Kayıt Ol

Yeni Bir Hikaye

Çevrimdışı Etmeseh

  • *
  • 15
  • Rom: 3
    • Profili Görüntüle
Yeni Bir Hikaye
« : 06 Ocak 2011, 20:58:53 »
                                  1.Bölüm: Genç Ermiş
    Hessel fazla katı yürekliydi. Sahip olduğu topraklara, emrindeki yüzbinlerce adama ve hükmettiği, sayısı artık milyonları bulan halka sahip olmasındaki yegane etken de, işte bu katı yürekliliği olmuştu. Sevdiği kadını bu yüzden kaybedecek, bu yüzden sevilmeyen adam olacaktı. O ve ondan sonraki krallar, Hessel'in tanrılardan habersiz parlattığı yıldızın kurbanı olup birer birer hırslarına yenik düşecek ve sönmesi icap eden yıldız, parlaklığına parlaklık katarak daha da güçlenecekti uçsuz bucaksız evrende...
 
    Zaman, tanrıların zamanıydı. Dünya üzerinde cismen vücud bulmasalar da, insanların kalplerinde varlıkları her zaman hissedilirdi. Nerede ve hangi boyutta oldukları asla bilinemeyen tanrılar, insanoğlunun kaderini etkilemekle görevlendirilmişlerdi. İnsanların hayatlarının her alanına karışmazlardı. Lakin harp, kan davası gibi büyük yıkımları beraberinde getiren olaylar vuku bulabilecekse, işte o zaman hayatın akışına müdahale eder ve barışı sağlarlardı. Onların amacı sadece ve sadece dünyadaki nizamı devam ettirmekti ve başarıyorlardı da.
   
  Doğan her yeni şey için gökte yeni bir yıldız cismolurdu bir anda. İnsanların yıldızlarının parlaklıkları, hayattayken yapıp ettiklerinin büyüklüğüne göre ya daha da parlar, diğer yıldızları gölgede bırakır; ya da küçüldükçe küçülür ve sonunda ışığını kaybederdi...
 
  Hessel doğduğunda yıldızı gökyüzünde öyle bir parlamıştı ki, gece olmasına rağmen bir an için gündüzün geri geldiğini sanmıştı insanlar. Ebeveyni günlerce şenlik vermişti yurtlarında. " Büyük bir gurur olacak oğlum bu uçsuz bucaksız Melaik (Dünya) yurdu için" diyordu babası Zennan. Aslında Zennan kibirli biri değildi hiç bir zaman. Hatta alçak gönüllü bile sayılabilirdi. Melaik'teki insanlar ona hürmet ederler, onu severlerdi. Fakat yıllardır tanrılardan istediği erkek çocuk ona bahşedilince, sevinci bir anda köpüren deniz gibi köpürdükçe köpürdü ve bu sebeptendir ki tanrılar onun söylediği bu kibirli sözlere müsamaha gösterdi. Fakat tam o sırada, gökte kimsenin göremediği küçük bir yıldız parlamıştı. Işığı o kadar cılızdı ki, diğer bütün yıldızlar sönse yine de belli belirsiz görünürdü kapkaranlık gökyüzünde. Ve o küçücük yıldız, yıllar boyunca varlığını tanrılardan gizli sürdürdü evrende.

  Yıllar zamanı bile şaşırtacak büyük bir hızla ilerlerken, Hessel de herkesi şaşırtacak bir hızla büyüyordu. Babasının tam istediği gibi bir evlattı o. Zennan bununla gurur duyardı fakat oğlunun şımarmaması için pek dile getirmezdi bu gururunu. Lakin zamanla gururu içinde büyümeye başlamıştı. Öyle ki çoğu vakitler kendini oğlunun yaptığı cesurca işleri ballandırarak anlatırken buluyordu. “Sizinkini bilmem ama benim Hessel’im ormandayken hayvanlar ondan öyle bir ürküp kaçar ki, bütün yaratıklar heyecanla bir başka diyara göç ediyor sanırsınız.” “ Benim Hessel’im gibi avlanan başka biri var mıdır bu Melaik’te? Sanmıyorum. Sinsice yaklaştı mı hiçbir hayvan duyamaz onu vücuduna saplanan ok fırlatılana kadar. Aslan avına çıkan var mı bu topraklarda Hessel’imden başka ? Onu da sanmıyorum”.
  Zennan bu kibirli sözlerini söylerken, yıllar önce ortaya çıkan yıldız da büyümeye başladı aynen Zennan’ın içinde büyüyen kibir gibi. Zira artık dikkatli bakılınca görülebiliyordu o yıldız diğerlerinin yanında. Ve tanrılar bunu farkettiklerinde iş işten geçmiş olacaktı. Çünkü artık yıldız, diğerlerine de tesir etmeye başlamıştı. İlk başta da Hessel’e…

