Pekâlâ, şimdi basın bültenini bir kenara bırakalım, gelin başka şeylerden konuşalım. Okuyucularıma karşı mümkün olduğu kadar şeffaf olmak isterim ve geçen yılda neler olup bittiğine dair daha fazla bilgi edinme vaktinizin geldiğini düşünüyorum.

Bir sandalye çekin. Sıcak kakaonuzu alın. Bu biraz sürecek. Ben bir fantazya yazarıyım. Kısalık kavramıyla ilgili sorunlarımız var.

Kitabın nasıl bölündüğünü anlatmak yerine, sizi geçen on altı ayda gerçekleşen olaylara götürmek istiyorum. Böylece bizi bu kararları almaya iten sebepleri anlayabileceksiniz. Varılan kararlarla ilgili aynı fikirde olmayabilirsiniz (çoğunuz olmayacaktır da), ama en azından arkasındaki nedenleri kavrayacaksınız.

Başlamadan önce, olup bitenlerin sadece bir kısmını, tanık olduğum şekilde sizlere açıklamalıyım. Daha önce de belirttiğim gibi, yayınlama konusu gündeme geldiğinde Harriet ve Tom bu kararları alan kişiler oldu. Ben sadece onlara uydum. Katkılarım hiçbir zaman yok sayılmadı, ama çoğunlukla kitaba fazla yoğunlaştığım için, “Harriet, kararına güveniyorum. Nasıl hissediyorsan öyle yapmak en iyisidir,” demekten başkasını yapacak ne zamanım ne de enerjim vardı. Bu nedenle, söylediklerimden bazıları, kendi objektifim altında çarpıtılmış olabilir. Bütün hikâyeye sahip değilim, ama bence birçoğu elimde.

Hadi gelin, Kasım 2007’ye atlayalım. Bu, ZAMAN ÇARKI’nı tamamlayacak kişi olduğumu kesin olarak öğrendiğim aydı. Heyecanlıydım, gergindim ve cesaretim kırılmıştı; bunların hepsini aynı anda hissediyordum. Ama bu yazı deneyimlerin yönüyle alakalı değil. Belki sonradan bununla ilgili yazacak vaktim olur.

İlk kararın uzantısı, Kasım sonları, Aralık başı gibi “A Memory of Light” için bir görüşme yaparken geldi. Görüşme diyorum, çünkü gerçekten Harriet’ın acentesinin, “İstediklerimiz bunlar,” demesinden ve benim kendi acenteme dönüp, “Güzel gözüküyor. Kabul edin,” diye onaylamamdan daha fazlasını yapmadık. Bu kitap üzerine çalışma şansının yakınında bile değildim.

Sözleşme en az 200 bin kelime uzunluğunda bir çalışma sağlamamı şart koşuyordu (Bay Jordan’ın yazdığı bölümler dâhil). Sözleşmelerde bu tarz bir şartla karşılaşmak alışılmışın dışında değildir. Burada, yazar ve yayıncının diğerinin beklentileri tarafından şaşırtılmaması hedeflenir. Genelde tahmini bir rakamdır, gayet esnektir. Ben o sırada, henüz AMoL’un (A Memory of Light) bütün materyallerini görmemiştim; bu nedenle, kör bir şekilde ve 200 bin kelime uzunluğunda bir şeyi sağlayacağımı ifade ederek, “Tamam,” dedim.

Harriet’ın uzunlukla ilgili ne beklediğinden emin değilim. O hâlâ Bay Jordan’ın mezarı başındaydı ve AMoL’u tamamlayacak birini bulma çabası içindeydi. Böylece işlerin yolunda olduğunu bilerek, daha kolay bir şekilde huzur bulabilecekti. Bu sırada Bay Jordan öleli daha birkaç ay olduğunu hatırlatırım. Gerçekte Harriet’ın, metnin uzunluğu ya da herhangi başka bir şeyi düşünmekten ziyade, kitabın doğru ellerde tamamlanmasını istediğini düşünüyorum. Verilen materyallerle nasıl devam edeceğim kararını bana bıraktı.

