
“Tolkien’in en büyük mirası olan fantastik edebiyat”dır demek yeterli midir bilmiyorum. Filolog olan Tolkien’in aynı zamanda “dil”ler icat etmesi de fantezi edebiyatının en önemli olaylarından, öncüllerinden, miraslarından biridir takip edenler bilir. Elfçe, Dwarfça, Ortak Lisan v.s. bu dillerden bazılarıdır. Usta, olmayan lisanlar yaratmış, onlara gramer de uydurmuştur. Bizdeyse çevirmenler ve yayınevleri yeni dil uydurmak bir yana kuralları belli olan Türkçe’nin canına okuyarak yeni garabet diller uyduruyorlar. Orkça’ya kaba bir dil deniyor ya “Taht Oyunları”nda kullanılan Türkçe ondan kaba ve kötü ötesi bir lisan olarak karşımıza çıkıyor.
Arkabahçe Yayıncılığın bastığı “Buz ve Ateşin Şarkısı / Taht Oyunları” George R. R. Martin’in ödül almış bir eseri. Nebulaya aday gösterilmiş, 1996 yılında da “Locus en iyi fantezi romanı” ödülünü kazanmış. İki cilt olarak yayınlanan kitap 1996 yılında Amerika’da, 2005 senesinde de ülkemizde basılmış (Daha doğrusu 2005’de basılan ilk kitap. İkinci kitabın basım tarihi künyesinde yok. Kapak imzasında ise 2008 yazıyor çizerin imzasının altında).
İlk cildin kapağı Yıldıray Çınar’a, ikincinin kapağı Kerem Beyit’e ait. İlk cildi yayına hazırlayan ve denetleyen ekiple ikinci aynı değil. Editör ilk ciltte Gamze Sarı iken ikincide Seda Ersavcı.
İlk kitabı çeviren Nazım Akman. İkinci cildi çeviren ise Özberk Uğurer.
Gelelim iki ciltteki güzel Türkçe’miz dersine. Ya da kısa bir açıklama daha yaparak başlayayım yazıma. İlk cildi okumaya başladığımda akmayan, yavan ve fazlaca düz bir anlatımın egemen olduğuna tanık oldum. Bu çevirmenden mi kaynaklanıyordu eserin orijinalindeki yazar dilinden mi bilemedim. Ancak dikkatimi çeken ve az sonra aşağıda yazacağım bir olay vardı ki çok sıkıcı olmasına rağmen eseri inatla okumaya devam etmek zorunda kaldım. İkinci cilde başladığımda ise katledilen Türkçe’ye yoğunlaşmak zorunda kalınca asıl takıldığım noktanın dışında da notlar almak zorunda kaldım. İşte bu yazının ortaya çıkış sebebi bu.
Kitabın öyküsü:
Bir zamanlar gerçekleşen bir istilayı ortadan kaldıran bir derebeyi mutlu mesut hayatını yaşarken tahtı ele geçiren arkadaşı Kral’ın onu ziyaret etmesi ve bir tür vezirlik teklif etmesiyle değişir. Kral ihanetlerden şüphelenmektedir. Derebeyi görevi kabul etmek zorunda kalınca ailesi adeta dağılır. Bu arada ülkenin kuzeyinde büyülü yaratıkların ülkeye girişini engelleyen “sur”un ötesinde hayaletler kol gezerken öldürülen işgalcilerin soyundan gelen iki kardeş müttefik bularak geri dönmenin hesabını yapmaktadırlar. Sonra, Bizans oyunları, suikastler, dürüstlerin kaybı, savaşlar ve taht’a çıkmaya çalışanlar…
Kuzeyinde sur bulunan “şövalyeli” ülke İngiltere’yi çağrıştırırken atlarla olan bağları ve gözlerinin çekik halkıyla Dothraki adlı ülke daha çok Moğol uyarlaması gibi geldi bana. Bununla birlikte hayli keyifli finali ve iki hayalet olayının dışında gönderme ve anlatılar dışında Fantastik hiçbir şey yok romanda. Unutmadan söyleyeyim finali okunduktan sonra eser “bu romanın devamı çok gürültülü gelecek gibi” dedirtiyor insana.
