Kayıt Ol

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Konular - dekadans

Sayfa: [1]
1
Kraliyet Meydanı / Zaman Çarkı
« : 15 Aralık 2015, 11:52:22 »
Elimde Zaman Çarkı'nın 12 ve 14. kitapları kaldı. İkisini 50 TL'ye satıyorum, ilgilenen varsa özel mesajla iletişime geçebilir.

İstanbul Kadıköy'de yaşıyorum. Mümkünse elden vermek isterim kitapları, kargo maliyeti olmasın diye.
Detayları özel mesajla konuşabiliriz.

2
Zaman Çarkı / Karaethon Döngüsü ve Diğer Kehanetler
« : 28 Aralık 2011, 15:53:48 »
Karaethon Döngüsü, Yenidendoğan Ejder'in dönüşünü haber veren en geniş kehanettir. Aşağıdaki hali, metnin orjinalinden çevirilmiştir. Çeviren ben değilim, sadece alıntı yapıyorum.

Ejderdağı’nın yamacında doğacak
Kimseyle evlenmemiş bir kızdan.
Eski kan tarafından büyütülmüş ve kadim kandan olacak.
Tarmon Gaidon’un rüzgârları dünyayı sardığında,
Gölgeyle yüzleşip Işık’ı dünyaya yeniden getirecek
İki kere ve iki kere işaretlensin
İki kere yaşamak ve iki kere ölmek için.
Birinci işaret balıkçıl, yolunu belirlemek için.
İkinci işaret de balıkçıl, gerçek olduğunu göstermek için.
Birinci işaret ejder, kaybedileni hatırlamak için.
İkinci işaret de ejder, ödemesi gereken bedel için.
Kanı döküldüğünde iki kez şafak söker.
Bir kere yas için, bir kere doğum için.
Siyah üstüne kırmızı, kanı Shayol Ghul’deki kayaları lekeler.
Kıyamet Çukuru’nda kanı insanlığı Gölge’den azat eder.
Beş kişi ileri doğru at sürer ve dördü geri döner.
Dalgaların Gözcüleri üzerinde ilan etsin kendini,
Alevlerin sardığı göklerin sancağında
Ejder yeniden doğduğunda tüm yeminler kırılacak, tüm bağlar kopacak
Callandor Ejder’in eline değmediği sürece Tear Taşı asla düşmeyecek,
Ejder’in Halkı gelene kadar Tear Taşı asla düşmeyecek.
Yüreğin ortasına kılıcını saplar.
Yüreklerini tutmak için yüreğin ortasına.
Kim onu çekerse onu takip edecek.
Hangi el o korkunç kılıcı tutabilir?
Gölgenin gücü insan bedenini zayıflattı,
Kargaşaya, mücadeleye ve yıkıma karşı.
Yenidendoğan, işaretli ve kanayan,
Sislerin ve rüyaların içinde kılıcıyla dans eder,
İradesiyle gölgeyeminlileri zincire vurur.
Terk edilip unutulan şehirden
Mızrakları yeniden harbe götürür,
Mızrakları kırar ve görmelerini sağlar,
Kadim rüyalara saklı gerçeği
Halkını barışın kılıcıyla katledecek, onları yaprakla yok edecek.
Onun gelişi dehşet ateşlerini yeniden doğurur.
Dağlar yanar, toprak sararıp kurur.
İnsanlar tükenir, saatler azalır.
Duvar delinir, ayrılığın örtüsü yükselir.
Fırtınalar ufukta gürler, göğün ateşleri dünyayı kavurur.
Yokoluş olmadan kurtuluş yok, ölümün bu yanında umut yok.
Lekelenmemiş kule kırılır ve unutulan işaret karşısında diz çöker,
Denizler çıldırır, fırtına bulutları görünmeden toplanır.
Ufkun ötesinde saklı alevler dalgası kabarır, bağrına yılanlar yerleşir
Yüceltilenler alaşağı edilir, devrilenler yüceltilir.
Düzen, onun yolunu açmak için bozulur.
Bizim için sağlık yok artık, ne de yetişen iyi bir şey.
Yenidendoğan Ejder toprakla, toprak ise O’nunla birdir
Ateşten ruh, taştan yürek gururla fetheder,
Kibirli olana boyun eğdirir.
Dağlara diz çöktürüyor, denizler ona yol açıyor, gökler onun önünde eğiliyor.
Dua edin ki ateşten ruh sevgiyi hatırlasın, taştan yürek ise gözyaşlarını.
Yıldırımların efendisi, fırtınanın süvarisi
Kılıçtan tacı giyen, yazgımızı çeviren,
Zaman Çarkı’nı çevirdiğini düşünen,
Gerçeği öğrendiğinde çok geç olabilir.
Geceyi tutan mühürler zayıflayacak,
Tam kalbinde kışın, Kış’ın yüreği doğacak
Ağıt yakıp ağlayanların ve gıcırdayan dişlerin arasında
Adı Ölüm olan kara bir ata binecek Kışın Yüreği
Karanlık Av başlayana kadar günler böyle akacak.
Sağ el tereddüt ettiğinde ve sol el yolunu kaybettiğinde,
İnsanlık Alacakaranlık Kavşağı’na gelecek.
Gölgenin rüzgârları güçlenirken,
Var olan her şey, var olmuş olan,
Ve olacak olan her şey kılıcın ucunda dengelenecek
Ümitsizliğin ve deliliğin yaralarını saracak.
Dokuz ayı hizmet etsin diye kendine bağlayacak,
Ulusları kırıp dünyayı parçalayacak.
Onun Shayol Ghul kayalarındaki,
Gölgeyi sürükleyen kanı, insanlığın kurtuluşu için feda edilecek
Talih tepedeki güneş gibi sürecek,
Kuzgun’u uçuran Tilki’yi
Talihli ruh, yıldırım göz,
Göklerdeki Ay’ı kapacak.
Kurt Kral çekici taşıdığında, bilinen son günler yaklaşacak.
Tilki Kuzgun’la evlendiğinde savaş boruları çalınacak.



