde ilerlemek isteyenler için

* Kılıçlar ve diğer eskiçağ silahları hakkında

* Dark Sun


* Distopya Korkuları

Daha fazlası için: Index

Çevrimdışı darrel standing

  • **
  • 51
  • Rom: 1
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ryuk'un Öyküleri
« Yanıtla #8 : 13 Nisan 2014, 21:59:25 »
Merak uyandırıcı bir hikaye. Biraz üstüne düşünce gerekli ilhamın geleceğini düşünüyorum, çünkü böyle bir kurgunun yarım kalmaması gerekir :)

Çevrimdışı ryuk

  • ***
  • 500
  • Rom: 25
  • ne değiştirebilir bir insanın doğasını?
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ryuk'un Öyküleri
« Yanıtla #9 : 16 Ocak 2015, 23:36:21 »
Bunu Distopik Korkular'a mı yazsam bilemiyorum aslında, ama yeri burasıymış gibi geldi.

Uzun süre bilgisayar başından kalkmamanın etkisiyle yazılmıştır.


Anı Üretim Anonim Şirketi

22. yüzyılın ortadarında, insanlar işlerinin büyük kısmını bilgisayarları ile hallediyorlar. Evinden çıkanların sayısı çok az, içinde konutların, alışveriş merkezlerinin, hastanelerin, okulların vb. bulunduğu; içinden hiç çıkmadan tüm yaşamınızı geçirebileceğiniz dev blokların içinde yaşıyorlar. Zaten dışarıda da yaşanmaya değer bir dünya-çevre pek kalmamış.

Çoğu kişi artık home-office çalışıyor, en vasıfsızları(ya da şanssızları) hariç işçiler bile operatörü oldukları aletlere evlerindeki bilgisayarlardan kumanda etmeye başlamış durumda. Bir çok okul, internet üzerinden ders veriyor, sınav yapıyor.

Facebook'un çokça gelişmiş ve resmiyet kazanmış hali olan Küresel Birey Kayıt Sistemi, çok önemli bir oluşum. Kişilerin yaptıkları her şey buraya kaydediliyor. Eğitim durumları, neleri sevip neleri sevmedikleri, uğraşları-hobileri, anıları. Dünyada insan sayısı öyle çok ki artık, kişiler arkadaş-eş bulmak için, şirketler eleman bulmak için bu sistemdeki arama ve değerlendirme özelliklerini kullanıyorlar (tabi yetkileri izin verdiği kadar).  Evden çıkmadan yaşayan insanların sosyalliği de KBKS üzerinden gerçekleşiyor.

Bu sistemin bir özelliği var. Neredeyse tüm diğer kişisel bilgi platformlarını geride bırakmasını ve hem resmi hem de sosyal anlamda ona bu kadar çok güvenilip ihtiyaç duyulmasını sağlayan: Ona yüklenilen her bilgi gerçek olmak zorunda. Aksi takdirde uluslararası kanunda belirtilen süre kadar (her ceza için süre farklıdır) sistemde erişilemez hale geliyorsunuz. Bu, hem sosyal hem de kariyersel işleriniz için ciddi bir aksama anlamına geliyor.

Bazı sahte beyanlar sonucu ömür boyu erişilmezlik cezasına çarptırılanların içine düştüğü sefalet, toplum tarafından açıkça biliniyor. Bu tıpkı ABD'de oturma ve çalışma izniniz olmadan ev bakmak, iş aramak gibi. Legal olan hiçbir yoldan işlerinizi halledemiyorsunuz, başınıza bir bela geldiğinde size hiç kimse sahip çıkmıyor.