İlk ciltte takıldığım nokta:
Yazar, özellikle “cinsel” sahneleri betimlemekte hiç cimrice davranmamış. Sevişme sahneleri tüm ayrıntılarıyla adeta pornografik anlatımlarla aktarılmış kağıda. Ahlakçı davranarak buna takılmadım elbette. Bu yazarın seçimiydi ve cinsellik böyle de anlatılabilirdi. Ancak komik olan Arkabahçe Yayıncılığın sırf bu yüzden kitabın sırtındaki logosunun altına “yetişkin” ibaresini düşmesiydi. Kılıçların sallandığı, onlarca kişinin öldüğü, şiddetin ayrıntılı anlatıldığı bir edebiyat türünde “seks” görünce hemen önlem almaya kalkışılması bana tuhaf göründü. Sadece cinsellik midir “yetişkin” ibaresini zorunlu kılan? Kaldı ki ikinci ciltte böyle bir uygulama yok. Oysa seks sahneleri orada da ayrıntılı aktarılmış kağıda. Eseri “Yetişkin”lere yönelik olmaktan çıkaran ne oldu ki acaba?
İlk ciddi seks sahnesi “13 yaşındaki bir kızın yetişkin ve deneyimli bir erkekle sevişmesinin” ayrıntılı anlatımıydı. 109’uncu sayfada başlayan oynaşma 110’uncu sayfada doruğa ulaşıyor, deneyimli yetişkinin aşk oyunlarıyla küçük kızı nasıl azdırdığı, nasıl gaza getirdiği ve nasıl sekse razı ettiği anlatılıyor ayrıntılarıyla. Göğüslerine yaptıkları, parmaklarının nereleri ziyaret ettiği ve kızın erkeğin organına neler yaptığı anlatılıyor v.s.
Yazar 13 yaşındaki bir kızın cinselliğini anlatırken “eskiden erken evlenilirdi, ömür de kısaydı zaten”den yola çıkıyor romanda. Ancak ilginç olan iki cilt boyunca adeta “sübyancı” havasında hep bu kızcağızı seviştiriyor ayrıntılarıyla. Arkabahçe Yayıncılık da çeviride kısaltma yoluna gideceğine uzun uzun yukarıda ayrıntılarıyla aktaramadığım metni basmayı uygun bulmuş. “Yetişkin” ibaresi sübyancılığı meşruu gösterebiliyor mu yani?

Bu noktaya takıldım ve ikinci cilde geçtim:
Dil daha akıcıydı bir defa ve bunun hızlanan macera kurgusuyla bir ilgisi yoktu. Ama bu defa da ikinci çevirideki bozuk Türkçe ve iki çevirmen arasındaki iletişimsizlik ortaya çıktı. Kaldı ki iki metni ortak paydada birleştirmesi gereken editörlerin tam olarak ne iş yaptıkları belli değil metinde. Son okumaları kim yaptı? Yapıldı mı ki?
Yazım ve baskı hatalarıyla başlayan ikinci ciltte cümlenin bitmeden paragrafla ayrıldığını görüyoruz. Sola dayalı devam etmesi gereken cümle bir alt satıra atlayınca çoğunlukla paragraf başı gibi üç sütun içeriden başlıyor. Ardından ilk ciltte çevirmenin kararı olan kavram ve isimler aniden farklılaşıyor. “Cüce” olan adama “İmp” denmeye başlanıyor. “Karlakatili” “Kingslayer” oluyor. “Majesteleri” bir yerde “Grace” oluyor. “Kurbağa” “Toad” oluyor. “Bozneşe” “Grineşe” oluyor. “Kadimkurt” “Dehşetkurtları” olup duruyor. V.s. v.s.
İlk çeviriyle ikinci arasında bağ kurmak gibi bir zahmete girilmemiş adeta. Bununla birlikte nasıl oluyorsa ikinci çeviride sonlara doğru tekrar Türkçe kullanımlar göze çarpıyor. Ancak kelimelerin hatalı basımı bitip tükenmek bilmiyor. Bazı cümlelerdeki anlam bozuklukları da bunlara eklenince kitap okunmaz hale geliyor.
255. sayfada “Soğanın altındaki yüksek merkez odasına giderken bir dizi küçük odadan geçtiler” örneğindeki gibi bazı cümleler var ki “Soğan” kelimesinin aslında nesinin yanlış basıldığını bulamadım. Hani “Sokağın” olabilir, “Sofanın” olabilir, olabilir oğlu olabilir.
