2016 ENler
23 Nisan 2017, 18:54:23 *
Selam sana, Yolcu. Lütfen giriş yapın yahut üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular: Seçkide Doksan İkinci Ay: VİKİNG - Nisan Ayının Teması: DÜDÜK
 
  Ana Sayfa Yardım S.S.S. Ara Okunacaklar Takvİm Satranç Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: 1 [2]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: The Sandman  (Okunma Sayısı 13135 defa)
0 Üye ve 1 Yolcu konuyu incelemekte.
Denaro Forbin
Colossus
*****

Rom: 54
Offline Offline

Cinsiyet: Erkek
Mesaj Sayısı: 2106



DenaroForbin
Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #15 : 19 Aralık 2013, 18:49:30 »


Gün geçmiyor ki yeni bir çizgi roman iki boyuttan kurtulup üçüncü boyuta ulaşmasın. Çizgi romandan sinemaya uyarlananlar kervanına bu defa ne bir süper kahraman, ne de bir süper kötü katılıyor. Bu kez gelen isim Sandman!

Neil Gaiman denilince aklınıza pek çok eseri gelebilir, ama onu Gaiman yapan şüphesiz ki yaratıcılığının doruk noktasına ulaştığı Sandman serisiydi. Ancak sürprizler bununla da bitmiyor! Özellikle Inception, 500 Days of Summer, Batman: The Dark Knight Returns ile adından söz ettiren Joseph Gordon-Levitt’in de filmde olacağı kendisi tarafından onaylandı.

Geçtiğimiz pazartesi Joseph Gordon-Levitt kendi Twitter sayfasında şöyle bir mesaj yayınladı:

Alıntı
Bayanlar ve baylar; David Goyer, Warner Bros ve Neil Gaiman ile  SANDMAN’de çalışmaktan son derece onur duyuyorum. #Prelude


David Goyer tarafından uyarlanacak filmin prodüktörlüğünü Warner Bros. üstleniyor. Joseph Gordon-Levitt ise sadece oyuncu olarak değil, yönetmen koltuğuna oturacak gibi görünüyor.

Ünlü oyuncunun tweet’inde kullandığı #Prelude hashtag’inin de Warner Bros. tarafından önerildiği gelen duyumlar arasında. Çünkü Sandman’i tek bir filme sığdırmak yerine bir film serisi yapma yolunda ilerlemeyi düşünüyorlar. Elbette Sandman serisinin ilk kitabı olan "Preludes & Nocturnes." adının da bu hashtag de katkısı yok değil.

Warner Bros. büyük bir taşın altına elini koymuş durumda. Bu defaki uyarlama hiçbirine benzemiyor. Heyecanımız dorukta!
« Son Düzenleme: 19 Aralık 2013, 18:51:40 Gönderen: Denaro Forbin » Logged

Sayhh
Vampir
**

Rom: 14
Online Online

Cinsiyet: Kadın
Mesaj Sayısı: 175



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #16 : 19 Aralık 2013, 21:21:43 »

Bu film olayı günün en iyi haberi oldu. 5. ve 6. ciltler de yeniden basılır artık, eski Türkçe baskılarını bulmak mümkün olmuyordu.
Logged

                                
mit
Yönetici
*

Rom: 92
Offline Offline

Cinsiyet: Erkek
Mesaj Sayısı: 5181


Kronik Anakronik


m.ihsan.tatari m_tatari
Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #17 : 30 Ekim 2016, 13:39:54 »


İthaki Yayınları'ndan çıkan Prelüdler ve Noktürnler'i okudum ve böylece ben de Sandman'i okuyanlar kervanına katılmış oldum. Tek kelimeyle muhteşemdi!