AÜ A.Ş. böyle bir dünyada faaliyetlerini gizlilik içinde yürütmektedir. Yeterli meblağ karşılığında aslında hiç gitmediğiniz bir okulun mezunu olarak görünüp iyi bir işe sahip olabiliyorsunuz, ya da etkilemek istediğiniz karşı cinse sizi karizmatik gösterecek bir alanda büyük başarılara imza atmış görünebiliyorsunuz. Özgeçmişinize yapılan eklemeler, hoş olmayan şeylerin (başarısızlıklarınız vb.) profilinizden silinmesi, sizi etkileyici kılacak anıların eklenmesi (elbette diğer insanlara gösteriş amaçlı)… Hepsi AÜ A.Ş. tarafından ayarlanabilmektedir. Şirket, size yüzde yüz olamasa da; çok büyük olasılıkla yakalanmayacağınızı garanti etmektedir. Eklenen yeni özelliklerinizin gerçekçiliği , belli aralıklarla şirket tarafından sesli, görüntülü ve yazılı olarak desteklenmiş paylaşımlar ile desteklenecektir (örneğin aslında hiç piyano çalmamış birinin “iyi düzeyde piyano çalarım” özelliği profiline eklendiğinde, tamamen rastgele olan belli aralıklarla piyano çalarken çekilmiş(!) videoları profiline eklenecektir).

AÜ A.Ş. size yeni bir geçmiş, yeni bir gelecek vaat etmektedir;  AÜ A.Ş. size hayallerinizdeki  kişi olabilmeyi vaat etmektedir.
Fikirlerim için ölmeyi göze alamam çünkü yanılıyor olabilirim - Bertrand Russel

İyi bir fikir üretmek için, pek çok fikir bilmek gerekir:

* Yeni başlayanlar için FRP

* Fantastik edebiyata yeni başlayanlar ve bu türde ilerlemek isteyenler için

* Kılıçlar ve diğer eskiçağ silahları hakkında

* Dark Sun


* Distopya Korkuları

Daha fazlası için: Index

Çevrimdışı ryuk

  • ***
  • 500
  • Rom: 25
  • ne değiştirebilir bir insanın doğasını?
    • Profili Görüntüle
Yalınyol
« Yanıtla #10 : 24 Mart 2016, 21:54:48 »
Bildiğiniz üzere Dungeons & Dragons sisteminde çeşitli sınıflar ve sınıfların alt grupları vardır (tamam, bilmiyor da olabilirsiniz ;D). Zaman içinde yeni alt sınıflar geliştirilmekte ve sisteme eklenmektedir, burada monk sınıfı için yeni bir alt sınıf denemesi yer almaktadır:

Yalınyol

Yalınyol monkları; mizaç, yaşam tarzı, dövüşme stilleri ve dünya görüşü olarak diğer monk sınıfı üyelerinden epey farklıydılar.

Yalınyol'un kurucusu (ki onun felsefesini benimseyenler kendisine bu gün de "Kurucu" derler), diğer savaşçıların ve monkların aksine, küçük yaştan itibaren savaş sanatları üzerine eğitilmiş biri değildi. Tüm çocukluğu ve gençliği adeta bir üniversite olan, kütüphane şehri Candlekeep'de geçmişti.



Burada oldukça yalnız yıllar geçiren Kurucu, zamanla durumuna alışmış, onu kabullenmiş ve yaşamının sıkıcılığından kaçmak için kendini okumaya vermişti. Candlekeep'in bilinen dünyanın her köşesinden gelen nadide kitapları ve onların çevirilerini içeren kütüphaneleri başlangıçta onun için bir kaçış yeriydi. Günler, yıllar geçtikçe de adeta evi olmuştu. Öyle ki kütüphanenin bazı bölümlerinde hangi kitapların hangi raflarda durduğunu, kitapların içerikleriyle birlikte biliyordu. Zaman zaman kütüphaneyi ziyarete gelen gezginlerin sohbetlerini dinliyor, onlardan bir şeyler öğrenebilmek için can atıyordu.

Böylece; dışarıdaki dünyayı hiç görmemiş, yalnız, deneyimsiz fakat felsefe,tarih, matematik, sanat, anatomi, fizik vb. konularda geniş bilgiye sahip biri olup çıkmıştı.