Ocak ya da Şubat’ta, minimum 200 bin kelime kullanacağımı blogumda yazdım. Bu birçok kişiyi şaşırttı. Bu durum AMoL’u Zaman Çarkı’nın en kısa kitabı yapmakla kalmıyor, yarım kalan konuların sayısına bakınca onlarla ilişkili olarak çok küçük bir yer tutuyor gibi gözüküyordu. O sırada bunun üzerine yoğunlaşmadım; sadece düşüncelerimdeki minimum uzunluğu belirtmiştim. O zaman, kitabı 250 bin civarı yapabileceğimizi umuyordum. Bu benim tecrübesizliğimdi, ama dürüstçe söylemek gerekirse bu işin beni yıllar ve yıllarca sürüklemesini istemiyordum. Kitabı bekleyen okuyucuların, mümkün olan en kısa zamanda elde etmelerini istemiştim.

Bu noktada seriyi tekrar gözden geçirmeye başladım. Bunu, önceden elimde olan notları da kullanarak; bakış açılarının ayarlanması gereken yerleri, kurgunun nerelerinin kesilmesinin lazım olabileceğini belirleyerek ve bu yönde notlar alarak yaptım. Tekrar okumam 2008’in Mart’ına kadar sürdü. Seride ilerledikçe, bu kitabın yıldırıcı doğasını kavramaya başladım. Yapılacak şeyler, bir araya getirilecek taslaklar vardı: Bunların hepsinin ağırlığı muazzamdı.

Nisan 2008. Bir karar vermek zorundaydım. Kitabı 200 bin kelime yapmanın imkânsız olduğunu fark ettim. Blogumda en azından 400 bin olacağını söylemeye başladım, ama bu bile zor görünüyordu. Hem kendi taslağımı hem de Bay Jordan’ın taslağını gözden geçirdim. Onlara, kitabı düşünerek uzunca bir süre baktım. Ve bu ilk kararın geldiği yer oldu. Kitabı 400 bin kelimeye sıkıştırmayı denemeli miydim? Yoksa daha geniş gelişmesine izin mi vermeliydim?

Bunu bir kitaba sığdırmak için, öyküde düğümden düğüme hızla geçmem gerekiyordu. Birçok küçük karakteri önemsememek zorundaydım – ve hatta büyük karakterlerin bazı yönlerini de. Korkuyla, neleri kesmek veya önemsememek zorunda olduğumu düşünmeye başladım.

Belki yanılıyordum. Belki okuyucular en azından neler olduğunu bilebilsinler diye yoğun ama ‘tek’ bir cilt tercih ederdi. Ama bunu yapamadım. Zaman Çarkı daha iyisini hak ediyordu.

Bu kolay bir seçim değildi. Bunun bazı okuyucuları kızdıracağını biliyordum. Zaman Çarkı’na ayırdığım zamanın tahmin ettiğimden daha çok süreceğini ve hayatımın (ve ailemin hayatının) daha da büyük bir kısmını ona adamak zorunda kalacağımı biliyordum. En azından baştaki anlaşmanın üç ya da dört katı uzunluğunda bir kitap yazmayı tasarlıyordum – aslında, aynı ücrete dört katı fazla iş yapmak.

Ama bu benim için asla ücretle alakalı olmadı. Bu projeyle görevliydim. Bay Jordan’ın yapacağını hissettiğim şeyleri yapmak istedim. Bu seriyle ilgili bütün yaptıkları için borçlu hissettim kendimi. Okuyucularına büyük bir kitap sözü vermişti – büyük’ün hatırına değil, yapacak ve bağlanacak çok şey olduğu için. Ne kadar kelime gerektirirse gerektirsin, insanları ne kadar deli ederse etsin, hikâyenin talep ettiği her şeyi yapmaya karar verdim. Hikâyeyi yapay biçimde şişirmeyecektim – ama küçük karakterler de dâhil her karaktere ilgiyle anlayışla yaklaşacaktım.