Sandman konu olarak Avrupa folklörünün bilindik figürlerinden biri olan ‘Düşlerin Efendisi’ni alıyor merkezine. Kendisi insanların üzerine büyülü bir kum döken ve güzel rüyalar görmelerini sağlayan bir karakter olarak geçer masallarda. Hatta o kadar popülerdir ki şarkılara, filmlere ve romanlara konu olmuştur birçok kez. The Chordettes grubunun Mr. Sandman (1954) adlı parçasını mutlaka duymuşsunuzdur. Tabii Metallica’nın Enter Sandman şarkısını da unutmamak lazım…

Mitoloji ve gerçek dünyayı bir araya getirmeyi çok seven Neil Gaiman da işte tam da bu efsaneyi alıp “Ya Sandman gerçek olsaydı? Ya tüm mitolojiler ve çizgi roman evreni bizim dünyamızla bir şekilde ilintili olsaydı?” sorusundan yola çıkarak Düşler Efendisi Morpheus’u tasarlamış. Evet, o Morpheus. Hani Yunan mitolojisinde uyku tanrısı olan… Anlayacağınız daha ilk adımda türleri aynı potada eritmeye başlamış yazarımız.

Sandman, Düş, Rüyalar Efendisi, Morpheus… pek çok farklı ismi var bu beyaz tenli, uzun siyah saçlı ve yankılı sesli kahramanımızın. Kendisi (adından ve şimdiye dek anlattıklarımdan da anlayacağınız üzere) rüyalar âlemine ve tüm düşlere hükmeden, hatta onları yaratan kadim ve ölümsüz bir varlık. Altı tane de kardeşi var Düş’ün: Kader, Ölüm, Yıkım, İhtiras, Umutsuzluk ve Hezeyan. Kendilerine “Sonsuzlar” diyen bu yedi ölümsüz varlık düş ile gerçekliğin, mitoloji ile tarihin, cennet ile cehennemin, hatta periler diyarının bile iç içe geçtiği, apayrı bir düzlemde, hepsinde birden aynı anda varolabiliyorlar.

Çizgi romanımız sapkın bir okült liderinin Birinci Dünya Savaşı sırasında Ölüm’ün yerine yanlışlıkla Düş’ü yakalamasıyla ve yüz yıla yakın bir zaman boyunca onu bodrumunda hapsetmesiyle başlıyor. Bu süre zarfında düşlerden mahrum kalan dünya bir sürü tuhaf olay yaşanıyor: uyuyup da bir daha uyanamayanlar, rüya göremeyenler, hiç uyuyamayanlar… Sandman sadece esir düşmekle kalmıyor, aynı zamanda kendisi için çok önemli olan üç eşyası da esareti sırasında farklı ellere geçiyor: maskesi, kum torbası ve rüya cevheri. Düşlerin Efendisi bir şekilde serbest kalmak, intikamını almak ve kendisinden çalınanları bulmak zorundadır. Ama nasıl?

Açılış hikâyesi daha ilk sayfalarından gerek çizimleri gerek karakterleri gerekse de konusuyla bilindik çizgi romanlara benzemediğini yüzünüze bas bas bağırıyor. Hellboy’a ilham verdiği çok bariz olan Lovecraftvari atmosferi sizi hemen sarıp sarmalıyor. Hem gerçek dünyanın mitolojilerini hem de DC evrenini başarıyla bir araya getirmesi de sizi âdeta mest ediyor. Örneğin Jack Kirby ve Joe Simon’ın 1974 yılında DC Comics için tasarladığı, uyku gazı püskürten silahıyla kötü adamları uyutan The Sandman adlı klasik süper kahramanın, ya da gerçek adıyla Wesley Dodds’un aslında bu uykusuzluk dönemi sırasında baş gösteren tuhaflıklar nedeniyle ortaya çıktığı söyleniyor birkaç karede. Böylece Morpheus’un gerçekliğine bir kat daha ilave edilmiş oluyor ustalıkla.