  Brethol geyiğin otuz metre kadar arkasındaydı. Küçük bir çalılığın ardına gizlenmiş ve yayını germişti. Yayını gererken çıkan gıcırtı sesini duyan geyik aniden kafasını havaya dikti. Kulaklarını sesin geldiği yöne doğru çevirmişti. Brethol nefesini tuttu ve öylece bekledi. Yapacağı en küçük ses, geyiğin bir şeylerden ciddi anlamda işkillenmesine, belki de onu farketmesine neden olacaktı ve avını kaçıracaktı. Sabırla geyiğin başını tekrar eğip otlanmasını bekledi. Çok yavaş nefes alıp veriyor ve yerinden kıpırdamamaya çalışıyordu. Sonunda geyik hiçbir tehlikenin olmadığına kanaat getirip otlanmaya devam etti. “Nihayet.” Diye iç geçirdi Brethol. Yayını kaldığı yerden biraz daha gerdi. Çünkü bu mesafeden okunu yayının şu anki gerginliğiyle atarsa hedefini bulmasının çok zor olduğunu düşünüyordu. Fakat o melun gıcırtı tekrar çıkınca geyik bu sefer kafasını kaldırır kaldırmaz Brethol’un sadağını görmüştü ve hemen ordan uzaklaştı. “Hettay!” (kahretsin) diye bağırdı Brethol. “Cis pelor si menna mel in cünedan!” (Bu lanet yaydan nefret ediyorum!)
  “Sen ermişlerin dilini nicedir bilirsin kardeşim?” Brethol yayını yere fırlatmış bağırırken, arkasından Hessel’in bunları alaycı bir ses tonuyla söylediğini duydu. Yüksekçe bir ağacın dalına oturmuş kendi yayını eliyle geriyor, gevşetiyor, bir takım ayarlamalar yapıyordu. Brethol ona döndü ve bir an şaşkın baktıktan sonra gülümsedi. Hessel de gülerek karşılık verdi. “Donah mel in cinor.” (Cevap bekliyorum.) diye ısrar etti ermiş dilinde sırıtarak. Brethol de merak ediyordu şimdi Hessel’in bu dili nereden öğrendiğini. “Peki sen? Sen nicedir biliyorsun kardeşim?” diye soruya soruyla cevap verdi.
  “Bu soruyu sana önce ben sordum. Kardeş.” Sırıtarması yüzünden silinmiyordu Hessel’in. Konduğu daldan çevik bir hareketle aşağı indi ve ağır adımlarla kafasını kaşıyarak Brethol’un yanına yürüdü. “Tamam.” Dedi Brethol. “Ermişlerin yanında büyüdüm. Ama sen de konuşabildiğine göre sen de onların yanında büyümüş olmalısın.” Sonra bir an bekledi. Yüzündeki gülümseme yerini hayrete bıraktı. Hessel ise ona eskisinden daha da cıvık bir şekilde sırıtıyordu. “Sen ermişlerin yanında büyümedin. Sen benim akranımsın ve orda olsaydın seni kesinlikle görürdüm. İnanamıyorum! Sen… Sen Doğuştan Ermiş’sin! Sen bir Ceber’sin!” Brethol gerçekten inanamıyordu. Bunca yıldır beraber olduğu, kardeşi gibi gördüğü dostu Hessel bir Ceber’di öyle mi?
  “Neden bana söylemedin? Senin en iyi dostun değil miyim?” Sesinde bir kırgınlık vardı Brethol’un. Hessel’se hala sırıtıyordu ve bu Brethol’un sinirlerini bozmaya başlamıştı.
  “Ah kardeşim! Bunu ne zaman öğrendim sence?” dedi Hessel. Biraz daha ciddileşmiş gibiydi. Brethol bir şey söylemedi. Öylece en yakın arkadaşına bakıyordu.
  “Dün bir rüya gördüm.” Dedi Hessel. Uzun bir nefes aldı ve devam etti. “Rüyamda bir dağın zirvesindeydim. Sayısını hatırlamadığım kadar çok şimşek çakmıştı. Yağmur yüzüme vuruyordu. Sonra gökteki kara bulutların ortasında bir delik açıldı. Gün ışığı süzülmüştü içinden. Sonra oradan bir kuş geldi bana doğru. Bembeyaz ve kocaman bir kuş. Kanatlarını açınca bak şu upuzun ağaç kadar oluyordu genişliği.” Az önce üzerinden indiği ağacı gösterdi ona. “Dağın zirvesine kondu ve ilk kez duyduğum bir dilde bana bir şeyler söyledi. Nasıl oldu bilmiyorum ama dediklerinin her bir kelimesini anladım. Sonra onun üzerine bindim ve beni o delikten içeriye, yukarı götürdü.  Tam o sırada uyandım ve haykırarak söylediğim ilk şey  ‘Füs fe in Ceber!’ oldu.”
  “Ben bir Ceber’im.” Diye fısıldadı Brethol. Suratı hala şaşkınlığın esareti altındaydı. “Evet.” Diye onayladı Hessel. “Ve bu konuda kesinlikle yardım almam gerekiyor çünkü ne yapmam gerektiğini hiç bilmiyorum.” Diye dert yandı Brethol’e. Brethol’un şaşkınlığı bir nebze olsun geçmişti ve bu andan itibaren ne olacağını o da bilmiyordu. “ Gel. Seni ermişlerin diyarına götüreyim kardeşim. Onlar ne yapılacağını kesinlikle bilirler. Uzun bir zaman yürümemiz gerekecek ama hancı Nedor’un atlarından iki tanesini izinsiz ödünç alırsak buna o kadar da gerek kalacağını sanmıyorum.” Dedi yaramaz bir çocuk edasıyla.
  “Tamam kardeşim dediğin gibi olsun bakalım. Ermişlerin diyarını merak ederdim ne vakittir.” Sonra bir an durdu. “Ama önce sana geyik avlama konusunda küçük bir ders vermem gerekecek. Seni izledim de, gerçekten tam bir çaylaktın.” Dedi gülerek. Brethol ona şöyle bir baktı. “Gerçekten komiksin kardeşim. Ama eğer benim yayımla o geyiği avlarsan seni sırtımda taşıyarak Nedor’un hanına kadar götüreceğim. Yok eğer vuramazsan sen beni taşıyacaksın tamam mı?” Dedi. Hessel gülümseyerek  bu anlaşmayı onayladı ve ekledi “Eğer eşek gibi anırmak da olursa kabul.”  Brethol bunu kabul etmekte biraz zorlansa da Hessel’in ona bakıp “Korktuysan girmeyelim iddiaya kardeşim.” Demesi üzerine kabul etti.