Yine 276. sayfadaki şu cümlenin Cem Yılmaz matematiğiyle bir ilgisi olup olmadığını merak ettim “Atını, Lorde Walder’ın Robb’dan iki yaş büyük ama on yaş daha genç ve gergin olan oğlu Oluyvar Frey tutuyordu”.
277. sayfada ise “Uzaklarda bir kuş hafifçe öttü, Catelyn bu keskin hırlamayı boynuna buz gibi bir el…. Bir başka kuş cevap verdi…” Hırlayan kuş duyan parmak kaldırsın, çevirmenimiz duymuş!
Dilbilgisinden ve Türkçe cümle yapılarından hayli habersizmiş gibi görünen cümlelere bir örnek de 339. sayfadan “Mızrakçılarımız kalkandan bir duvar oluşturup ve ilk taarruzlarına karşı koydu…”. “oluşturup ve”…
357. sayfada “doludizgin” ilerleyen bir “tekne” var.
359. sayfada ise en alt satırda bir dip not ibaresi olarak “1” rakamı konmuş ama sayfanın dibinde not yok. Kitap biterken görüyoruz ki “dip” not son sayfanın ortasında bekliyor okuyucuyu ve unuttuğu bir konuda “ç.n.” (çevirenin notu) olarak aydınlatıyor.
İkinci cilde dair not aldıklarım arsından sadece bazılarını aktardım. Gerisini bu yazıyı okuyanlar 377 sayfaya yaysınlar anlatmak istediğimi tam olarak anlarlar.
***
Haftalar sonra sırf zaman geçirmek ve zevk aldığım bir alanda kitap okumak isteğiyle kapağını açtığım bu iki ciltlik eserin bir işkenceye dönüşmesi çok ciddi bir hayal kırıklığı yaşamama neden oldu. Yaşadığım hayal kırıklığı sadece bu esere mahsus değil onu da belirteyim. İş-güç arasında Fantezi edebiyatına az zaman ayıran birine dönüşmüş biri olarak daha önce de iki kez bu tarz baskı ve çevirilere maruz kalmış olmam açıkçası fantezi edebiyatındaki çeviriler açısından endişelenmeme neden oldu. Kalite bu derece düştü de her gün daha kötüye mi gidiyor? Yoksa ben hep farklı yayınevlerinin garabetlerine mi denk geldim? Yoksa garabetler çok mu var piyasada da bu kaçınılmaz bir durum mu?
Dilerim yanlış seçimler yapan hep ben olayım hem zaten kötü örnekler de sadece bunlardan ibaret olsun.
George R. R. Martin’in sitesi:
http://www.georgerrmartin.com/
Not – Yazarı, çevirmeni, editörleri tanımamaktayım ve onlara herhangi bir garezim bulunmamaktadır. Bu yazı kişilere değil, çalışmalarına yönelik bir eleştiriyi kapsamaktadır. Alınan olursa altına imza attığı işin kendisini savunması gerektiğini hatırlasın lütfen. Edebiyatımızın bir çok alanında yapılan eleştirilerin artık fantezi edebiyatı için yapılmasının yarar sağlayacağı ümidiyle bu yazıyı kaleme almış bulunuyorum.
| Ümit Kireççi umitlila@gmail.com http://cizgiromanokurlariplatformu.blogspot.com/ |













Yukarıdaki yorumu okuyunca baya şaşırdım, ki burda yorum yapan arkadaşların bizden daha fazla bu tarz kitaplar okuyup,daha fazla bilgiye sahip olduğunu düşünüyorum.Ve ayrıca bu kadar iyi bir kitaba bu şekilde kötü bi yorum yapılmasının 3. kitabın hala çevirilip çevirilmemesi üzerinde etkisi olup olmadığıda beni çok düşündürüyor.Ben bu 2 kitabı şiddetle tavsiye ederim.Çok zekice yazılmış,çok sürükleyici bir kitap.Her karakter kendi çapında birer kahraman ve sürekli şaşırtıcı olay örgüleriyle dolu.
Çok beğenilen yorum. Ya Sizce?:
28
6
Yazınızda rahatsız olduğum kısımlar var. Açıkçası “Bahar Bekmezci”ye katılıyorum. Kitap hakkında yorum yaparken çok ucuz davranmışsınız. “Yetişkin” ibaresi koymak sübyancılığı affettirir mi derken de yayınevine bir eleştiride bulunuyorsunuz. Onu anlayamadım. Yayınevinden yazara bir sansür yapmasını mı bekliyorsunuz? Yoksa kitabın yayınlanmasına mı karşısınız?