O ay Charleston’a uçtum ve farklı karakterlerin değişik ana hatları üzerindeki hislerimi özetledim. Charleston Kampı coşkuluydu, ama onların hepsinin ne kadar çok iş yapıldığını fark edip etmediğini bilmiyorum. Kaç kelime olacağı hakkında ne hissettiğimi bile söylemekten emin değildim. Bu noktada Harriet, söz konusu romanın asıl metinleri olduğunda, kararları bana bırakıyordu. Harriet bir editör; en iyi çalışmasını ben ona malzeme hazırladığımda yapar, sonra da sihrini konuşturup iyiyi mükemmele çevirir. Yani benim görevim ona uygun gördüğüm malzemeleri toplamaktır, sonra da o bana ya hedefi tutturduğumu ya da tekrar denememi söyler.

Web sitemde işlem çubuğunu zaten 400 bin kelimeye ayarlamıştım. Yazmaya büyük bir istekle başladım ama aynı zamanda insanlara kitabın ilk tahminimden daha uzun süreceğini de söylemeye başladım. Çok geçmeden (ya da nerdeyse) 750 bin diyordum.

Bu noktaya kadar, Tom’u ve Harriet’i çok uzun olacağı konusunda çoktan uyarmıştım ama Tom’a 700-800 bin kelime olacağını söylememiştim. Ona 400 binden ilk bahsettiğimde, endişelendi. 400 bin kelimenin günümüz yayıncılık piyasasında basılmasının imkânsız olduğunu açıkladı. 90’lardan bu yana bir şeyler değişti, raflardaki boşluklardan sorumlu olan kitapçılar fantezi edebiyatına karşı gittikçe kötü olmaya başladılar. Büyük kitapçı zincirlerinden işleri ince ve küçük tutmak konusunda büyük bir baskı var. 250 bin kelimede olan Mistborn 2’ye döndüğümde kitap olabileceğinden çok daha pahalıya yayınlanmak zorunda kalmıştı. Tom yine de yayınlamayı uygun buldu. (Ve ne yazık ki yeterli sayfaya uydurmayı başardık – ve yeterli kopya satmayı.)

Her neyse, Tom bana 400 binin üzerine çıkarsam, uzunlukta bir kesilme olabileceğini ima etti. 300-350 bin civarı olabilirdi ama 350 binin üzerindekiler kesilirdi. (Tahminime göre benim o kadar büyük rakamlar verebileceğimi düşünmüyor ve bu yüzden esnek davranıyordu.) Neyse, Tom -Harriet gibi- beklemek ve benim ilk olarak ne meydana getireceğimi görmek istedi. Bu noktada, kitabın kesileceğinden konuşmak için çok erken bir zamandı. Ancak yazmaya başlamıştım.

Tüm yaz boyunca kitabı yazdım ve bir sonraki Worldcon etkinliğinde oldukça merak uyandırdı. Tom ve ben beraberce “A Memory of Light” ile ilgili bir panel düzenledik. Bu arada, o ana kadar 250 bin civarı kelime yazdığımı belirtmiştim. Tom bana, “Yani kitabı neredeyse bitirdin!” demişti ve ben üzgün bir şekilde bakıp, “Aslına bakarsan Tom, sanırım daha yalnızca üçte birini tamamladım,” yanıtını vermiştim. Şoka uğramış, ardından oldukça içten bir şekilde gülmüştü. “Tekrar oluyor!” diye bağırmıştı. “Jim bana bir kitap sattı, nasıl olduysa bunlar üç oldu ve işte yeniden oluyor!”

İşte bu, iki değil üç kitap olabileceğine dair ilk ipucuydu. Harriet ile gizli gizli lobi faaliyetlerine başladık: Önceki Zaman Çarkı kitaplarında 380 bin kelime kullanıldığını işaret etti ve eğer kesilirse diğer AMoL bölümleri için daha iyi bir uzunluk olacaktı. Ayrıca kitapların birlikte basılmayıp ayrı yayınlanırsa daha iyi olacağını hissettiğimi belirttim ki gerçekten kitap bölünecekti.