                  ***
  “AA İİ!” diye anırıyordu Brethol hana giden yolda.Üzerindeyse Hessel büyük bir keyifle şarkılar söylüyordu. “O yayla nasıl vurdu geyiği anlamadım. Gıcırtısını yüz fersah ilerdeki hayvanlar bile duyardı onun.” Diye geçiriyordu içinden Brethol. Ama olan olmuştu artık. Hana kadar taşıyacaktı Hessel’i.
  Nihayet hana vardılar. Gündüz olduğu için çok dikkatli olmaları gerekiyordu. Ama hiç de umdukları kadar tehlikeli değildi atları aşırmak. Önce harayı uzaktan gözlediler. İçerde kimsenin olmadığından emin olduktan sonra usta birer hırsız gibi haraya süzüldüler. İçeri girip iki at beğendiler kendilerine ve sonra kapılarını açıp, iplerini çözüp hızla uzaklaştılar haradan. Brethol bağırıyordu “Bu neydi böyle? Hiç heyecanlı değildi. Değil mi usta?” Rüzgardan saçları uçuşuyordu arkasında. “Evet kardeşim. Ama gideceğimiz yere gidene kadar bir sürü heyecan yaşayacağımızı seziyorum.” Diye cevap verdi Hessel.
  Atlarıyla çokça gittikten sonra durup dinlenmeye karar verdiler. Havaya akşamın habercisi bir kızıllık hakimdi. Su kenarında durdular. “Ne kadar var Brethol?” dedi büyük bir yorgunlukla Hessel. Bitkindi. “Bu geceyi burda geçirdik mi, sabah da şafak sökmeden yola koyulduk mu, yarın kuşluk vaktinde oradayız.” Diye cevap verdi Brethol. “İyi o zaman biraz kestirmenin kimseye zararı dokunmaz heralde. Ben yatıp şekerlememi yaparken sen de o eşsiz yeteneklerinle bize bir geyik yakalarsın değil mi üstad?” diye dalga geçti Hessel bulduğu ilk ağacın dibine uzanarak. Ama yatıp şekerleme yapma konusunda dalga geçmiş gibi gözükmüyordu hiç çünkü çoktan horlamaya başlamıştı bile.
  “Uyumadığını biliyorum Hessel kalk yardım et bana. Yoksa ikimizde yarına kadar bir şey yiyemeyeceğiz.” Dedi Brethol Hessel’in umutsuzca süren horlama taklidine aldırmadan. Hessel büyük bir yıkıma uğramış gibi kalktı ayağa. “Tamam tamam. Sen hiçbir şeyi bensiz yapamaz mısın be adam!” dedi. “Hadi kardeşim. Bu sefer kendi yayını kullanmana izin veriyorum.” Diyerek güldü Brethol. Hessel ona kızgın bir bakış attı ama bunun rol olduğu o kadar çok belliydi ki…
  İki saatin sonunda gerçekten bitkin bir şekilde yakaldıkları üç tavşan ve bir geyikle geri döndüler. Afiyetle karınlarını doyurduktan sonra şafak sökene kadar uyudular.
  Uyandıklarında hava hala karanlıktı. Sadece doğu ufkunda bir laciverlik dalgası vardı. Güneş doğacağının sinyallerini veriyordu. Atlarına atlayıp sürdüler ermiş yoluna iki genç adam. Nihayetinde vardıklarında bu diyara, büyük kapıda onları yaşlıca bir adam karşıladı. “Brethol! Hoş geldiniz. Yanında kimi getirdin böyle?” Babacan bir tavrı vardı adamın. Sert bir mizacı varmış gibi görünse de, gülümsemesi güven veriyordu insana. “Lefa usta. Bu benim arkadaşım Hessel. Sana önemli bir konuda danışmak için geldik. Gerçekten önemli bir konuda.” Diye de ekledi başkalarının gelmesinin yasak olduğunu bildiği için. Ermiş Lefa onları buyur etti içeri. Hessel içeri girerken bir an adamın yüzüne baktı. Adam gülümseyerek “Hoş geldin genç ermiş.” Dedi. Hessel onun kendisinin Ermiş olduğunu nasıl bildiğini sormadı. Çünkü karşısındaki de bir Ermiş’ti. Hem de usta bir Ermiş.
  Avlu o kadar büyüleyici bir mekandı ki, uzun süre hiçbir şey söylemeden yalnızca ustaların öğrencilerine ders vermelerini seyretmişti Hessel. Yemyeşil ve kocaman bir bahçesi vardı. Bahçenin tam ortasında ağzından su fışkırtan büyük beyaz bir güvercinin heykeli vardı. Heykele bakarak bir şeyler anımsar gibi oldu ama onun üzerinde fazla düşünemedi. Çünkü O’nu görmüştü. Heykelin ağzından fışkırttığı suyu izleyen kızı… O beline kadar uzayan altın sarısı saçlarının güzelliğini ömründe gördüğü hiçbir güzellikle kıyaslayamazdı. Hoş kokusu Hessel’i neredeyse rüyalar alemine sokacaktı. Ve gözleri… O mavi gözleri suyun ışıltısında o kadar güzel parlıyordu ki, dünyada eşi benzeri asla görülemeyecek bir güzellik taşıyordu. Kız yavaşça sağına döndü ve kendisine bakan büyülenmiş Hessel’i farketti. Ve onun içinde de bir heyecan dalgası kabardı aniden. Gözleriyle bakışarak aşık olmuşlardı sanki birbirlerine. Uzun süre boyunca bu büyülü mekanda bu şekilde birbirlerine bakarak kalmak ve gülümseyişlerini görmek, kalplerinde hissetmek istiyorlardı birbirlerine olan tutkularını. İşte böyle olmuştu Hessel’le Linoria’nın birbirlerine ilk bakışları. Ve son olmayacaktı kalplerinin bu delice atışları.
 