Daha sonraki bölümlerde enfes bir Habil ile Kabil yorumu ve insanı dehşete düşüren bir Cehennem tasviri karşılıyor bizleri. Konuyu çok fazla açık edip tadınızı kaçırmak istemiyorum ama “Cehennem’in efendisi kim?” sorusuna üç farklı mitolojiyi birleştirerek verilen cevabın cidden zekice olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Sandman’in bir iblisle giriştiği söz düellosunu nasıl kazandığını da her fantastik veya çizgi roman okuru mutlaka görmeli diyor ve fazla ayrıntıya girmekten itinayla kaçınıyorum.

İnişli çıkışlı hikâyeleri yok muydu peki? Vardı elbette. Gaiman’ın da cildin sonunda da itiraf ettiği gibi acemilik dönemi işleri, ilk adımlar bunlar. Mesela her ne kadar John Constantine’i çok sevsem de onun bulunduğu bölüm ve DC evreniyle Sandman’i birleştirmeye çalışan bir sonraki macera o kadar da iyi değildi. Öte yandan âdeta bir Stephen King romanından fırlamış gibi olan “24 Saat” adlı öyküyse ürkütücü bir güzelliğe sahipti. Ve tabii ki Ölüm’ü ilk kez gördüğümüz “Kanatlarının Sesi” adlı kapanış hikâyesi de öyle… Bu macera Gaiman’ın kendi tarzını buluşunu da müjdelemiş âdeta.

Sandman’i okurken bu kadar büyük bir haz almamın başlıca nedenlerinden biri de hiç şüphesiz yetkin bir çeviriye ve editörlüğe sahip olmasıydı. Daha önce İçeriden Ölmek (Robert Silverberg) ve Eve Dönüş (Ray Bradbury) gibi eserlerde akıcı ve kusursuza yakın çevirisiyle gönüllerimize taht kuran Elif Ersavcı ortaya yine harika bir iş çıkarmış. Koca ciltte tek bir hataya rastladım, onun da hata olup olmadığından tam emin değilim doğrusu. Constantine’in konuşma balonlarından birinin yarısı İngilizce olarak bırakılmış; “I ain’t no mark for the venus of the hardsell,” diyor tam bu kısımda. Yani Constantine’in Hellblazer adlı çizgi-roman serisinde kahramanımızın kurduğu punk grubunun ilk ve tek parçasının nakaratını söylüyor. Neden bu lafı telaffuz etmiş, niçin bu şekilde çevrilmeden bırakılmış bilmiyorum.

Hemen onun ardından çağırmak/seslenmek (call) ile ilgili ufak ama zor bir kelime oyunu var. Orada da mecburi istikamet izlenmiş, olur o kadar. Bunların haricinde fevkaladenin fevkinde, dört dörtlük bir Türkçeleştirme olmuş. Kendisi de sıkı bir Neil Gaiman hayranı olan Elif Ersavcı hem akıcı bir çalışma koymuş ortaya hem de yazarın şiirsel dilini korumayı başarmış. Tabii editörü Alican Saygı Ortanca’nın katkılarını da unutmamak gerek…

Hani bazı çizgi romanlar vardır, onları diğerleriyle aynı kefeye koymaya gönlünüz elvermez. Mesela V For Vendetta. İşte Sandman de onlardan biri. Sadece çizgi roman severlerin değil, tüm fantastik okurlarının okuması gereken bir eser… Devamını heyecanla bekliyorum!
Logged

Jackal knows who you are,
Jackal knows where you are.
Try to hide if you dare.
Do your best, i don't care.

Elendil_XX
Wyvern
***

Rom: 5
Online Online

Cinsiyet: Erkek
Mesaj Sayısı: 484



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #18 : 09 Kasım 2016, 22:18:29 »

Biri İthaki'yi durdursun  blink. Daha bugün "2. cilt ne zaman çıkacak acaba yaa Sad" diye içimden geçiriyordum ki, cevabı almak için idefix yenilere bakmam yetti.

