
Filme alınan neredeyse tüm Stephen King kitaplarının sonu değiştirilmiştir. Nedeni basit: King’in sonları toplumun genelini huzursuz kılar.
King’in atmosferi bizi içine çeker, çok güvenilir aile ortamının tam göbeğinde korku içinde bırakıverir. Öyle ki koca koca kitapları bitirip kapattığımızda bile onun ustaca kelime oyunları kadar içimize işleyen bu korku da aklımızda yer etmiştir. Gitmez kolay kolay.
Hayvan Mezarlığı’nı okuyunca sokak hayvanlarından uzaklaşanlar, Cep’i okuyunca mobil iletişime farklı bir gözle bakanlar, Buick 8′den sonra gözü gibi baktığı arabasına binerken tedirginleşenler kadar büyük bir etkisi vardır “O”nun. Yani Pennywise isimli o melun palyaçonun.
25. yılı dolayısıyla yeni baskısının yapılacağını öğrenir öğrenmez “o” günlere gittim. Stephen King geçmişim köklüdür. Zamanında liselere giriş sınavına hazırlanırken gidip geldiğim il merkezinde bir kitapçıda bulduğum “hazine”yi sömürüp tüm kitaplarını alıyordum. Ve o dönemler daha mı çok kitap okuyordum bilmiyorum, her hafta bir kitabı bitirmiş oluyordum. “O”nun yeri ayrıdır ama, onu bulunduğum ilçeden almıştım. Eve yürüyerek gelirken poşetin içinden bana bakan koca kafalı palyaçoyu görebiliyordum… Evde transa geçmiş bir şekilde romanı okuyup bitirdiğimdeyse, gerçekten nefesim kesilmişti.
Olay örgüsünü her zamanki son yirmi-yirmi beş sayfada toplamasının yanı sıra kurduğu kabuslarla örülü dünyanın dehşetengiz karanlığından etkilenmiştim. Filmini ise dersanedeki bir öğretmenimden almış ve izlemiştim. Tabii ki bazı sahneler hariç o dönemlerde çekilmiş tüm King filmleri gibi hayal kırıklığıydı. Bu bazı sahnelerden aklımda kalanlarsa ilk sahnelerde ip atlayan kızın ilk kez Pennywise’ı gördüğü sahne ile yağmurda kağıttan kayık yüzdürmeye çalışan sarı yağmurluklu çocuğun olduğu sahnelerdi.
Pennywise 28 senede bir, farklı şekillerde vücut bularak yediği çocuklarla beslenen bir korku objesi. Kitapta ve filmde palyaço kılığındadır. Kısa bir süre de olsa örümcek oluşuna şahit oluruz.
Genel olarak konusuna değinecek olursam; eskiden olan bu çocuk yeme olayının neticesiyle dağılan arkadaş grubu, hafızalarında da bu olayı tutmamıştır. Ancak aldıkları bir telefonla her şeyi hatırlarlar ve kasabalarına geri dönüp, en büyük kabusları olmuş olan bu yaratıkla yüzleşmeye çalışırlar.
Esasen tema olarak King romanlarının genel özelliklerini gösteriyor.
- Başlarına gelen kötü, elim olay nedeniyle geçmişini unutan insanlar,
- Muhtemel bir süreçte tekrarlanan bu elim olay nedeniyle geçmişle yüzleşmek zorunda kalan arkadaş grubu,
- Doğduğu ve büyüdüğü kasabaya dönen insanlar.
Ancak, bu kitapların hemen hemen hepsini okunur kılan King unsurları da dikkatimizden kaçmamakta. Başta da belirttiğim üzre, en güvenilir kurumlara korkuyu ve güvensizliği bir zehir gibi zerk eden Stephen King, “O”da da aynısını başarıyla yapıyor. Panayırlara, patlamış mısırlara, çocukluk arkadaşlarına ve hatta rüyalara.
Sözün özü, “o” hala dinç; hala aç ve hala sizi bekliyor. Çocukluk kabuslarınızla yüzleşmekten kaçtığınız her an yeni bir kurbana kavuşuyor. Pennywise ile yüzleşin ve kazanın. Gümüş kurşununuzu unutmayın ama!
| Alper Kaya | alpi |














Ben “O”yu hiç okumadım maalesef. Küçüklüğümde filmini izlemiş, bayağı da tırsmıştım. Fakat kitabı okuyan birinin gözüyle filmin romanın havasını yakalayamadığını görüyorum bu yazıda hayretle. Bu da kitaba olan iştahımı arttırdı doğrusu. (Yoksa kitabın bana olan iştahı mı bu kabaran?) En kısa zamanda okumalıyım bu eseri. İnceleme için teşekkürler…
Sizce:
2
0
Mit, yapma… “O” okunmaz mı?
Kitaptaki yetişkinler bir parçalarıyla çocuk kalmayı sürdürür kurguya göre. King bu metaforu inanılmaz bir başarıyla işemiştir. Kahramanların hiçbiri çocuk sahibi ol(a)mamıştır mesela. Ama bu bilinçli bir tercih de değildir. Altbenleri uzak tutmuştur onları çocuk sahibi olmaktan.