Kurucu'nun Candlekeep'i naden ve nasıl terk ettiği hakkında farklı hikayeler var, fakat bunlar başka bir gün anlatılmalı.


Uzun süre dünyayı dolaştı. En iyi yaptığı şeyi, öğrendiği ilk şeyi yaparak devam etti yoluna daima: öğrenerek. Gördüğü her şeyi inceledi, ardındaki nedenleri aradı. Farklı diyarlar, kültürler,ırklar ve efsanelerle karşılaştı. Birbirinden farklı savaşçıları, büyücüleri, rahipleri, hırsızları tanıdı. Bazılarıyla dost oldu, bazılarıyla savaştı. Bazen kazandı, bazen de kaybetti.

Birbirinden farklı savaşçılık ekolleri ile tanıştı.

Bir süre sonra, aslında hiç amaçlamamış da olsa kendine özgü bir ekol olgunlaşmıştı düşüncelerinde. Ekolünü sınamalıydı, etkililiğini, tutarlılığını sınamalıydı. Yaptı da. Öğrenerek geçirdiği yıllar ona bir gerçeği göstermişti:

-Yalın olmayan, doğal değildir. Doğal olmayan, kalıcı değildir. Kalıcı olmayanın peşine düşmeye değmez.


Kurucu'nun bu zamana kadar yaşadıkları uzun hikayedir, fakat bu da başka bir gün anlatılmalı.



Kurucu'nun ilk öğrencilerine öğrettikleri ve onları yetiştirme biçimi zamanla bir gelenek haline gelmişti.

Öğrencilerini seçerken titiz davranıyordu. Okuluna maddi anlamda açgözlü olmayan fakat bilgiye aç ve vicdan sahibi kişileri kabul ediyordu.


Savaş Sanatı

Yalınyol'un temel amacı bilginler yetiştirmek, bilginin ve gerçeğin peşinden gitmekti. Fakat Kurucu yaşamı boyunca pek çok kez bilgili insanların cahiller tarafından ezildiğini görmüştü. Doğruyu söyleyenlerin cahil kalabalıklar tarafından vahşice linç edilişine, aşağılanışına, öldürülüşüne şahit olmuştu.

İyi insanların, kötü insanlar tarafından ezildiğini görmüştü. Her zamanki sorgulayıcı kişiliği yine devreye girmiş, "neden?" diye sormuştu. "Çünkü o kötü insanlar, iyi olanlardan çok daha güçlüydüler." demişti aklı.

Demek ki iyi bir insan, güçlü de olmalıydı.

İyi, aynı zamanda güçlü de olmadığı sürece sadece kötüye verilmiş bir oyuncaktı. Kötü tarafından kullanılması, sömürülmesi için verilmiş bir hediyeydi. Kötünün aşağılayarak egosunu tatmin edeceği bir zavallıydı.

Serüvenci bir gezgin olarak geçirdiği yıllarda tanıştığı savaşçılar, gladyatörler ve dövüşçü manastır keşişlerinden savaşmanın pek çok farklı yolunu öğrenmişti. Ve öğrendiği savaş sanatlarını damıtarak bir öz elde etmişti.

- Savaş sanatı eğitiminin ilk basamağı denge idi. Gelişmiş denge becerisi gücün ve çevikliğin temel unsuruydu. Bu yüzden Yalınyol savaşçıları eğitimlerinin ilk yılını denge duruşları, ip yürüyüşü ve ayak oyunları çalışarak geçirirlerdi.

Spoiler: Göster


- Denge eğitiminin ardından, en az iki yıl yumrukla dövüşmeyi (klasik boks) öğrenirlerdi . "Çeşitli silahları kullanmayı da öğreneceksiniz fakat önce silahsızken de dövüşebilmeyi öğrenmelisiniz. Olur da silahsız kalırsanız, çaresiz kalmamalısınız." derdi Kurucu. Ardından eklerdi "Silahsız dövüşün temeli, yumruk dövüşüdür."