Çok beğenilen yorum. Ya Sizce?:
25
2
Kitabı okuyanlar eminim Ümit Bey’in eleştirdiği yerlere hak verecektir. Burada anlatmak istediği sansür olayı değil ki zaten böyle bir şeye takılmadığını da özellikle belirtmiş.
Cinsel sahneler konusunda Ümit Bey’le hemfikirim. 13 yaşında bir kız çocuğunun, üstelik onca şeye rağmen bir kız çocuğunun seks hayatını ayrıntılı olarak anlatması yine bunun yanında tecavüz edilen kızların -en azından kitapta bize aksettirilen- küçük olması ve ayrıntıların bu yöne kayması ile insan pekala “sübyancı” terimini düşünmüyor değil. “Yetişkin” ibaresi ise apayrı bir mevzu. Kısacası gereksiz ve geç farkedilen bir hata diyelim.
Kitap gerçekten güzel, kurgusu ve olayları ele alışı ile kendimi uzun süreden sonra ilk defa heyecanla kitabı elime alırken buluyorum. Lakin bu düşüncelerim bir gerçeği değiştirmiyor, o da berbat bir çeviri!
Hem çeviri hem de editöryal kısımlarına neredeyse hiç özenilmemiş. Bir cümlenin devamının birden alt satıra geçip yeni bir paragraf gibi başlaması gözden kaçılacak bir şey değil. Hadi bir tane kaçtı diyelim, bir kaç tanesi de mi kaçtı?
Kitabın güzelliğini cinsellikten çok bu kötü çeviri ve redaksiyon kısmıyla ağır basmakta. Buna rağmen okunması gereken eserlerden.
Üçüncü kitabın çıkacağı hala daha belirsiz ama çevirilme aşamasında olabilir. Eminim ki yenisi daha iyi bir çeviri ve düzeltiyle gelecektir karşımıza…
Çok beğenilen yorum. Ya Sizce?:
7
2
Ben de Ümit Bey’e ve magicalbronze’a hak veriyorum bu konuda. Kitabın sürükleyiciliği için olumsuz konuşmamış dikkat ederseniz, eleştiriler çeviri ve yayınevi üzerine… Çeviri gerçekten de kötü maalesef. İnsan daha iyi bir işçilik ve biraz özen istiyor. Evet, bu işi para kazanmak için yapıyorlar ama okuyucuya da biraz saygı gösterilmeli, değil mi?
Sizce:
4
2
Gerçekten berbat çeviriler en güzel kitabı bile baltalayabiliyor. Kitap iyidir, hoştur, bir baş yapıttır orası ayrı bir şey ancak bazen çeviriler sırf çevrilmek için yapılıyor gibi bir hava var. İlk sayfada adı geçen editörler sanki sadece birer isimden ibaretlermiş gibi onca hata kitabın sürükleyiciliğine engeller koyuyor. Siz, belki bir günde bitereceğiniz kitabı boğazınızda oluşan bir gıcıkmış gibi öksüre öksüre okuyorsunuz.
Basım hatalarını geçiyorum, çünkü o konuda konuşmaktan bana gına geldi. İşin kötüsü dikkate alan yayınevi de yok gibi bir şey. Çevirilerde kullanılan kelimeler ise bazen düşünülmeden seçilmiş gibi. Sanki sözlük açılmış ve kelimenin ilk karşılığı hemen yazılmış.
Burada Taht Oyunları’na yada herhangi bir başka kitaba hiçbir lafım yok elbette. Ben genel olarak bu yazının çevirilere yaptığı eleştiriye katıldığımı söylemek istiyorum.
Sizce:
4
1
Çevirinin kötü olduğu, yazım hataları ve iki kitap arasındaki farklılıklar konusunda kesinlikle Ümit Bey’e katılıyorum. Eleştiri yazısını okuyanların bir kısmının bu seriyi okumadım bu yazıyı okuduktan sonra iyi ki okumamışım şeklinde yorumlar yazdıklarını gördüm.