King’in en sevdiğim, her zaman başucu kitabım olan O’yu okumayanlara üzülmekten alamıyorum kendimi. Öyle çok şey kaçırıyorsunuz ki Mit, öyle çok şey…
Çok beğenilen yorum. Ya Sizce?:
5
0
Ha, bir de şu var: Dönemin sinema dilinin yetersiliğiyle bile açıklanamayacak film başarısızlığı. Çünkü filmin tek başarısız yanı görselliği değildi. O dönemde iki VHS kaset uzunluğunda olmasına karşın, film neredeyse kitabın kabaca bir özetiydi ve kurguyu yerle yeksan eden abuk sabuk senaryo müdahaleleri barındırıyordu. Öncelikle cast berbattı. Kitaptakilerle özdeşleştirmeye imkan olmayan tipler bakıyordu ekrandan size ve hiçbirinin umudu da korkusu da dehşeti de kitaptaki kadar gerçekçi değildi. Çocuk oyuncu seçimlerinin kabul edilebilir olduğunu söyleyebilirim aslında, ama yetişkin oyuncular…
Ayrıca Alpi şanslıymış. VHS film kasetleri üzerindeki palyaçonun kullanıldığı kitabı okumuş. Ben ve benim jenerasyonum 1987 yılının 1. basımıyla tanıştık “O” ile. Yüksel Çetin imzalı kapak kitabın ruhunu yakalamaktan bir hayli uzaktı.
Çok beğenilen yorum. Ya Sizce?:
4
0
Aşkın abi, beni bilirsin. Korku filmlerinin k’si bile benim tir tir titremem için yeterlidir. Bu halimle kalkıp da korku edebiyatının kralından onun şaheserini mi okuyaydım yani? :)
Seni en kısa zamanda bu utançtan kurtarmayı boynuma borç biliyorum o halde :) Yeter ki sen üzülme, ben senin için korkmaya razıyım abi. Ama ışıklar açık kalsın lütfen :)
Sizce:
2
0
Ben de kitabını okuyup filmini izlemedim. Daha doğrusu izlememin üstünden yıllar geçtiği için şu anda tek bir sahneyi bile doğru düzgün hatırlayamıyorum desem yeridir. Fakat Altın Kitaplar’ın kısalttığı kitaptan bile keyif alabildiysem bu 25. yıla özel kitabın bir an önce gelmesi ve dilimize çevrilmesi için elimden geleni yapmaya hazırım.
Umarım Altın Kitaplar’da bu konuda bir şeyler yapar.
Sizce:
3
0
Hakan, benim teklifim hala geçerli :)
Sizce:
3
0
Ellerine sağlık Alper, çok özendirici bir yazı olmuş. Çok beğendim.
Ben de kitabı okumadım, filmi izlemedim. Kısa vaadede okumayı ve izlemeyi de düşünmüyorum. Filmi izlemeyi düşünmüyorum; çünkü bu tarz “uyarlamalarda” evvela kitabı okumanın daha keyifli olduğuna inanıyorum. Kitabı okumayı düşünmüyorum; çünkü orada bir yerlerde şu “tam cilt” -bakın 25. yıl özel cildi demiyorum, sadece ‘tam’ işte- varken tutup da kırpılmış, budanmış, mundar edilmiş bir eser okumak istemiyorum. Ha böyle de ayrı zevkli, deniyor olabilir. Ama içimden gelmiyor işte…
Bu yazı üzerine artık daha bi’ tutkuyla bekliyorum şu “tam cildi”.
Umut fakirin ekmeği işte, ne yaparsınız? :)
Sizce:
3
0
Yalnız değilim, yalnız değilim! :)
Sizce:
2
0
Öncelikle hemen hemen tüm çalışmalarımda yorumlarıyla desteğini hissettiren MİT’e teşekkür ederek giriyorum söze.
Yazının iyi olup olmadığından -dürüst olayım- şüpheliydim benim amacım teknik bir eleştiri getirmekten ziyade, 25. yılı olduğunu öğrendiğimde “O”nun bende hissettirdiklerini kaleme dökmekti, sanıyorum bunu az çok başarabilmişim.
Aşkın Güngör’e de hususi olarak teşekkür borçluyum, yazıyı tamamlayan yorumları nedeniyle… Magicalbronze ve Darly Opus’a da benimki gibi bir yazıda bile kitabı okuma adına birazcık heveslendikleri için tebriklerimi iletmekten beis duymuyorum.
Sizce:
3
0
“o” sizi dehşet verici hikayelerin içine bırakıyor çıkmak istiyorsunuz fakat o kadar çekici ki bi yandan içerde kalıp devamını görmek istiyorsunuz ben okuduğum zaman bitirmek ve bitirmemek arasında kaldım hem okuyup bitirmek neler olacağını görmek hem de ondan kaçmak istiyordum harika bir kitap
Sizce:
0
0