istediğimiz gibi yaşamak değildir önemli olan. istediğimiz gibi ölmektir. dünyadan alacağımız son bir hazla...

Çevrimdışı Arlinon

  • ***
  • 456
  • Rom: 14
  • Savaş ve Ateş
    • Profili Görüntüle
Ynt: Yeni Bir Hikaye
« Yanıtla #1 : 06 Ocak 2011, 22:19:03 »
Hmm. Kimi cümlelere rötuş yapman iyi gider, mesela Sevdiği kadını bu yüzden kaybedecek, bu yüzden sevilmeyen adam olacaktı işte. Deki işte fazlalıktır denebilir. Bu bakışla bir gözden geçirirsin metni.

Anlatım yer yer ön bildirimler ve coşkulu ifadeler içeriyor ki bunlar yakalamak istediğin destansı anlatımı desteklemekte görevlerini iyi kötü yerine getiriyor. Yalnız bunun destansı anlatımı ağır basan bir hikaye olacağını varsayarsak, tasvir olayına ağırlık vermeni öneririm. Tasvirler ile anlatım teraziyi dengelemeli, böylelikle yazın belirli bir yoğunlukta ilerlerlemesi ilkesine katkıda bulunulur. Sonuçta pek çok yeni kavram yaratıyorsun ve bunları bilsen bile okuyucuya da orada geçenleri kavrayacak kadar bilgiyi bir şekilde itelemen lazım. Devam et! :fight:

Çevrimdışı Maleficum

  • **
  • 193
  • Rom: 11
  • I have the wisdom to see the dark as a light...
    • Profili Görüntüle
Ynt: Yeni Bir Hikaye
« Yanıtla #2 : 07 Ocak 2011, 10:44:25 »
Daha akıcı olması için tekrar gözden geçirebilirsin. Okuyucunun yeni kavramları algılaması için daha fazla tasvire yer verebilirsin.
...weak pleasures, lost feelings, faded dreams, doubtful hopes...

Çevrimdışı Etmeseh

  • *
  • 15
  • Rom: 3
    • Profili Görüntüle
Ynt: Yeni Bir Hikaye
« Yanıtla #3 : 07 Ocak 2011, 20:59:43 »
Eleştirileriniz için teşekkür ederim. Evet tekrar okuyunca anlatımda biraz kapalı olduğumu farkettim. Ve evet, tasvire biraz daha yer vermeliyim. Yeni kavramlara gelince, anlatımdaki kapalılığın en bariz nedeni bu yeni kavramlar tabi ki ama bu ilk bölüm olduğu için, diğer bölümlerde kafalardaki soru işaretleri de azalacak. Hikaye bu kadarla bitmiyor sonuçta. :) Tekrar sağolun yorumlar ve öneriler için. Gerçekten çok faydalı oldu.
istediğimiz gibi yaşamak değildir önemli olan. istediğimiz gibi ölmektir. dünyadan alacağımız son bir hazla...

Çevrimdışı Madam Vio

  • **
  • 377
  • Rom: 16
  • "Each thing I show you is a piece of my death."
    • Profili Görüntüle
Ynt: Yeni Bir Hikaye
« Yanıtla #4 : 07 Ocak 2011, 22:14:51 »
Kullanılan kelimeler kadim bir dille anlatılan destanlara serpiştirilen sözcükler tadında. Dilinin oldukça akıcı ve sürükleyici olmasına rağmen yer yer paragrafların ayrılması yer yerse bütünleşmesi, ayrıca bazı imla hataları bunu baltalıyor. Bir gözden geçirme ve düzeltmeyle harika bir öykü olacağına eminim. Yalnızca Hessel'in ceber olduğunu öğrenmesi üzerine Brethol'un -ona yardımcı olmak adına- onu ermişlerin diyarına götürmeyi teklif etmesi fazla çabuk gelişen bir olaymış gibi geldi bana. Biraz daha ayrıntılı bir açıklama/gerekçe sunulmuş olsaydı hikaye direk olarak macera bölümlerine sürüklenmeye çalışılmış gibi olmazdı.

Eee, hikayeler profesyonelleştikçe eleştriler de ağır oluyor, beğenmemezlik ettiğimizi düşünme. O yüzden hikayenin kaliteli olduğundan emin olabilirsin... Yazmaya devam et.

Ellerine sağlık.

Çevrimdışı Etmeseh

  • *
  • 15
  • Rom: 3
    • Profili Görüntüle
Ynt: Yeni Bir Hikaye
« Yanıtla #5 : 07 Ocak 2011, 22:27:54 »
Kullanılan kelimeler kadim bir dille anlatılan destanlara serpiştirilen sözcükler tadında. Dilinin oldukça akıcı ve sürükleyici olmasına rağmen yer yer paragrafların ayrılması yer yerse bütünleşmesi, ayrıca bazı imla hataları bunu baltalıyor. Bir gözden geçirme ve düzeltmeyle harika bir öykü olacağına eminim. Yalnızca Hessel'in ceber olduğunu öğrenmesi üzerine Brethol'un -ona yardımcı olmak adına- onu ermişlerin diyarına götürmeyi teklif etmesi fazla çabuk gelişen bir olaymış gibi geldi bana. Biraz daha ayrıntılı bir açıklama/gerekçe sunulmuş olsaydı hikaye direk olarak macera bölümlerine sürüklenmeye çalışılmış gibi olmazdı.

Eee, hikayeler profesyonelleştikçe eleştriler de ağır oluyor, beğenmemezlik ettiğimizi düşünme. O yüzden hikayenin kaliteli olduğundan emin olabilirsin... Yazmaya devam et.

Ellerine sağlık.

Teşekkür ederim önerilerin için.  Gerçekten hızlı gerçekleşmiş olaylar var hikayede. Bunun nedeni amatör bi şekilde sabırsız olmamdan kaynaklanıyor kesinlikle. Kafamdaki olaylara hemen ulaşabilmek için çabuk atlıyorum olayları. Bunu halledersem iyi olur gerçekten. Tekrar teşekkürler önerilerin için.
istediğimiz gibi yaşamak değildir önemli olan. istediğimiz gibi ölmektir. dünyadan alacağımız son bir hazla...

Çevrimdışı Wanderer

  • ****
  • 1503
  • Rom: 28
  • Uzun günler ve hoş geceler dilerim.
    • Profili Görüntüle
    • Blog Sayfam - Yolsuz Yolcu
Ynt: Yeni Bir Hikaye
« Yanıtla #6 : 08 Ocak 2011, 12:37:35 »
Çok güzel bir kurgu başlıyor gibi. Destansı anlatımın çok hoşuma gitti fakat tek kötü yanının diyaloglar olduğunu düşünüyorum. Oraya hafif bi rütuşlama iyi gider. :)

Merakla bekliyoruz efenim.
May the force, be with you.