- Alıntıdır -




Ejder ile ilgili diğer kehanetler de şöyle;

 Ve Gölge Toprak’ın üzerine düştü, Dünya taştan taşa yaralandı, okyanuslar kaçtı, dağlar yutuldu, uluslar dünyanın sekiz köşesine dağıldı. Ay kan, güneş kül gibiydi. Denizler kaynadı ve canlılar ölülere imrenir oldu. Her şey parçalandı, anılar dışında her şey unutuldu ve diğerlerinden öte bir anı kaldı, Gölge’yi ve Dünyanın Kırılışı’nı getiren adamın anısı. Ve ona Ejder dediler.

(Aleth nin Taerin alta Camora, Dünyanın Kırılışı’ndan yazarı bilinmiyor, Dördüncü Çağ)


    Karanlık yeryüzüne çöktü, insanların yüreklerini ağırlaştırdı, yeşillikler soldu, umut öldü. Ve insanlar Yaratıcı’ya seslenerek, “Ey Gökyüzünün Işığı, Dünyanın Işığı, bırak kehanetlerde Vaat Edilen, geçmiş çağlarda olduğu ve gelecek çağlarda olacağı gibi dağdan doğsun. Bırak sabahın Prensi yeryüzüne şarkı söylesin ve yeşil şeyler büyüsün, vadiler kuzu versin. Bırak Şafağın Prensi bizi Karanlık’tan korusun ve adaletin yüce kılıcı bizi savunsun. Bırak Ejder bir kez daha zamanın rüzgarlarına koşsun.

(Charal Drianaan te Calamon, Ejder’ir Devrinden.)



    Hepimizi şafak gibi körleştirip doğuracak ve Yenidendoğan Ejder, Son Savaş’ta Gölge ile yüzleşecek ve kanı bize hayat verecek. Bırakın aksın gözyaşları , ey dünyanın halkları, Kurtuluşunuz için ağlayın.