Anlayamadığım, bu adımın nasıl bir külfete dönüşeceğiydi. Bir yılda yazacak çok şey fakat yazabilecek tek adam vardı. AMoL üzerinde çalışmadan önce, ortalama kelime haznem bir yıl için yaklaşık 300 bindi. 200 bini epik fantezi, 50-100 bini de diğer farklı projelerden. 2008 yılı zarfında 400 binin üzerinde yazdım – normalinden üçte bir fazlaydı ve bunu yapabilmek için üç ayımı Zaman Çarkı serisini okumaya harcadım. (Evet, kolaydı çünkü materyaller Bay Jordan tarafından bırakılmıştı. Yine de bu, binlerce karakterde, mekânda, temada ve dünya yaratma elementlerinde ustalaşma ihtiyacı ile dengelendi. Her şeyiyle, Bay Jordan’ın yazdığı materyaller, notlar hatta taslakları göz önüne alsak bile, yazdığım en zor 400 bin kelime olduğunu söylemek isterim.)

Aralık ayında, kitap turumdan sonra, kendimi en azından 400 binin bitmiş olması için çok zorladım. Hâlâ Ocak, Şubat ve Mart’ta her zamankinden daha sıkı yazacağım ve bir şekilde Tom’un bir kitabı üretime koyup tatile denk getirebileceğini söylediği son tarih olan Mart’a kadar 750 bin kelimeye gelebileceğim şeklinde pek gerçekçi olmayan bir umudum vardı.

Ocak’ta, Tom Harriet’ı aradı ve bir şeyler konuştular. Bu noktada, 400 binlik hedefimi isabet ettirmiştim ve daha yolun yarısını tamamladığımın bilincindeydim. (Eğer gerçekten bu kadar uzunluktaysa) 400 binlik taslağın küçük bir kısmı gözden geçirilmişti. Tom ve Harriet konuştular ve birkaç şey ortaya çıktı. En çok egemen olanlardan biri şuydu: DÜŞ HANÇERİ kitabı okuyucularla buluşalı dört sene olmuştu. Tom, 2009’da onlara bir kitap vermemiz gerektiğini düşünüyordu. Ben bu kitabın tamamını yazana kadar bekleyemezlerdi.

Harriet beni aradı ve sonunda, yeni şeyler yazmaya bir süre ara vermem gerektiği hakkında onunla hemfikir oldum. Şimdi yaptıklarımı gözden geçirme vaktiydi. Aslında bu, kitabı bölmekle ilgili bir karardı. Ve ben yazdığım 400 bini yayınlayacağımdan emin değildim. Her yerde bazı söylentiler vardı ve biz bu bölümü yayınlarsak, bunlardan bazılarını tam ortasından kesmiş olacaktık. Kitap, okunmak için çok fazla zevk veremeyecekti. Bu nedenle, 400 bin kelimeyi Nisan’a yetiştirmek amacıyla düzenlemek fazlasıyla zaman alacaktı.

Bu ikinci büyük karardır. Belki de siz farklı bir seçim yapardınız. Ama bırakın seçeneklerin ana hatlarında gördüklerimi size aktarayım. Şimdi siz Tom Doherty ya da Harriet’miş gibi davranın, Ocak 2009’da kitabı nasıl yayınlayacağımıza dair bir telefon görüşmesi yapın.

1) Tüm roman bitmeden hiçbir yeri basmamayı tercih edebilirsiniz. Bu Brandon’ın sonuna kadar yazmasını beklemek, tüm yazıyı bir kerede gözden geçirmek ve ondan sonra basmak demektir. (Çabuk bir sırayla basılan tek bir büyük cilt ya da birkaç tomar.) Geçen yaz ve sonbahar, bu yapabilecek olmayı umduğum şeydi.

Eğer bu seçimi yaparsanız, okuyucular kitaba 2009’da ulaşamazlar. Onlar kitabı alana kadar emin olamazsınız. 400 bin kelimeyi yazmak Brandon’ın bir yılını aldı ve görünüşe göre yolun yarısında.

Yani, eğer bu seçeneği seçerseniz, Brandon’ın hepsini 2009’da yazdığını varsayalım, tamamlanmış taslak elinize 800 bin kelimelik kitap olarak 2010’da ulaşır. 800 bin kelimeyi gözden geçirmek kabaca sekiz ay sürer. Hazırlanış süreci ise bir sekiz ay daha sürebilir. (Minimum.) Kitabın 2011 yılında yayınlanacağını söyleyebilirdiniz. Belki bir cilt Haziran’da, diğeri Ağustos’ta.