Çevrimdışı Etmeseh

  • *
  • 15
  • Rom: 3
    • Profili Görüntüle
Ynt: Yeni Bir Hikaye
« Yanıtla #7 : 08 Ocak 2011, 15:30:06 »
Çok güzel bir kurgu başlıyor gibi. Destansı anlatımın çok hoşuma gitti fakat tek kötü yanının diyaloglar olduğunu düşünüyorum. Oraya hafif bi rütuşlama iyi gider. :)

Merakla bekliyoruz efenim.
teşekkür ederim yorumun için. diyaloglar konusunda haklı olabilirsin evet. sanki biraz daha yapmacıklıktan uzaklaşmam gerekiyor galiba. önerin için teşekkürler bir kez daha :)
istediğimiz gibi yaşamak değildir önemli olan. istediğimiz gibi ölmektir. dünyadan alacağımız son bir hazla...

Çevrimdışı Etmeseh

  • *
  • 15
  • Rom: 3
    • Profili Görüntüle
Ynt: Yeni Bir Hikaye
« Yanıtla #8 : 10 Ocak 2011, 20:56:52 »
                      2.Bölüm: Karabasan Gerçekler
  Hessel ilk defa böyle bir şey hissetmişti. Kalbi bu yeni duyguya pek aşikar değildi ve afallamış durumdaydı. Etrafını çeperleyen sükut dalgası onu uzun süre hapsedecek gibi gözüküyordu. Nasıl bir durumla karşı karşıya kaldığını ve ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Yanına gidip konuşmalı mıydı? Yoksa nedensiz bir saplantı mı olacaktı bu durum git gide. Hayatı boyunca doğayla içli dışlı bir yaşam sürmüştü ve bir çok zorluğu atlatmıştı. Aslan avına çıkıp derisinden kendisine elbiseler yapan bu adam, şimdi Linoria’nın o narin vücuduna mı karşı koyamıyordu? Görülür şey değildi. Cesaretini toplayıp onunla konuşması gerektiğine karar vermişti. Küçücük bir “Merhaba” dan kimseye zarar gelmezdi. Ayrıca o bir Ceber’di ve bununla bir miktar övünebilirdi. Aslında Ceber’in ne gibi bir vazifesi olduğunu, nasıl bir kudrete sahip olduğunu tam anlamıyla bilmiyor olsa da, bu kişilerin gayet önemli zatlar olduğu konusunda kafa patlatmasına pek gerek yoktu.
  Yavaşca bir adım atıyordu ki, Brethol koşarak yanına gelmişti. Yüzünde de heyecanla karışık bir gülümseme vardı. “Kardeşim… Havadisler iyi. İki gün sonra seni Ermişlerin arasında saygın bir yeri olan Gerof Usta’yla tanıştıracağım. Şu vakitler epey meşgul olduğu için iki gün sonraya sarktı bu görüşme.” Diyerek tüketti nefesini ve Hessel’e tutunarak bir parça soluklandı.
  “Fevkalade.” Dedi donuk bir ifadeyle Hessel. Cesaretini toplayıp kızın yanına gidiyorken Brethol’un çıkıp gelmesi kadar şanssız bir durum olamaz diye düşünüyordu. Ve o arada kız da ayrılmıştı havuzun kenarından, fakat ipek saçlarının mis kokusu hala dolanıyordu etrafta.
  “Elbette fevkalade. Gerof Usta Ermişler arasında büyük bir zattır. Bana burdayken çok yardımı dokunmuştu. Ailem buraya gelmemi istemiyordu ama onun sayesinde ailemi ikna edebildim.” Diyerek ne kadar önemli bir şahısla tanışacağını bir kez daha vurguluyordu Hessel’e Brethol.
  Hessel kafasını bir an olsun düşüncelerinden kurtarmayı başarmıştı. Aklı hala kızın nereye gittiğiyle ilgileniyordu ama Brethol’u da dinlemişti. Onunla konuşmak istiyordu lakin etrafa bakınca harmanın yavaşça tenhalaştığını düşünmüştü. Sadece küçük kahverengi bir çardağın içinde oynayan çocuklar vardı ama onları da onlardan büyükler ana binaya sokmaya uğraşıyorlardı.
  Ana bina muazzam bir yapıydı. Dışı eski şatoları andırıyordu. Aşağıdan başlayıp yukarıya doğru incelen binanın gri rengiyle uyumlu  keskin ve soğuk bir mimarisi vardı. Biri doğuda diğeri batıda olmak üzere iki parçadan oluşan binanın bu parçalarını aralarına konulan uzun ve kemerli bir yol bağlıyordu. Binaların tepelerinde  – Hessel’in buranın simgesi olduğunu düşündüğü –  birer beyaz güvercin heykelleri vardı. Heykellerden biri diğerine nazaran daha büyüktü ve pençelerini yere sabitlemiş, kanatlarını kapatmış durumdaydı. Kanatlarını açmış, pençesinin biri yerde, diğeri bale yapan bir kadını andırır zariflikte havada ve başını kraliyet asilzadeleri gibi dikmiş bir şekilde duran heykel ise diğer binanın tepesindeydi.
  Hessel bu yapıların latifliğine karşı hayranlığını gizleyemiyordu.  “İçeri girmemiz gerekiyor. Gün batmak üzere.” Diyerek uyardı onu Brethol. Hessel yavaşça kafasını salladı. Küçük heykelin bulunduğu binanın, açık duran ve üzerinde uzun sakallı bilge birinin elinden tutan çocuk kabartması bulunan kahverengi kapısından içeri girdiler. Beyaz metal zırhlı kapı nöbetçileri onlar içeri girdiklerinde ağır kapıyı açılan iki kanadından iteleyerek kapattılar.
  Binada geniş ve rahat bir misafir odası verilmişti Hessel’e. Brethol de ona eşlik edecekti bu iki gün için. Odaya gelir gelmez kendilerini kuş tüyü yataklarına attılar. Brethol’le konuşma işini yarın sabah yapacaktı Hessel. Çünkü o kadar rahattı ki yatak, bıraksalar ömrünün sonuna kadar yatabilirdi burada.
                  ***
  Hessel yatağından doğruldu. Yan yataktaki Brethol’e baktı. Zevk içinde horlayarak uyuyordu. Onu uyandırmadan üzerindeki uykulukları çıkartıp kendi kıyafetlerini giydi. Zeytin yeşili ipek gömleğini geçirdi üzerine. Kahverengi altlığını da giydikten sonra kiremit rengi kemerini gömleğinin üzerinden altlığına taktı ve siyah çizmelerini ayağına geçirdi. Yayını ve sadağını da kapıp küçük bıçağını belindeki bıçak bölmesine yerleştirdi. Ağır gümüşi kılıcını kabzasına koydu ve odanın sessiz ve sıcak atmosferinden dışarı çıktı. Duvarlarında bir çok tablonun bulunduğu uzun koridora, belirli aralıklarla asılan meşalelerin ışıklarıyla etkisi biraz olsun azaltılan sabah karanlığı hakimdi. Galiba ondan başka herkes yataktaydı diye düşünüyordu Hessel. Sarmal merdivenlerden sessizce indi ve çıkış kapısına vardı. Kapalı olacağını düşündüğü kapının kendisinin geçebileceği kadar aralıklı olduğunu gördü. O aralıktan geçti ve havuza doğru yürüdü.Yeniden gördü onu. Heykelden fışkıran ince suyu izliyordu. Evvelki gün yapamadığını şimdi yapabilirdi. Önündeki bu şansı kaçırmamalıydı. Binanın dışındaki beyaz destek sütunlarını geçti, taştan merdivenleri indi.