(Karaethon Döngüsü’den Ejderin Kehanetleri
Arafel Sarayın’nın Baş Kütüphane Memuru Ellaire Marise’idin Alshinn tarafından Üçüncü Çağ’ın Yeni Dönemi’nde 231 yılında çevrilmiştir. Yazarı bilinmiyor, Dördüncü Çağ)



    Ve yolları çok olacak. Ve adını kim bilecek; defalarca, farklı kisveler altında doğacak aramıza, tıpkı şimdiye dek yaptığı, bundan sonra da yapacağı gibi, sonsuz zamana. Gelişi sabanın keskin tarafı gibi olacak, yaşamlarımızı sükunet içinde yaşadığımız yerlerde saban izleri gibi tersyüz edecek. Bağları kıran; zincirleri ören. Gelecekleri inşa eden; kaderi çözen.

(Ejder Kehanetleri üzerine Yorumlar’dan Jurith Dorine, Almoren Kraliçesi’nin Sağ Eli, 742KS, Üçüncü Çağ)


    Gölge tüm dünyada yükselecek ve her ülkeyi, en ufak köşesine dek karartacak, ve geride ne ışık, ne güvenlik kalacak. Ve Kehanet’e göre Şafak’tan olan, Kız’dan doğan Gölge’yi yakalamak için ellerini uzatacak ve dünya, kurtuluşun acısı ile feryat edecek. Tüm övgüler Yaratıcı’ya Işık’a ve tekrar doğacak olana olsun. Işık bizi ondan korusun.

(Kreathon Döngüsü Üzerine Yorumlar’dan Seretine dar Shamelle Motara Jaramide Yüksek Kraliçesi Comaelle’in Danışman-Kardeşi 325 KS civarında, Üçüncü Çağ)


    Onun gelişiyle dehşet ateşleri yeniden doğar. Tepeler yanar; topraklar kurur. İnsanlar sürü sürü kaybolur; saatler tükenir. Duvar delinir; ayrılık peçesi örtülür. Ufkun ötesinde fırtınalar gürler; gökyüzünün ateşleri yeryüzünü kavurur. Yıkım olmadan kurtuluş yok ve ölümün bu yanında umut yok.

(Ejder Kehanetlerin’den bir alıntı. Hol Cuchonelu Raiden’in Baş Nedimesi ve Tezkılıcı N’Delia Basolaine tarafından tercüme edildiği düşünülmektedir. KS 400 civarı)

3
Zaman Çarkı / Terkedilmişler
« : 26 Aralık 2011, 15:19:27 »
Zaman Çarkı'nı okuyanlar çok iyi bilirler ki, "Terkedilmişler" hikayenin en önemli karakterleri arasındadır. Onlar kötü ve karanlıktırlar. O çağın çocuklarına, onları korkutmak için geceleri uyku öncesi masalı olarak anlatılırlar. İsimleri ağza alınmaz çünkü kötü şans getirdiğine inanılır. Varlıklarına kimse inanmaz, çünkü asırlar önce öldükleri düşünülür. Ama onlar, dünyada yürümeye devam etmektedirler. Karanlığı dünyaya getirmek için çalışmaktadırlar.

Terkedilmişler 13 tanedir:

Ishamael
Asmodean
Rahvin
Be'lal
Aginor
Demandred
Balthamel
Samael
Graendal
Moghedien
Lanfear
Mesaana
Semirhage

Terkedilmişler'in adı, Lews Therin Thelamon döneminde ilk kez geçer. Tek Güç kullanan birer Aes Sedai'yken, Karanlık Varlık'ın gücünün etkisinde kalmış ve onun tarafına geçmişlerdir. Dünya'yı kaosa sürükleyerek savaşlar çıkartmışlar ve Karanlık Varlık'ı dünyaya sokmaya çalışmışlardır. Böylece Karanlık Varlık çarkı kıracak ve dünyanın dönmesini durdurabilecektir. Dünyayı kendi suretinden tekrar yaratacaktır. 13 aes sedai, Karanlık Varlık'ın onlara sunduğu iktidar önerilerinin etkisinde kalarak onun tarafına geçerler. Güç Savaşı sonunda, Lews Therin Thelamon ve 100 aes sedai tarafından Karanlık Varlık zindana kapatılmış ve zindan mühürlenmiştir. Kendilerine "Terkedilmişler" denilen bu 13 aes sedai'de Karanlık Varlık'la birlikte o zindana hapsolmuştur. Lakin Ishamael zindanda bir gedik açar ve diğer terkedilmişlerle beraber zindandan kurtulmayı başarırlar.