2) 400 bin kelimeyi, bittiği anda yayınlayabilirsiniz. Eğer bunu yaparsanız okuyucular 2009’da bir kitaba sahip olamazlar. 400 bin kelimenin gözden geçirilmesi kabaca dört ay sürer (ve acele etmiş olursunuz), ve kitabı 2010 Ocak ya da Şubat’ta yayınlanması için editoryal aşamasına koymuş olursunuz. Bu tarih, insanlara söz verdiğiniz 2009 Kasım’ından çok da uzak değil, belki onları memnun edebilir.

Bu senaryoda, Brandon hepsini 2009 boyunca yazabilir, ikinci yarısı da Nisan veya Mayıs 2010 civarında. Bu bölümün gözden geçirilmesi de kabaca dört ay sürer; ikinci parçayı 2011 yazına ya da baharına kadar beklemek zorunda kalırsınız. (Bu yol, diğerine göre okuyucular için biraz daha hızlı olacaktır çünkü Brandon ikinci parçayı yazarken onlar da birinci parçayı okuyor olacaklar.)

Ama bu senaryoda, kitapları parçalamayı bırakmak zorunda kalırsınız ve kitapçılar, boyutlarından dolayı size kızgın olurlar. (Kitapçılar daha az kopya sipariş ederler ve bu da okuyucuları kızdırır çünkü kitabı istedikleri gibi temin edemezler – bu arada bu Mistborn 2’nin başına gelen şeydir.). Bunun ötesinde kitabı 2010’un ilk ayları olan ölü aylar yerine yayınlamak için tatil sezonunu kaçırmış olursunuz.

3) Tom’un yaptığı gibi yapabilirsiniz. Brandon’a gidersiniz (ya da Brandon’a giden Harriet’e gidersiniz) ve, “Elinde 400 bin kelime var. Bunların arasında bizi tam memnun edebilecek mükemmel bir kesme noktası var mı?” dersiniz.

Ocak’ta elimizdeki materyalleri biraz araştırdım ve Tom ile Harriet’a bir öneri sundum. Kesin bir şekilde, olabilecek en iyi kitabın 275 bin kelime kadar tutacağını hissettim. Harika şekilde kurgulanmış karakterleri, çok güzel bir hikâyesi ve üstü kapalı olan birçok önemli içerik vardı. Mükemmel bir kitap olacağını düşündüm.

Şimdi, bu onların isteyeceklerinden daha uzun olurdu. Onlar 225 bin kelimede kesmemi umuyorlardı. Ama 275 binin altında iyi bir nokta bulamadım. Aslında ben bu 275 bin kelimelik kitabı aldım ve sınırlarına 25 bin kelimelik, birleşik olabilecek bir sahne ekledim. Şu anda, kitap 301 bin kadar kelimeye oturmuştu. Yine de, ben oradan buradan birtakım düzeltmeler yaptıkça bu rakam oynayacaktır. Son ürünün 300 bin kelime olmasından şüpheleniyorum.

Şimdi, farz edelim bu kararı verdiniz; tam da Tom’un yaptığı gibi. Bu SADECE hikâyeyi okuyuculara söz verdiğiniz gibi 2009’a yetiştirmek olur. (Fakat bu ÇOK fazla çalışma gerektirirdi, son üç ay haftanın altı günü 14-16 saat arası çalışmam gerekirdi.) Bu senaryoda okuyuculara parçalanmış bir kitap yerine tamamlanmış bir kitap verirsiniz.

Ama sen, Robert Jordan’ın tek kitap olarak düşündüğü kitabı da bölmüş oluyorsun. (Tom ve Harriet, ikisi de onun bunu başarabileceğini ya da başaracağını düşünmediklerini, sadece şans tanıdıklarını söylemişlerdi). Daha büyük bir problem de şu ki; diğer bölümü ne zaman çıkaracağını bilmeden bir kitap yayınlıyorsun. İnsanlar kitaplar arasında ne kadar uzun bir aralık olacağını sorduğunda, ne diyeceğinden emin değilsin. O, diğer bölümün ne kadar uzun olduğuna ve Brandon’un ne zaman bitirebileceğine bağlı olacak. (Ayrıca Brandon son değeri artırıp duruyor, öyle ki – şimdi birkaç materyal ekledim bu kitaba – son hali rahatça 800 bin kelimeyi geçecek.)