  “Mihatte.” (Merhaba) Dedi biraz kısık bir sesle. Kız, narin gerdanını Hessel’e çevirdi zarif bedeniyle birlikte. Hessel kızın ne kadar da kusursuz olduğunu bir kere daha anladı.
  “Mihatte.” Diye karşılık verdi kız biraz utanarak. Kızın utangaçlığını görünce heyecanını bastırması ve kızdan üstün olduğunu göstermesi gerektiğini düşündü Hessel.
  “Du hüs cer re hün bi in nonna.” (Seni dün de görmüştüm) Dedi ona doğru birkaç adım daha atarak. Yüzünde bir miktar tebessüm vardı utangaçlığını gizlemek için. Kız onaylar bir şekilde kafasını salladı. “Se. Füs re du hüs bi in nonna.” (Evet. Ben de seni gördüm.) Dedi ve Hessel’i şaşırtarak devam etti . “Sen yeni geldin buraya galiba. Çünkü herkes bilir ki buradakiler birbirleriyle konuşurken Melaik dilini kullanırlar. Eğer usta bir Ermişle konuşuyorsan bu kadim dili o zaman kullanırsın.” Diyerek gülümsedi.
  Hessel’in utanmış çehresi geri döndü. Yüzünün rengi hafiften kızıllığa seğirtmişti. Bir an kızın yüzüne mahcup bir şekilde baktı. Kız biraz utangaç olsa da Hessel’in mahcubiyetini görünce keyiflendiğini sezinledi. Yüzüne yayılan gülümseme etrafına saçtığı ışıltıyı daha da artıyordu. Hessel yine mest olmuştu. Bu şekilde mahcup bir bakışın ona yakışmayacağını düşündü ve o da kıza uyup gülümseyiverdi.
  “Yeni olduğumu anlaman pek zor olmadı desene.” Dedi tebessüm ederek. Karşısındakinin de ona gülümseyerek karşılık vermesi Hessel’in içini rahatlatıyordu. “O kadar da zor bir şey değilmiş galiba.” Diye düşündü.
  “Biraz yürümek ister misin?”
                  ***
  Büyük avludan dış surlara giden patika yolda yürüyorlardı. Surların dışında bembeyaz bir sis bulutu vardı ve yavaşça şehre hakim olacak gibi gözüküyordu. Ortam çok sakin ve huzurluydu. Kuşların sabah cıvıltıları eşliğinde bu kusursuz kızla yürüyor olmanın verdiği mest edici duygu Hessel’i kör etmişti adeta.
  “Uzun süredir konuşuyoruz ama en önemli sorulardan birini sormadık daha.” Demişti Hessel şehrin surlarının yakınındaki yeşillik arazide yürürlerken.
  Kız yine gülümsedi. Belli ki Hessel’in neyden bahsettiğini anlamıştı. “Evet sanırım sormadık.” Bir an bekledikten sonra “Sana ne diye hitap edeceğim ben?”
  Ne değişik bir isim sorma biçimiydi. Kendisine komik gelse de, belki buradaki herkes isim sorma işini bu şekile hallediyorlardır diye düşünmüştü Ermiş dili olayını hatırlayarak.
  “Adım Hessel. Buraya gelmeden önce avcılıkla uğraşıyordum ama sonra bir rüya… Neyse… Peki ben sana nasıl hitap edeceğim?” Rüya olayına hiç girmek istemiyordu. Belki kendisini övmesi açısından gayet iyi olabilirdi ama o mevzuya girip konuyu saptırmak istemiyordu. Ayrıca kendisini övmesi iyi bir fikir de olmayabilirdi.
  “Ben de Linoria. Tanıştığıma…”
  Kulak tırmalayıcı bir İblis kükremesi duyuldu. Hessel elleriyle kulaklarını kapatıp çimenlerin üzerine kapaklandı. Kafasının içinde bağırıyordu sanki melun yaratık. Gözlerini sımsıkı yummuştu fakat bu sefer de kocaman bir yaratık silueti canlanıyordu zihninde.
  Beyaz bir boşluktaydı. Karanlık lekeler uçuşuyordu kafasında. Sonra o lekeler bütünleşti ve devasa boynuzlarıyla kapkara bir İblis çıkıverdi meydana. Gözlerini açmak istiyordu Hessel ama göreceği manzaradan dolayı şu ankinden daha da büyük bir korkunun iliklerine hücum edeceği düşüncesi bunu yapmasını engelliyordu. Birden aklına Linoria geldi. Onu bırakıp korkak biri gibi yere kapaklandığına ve gözlerini kapayıp olan biten herşeye seyirci kaldığına inanamıyordu. Eğer o öldüyse kendisini asla affetmeyecekti Hessel.
  Gözlerini açtı ve siluetini gördüğü yaratığın capcanlı bedenine baktı. Kıllı vücuduna sade bir siyahlık hakimdi. Anormal derecede sarkmış gıdısı, diz kapağından aşağıya doğru bükülmüş bacaklarıyla yürürken bir sağa bir sola sallanıyordu. El ve ayak parmakları çok uzundu. Öyle ki ayağının parmaklarıyla beraber uzunluğu Hessel’in boyu kadar vardı. On adam boyu uzunluğundaki kuyruğunın ucu bir okun ucunu andırıyordu. Devasa kuyruğuyla etraftaki ağaçları devirebilirdi.
  Hessel gözlerini açtığında önce belli belirsiz bu yaratığı, sonra da surlarda açılan gediği görmüştü. İblis, Fuhara Taşından (Şehrin Güney tarafındaki madenlerden çıkarılan çok dayanıklı bir taş) yapılmış beyaz surlara içindeki bütün öfkesini kusmuştu adeta. Etrafı beyaz bir kül tabakası sarmış gibiydi. O toz duman içinde Hessel panikle çevresini kolaçan etti. Görüş mesafesi havaya saçılan tozdan dolayı kısıtlıydı. Zorlanarak ayağa kalktı. Kulağı hala ilk duyduğu şiddetli sesin bıraktığı çınlamayla zonkluyordu. Fakat  İblisin çıkardığı hırıltıyı da duyabiliyordu. Ve bu hırıltıya göre iblis çok da uzağında değildi. Hafif sis, görüşünü gerçekten etkilemişti. Sonra birden bir çığlık duydu:
  “HESSEEEEEL!”
  Bu Linoria’nın sesiydi. Hessel hemen sesin kaynağına yöneldi. “Geliyorum Linoria! DAYAN!” Dedi bağırarak. Ama tozdan dolayı seri haraket edemiyordu. “Hettay! Hettay! HETTAY!” Diye umutsuzca öfke püskürtüyordu Hessel.
  Birden bir feryat daha duydu. Kızın acı dolu çığlıkları kulağında yankılanıyordu.
  “BIRAK BENİ! AAAAHHHH!”
  Hessel öfkeden delirmek üzereydi. Kılıcını kınından çekti. Gözlerinde ateşin parıltısı görülebiliyordu. Sonunda toz perdesi bir nebze olsun kalkmış ve melun yaratığı görmüştü. Biraz önce kızla dolaştığı patika yolun berisinde, koca ayağı kızın üzerindeydi ve iğrenç suratında aptal bir gülümseme vardı. Kızın kıpırtısız durduğunu görünce Hessel’in kalbinden yaşlar boşalmaya başladı. Huzuru o kızda bulacağını ummuştu. Kalbini tamamen ona vermeye ve kendini ona adamaya hazırdı. Hiçbir şey umrunda değildi. Bu kısacık zamanda içinde birine karşı bu denli muazzam bir sevgi parıldadıysa eğer, ömrünün geri kalanında ona duyacağı sevgiyi hayal dahi edemiyordu Hessel. Onu şimdi bulmuştu ve bu ayrılık çok erken olacaktı.