Spoiler: Göster



- Yumruk dövüşünde ustalaşan öğrencilere takip eden bir yıl boyunca yumruklarının yanında tekmelerini, diz ve dirseklerini de kullanmaları öğretilirdi (muay thai), aynı zamanda bu bir yıl boyunca temel güreş teknikleri de çalışılmaya başlanırdı (serbest güreş & judo).


"Neden tekme atmayı ya da boğuşmayı öğrenmeden önce yumrukla dövüşmeyi öğreniyoruz?" diye sormuştu bir öğrenci (Kurucunun okulunda her şey tartışmaya açıktı). Kurucu şöyle cevap verdi: "Çünkü yumrukların acil bir durumda en hızlı ve en etkin kullanabileceğin silahındır. Yumruk her zaman tekmeden daha hızlıdır, tekme atarken her zaman dengeni kaybedip düşme riskin vardır fakat yumruk atarken bu risk yoktur. Ve birini tek yumrukta yere sermek, tutup yere çarpmaktan çok daha kısa sürer."


- Silahsız dövüşte ustalaşan öğrenciye bir sonraki aşamada bıçakla ve sopayla dövüşmek öğretilirdi. "Öğreneceğiniz ilk silahlar, en basitleri olmalı. En kolay bulabileceğiniz, en kolay taşıyıp saklayabileceğiniz. Dünyanın farklı yerlerinde çok farklı kılıçlar, gürzler, baltalar vardır. Mesela düz kılıç kullanmaya alışırsanız, eğri kılıç kullanılan bir yerde alıştığınız silahı bulamayacak ve silahsız kalacaksınız. Ama dünyanın her yerinde sopalar aynıdır. Sopayı ustalıkla kullanan birinin elinde ormanda bulacağı basit bir dal parçası bile güçlü bir silahtır." derdi.

Spoiler: Göster


 Bu aşamada menzilli silah olarak da çoban sapanı öğretilirdi. Kurucu "çoban sapanı en kolay yapabileceğiniz ve atacak bir şeyler bulabileceğiniz, avlanırken ya da kendinizi savunurken kullanabileceğiniz bir menzilli silahtır. " derdi ve eklerdi "ayakkabı bağcığıyla bile yapabilirsiniz"

-Bir sonraki aşamada, öğrenci içinde bulunduğu dönemde ve bölgede (ya da seyahat etmeyi düşündüğü yerde)en yaygın kullanılan, en kolay bulunabilecek silahları öğrenmeye başlardı.

Yalınyol'un savaş sanatı eğitiminin her aşamasında, diplomasi öğretilirdi. "Diplomasi en üstün savunma sanatıdır." Derdi Kurucu. "Bir savaşı daha hiç başlamadan önlemek, kavgaya dönüşecek bir olayı tatlıya bağlamak, masum birini saldırganların elinden kimsenin canı yanmadan kurtarmak savaşçılıkta en büyük hünerdir." Bu nedenle, Yalınyol savaşçıları, diğer monklar gibi donuk ve ifadesiz bir suratla gezmek ve kestirme konuşmalar yapmak yerine, güler yüzlü ve tatlı dilli oluşlarıyla bilinirler.
Fikirlerim için ölmeyi göze alamam çünkü yanılıyor olabilirim - Bertrand Russel

İyi bir fikir üretmek için, pek çok fikir bilmek gerekir:

* Yeni başlayanlar için FRP

* Fantastik edebiyata yeni başlayanlar ve bu türde ilerlemek isteyenler için

* Kılıçlar ve diğer eskiçağ silahları hakkında

* Dark Sun


* Distopya Korkuları

Daha fazlası için: Index

Çevrimdışı ryuk

  • ***
  • 500
  • Rom: 25
  • ne değiştirebilir bir insanın doğasını?
    • Profili Görüntüle
Ynt: Yalınyol
« Yanıtla #11 : 27 Mart 2016, 16:27:17 »
Savaş Sanatı'na devam :)

Kurucu'nun savaş sanatına dair düşüncelerinin temelini atan, Candlekeep'deyken okuduğu Beş Çember Kitabı olmuştu. Kara-tur'da yaşayan bir kılıç efendisi tarafından yazılmış olan kitapta "savaş sanatının özü; bir şeye sahip olmak, fakat on bin şey bilmektir." yazıyordu.