Peki… aralık ne kadar uzun olacak? Hmm, doğruyu söylemek gerekirse, bilmiyorum. Tom yayıncılara ve dağıtımcılara Kasım 2009, 2010, 2011’in iyi gibi gözüktüğünü söylemişti. Ama bu sadece bir tahmin. Bölmeyi seçtiğim yerden dolayı bu kitabı üç parçaya ayırmamız gerektiğinden oldukça eminim. 600 bininci kelime civarlarında başka güzel bir bölme daha olacak.

Gelecek 300 bin kelimeyi falan çoktan bitirmiş olsaydım, onların en kısa şekilde revizyonunu yapmak dört ayımı alırdı. Sonraki parçanın buna yapılandan daha çok revizyona ihtiyacı olacağını hissediyorum. Çünkü 450 bin kelimelik tamamlanmış kısmı ayırdım ve 275 bin kelime çıkardım. Geriye kalan ise dağınıktı ve çalışılmaya çok ihtiyacı vardı. Revizyon için beş ayın uygun olduğunu söyledim. Böylece, eğer bu kitap tümüyle bitmiş olursa, beş ay sonra diğerini çıkarmış olurduk.

Ama tümüyle bitmedi. Neredeyse yarısı bitti. Uğraşılacak bir sürü metin kaldı geriye – dört- altı ay kadar sürer sanırım. Bu tahminlerle o zaman, diğer kitap gelecek senenin Şubat ayında baskıya gitmeye hazır olmuş olur. Bu da 2010 sonbaharı piyasada demektir. Ve her şey olduğu gibi devam ederse, üçüncü kitap (ki daha hiçbir şeyi yazılmış durumda değil) en erken 2011 yazında çıkmış olur.

Ve sanırım bütün bunlarla benim size göstermeye çalıştığım şey: Kitabın nasıl bölündüğünün, kesildiğinin, ayrıldığının hiçbir önemi yok, son kısım 2011’nden önce çıkmaz. Neden? Bu bizi aldığım ilk karara götürür, ki o da kitabı olması gerektiğini hissettiğim kadar uzun yazmaktır. Ve bu yüzden, suç sizi ‘son’u okumaktan alıkoyan aç gözlü yayıncılar değil. Üretimin uzun sürmesi de değil. Suç, bana ait.

Bu kitabı uzun yazıyorum. ÇOK uzun yazıyorum. Çoğu türden çoğu kitap yaklaşık 100 bin kelime civarındadır. Ben bunu sekize katlıyorum. Ve bir insan birçok materyal üretebilir; özellikle böyle bir proje üzerinde. Bu kitabı yazmak, bütün bu olayları ve karakterleri düzgün yansıtmak, yerinden kopmuş kayaları dengede tutmak gibi. Zor, gerçekten zor iş.

Bu yıl bir kitap alıyorsunuz. Gelecek yıl da bir tane alacaksınız. Ondan sonraki yıl bir tane daha alacaksınız. Kitabın 2010’un ya da 2011’in hangi ayında çıkacağını bilmiyorum. Daha erken çıkabileceği yönündeki umudunuzu koruyabilirsiniz, ama Tom’un Kasımı’nı -Kasım tahminini- dinlemek de isteyebilirsiniz, çünkü kitaplarda göreceğiniz en son şey o diye hissediyorum.

Biliyorum bazılarınız bu bölme konusuna deli oluyorsunuz; sizin için uğraşıyorum ve Tor ile Harriet’i bir gün özel bir ‘toplu baskı’ yapmak için ikna edebilmeyi umuyorum. Ama… İkisi de bunun basım için fazla uzun bir şey olacağına ikna olmuşlar. Bunun için şu anda savaşmayacağım. Kitaplar çıkana kadar bekleyeceğim.

Kitapların mümkün olduğu en kısa sürede basılmaları için savaşacağım. Ama önce onları yazmam gerekiyor. İlerleme durumumu izleyebiliyorsunuz: Biliyorsunuz ki çalışıyorum ve kitap da yazılıyor. Tatillere gitmiyorum. Çalışıyorum. Sıkı bir şekilde. Haftada altmış, yetmiş, hatta bazen seksen saat.