2. cilt "Bebek Evi" ön siparişte:
http://www.idefix.com/Kitap/Sandman-1-Bebek-Evi/Neil-Gaiman/Cizgi-Roman/urunno=0000000720901


Logged
tormund
Kurtadam
**

Rom: 1
Offline Offline

Cinsiyet: Erkek
Mesaj Sayısı: 127



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #19 : 09 Kasım 2016, 22:44:55 »

İthaki bu ara iyi çalışıyor. Peş peşe bombaları patlatıyor. Umarım tuhaf kurgu türünde bir kitap da görürüz yakın zamanda.
Logged
Bay_Karamsar
Yeti
***

Rom: 10
Offline Offline

Cinsiyet: Erkek
Mesaj Sayısı: 631



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #20 : 11 Kasım 2016, 20:09:28 »

Her ay bir Sandman cildiyle mi karşılaşacağız acaba? İthaki'nin yavaş olmasını beklemiyordum. Ama bu kadar hızlı olmasını da beklemiyordum öte yandan. Nazar değmesin Smiley

İlk cildi bitirdim. Üç cadıdan Kader'in tereddüt ettiği kısım niyeyse hem güldürüp hem tedirgin etti. Son bölümden bir önce dedim, "Eğğ? Şimdi ne olacak?" Kitabın geneli dikkat çekici zaten ama Ölüm'ün yüzünü gösterdiği kısım özellikle dikkat çekici. Sandman okumadığım halde kendisinden tırstığım Ölüm, Rüyalar Lordunu kendine getirdiği gibi beni de sonraki ciltleri beklemeye yöneltti.
Rüya'nın Ablasının Ölüm olması çok manidar. Uykuya da bir tür ölüm denmiyor mu bazen?
Rüya Lordunun macerasının, dünyanın en curcunalı yüzyılının başlamasıyla aynı zamana denk düşmesine ne demeli?
Gelsin ikinci cilt.
Logged
ronin47
Kerberos
**

Rom: 13
Offline Offline

Cinsiyet: Erkek
Mesaj Sayısı: 358



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #21 : 25 Kasım 2016, 22:14:50 »

Fuarda birinci cildin bi kopyasını daha aldım, böykece elimde Tr basılmış butun edisyonların bi kopyası oldu. Niye mi, çünkü Sandman buna değer...
Logged

Kurgu ile gerçek arasındaki tek fark, kurgunun mantıklı olmak zorunda olmasıdır.
kasim444
Goblin
*

Rom: 0
Online Online

Mesaj Sayısı: 34



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #22 : 25 Kasım 2016, 23:02:15 »

Sandman ilk cildini bitirdim en bi sevdiğim yer ise cehennemden çıkarken ettiği laftı yanlış hatırlamıyorsam "Ne gücü kalırdı cehennemin , buraya hapsolanlar cenneti düşleyemese" .Bu anı hatırlıyorumda yüzümde ufak bi gülümseme oldu sonrada düşündürdü tabi Smiley.Bakalım 2. ciltte kargoda nasıl maceralarla karşılaşacağız.
Logged
Bozhermes
Troll
**

Rom: 0
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 93


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #23 : 25 Kasım 2016, 23:15:39 »

Sandman candır. Smiley Arkadaştan ödünç alıp okumuş ve bayılmıştım. Dualarım kabul oldu hem Sandman hem de Borges'in Babil Kitaplığı serisi basılıyor. Ve Pratchett de var elbet. Vakıf ne durumda olacak ya da olacak mı acaba?
Logged
kasim444
Goblin
*

Rom: 0
Online Online

Mesaj Sayısı: 34



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #24 : 25 Kasım 2016, 23:38:52 »