Kurucu, Beş Çember Kitabını okuduğunda henüz bir savaşçı değildi. O yüzden okuduğu ifadeyi felsefeye uyarlamıştı: "Düşünme sanatının özü; bir bilgiye sahip olmak, fakat o bir bilgiden on bin bilgi üretebilmek olsa gerek."

Yıllar sonra, takipçilerine savaş sanatını öğretirken temel aldığı ilke olmuştu bu. Önce, en temel olan öğrenilmeliydi. Geri kalan her şey, o "en temel" olandan türetilebilirdi.

"Savaş sanatında ustalaşmanın yolu, bir teknikte uzman olup o tekniği on bin farklı şekilde uygulayabilmeyi öğrenmektir." demişti öğrencilerine. (bkz: uzmanlık döngüleri)

İlk olarak yumrukla dövüşmeyi öğretmesinin nedeni tam olarak buydu.

"Neden tekme atmayı ya da boğuşmayı öğrenmeden önce yumrukla dövüşmeyi öğreniyoruz?" diye sormuştu bir öğrenci (Kurucunun okulunda her şey tartışmaya açıktı). Kurucu şöyle cevap verdi: "Çünkü yumrukların acil bir durumda en hızlı ve en etkin kullanabileceğin silahındır. Yumruk her zaman tekmeden daha hızlıdır, tekme atarken her zaman dengeni kaybedip düşme riskin vardır fakat yumruk atarken bu risk yoktur. Ve birini tek yumrukta yere sermek, tutup yere çarpmaktan çok daha kısa sürer."

Yumruk dövüşünde ustalaşan öğrenci, bir sonraki aşama olan bıçak ve sopa (bu da tek elle tutulacak boyuttaki kısa sopa ve çift elle tutulacak boyuttaki uzun sopa olarak ikiye ayrılır, ilk olarak kısa sopa öğrenilir. kısa sopada ustalaşıldıktan sonra uzun sopayla çalışılmaya başlanır) kulanımını kolayca ve hızla öğrenebiliyordu. Tek yapması gereken, vururken ellerini yumruk yapmak yerine onlarla bir bıçak ya da sopa tutmaktı. Geri kalan her şey aynıydı.

Yazarın notu: Ne demek istediğimi anlamak için izleyin.

Bu şekilde kısa sopa kullanmada ustalaşan öğrenci, ileride kılıç kullanımı üzerinde çalışmak istediğinde hiç sıkıntı çekmiyordu. Silahın tutuluşundaki ve savruluşundaki birkaç küçük değişiklik dışında kısa sopa kullanımı ile kılıç kullanımı tamamen aynıydı.

Uzun sopa kullanımında ustalaşan öğrenci de, mızrak kullanmayı kolayca öğrenebiliyordu. Çünkü mızrak aslında sadece ucu sivriltilmiş bir uzun sopaydı.

Yazarın bir diğer notu:

1- Burada sopa ve mızrak tekniğinin benzerliğini göreceksiniz.


2- Burada da, temel mızrak saplama tekniğinin, bokstaki sağ direk tekniğiyle aynı ayak ve vücut hareketini içerdiğini göreceksiniz.

Fakat savaş sanatı, sadece vücudunu kullanarak mücadele etmekten fazlasıydı. Vücut ne kadar güçlü ve usta olursa olsun, taşıdığı baş bilge değilse kaybederdi.