Bu şekilde düşünen arkadaşlar için: Serinin kötü bir şekilde okuyuculara sunulması, serinin kötü olduğu anlamına gelmemektedir. Ne kadar kötü bir çeviri olsa da oldukça sürükleyici ve akıcı olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Seri ile ilgili size kısa bilgiler vermek istiyorum. New York Times’ın en çok satanlar listelerinde ilk sıralarda yer almıştır. En iyi hikaye Hugo Ödülü almıştır. 20 den fazla dilde çevirisi yapıldı. Sadece Amerika da 3.5 milyondan fazla kopyası satıldı. Şu an yurt dışında serinin dizi çekimleri devam etmektedir. Şimdi soruyorum, “İyi ki okumamışım” derken gerçekten ne karçırdığınızı biliyor musunuz?
Not: Arka Bahçe Yayıncılık’tan telif hakları Epsilon Yayınevi’ne geçmiştir. Serinin çevirisi ilk kitaptan itibaren yeniden yapılacaktır.
Çok beğenilen yorum. Ya Sizce?:
4
0
Sevgili “Taht Oyunları” okurları,
Çeviri ile ilgili eleştirilerinize kesinlikle katılıyorum. Ama burada çok önemli bir yanlışı dile getirmekte fayda var. Bu kitabın çevirmeni ben değilim, yani bu kitabın çevirmeni Özberk Uğurer değildir.
Ben de bu kitabın yayınlanması sürecinden önce pek çoğunuz gibi George R. R. Martin’i severek takip eden bir okurdum. Sadece Phoenix Yayınevi’nden çıkan “Efsaneler” adlı Amerika’nın kült bilimkurgu ve fantezi yazarlarının öykülerinin toplandığı bir derlemede yazarın başka bir kısa hikayesini çevirme şansı bulmuştum.
Serinin Arkabahçe Yayınları tarafından Türkçeye kazandırılacağını duyunca çok sevindim, kendilerini arayıp çeviri sürecinde serileri çok iyi bilen bir kişi olarak terminoloji konusunda danışmanlık, redaksiyon veya son okumayla ilgili herhangi bir yardıma ihtiyaçları olursa bunu seve seve yapabileceğimi söyledim. Çevirmenlikle ilgili kendilerine hiçbir talebim olmadı çünkü başka bir çevirmenle anlaştıklarını biliyordum. Bilakis kendileri bana serileri hızlı bir şekilde piyasaya çıkarabilmek için serinin 2. cildi olan (Türkiye’de kitabın uzunluğundan dolayı birinci cilt iki kitap halinde yayınlandı) “A Clash of Kings” adlı romanın çevirisini teklif ettiler. Ben de zorlu bir proje olacağını tahmin etmeme rağmen çok sevdiğim bir eseri Türkçeye çevirme şansını değerlendirmem gerektiğini hissederek kabul ettim. Çevirinin ilk yarısını belirlenen sürede teslim ettim ama hem yayınevinde muhattap bulmakta hem paramı almakta çok ciddi sıkıntılar yaşadığım için kitabın yüz doksanını çevirdikten sonra projeyi bırakmak durumunda kaldım. Arkabahçe Yayınevi o dönemde bu seriyi çıkarabilecek bir maddi kuvvete sahip değildi, yönetim anlamında da çok ciddi sıkıntılar yaşıyorlardı, projede çalışan diğer insanlar da birer ikişer görevlerinden ayrıldılar.
Birinci kitap (orjinalinde 1. cildin ilk yarısı) basıldıktan sonra kalan çeviriler sahipsiz kaldı ve Arkabahçe’nin telifleri bir süre sonra Laika Yayınevi’ne devredildi. Uzun bir aradan sonra ikinci kitabın (1. cildin ikinci yarısı) basıldığını ben de sizin gibi kitabı raflarda görünce öğrenip şaşırdım. Ama bu gelişigüzel bir şekilde basılmış kitabı açıp çevirmen olarak adımı gördüğümde inanın ki hepinizden çok daha fazla üzüldüm. Keza hiç yapmadığım bir işin altında bana sormadan imzam atılmıştı. Bunun gibi pekçok sitede gelen haklı eleştirilerde sürekli adımın geçmesi, hatta sosyal paylaşım sitelerinden öfkeli okuyucu mesajları almak beni fazlasıyla yıprattı.