Sizi yersiz bekletmeyeceğim Ama lütfen anlayın ki sorduğunuz bazı şeyler biraz özel. İnanılmaz uzun ve kaliteli bir kitabın çabucak basılmasını istiyorsunuz. Bana bir zaman makinesi bulun ve neler yapabileceğime bir bakayım.

George Martin ve Patrick Rothfuss bu konuda zaten konuşmuşlardı ve ikisi de son derece iyi üslupluydu. Kitaplar, kitle medyasının pek çok farklı biçimine karşın, tamamen tek bir kişinin üretebilme kapasitesine dayandıkları halleriyle özgündüler. Pek çok yazar için iyi bir yazma günü 1.000 kelime kadar eder. Ve bir yılda önünüze çıkan tüm diğer işlerin yanında (düzenleme, turlar, tanıtım, okul ziyaretleri vs.) iki yüz gün yazabiliyorsanız şanslısınızdır. Kendi ölçümü ortalamanın üstünde tutmaya çalışırım; özellikle düzenli olarak kitap yazma alışkanlığı edinirken yayınsız geçirdiğim tüm o yıllar yüzünden.

Ama yine de, ancak o kadar yapabilsem de, bu kitapları size yetiştireceğiz. En yavaşıyla, Kasım, Kasım, Kasım – yani iki yıl içinde hepsi çıkmış olur. Daha hızlı halledebilirsek bundan erken de olur. Kaliteyi yüksek tutarak, bunun için uğraşacağım. Ama dürüst olursam, bu geçen on altı ay gibi iki yıl daha nasıl geçirim bilmiyorum. Gerçekten yoruldum. Kitabı 2009’da size yetiştirmek için çok ama çok zorlandım çünkü uzun zamandır bekliyordunuz. Yani aynı takvime uyabileceğimi size garanti edemem. Dahası, başka yayımcılarla olan anlaşmalarım ve yükümlülüklerim de var. Diğer eserlerimin hayranları yok sayılamayacak kadar fazla. Bu yıl bir ara, yeni Alcatraz kitabını yazmam gerek. Ve yavaş bir giriş yaptığım THE WAY OF THE KINGSe kimi düzeltmeler yapmam gerek. Tüm bunları, düzenleme notlarını falan beklerken AMoL’dan artan vakitte yapmayı planlıyorum. Ama Zaman Çarkı’nı da yakmayı kaldıramam. Bundan iyisini hak ediyorsunuz.

Şimdi, başlıklar hakkında birkaç söz. THE GATHERING STORM’u nerden buldum? Evet, Ocak ayında kitabın bölünmense karar verildiğinde, bunu üç parça halinde bir TEK kitap gibi gösteren bir şeyler düşünmeye devam ettim. (Bunu hâlâ böyle görüyorum.) Sonra, hepsinin alt başlıklarla A MEMORY OF LIGHT olması gerektiğini düşündüm. A MEMORY OF LIGHT başlığını seviyorum: Bence çok şiirsel ve münasip. Artı, bu Bay Jordan’ın başlığıydı. Sadece bu bile onu kullanmak için yeterli bir sebep.

Ve sonra, her bölüm için daha kısa, daha küçük, daha jenerik alt başlıklar düşündüm. A MEMORY OF LIGHT gibi uzun, anımsatıcı bir üst başlığın, fazla dikkat çekmemesi için daha basite indirgenmesi gerekir. İlk olanı Maria’nın önerisi üstüne GATHERING CLOUDS diye isimlendirildi. İkincisi SHIFTING WINDS, üçüncüsü TARMON GAI’DON olacaktı: Tabii ki A MEMORY OF LIGHT üst başlığının altında.