Kurucu, çok eski bir kitap okumuştu gençliğinde. "Savaşı, ne zaman savaşılıp ne zaman savaşılmayacağını bilen kazanır." Sözü, savaş sanatının temeli olmalıydı ve unutmamaları için bu sözü öğrencilerine her antrenmanın başında tekrarlatırdı. Aynı kitapta yer alan başka bir söz ile birlikte:

"İyi yönetenler ("diplomatik davranabilenler ve mantıklı davrananlar" derdi kendisi buna) silahlanmak zorunda kalmazlar.
iyi silahlananlar savaş hatları oluşturmak zorunda kalmazlar,
iyi savaş hatları oluşturanlar savaşmak zorunda kalmazlar,
iyi savaşanlar yenilmezler,
iyi yenilenler yıkıma uğramazlar."


Kurucu öğrencilerine eğer savaştan kaçınmak mümkünse, savaşmamaları gerektiğini ve savaşmak zorunda kalırlarsa da bunu mümkün olan en kısa sürede bitirmeleri gerektiğini sürekli tekrarlardı: "Savaş, ateş gibidir. Zamanında söndürmezseniz sizi de yakıp tüketir."

Sürecek...
Fikirlerim için ölmeyi göze alamam çünkü yanılıyor olabilirim - Bertrand Russel

İyi bir fikir üretmek için, pek çok fikir bilmek gerekir:

* Yeni başlayanlar için FRP

* Fantastik edebiyata yeni başlayanlar ve bu türde ilerlemek isteyenler için

* Kılıçlar ve diğer eskiçağ silahları hakkında

* Dark Sun


* Distopya Korkuları

Daha fazlası için: Index

Çevrimdışı ryuk

  • ***
  • 500
  • Rom: 25
  • ne değiştirebilir bir insanın doğasını?
    • Profili Görüntüle
Ynt: Yalınyol
« Yanıtla #12 : 03 Nisan 2016, 15:48:49 »
Yalınyol öğretisi sadece savaş sanatından ibaret değildi.


Yalınyol'un asıl amacı, bilginler ve filozoflar yetiştirmekti. Savaş sanatlarına ilişkin eğitim ise bilim, sanat ve felsefe eğitimi ile eşzamanlı olarak devam ederdi.

Kurucu'nun öğrenme kavramına ilişkin genel bir yaklaşımı vardı. Derdi ki:

* Ortalama insan öğrenemez. Çünkü nasıl öğrenileceğini ve öğrenilenin nasıl içselleştirileceğini bilmez.

* Ortalama insan öğrenemez, çünkü bir şeyi (her ne olursa olsun) anlayabilmek için, önce o şeyin temel bilgilerini öğrenmek, özüne vakıf olmak gerekir. Ortalama insan ise bir şeyin özünü değil, kurnazlığını öğrenmeye çalışır: Daha emeklemeyi öğrenmeden, koşmayı öğrenmek ister. Oysa bir çocuk önce emeklemeyi, sonra yürümeyi, son olarak da koşmayı öğrenmelidir. O yüzden ortalama insan bir şeyi ancak yarım yamalak öğrenebilir.

* Bir şeyi ancak yarım yamalak öğrenebilen ortalama insan, o şeyi öğrenmeye hevesli olanların cesaretini kırmak ister "boşver onu" der; "onu öğrenmek imkansız".



Sınıfların duvarında büyük harflerle "Düşünme sanatının özü; bir bilgiye sahip olmak, fakat o bir bilgiden on bin bilgi üretebilmektir." yazardı Yalınyol okulunda.

Demek ki ilk olarak sahip olunacak o "bir bilgi", en önemli ve en temel olan bilgi olmalıydı. O yüzden tüm öğrencilere ilk olarak Mantık öğretilirdi. Öğrenciler mantık bilgisi sayesinde daha sonra öğrenecekleri her bilgisi sınayıp sorgulayabilirler, kendileri yeni bilgiler üretebilirlerdi.