Çok sevdiğim bir yazarın kitabın yazarını Türkçeye kazandırma ve insanlarla paylaşma niyetiyle çıktığım yolda aylarca emek verdiğim kitabım (normalde Türkçede serinin 3. ve 4. kitabı olarak basılması planlanıyordu) asla basılmadı, paramın büyük bölümünü alamadım, hiç çevirmediğim ve tasvip etmediğim bir çevirinin altına adım yazıldı.
Ben de böylece cevap hakkımı kullanmış olayım.
Umarım Epsilon Yayınevi seriyi hakettiği bir şekilde piyasaya çıkarabilir.
Çok beğenilen yorum. Ya Sizce?:
58
1
Düştüğünüz, daha doğrusu düşürüldüğünüz, bu üzücü durumdan ötürü sizin adınıza çok üzüldük. Ama size teşekkür ederiz, kendinizi böyle güzel bir dille ifade edip, aynı zamanda duruma açıklık getirdiğiniz için.
Bu durumda ne deseniz haklısınız…
Çok beğenilen yorum. Ya Sizce?:
16
0
Üzücü bir durum. Arka Bahçe gibi bir yayınevinin böyle bir yola başvurmasına mı yoksa içine düştüğünüz bu haksız duruma mı daha çok üzülsem bilemedim. En azından artık gerçekleri biliyoruz ve gerektiği yerde bunu açık bir şekilde dile getireceğimizden şüpheniz olmasın.
Çok beğenilen yorum. Ya Sizce?:
15
0
Tesadüfen de olsa burada yazanları okuduktan sonra epsilon yayınlarından cıkacak kitabı almaya karar verdim. umuyorum ki onların yaptıgı ceviri vs. daha özenli olur ve bizleri eserden soğutmaz. Devamını bekledigim kitaplardan serinin diger kitaparının cıkmasını dört gözle bekliyorum. Yurt dısında dört kitabın cıktıgı ülkemizde ise birinci kitabın iki bölüm halinde okuyucuya sunuldugnu öğrendim. Zaten tedariklte de sorun yasadıgım için ve bu yazılanları da okuduktan sonra siparişlerimi iptal edip 12 temmuzda Epsilon yayınlarından cıkacak kitabı sipariş verdim… Kitabı okuyup bizi bilgilendiren tüm arkadaslara teşekkür ederim.
Sizce:
3
0
kitap gerçekten güzel cinsel sahnerein anlatımı da ne çok fazlaya kaçılmış ne de geri durulmuş olay örgüsü güzel ama Winterfell’a “kışyarı” denmesi okurkan komik geliyor…
Sizce:
1
0
Dizinin tamamını hafta sonu izleyip bitirince devamında ne olduğunu bekleyemeyeceğimi anladım. İstanbul kazan ben kepçe kitabı aramaya başladım. 2 yerde buldum. Arka bahçe versiyonu üzülerek yazacağım ama okunur gibi değil. Epsilon çevirisi daha iyi ama serinin son kitabı 5.sine gelmeleri kaç yıl alacak tahmin edemiyorum. 5.ye geldiklerinde tren çoktan kaçmış olacak sanırım yeterince satamayacaklarını düşünürlerse basmazlar bile. İngilizcesinin bir kaç cildini bir yerde diğerlerini başka yerde buldum. Toplam fiyatı 100$ üzerine geliyor. Kağıda dokunma inadımdan vazgeçip ingilizce e-book olarak edindim.
Dizinin yayına girişiyle bu kadar aranacağı belli olan bir şeyi niye hızlıca çevirip beşibiryerde sunmazlar ki. Hem ticaret açısından iyi hem okuyucu. Basan da satan da okuyan da istediğine kavuşurdu.
Sizce:
2
0
Bildiğimiz kadarıyla olabildiğince çabuk çeviriyorlar Şebnem hanım. Ama çabuk çeviri ile kaliteli çeviri her zaman başabaş gitmez. Çeviri hızlarını eleştirmekte haklı olsanız da, belirttiğim faktörü de göz önünde bulundurursanız çevirmene haksızlık etmemiş olursunuz. Bu söylediğim elbette genel bir istek, sırf size yönelik değil.
Sizce:
2
0
Kitabın çevirmeni hakkındaki eleştiriler gerçekten doğru, hele iki kitabı üst üste okuyunca çeviri hakkında iğrenç yorumu yapmak mümkün ama yukarıda ki yorumun mükemmel olduğu söylenemez.