Sandman candır. Smiley Arkadaştan ödünç alıp okumuş ve bayılmıştım. Dualarım kabul oldu hem Sandman hem de Borges'in Babil Kitaplığı serisi basılıyor. Ve Pratchett de var elbet. Vakıf ne durumda olacak ya da olacak mı acaba?
Konu dışına çıkıyoruz ama yinede bildiklerimi aktarayım.Kitap fuarında aldığım duyumlara göre Asimov'un yayın hakları ile ilgili sorun çözülmüş .Top ithaki'de onlar ne kadar öncelik verirse o kadar Asimov göreceğiz demektir .Çok güzel bir başlangıç yaptılar kitap olarak hepsini sırasıyla basarlar umuyorumki robot > imparatorluk>vakıf kitapların okuma sıralamasıyla ile ilgili bir sürü kargaşa olsada yeterki basılsın  Tongue
Logged
Bozhermes
Troll
**

Rom: 0
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 93


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #25 : 25 Kasım 2016, 23:54:38 »

Sandman candır. Smiley Arkadaştan ödünç alıp okumuş ve bayılmıştım. Dualarım kabul oldu hem Sandman hem de Borges'in Babil Kitaplığı serisi basılıyor. Ve Pratchett de var elbet. Vakıf ne durumda olacak ya da olacak mı acaba?
Konu dışına çıkıyoruz ama yinede bildiklerimi aktarayım.Kitap fuarında aldığım duyumlara göre Asimov'un yayın hakları ile ilgili sorun çözülmüş .Top ithaki'de onlar ne kadar öncelik verirse o kadar Asimov göreceğiz demektir .Çok güzel bir başlangıç yaptılar kitap olarak hepsini sırasıyla basarlar umuyorumki robot > imparatorluk>vakıf kitapların okuma sıralamasıyla ile ilgili bir sürü kargaşa olsada yeterki basılsın  Tongue

Çok teşekkürler, kafamdaki karmaşıklık gitmiş oldu. Smiley Konuya dönebiliriz. Sandman kült bir eser ve İthaki de sıkı bir yayınevi olduğunu bir kere daha ortaya koymuş oldu.
Logged
Bay_Karamsar
Yeti
***

Rom: 10
Offline Offline

Cinsiyet: Erkek
Mesaj Sayısı: 631



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #26 : 04 Aralık 2016, 19:48:15 »

Bebek Evi'ni okudum.

İlk bölümde anlatılan mitsel hikaye her yönüyle dikkat çekiciydi. Gerçekten de Afrika halklarından birinin erginlenme törenlerinde anlatıla gelen bir efsane olduğu bilgisi olsa çokta şüpheye düşmezdim (ha tabii, Afrika hakkında hiç bilgim olmaması da burada etkili olurdu. Ama dahası var).

Mitsel bir öykünün her özelliğini taşıyor. Dokumacı kuşun neden kara olduğunun ve avlanmasının yasak olmasının gerekçelendirilmesi; mitlerin, dünyayı ve toplumsal kuralları aktarmadaki özelliğini göstermekte. Anlatılan hikayenin farklı versiyonları olması ve kullanım şekline göre değişime uğramasını da unutmamalı. Bu cildin sonunda, hikayenin aslını öğrenebiliyoruz neyseki.

Geleyim, şu "Seri Katipler Kongresi"ne. Aslında okuyacakların keyfi kaçmasın diye fazla ayrıntıya girmesem daha iyi olacak. Kongre katılımcılarının, Rüya Lordu'nun olaya dahil olmasına kadar ki süreçte, kendilerini ifade edişleri, ortak bir payda da buluşan insanların kendilerini değerli hissetme çabası gibiydi.

Kendi toplulukları içerisindeki cinsiyet ayrımcılığı; toplumdaki yerleri ve önemleri(!); kendilerini belli gerekçelerden ötürü mağdur taraf olarak görmeleri; mağduriyet noktasında da üstünlük iddiasında bulunulması. Bu küçük topluluğu tanıdıkça, toplum ve birey ilişkisi, küçük toplulukları meydana getiren itici güç ve kitabın "Talihli Adamlar" bölümündeki yıllara yayılan ilişki (buna sonra tekrar değineceğim) aklıma geldi. Rüya Lordu'nun "Seri Katipler" için sarf ettiği sözler; hem hikayedeki varlıkları, hem de ima ettikleri birey ve topluluk olma hususunda kafa yormaya değer bir gözlem içeriyor ("Çaya Bisküvi Batırmayı Sevenler Topluluğu" bile olsa, acaba aynı mekanizma mı işlemektedir acaba? Brrr... İçim ürperdi)