  Asla bitmeyecek bir öfkeyle çattı kaşlarını Hessel. Kılıcı ateş gibi parlıyordu. Bütün uzuvları öfkeden kudurmuştu. Bacaklarına yüklediği bitmez tükenmez bir enerjiyle canavara atıldı. Öyle bir bağırıyordu ki Hessel, İblis bile bir an geri çekilir gibi olmuştu. Hessel sıçradı. İblis koluyla Hessel’i engellemeye çalıştı fakat kendisine uzanan o kolu üç vuruşta koparmıştı Hessel. Yüzüne saçılan siyahımsı kana aldırmadan saldırmaya devam ediyordu. Canavar acı içinde bağırdı ve geri çekildi hemen. Ayağını kızın üzerinden kaldırdığında Hessel Linoria’nın yüzündeki cansız ifadeye baktı. Gözleri açık kalmıştı, yüzü kan revan içindeydi ve bütün güzelliği vücudunda soğumuştu. Hayat onu terketmişti lanet İblis’in ayakları altında.
  Hessel’in gözlerinden yaşlar tükenene kadar akıyordu. Bütün öfkesiyle tekrar sıçramıştı ve İblis’in kafasına son darbesini indirecekti.
  Gözlerini yeniden açtığında kendisini Ermişlerin ona ve Brethol’e iki gün için vermiş oldukları misafir odasında buldu. Şöminedeki ateşin çıtırtısı kulağa hoş bir müzik sesi gibi geliyordu. Brethol’se yumuşacık yatağında horlamakla meşguldü.
                  ***
  Hayatında gördüğü en gerçekçi rüyaydı. Daha doğrusu bir karabasandı. Uykuluğu terden vücuduna yapışmıştı. Üzerini değiştirmesi gerekiyordu. Başucundaki bakır güğümden bir tas su koydu kendisine önce. Brethol’e baktı. Hiçbir değişiklik yoktu.
  Üzerini giyinmek için kalktığında aklına bir şüphe düştü. “Ya bu gördüklerim gerçekleşirse. Ya olacak olan bir olayı görmüşsem.” Ama emin değildi. Belki de boşuna işkilleniyordu ve bu sadece bir rüyaydı. Öyle olmasını umdu ama aklının derinliklerinde ona bu gördüklerinin gerçekleşeği ihtimali olduğunu söyleyen bir bilge yatıyordu. Ya da bir ahmak…
  Bunu şansa bırakamazdı. Kimseyi uyandırmayacaktı. Kendisi gidecekti sadece. Eğer gördükleri gerçek değilse ve diğer Ermişlere yanlış bilgi verirse bu onun buradaki iki günü için kötü bir başlangıç olurdu.
  Sarmal merdivenleri hızlı bir şekilde indi. Kapıya baktı. Aralıktı. “Birinci işaret.” Diye düşündü. Eğer kızı havuz başında görürse, artık emin olmaya yakın olacaktı.
  Ve kızı gördü. Aynen rüyasındaki gibi ince suyu seyrediyordu.
  “Merhaba.” Dedi bu sefer. Rüyasındaki hatayı yapmayacaktı.
  Kız dönüp baktı tekrar. Biraz şaşırmış görünüyordu.
  “Merhaba?”
  “Galiba sizi dün de görmüştüm. Yine burda havuzu seyrediyordunuz.” Hessel mümkün olduğunca hızlı geçmeye çalışıyordu tanışma faslını. Bu yüzden çok hızlı konuşmuştu. Kız anlamamış gibi bir ifade takınınca lafı fazla uzatmanın bir mantığı olmadığını düşünmeye başlamıştı. Çünkü uzaklardaki o beyaz sis bulutunu görmüştü ve yüreğini korkunç bir heyecan dalgası sarmıştı.
  “Sizden içeri girmenizi isteyeceğim bayan. Tehlikeli bir zamanda tehlikeli bir yerdesiniz.” Dedi emreden bir sesle.
  Linoria bazı konularda utangaç olabilirdi ama kendisine emredilmesinden hiç hazzetmezdi. Yüzünde meydan okur bir ifade vardı. “Sen kim olduğunu sanıyorsun! Bana nasıl emir verirsin! Git ve beni yalnız bırak! Şimdi!” diye bağırdı.
  Hessel durumun daha da kötüleşeceği kehanetinde bulundu kendi kendine ve bu kehanet şimdi tutmak üzereydi. Nasıl inandırabilirdi kadını?
  “Bayan! Lütfen yatağınıza gidin. Lütfen… Emretmiyorum.” Diye de ekledi. Hessel birine yalvardığına ilk kez şahit oluyordu ve bu bir daha olmayak diye düşünüyordu.
  Kadının yüzündeki sert ifade biraz olsun silinmiş, sakinleşmeye başlamıştı. Sinirliyken bile muazzam bir güzelliği var diye düşündü Hessel.
  “Ne olduğunu anlatır mısınız? Neden içeri girmemi istiyorsunuz? Kurallara aykırı bir davranış da değil yaptığım şey.” Dedi kız biraz daha sakin bir ses tonuyla.
  “Buna vakit yok. Gerçekten gitmeniz gerekiyor. Sizin iyiliğiniz için. Yatağınıza gidin ve eğer büyük bir ses duyarsanız Ermişlere haber verin ve onlara deyin ki…” gerçeği söylemeli miyim diye düşündü bir an. Kadın soru sorar gibi bakıyordu onun yüzüne. “Devasa bir İblis’in saldırısına uğradık.”
  Linoria şaşırmıştı. Anlam veremiyordu. “Nerden biliyorsun? Nasıl?..”
  “Linoria… Git ve dediğimi yap.” Hessel artık otoritesini ortaya koymasının gerektiğini anladı. Sert suratı Linoria’yı söylediği şeyi yapmaya ikna etmişti sonunda. Linoria bu acayip yabancının ismini nerden öğrendiğini merak etmişti ama bunu soramadı. Bir an durakladı. Neden bilmiyordu ama bu adama karşı içinde bir güven oluşmuştu. Dediklerini kanıtlayan bir tane bile delil yoktu lakin ona inanıyordu. Onu ilk dün görmüştü ve görür görmez de vurulmuştu.
  Hessel Linoria’ya bir adım attı. Derin bakışlarını ona doğrulttu. Sonra yavaşça ellerinden tuttu.  “Hadi git Linoria. Döndüğümde her şeyi izah edeceğim.”
  Ellerini tutan bu yabancıya karşı içinde nasıl bir his olduğunu bilmiyordu Linoria ama o his her neyse, bu adamın ellerini bırakmamasını söylüyordu. Fakat Hessel gitmek zorundaydı. Linoria’nın ellerini bıraktı ve parmak uçları son kez dokunurken birbirlerine, ikisi de içlerinden tanrılara yalvardılar.
  “Bana dönebilmem için güç ver.”
  “Bana bekleyebilmem için güç ver.”
  Ve Linoria yavaşca ana binaya doğru yürüdü. Merdivenlerden çıkarken son bir kez ardına baktığında Hessel’in kılıcını çıkartarak beyaz sise doğru yürüdüğünü gördü.
istediğimiz gibi yaşamak değildir önemli olan. istediğimiz gibi ölmektir. dünyadan alacağımız son bir hazla...