Bu arada soğan diye bahsettiği şey büyük ihtimalle bir kubbedir. mimari bir terim olduğu için eklene bilirdi ve soğan kubbe denile bilirdi fakat yanlış bir çeviri olduğunu sanmıyorum.
Cinsellik içeriğiyse hiç bi şekilde abartılı bulmamıştım ben bahsedildiği noktalar genelde o toplumun geleneksel yapısını anlatıyordu.
Sizce:
0
0
Eleştirmene katılıyorum. Ayrıca özel isimlerin çevrilmesini hiç uygun bulmuyorum. Misal; Jon Snow “jon kar” olarak çevrilmiş. Diziyi izlemeden çeviriden bir şey anlayabilmek zor.
Sizce:
0
1
Jon Kar normal olmuş bence Kuzey piçlerinin genel soyadı olduğu için tam olarak özel isim sayılmaz.Nehirova’nın Nehir Baratheonlar’ın Fırtına bu gibi isimlerin çevrilmesinde bir sakınca yok bence..
Sizce:
1
0
Evet pek bir anormal tarafı yok ama bu seriyi bir çok kişi diziden öğrendi, Snow diye alıştı ki bırakın onu özel isimler hiçbir şekilde çevirilmemeli diye düşünüyorum. onun dışında yeni çeviri (Sibel Alaş’ınki) gayet iyi bence.
Sizce:
0
0
Son yıllarda en çok zevk alarak okuduğum kitap. Epsilon’un basımında çeviriler çok iyi (İkinci kitabın yaklaşık 100 sayfasını İngilizcesinden okudum. Türkçesi yayımlanınca, Türkçe’ye döndüm). Ama ikinci kitap ikiye bölünerek yayımlanmış. Özel isimlerin çevrilmesi bence de çok hoş değil.İkinci kitabın erken yayımlanmasını beklemiyordum.İyi olmuş. Umarım devamı da erken gelir. Bu arada Epsilon’un iki kitabında da tashih gerektiren çok kelime var.
Sizce:
0
0
öncelikle yukarıdaki cinsellik eleştirisine katılmadığımı söylemek zorundayım. Tasvir edilen olayları kendi durum ve sosyal yapısı gereği irdelemek gerekir. Biz Türk milleti olarak aseksüeliz belki ama Yedi Krallık öyle olmak zorunda değil.
Ben kitabın Arka Bahçe versiyonunu okudum ve şunu söyleyebilirim ki çeviri “berbat”. Sadece şu örnek bile durumu özetlemeye yeter: Rickard Karstark, Rickard Snowstark diye türkçeleştirilmiş. Daha bunun gibi nice örnekler mevcut. Her kim çevirdiyse Anadolu Lisesi terk sanırım.
Esere geri dönecek olursak; A Game of Thrones şu ana dek okuduğum en sağlam kurguya ve en gerçekçi karakterlere sahip kitaplardan biri. Kendi mütevazi portföyüm içerisinde türün başyapıtı olarak nitelendirmekten çekinmiyorum. İlk kitabı bitirdikten sonra hemen diğer kitabı, A Clash of Kings’i temin edip okumaya başladım. Şu an son kitabı bitirmek üzereyim. Ancak ilk kitabın tadını hiçbiri yakalayamıyor. Uzayan olay örgüsü, yeni karakterler ve bazen hikaye akışına hiçbir faydası olmayan detaylar… Ha ilk kitaptaki acı gerçeklik aynen devam ediyor zira daha nice Winterfell yiğitleri bu yolda heba oluyor.
Sizler de seriye devam edecekseniz bu unsurları dikkate almanız faydalı olacaktır, en azından beklentinizi çok yüksek tutmayın.
Son olarak şunu belirteyim kitabın orijinal dili oldukça sade ve okuması çok keyifli. Bence bu seriye devam etmek niyetindeyseniz hiç çeviri ile vakit kaybetmeyin derim.
Sizce:
0
0
13 yaş hakkında diyeceğim şudur: Fanteziyle süslemek ayrı, fanteziyle rahatsızlık vermek ayrı şeylerdir. Eğer 13 yaş, okurken zevk duyuluyorsa vah vah; yok efendim rahatsızlık veriyorsa, ha ha.