"Talihli Adamlar" bölümü ve Sonsuzlardan Arzu'yla Rüya'nın arasında geçen konuşma; Sandman evrenini anlamada oldukça yardımcı oldu. Anladığım kadarıyla, insanoğlu olduğu sürece Sonsuzlar olacak. Sonsuzlar olduğu sürece de insanlar rüya, arzu, ölüm,.. vb gibi deneyimleri yaşayabilecekler. İnsanlar inandıkları için onlar varlar. Var oldukları için insanlar onlara inanıyor. Ölüm bu tanıma göre kafa karıştırıyor tabii. (Ben de anladığım kadarını aktarıyorum sizlere). Kuklanın da kuklacının da kim olduğu belirsiz. Yani aşağı yukarı durumu böyle anladım. Daha sekiz cilt var.

Bir de, bu cildi okuyunca, Ölüm'ün yarattığı tekinsizliğin ben de yarattığı asap bozukluğuna kıyasla; Arzu'nun adiliği ve kendi doğasından gelme akılsızlığı daha çok canımı sıktı. Bakalım, ileri ki ciltlerde Rüya Lordu'muzun başına daha ne işler açacak?

Neyse, bu ciltteki bazı olayların ilk ciltle olan bağlantısı, sonraki ciltlerde de ilginç sürprizlerle karşılaşacağım fikrini doğurdu. Aslında bu ciltte de ileriye dönük hikaye yatırımı oldu aslında. Bakalım ilk ve ikinci ciltte, ilerisi için ortaya atılan yan hikayeler nerelere varacak?

Zaten Sandman serisini merak ediyordum. Bebek Evi, sonrası için merakıma tuz biber ekti. Ya da tatlı... Aman neyse! Memnuniyetimi anlatmak için ne yazacağımı bilemedim şimdi Cheesy Gelsin efendim, gelsin Cheesy
Logged
Bay_Karamsar
Yeti
***

Rom: 10
Offline Offline

Cinsiyet: Erkek
Mesaj Sayısı: 631



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #27 : 22 Mart 2017, 00:47:24 »

Düş Ülke'nin ilk hikayesi olan Kalliope'u okudum.

"Yazarlar yalancıdır."
             -Erasmus Fry, bir sohbet esnasında, 6 mayıs 1986.

Kalliope öyküsü tamamen bu söz üstüne kurulu olabilir mi? Undecided

Edebi olarak, yazarların bize yalanlar söylemesinden hoşnutuz. Eh, burada sıkıntı yok. Kandırılıp büyülenmek isterken, usulü ve etkileyiciliğiyle yapılınca şikayet edemem. Yazar ile okur arasındaki adı konulmamış anlaşmada var.

Peki, ya yazar, ortaya koyduklarının konu edindikleri üzerinden yalan söylüyorsa? Yazdıklarının savunduğu fikirleri, sırf başarısı için kullanıp savunur gibi yapıyorsa? O güzel yalanların yazarı da bir yalansa? Undecided

Tamam, benim de "-miş" gibi yaptığım olur. Gerçekte yaptığınla, ortamlarda söylenenin zıtlığı o kadar net ki, Fly ve Madoc'a kızmadan edemiyorum yine de. Tatlı yalanlarının arkasındaki gerçeği bilince; "Kurgu dünyada güçlü kadın karakterlerin sayısı fazla değil." lafına cevaben "Açıkçası kendimi feminist bir yazar olarak görmeye meyilliğim ben de." diyen Malcon rahatsız edici. Yazdığı kitabın okurda yarattığı çağrışımları sebebiyle, oradaki görüşler Malcon'a atfediliyor. O da övgüyü karşılıksız bırakmamak yani kabul etmek için tatlı yalandan doğan görüşe göre kendiyle alakalı bir yalana sarılıyor.