Birkaç ay, bu kararımızla devam ettik. Ama sonra birden, Tom pazarlamadan başlıkların değişmesiyle ilgili bir söz getirdi. Kitapçılar isimleri sevmemişti. (Kitapçıların basımda pek çok şeyi kontrol ettiğini görebilirsiniz. Kararların ne kadar sık bir şekilde onların isteklerine göre şekillenmesi sizi şaşırtmış olabilir.) Kitapçılar AMoL diye isimlendirilmiş üç kitabın bilgisayar sistemleri ve onları kaydeden insanlar için çok karmaşık olacağı sebebiyle kaygılanmışlar. Bize GATHERING CLOUDS başlığını bırakarak, üst başlığın kesilmesini talep ettiler.

Harriet’e hiç bir zaman kitabın başlığının böyle olmasını istemediğimi açıklayan bir mail attım. Bu çok genel ve çok basitti. Tom’a birkaç alternatif önerisiyle gitti ve THE GATHERING STORM’da karar kıldılar. Hepsi birkaç saat içinde, ben sabah uyanmadan önce oldu (Ona gece bir e-mail attım, ben kalkana kadar onlar doğu sahilinde kararlarını vermişlerdi.). Bazı yerlere GATHERING CLOUDS olarak çoktan bazı bilgiler gitmişti ve THE GATHERING STORM’un seçilme nedeninin aradaki bu benzerlik olup olmadığını merak ediyorum. O, Harriet’in yaptığı öneriler arasında Tom’un en çok sevdiklerinden biriydi. Bir bakıma daha doğal ve aynı zamanda güvenliydi.

Başlık değişimi beklediğimden hızlı gerçekleşti. Bir dahaki sefere hazırlıklı olmayı istiyorum, böylece biraz daha çağrışımlı bir şeyler hazırlamaya vaktim olur. THE GATHERING STORM ismi konusunda kaygım yok ama farkına vardım ki en mülayim Zaman Çarkı başlıklarından biri. (Bu arada benim favorim ALACAKARANLIK KAVŞAĞI.)

Bence bunların hepsi sizi daha da hızlanmaya götürüyor. Büyük ihtimalle çoğunuzun bilmek istediği şey: “Bu kitapta ne vermeye karar verdiniz ve bir sonrakine neleri sakladınız?”

Buna henüz cevap veremem – belki çıkış zamanı yaklaştıkça, neyin yazıldığı ve neyin sonraya saklandığı hakkında daha fazla ipucu verebileceğim. Ama şunu bilin ki doğru yerde kestiğime güçlü bir biçimde inanıyorum ve kitabın aldığı son hali seviyorum.

Aynı zamanda asıl hedeflerimden bir tanesi, ana karakterlerin (hepsi olmasa bile belli başlı olanların) belli bir süre görünmesi. Bazıları diğerlerinden daha uzun süre görünebilir ama herkes en azından iki bölümde görünecek (Diğer bir deyişle FEAST FOR CROWS/DANCE WITH DRAGONS’ta olduğu gibi yarısı bir kitapta yarısı diğer kitapta olmayacak). Ama beklediğiniz önemli şeylerin bazıları -zorunu olarak- ikinci kitaba saklandı.

Birinci bölümdeki düzenlemelerimi neredeyse bitirdim. Nisan’da ikinci kısım için yeni bir şeyler yazmayı planlıyorum. Bu olduğunda ilerleme daha hızlı olacak.

Yine de, bu her şeyin nasıl geliştiğinin hikâyesi. Herkesin yaptığımız seçimlerden mutlu olmasını beklemiyorum ama hangi yollardan geçtiğimizi anlamanızı istiyorum. Bir yazar olarak içgüdülerime güvenmek zorundayım. Bu yüzden buradayım ve bu yüzden Harriet bu kitap için beni seçti. Bunları göz ardı etmem, benim için bir hata olabilir.

Bu içgüdüler en iyi seçimi yaptığımızı ve THE GATHERING STORM’un bu seçimleri haklı çıkaracağını söylüyor. Yani, eğer mümkünse, sizden istediğim Kasım’da kitap çıkana kadar endişelerinizi ve/veya kızgınlıklarınızı erteleyin. Her zamanki gibi neyi niye yaptığımın en iyi cevabı çalışmanın kendisi olacak.

Brandon Sanderson

Mart 2009

Çeviri: Amras Ringeril, Arlinon, Fırtınakıran, Lucilla Clarté, magicalbronze, Sophié, voyvoda

Redaksiyon: magicalbronze, Ozancan