Sizce:
0
0
Aslina bakarsanız ben Arkabahce yayınlarını okumadım. Benim okuduğum Epsilon cevirisiydi. Bahsedilen cinsel içerikli ayrıntıları Epsilon sanırım farklı yorumlamış. Sanırım dememin sebebi kitabın orijinalini okuma ve kiyaslayabilme şansımın olmamasidir. Bence Epsilon çok başarılı ve akıciydi. İki ciltlik ikinci kitabı da çok begendim. Ama kötü çeviri ve redaksiyonun okuyana neler hissettirdiğini çok iyi biliyorum. Ben öfke ve onemsenmemenin getirdiği bı kırgınlık hissediyorum. Sonrada çevirmenin ve yayın evinin kesiştiği kitapları okumamayi tercih ediyorum. Eğer bir yayın evi okuyucusuna deger vermiyorsa bence bu işden vaz geçmeli. Anladığım kadarıyla birlikte çalıştığı kisilere de saygı duymuyor. Yoksa neden baskasının yaptıgı isleri Özerk Uğurel e mal etsin ki.
Sizce:
0
0
burdaki eleştri kitaba yonelik pek degil gibi geldi bana.. ben şahsen pek kitap okumayan birisi olarak game of thrones serisini yaklasık 2 haftada bitirdim aynı Açlık Oyunları ve Harry Potter serileri gibi.. ancak sayın eleştirmenin cevirmeyle ilgili eleştrilerine katılıyorum. grineşe, bozneşe, tüylüköpek, havkurt, bozyel, vs vs.. bunun onune gecmek icin de bence serileri 1 kişiye vermek lazım ya da diger cevirmenin bu cevirmelerini nasıl yaptıgını gormek lazım sanıyorum. ama serinin ne kadar sıkıcı oldugunu soylemek istemiyorum cunku cok az yerlerinde “şu bölüm bitse de öbürüne geçsem” dedigim oldu.. kitap bence oldukca güzel ancak diziye soylencek hiçbişey yok. TV tarihinin en iyi dizileri arasında en üstlere gidebilecek bir dizi.. keşke çevirmeler diziden önce olsaydı da kitap okuduktan sonra dizinin kitaba uygun olup olmadıgını tartışsaydık.. aynı Twilight serisinin filminde kitabın 1e 1 repliklerine aynı olması ve Harry Potter serisinin filmle alakalı olmaması gibi.. neyse artık nisan ayına kadar avutucaz kendimizi başka dizilerle ve kitaplarla :) ayrıca 2. sezonun gelmesi ve 3. kitabın satışa çıkma zamanının aynı olması da bence oldukca iyi bir rastlantı olmuş:)
Sizce:
0
0
Eleştirmen hep eleştirmiş.. Ben de köşe yazarlarını ve eleştirmenleri anlamamışımdır bir türlü.. yahu beğenmiyorsan sen çık yaz böyle bir kitap, görelim babayiğitliğini..
epsilonun çevirilmiş kitabını aldım ilk kitap bir kaç gün sürdü.. ikinci ve üçüncü kitapların her ikisinide 30 ar saatte okudum(yat uyu kalk dahil) .. beni sürükledi aldı götürdü.. ortaçağ insanlarını az biraz fantastik olaylarla süsleyerek çok güzel anlatmış. Bu tür kitapları sevenler için tavsiye edilebilir.
sübyan denmiş vs. denmiş gecmiş zamanın gercekleridir bunlar neden yadırgıyoruz anlamış değilim.. Hiç bir toplum ya da ırk asexüel değildir zaten olsa şüphe edilir.. sapkınlık ayrı bir olay.. genelevler de gecen cinsel muhabbetler var birde adam karısıyla yatmış onu ballandıra ballandıra anlatmış normal şeyler..Adam sokakta yakaladığına tecavüz etmemiş öyle bir olay yok ama şu an günümüz gerceklerindendir..
Az biraz yapıcı olalım.. Klasiktir okulda hocalar bağırır çağırır ben sizin iyi olmanız için bağırdım.. oldu olacak dövün belki daha iyi oluruz tarız birşey olmuş bu eleştiri..
Sizce:
1
0
“Eleştirmen hep eleştirmiş.. Ben de köşe yazarlarını ve eleştirmenleri anlamamışımdır bir türlü.. yahu beğenmiyorsan sen çık yaz böyle bir kitap, görelim babayiğitliğini..”
Bir şeyi hatırlatmak isterim, İnsanın yumurtanın iyi bilmesi için yumurtlaması gerekmez.
Sizce:
1
0