Yazarlığın etkileyici yalancılar olmasına ahlaki bir soruyu katarak sormuş Neil Gaiman. Buradan kendime de pay çıkartmalıyım. Farkında bile olmadan, başkalarının takdir ve beğenisi için olmadığım birinin rolüne büründüğüm, başkalarının fikirlerini ödünç alarak rol yaptığım olmuyor mu hiç Embarrassed?

Uzun lafın kısası; enine boyuna incelenesi bir öyküydü Smiley

Cildin sonunda, Nail Gaiman tarzı çizgi roman senaryosu örneği var Smiley Kalliope'un senaryosu. Meraklılara incelemesi için eksiksiz bir örnek sunulmuş. Neil Gaiman'ın senaryo yazmayı öğrenme hikayesinden ilk defa Ümit Kireççi'nin Çizgi Roman Senaryosu kitabında haberdar olmuştum.

Son olarak Sandman'da dikkatimi çeken bir şeyden bahsetmek istiyorum. Sandman hikayelerinde genel olarak insanların birbirlerine ve insanüstülere çektirdikleri ağırlıkta. İkinci ciltte durum dengeliydi tabii. Onu bir kenara koyarsam, genel olarak doğaüstü güçlerin ölümlülerin hırslarından çekmelerini ilginç buluyorum. Ölümlü iyilerin, ölümsüzlerin zorluklarını aşarak saadete ermesi ucuzluğu yok. Sonsuzlar üzerinden yürüyen hikayelerde öyle olması tuhaf kaçardı zaten. Konu ölümsüzlerken, olayların ölümlü kahramanlığı olmaması harika.

Acı, adaletsizlik, çelişki, önlenememezlik,... gri tonlarda birbirlerine geçmiş. Kendine haslığı içerisinde yaşanan olaylar kitaptan soğutacak bir yabancılık hissettirmiyor. Tahlil falan da değil, olan durumu tarafsız biçimde aktarıyor.

2.25 kadar Sandman okuyup uzmanı kesilmeye başladım Tongue Burada gevezeliğe son veriyorum.
« Son Düzenleme: 22 Mart 2017, 00:53:23 Gönderen: Bay_Karamsar » Logged
Bay_Karamsar
Yeti
***

Rom: 10
Offline Offline

Cinsiyet: Erkek
Mesaj Sayısı: 631



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #28 : 12 Nisan 2017, 19:35:54 »

Üçüncü cildin diğer öykülerini de okudum. Favorim hala ilk öykü.

Bin Kedinin Rüyası: Masum gözüken şeylerin ardında bizi rahatsız edeceklerin yatıyor olması fikri tırstırdı.

Bir Yaz Gecesi Rüyası: İkinci kitaptaki yan öykücük burada cevaba kavuşuyor. Shakespeare tiyatrosu konu edinilip, yaşanmış hikayelerin kişi ve olayları farklı biçimde anlatılsalar da onları unutturmayacağı fikri var. Bu görüşe tamı tamına katılmasam da, gerçek birini veya olayı anlatırken, ister istemez, işin içine anlatıcının kurgusal dokunuşlarının devreye girdiğini de inkar edemem.

Faça: O yalıtılmışlık ve yalnızlık durumu yok mu? Ah o durum! Sırf bu yüzden olsa gerek, tırstığım Ölüm'de hikayeye konuk olmuş.

Neil Gaiman tarzı, tuhaflığı, sempatikliği ve ürkütücülüğü, olağanlık çatısı altında birleştiriyor. 4. ciltte bizi neler bekliyor bakalım.
Logged
Sayfa: 1 [2]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2015, Simple Machines
Üste Git | Sitemiz; en iyi performans için Firefox veya Chrome internet tarayıcılarını önerir. | Sitemiz Wordpress ve SMF yazılımlarını kullanmıştır.