Çevrimdışı Maleficum

  • **
  • 193
  • Rom: 11
  • I have the wisdom to see the dark as a light...
    • Profili Görüntüle
Ynt: Yeni Bir Hikaye
« Yanıtla #9 : 11 Ocak 2011, 08:38:41 »
Adam yazıyor.
...weak pleasures, lost feelings, faded dreams, doubtful hopes...

Çevrimdışı Finarfin

  • **
  • 102
  • Rom: 8
    • Profili Görüntüle
Ynt: Yeni Bir Hikaye
« Yanıtla #10 : 23 Ocak 2011, 12:13:30 »
Kurgu ve kullandığın dil gerçekten çok hoşuma gitti.Eğer biraz daha zaman harcarsan kimi yerlerde tam anlamıyla doğru kelimeleri bulup yerleştirmek için gerçekten çok çok daha harika olur.Merakla bekliyorum devamını.Devam et yazmaya. :)

Çevrimdışı Etmeseh

  • *
  • 15
  • Rom: 3
    • Profili Görüntüle
Ynt: Yeni Bir Hikaye
« Yanıtla #11 : 25 Ocak 2011, 16:31:49 »
teşekkürler yorumun için. Evet zaten zaman en büyük sıkıntım. Üçüncü bölüme başlamadım bile   :hemk  Şu ara tatil girince bol bol düşünmek için vaktim olacak. Yazmaya devam edicem yalnız önce dünya hakkında bilgi veren bi metin yazıcam. Bazı şeyleri açıklığa kavuşturmak için. Geçende seninle konuştuğumuz konu mesela. Melaik ne olacak. Dünya mi yoksa dünya üzerindeki herhangi bi yurt mu? Onlar önce açıklığa kavusmalı. Sonra devam edicem kafamda güzel şeyler var  :fight:
istediğimiz gibi yaşamak değildir önemli olan. istediğimiz gibi ölmektir. dünyadan alacağımız son bir hazla...

Kayıp Rıhtım Arşiv Forum

Ynt: Yeni Bir Hikaye
« Yanıtla #11 : 25 Ocak 2011, 16:31:49 »