Bir sonraki aşamada matematik öğrenimi başlardı. "Matematik evrenin dilidir." derdi Kurucu. "Bu dili bilen kişi evrenle sohbet edebilir, ona sorular sorabilir ve evrenin verdiği cevapları yorumlayabilir. "

Matematik deyince ortalama insanın aklına sadece hesap yapmak gelir. Çünkü ortalama insan; her zaman olduğu gibi yine matematiğin özünü anlamadan, ona yüzeysel yaklaşır. Matematik sayılarla hesap yapmak değildir. Matematik; niceliği ve niteliği incelemek, işlemek, yorumlamaktır.

Öyle ki matematiği içselleştirmiş ve bu alanda uzmanlaşmış Yalınyol öğrencilerinin sayıları, matematiksel kavramları tıpkı insanın sıcağı-soğuğu, açlığı ve tokluğu hissettiği gibi hissedebildiği söylenir.

Matematik ikiye ayrılırdı: Aritmetik ve Geometri.  Mühendislik alanında çalışacak öğrenciler için geometri özel önem taşırdı.

Yazarın Notu: "Mühendis" kelimesi, "hendese" den gelmektedir. Hendese de kabaca geometri demektir. Yani "mühendis", "geometri bilen, geometriyle uğraşan" demektir aslında. (dikkat, bu çok yüzeysel bir tanımdır). Geometri becerisi iyi olan insanların fiziğin mekanik kısmında diğer insanlara göre daha başarılı olduklarını bizzat gözlemlemişliğim vardır.

Derken, fizik eğitimi başlardı. Kurucu şöyle derdi:

* Matematik fiziğin temelidir.

* Fizik, kimyanın temelidir. Çünkü kimyasal olayları meydana getiren küçük parçacıklar fiziğin ilkelerine göre davranır.

* Canlılık bilimi (biyoloji) ise fizik ve kimya temellidir.


Fizik eğitiminde belli bir seviyeye gelindikten sonra kimya ve biyoloji eğitimine başlanırdı.

"Önce evrensel olan, en genel geçer olan bilgiler öğrenilmeli. Çünkü geri kalan tüm bilgiler, evrensel olana tabidir ve ondan türetilebilirler." derdi Kurucu.

Eğitimler sırasında öğrenciler Go oyununu da öğrenirlerdi. (bkz: satranç & go) Çünkü Go, evrensel akıl oyunuydu. Kurucu, bir akıl oyunları ustasının yazdığı kitapta "satranç ve diğer akıl oyunlarının tümü biz insanalra özgüdür, bu yüzden evrensel değillerdir. Fakat Go sade bir oyundur ve evrende ya da başka boyutlarda bizden çok farklı canlılar varsa, muhtemelen Go oyununu icad etmişlerdir." ifadelerini okumuştu. Yılları boyunca yaptığı seyahatlerde de bu ifadenin doğruluğunu görmüştü. Go hem evrensel, hem de yalın bir oyundu. Yalınyol öğrencilerinin beyin jimnastiği yapması için daha uygun bir akıl oyunu olamazdı.

Sürecek...
Fikirlerim için ölmeyi göze alamam çünkü yanılıyor olabilirim - Bertrand Russel

İyi bir fikir üretmek için, pek çok fikir bilmek gerekir:

* Yeni başlayanlar için FRP

* Fantastik edebiyata yeni başlayanlar ve bu türde ilerlemek isteyenler için

* Kılıçlar ve diğer eskiçağ silahları hakkında

* Dark Sun


* Distopya Korkuları

Daha fazlası için: Index

Çevrimdışı ryuk

  • ***
  • 500
  • Rom: 25
  • ne değiştirebilir bir insanın doğasını?
    • Profili Görüntüle
Ynt: Ryuk'un Öyküleri
« Yanıtla #13 : 20 Nisan 2016, 20:46:41 »
Yalınyol'da Sanat

Kurucu seyahatlerinde çok varlıklı fakat zevksiz beylerin, pahalı fakat çirkin saraylarını görmüştü. Fakir fakat zevk sahibi insanların, basit fakat güzel evlerini görmüştü.

En nadir bulunan kumaşlardan yapılmış fakat zevksizce dikilmiş elbiseleri giyen tüccarları, alelade bir bez parçasını bile güzellikle kuşanan mütevazi insanları görmüştü.

"Ne kadar bilgili, becerikli ya da zengin olursa olsun; estetik algısı gelişmemiş insan, eksik bir insandır." Demişti sonunda.

Güzellik de yalın olmalıydı. Okulunda, zamanında sadece öğrencilerine göstermek için aldığı, oymalar ve kakmalarla bezenmiş, çirkin ve pahalı bir süs eşyası vardı. Bu eşyayı sergilerken şöyle derdi:

"Çirkin bir şeyi, onu süsleyerek güzelleştiremezsiniz. Yalın halde güzel olan bir şeyi ise zaten süslemeniz gerekmez. Ancak yalın iken güzel olabilen, gerçekten güzeldir."

(Bkz: Less is more)

Yalınyol'daki sanat eğitiminin amacı insanlara güzelliği görebilmeyi ve yaratabilmeyi öğretmekti. Öğrenciler önce müziğin, resmin, heykellerin, binaların, sözlerin, düşüncelerin, hareketlerin güzelliğini hissedebilmek, eğer bu konuda uzmanlaşmayı seçerlerse de benzeri güzellikleri yaratmak üzerine eğitim alırlardı.


Ritm ve İkili Varoluş

Müzik eğitiminde ritm üzerinde özellikle durulur. Çünkü varoluş ritmseldir.

İnsanın nefes alışı ve verişi, kalp atışı ritmseldir.

Doğanın mevsimleri ritmseldir.

Yaşam ve ölüm ritmseldir.

Savaş sanatının özü denge ve ritmdir: Çünkü rakibe öldürücü vuruşu yapmadan önce, rakibi böyle bir vuruşa açık hale getirmek için onun ritmini bozmak gerekir.


Matematik eğitiminde en yalın sayı sistemi olan ikili sistem üzerinde özellikle durulur. Çünkü tüm sayılar, sıfır ve birden doğar. Tüm diğer sayılar, sıfır ve bir ile yazılabilir.

(Bkz: İkili sayı sistemi)

(Bkz: İsteyenler için Türkçe bir açıklama)

Sıfır ve bir de ritmseldir. Çünkü Vurmalı çalgılarda biri "sus", diğeri "vur" demektir.


İkili sayı sistemini öğrenmek, sayıların felsefesini öğrenmenin ilk adımıdır. Ritmi hissedebilmeyi öğrenmek ise varoluşu  hissedebilmeyi öğrenmenin ilk adımıdır. Kendi savaş ritmindeki dengeyi bulmak, savaş sanatını öğrenmenin en kritik adımıdır.


Yalınyol savaşçılarının eğitim alanlarında mutlaka bir davul bulunurdu.



fon müziği

Temel hamleler çalışılırken, usta davulu çalmaya başlar, öğrenciler de hamlelerini davulun ritmiyle eş güdümlü yaparlardı. İlerledikçe öğrenci, antrenman davulunun ritmini bozmadan, kendi vücudunun ritmini ona eklemeyi öğrenirdi. Daha da ilerledikçe, davul ritmine uygun hamle yapan birinin akışını bozacak hamle ritmleri geliştirmeyi öğrenirdi.  Bu nedenle Yalınyol'un izinden gidenleri savaşırken görenler, onların dans eder gibi savaştıklarını anlatırlar.
Fikirlerim için ölmeyi göze alamam çünkü yanılıyor olabilirim - Bertrand Russel

İyi bir fikir üretmek için, pek çok fikir bilmek gerekir:

* Yeni başlayanlar için FRP

* Fantastik edebiyata yeni başlayanlar ve bu türde ilerlemek isteyenler için

* Kılıçlar ve diğer eskiçağ silahları hakkında

* Dark Sun


* Distopya Korkuları

Daha fazlası için: Index

Kayıp Rıhtım Arşiv Forum

Ynt: Ryuk'un Öyküleri
« Yanıtla #13 : 20 Nisan 2016, 20:46:41 »