Karanlık Varlık, zindan mühürlenirken saidin'e dokunur ve kirletir. Tek Güç kullanan tüm erkekler, delirirler ve zaman çarkı döner, çağlar gelip geçer. Hikayemiz başlar...

4
Zaman Çarkı / “Zaman Çarkı” Tamamlandı!
« : 22 Aralık 2011, 14:12:32 »


“Zaman Çarkı döner, Çağlar gelir ve geçer, efsaneleşen anılar bırakır. Efsaneler solarak mit olur ve onları doğuran çağ yeniden geldiğinde mitler bile unutulur. Bir Çağ’da, kimilerine göre Üçüncü Çağ’da, henüz gelmemiş, çoktan geçip gitmiş bir Çağ’da, Puslu Dağlar’da bir rüzgar yükseldi. Rüzgar başlangıç değildi. Zaman Çarkı dönerken ne başlangıçlar, ne de bitişler vardır…”

Ama bu bir bitiş. Çünkü bugün, Robert Jordan’ın kalemiyle kendi yorumunu birleştirerek Zaman Çarkı’nı yazmaya devam eden Brandon Sanderson’dan bir haber geldi:

“Bayanlar ve baylar! Zaman Çarkı’nın son kitabı A Memory Of Light (Işığın Anısı)’ın yazımı bitti!”

1990 yılında Robert Jordan’ın ellerinden ilk kez çıkan bu efsanevi hikaye, nihayet bizi o çok merak ettiğimiz sona doğru götürmek üzere Brandon Sanderson’un ellerinde tamamlandı. Rand Al’Thor, Matrim Cauthon, Perrin Aybara ve daha yüzlerce kahramanımızın, dünyalarını karanlık varlıktan korumak üzere çıktıkları bu yolculukta, onları asla yalnız bırakmayan sadık okuyucuları uzun zamandır bu haberi bekliyorlardı. Henüz kitabın ne zaman basılacağını ve Türkçeye çevrileceğini söylemek için çok erken. Ama bildiğimiz tek bir şey varsa, o da Brandon Sanderson’un okuyucularını bekletmekten hoşlanmadığıdır. Sizlere şimdiden iyi okumalar, ama öncesinde sabırlı bir bekleyiş dileriz.

Umarız hayatınız boyunca Rand’ın kılıcı kadar keskin, Matrim’in Ashandarei’si kadar şanslı ve Perrin’in çekici kadar adil olursunuz!

5
Kraliyet Meydanı / Ejderha Mızrağı Destanı
« : 25 Ağustos 2011, 23:30:56 »
Şu an elimde: Kış Gecesi Ejderhaları, İlkbahar Şafağı Ejderhaları, Güz Alaca Karanlığı'nın Ejderhaları ve Yaz Alevi Ejderhaları var.
Bu 4 kitabı satmak istiyorum. Makul takas tekliflerine de açığım.

Bunların dışında Efsaneler Üçlemesi'nin kitapları olan İkizlerin Zamanı, İkizlerin Sınavı, İkizlerin Savaşı da var elimde. Ve onları da hem satıyor hem takas ta kullanıyorum.

Gedik Savaşları ve Miras Döngüsü serilerinde gözüm var. Ama diğer tekliflere de açığım. Burdan veya özel mesaj yoluyla ulaşabilirsiniz.

Not: Tercihen İstanbul'lular mesaj atarsa daha iyi olur. Kargo, havale işleriyle canımı sıkmak istemiyorum. Elden halledebileceğim kadar yakın olun bana =)



Edit: Gedik Savaşları Efsanesi'ni, sağolsun bir arkadaşım hediye etti. O yüzden Gedik Savaşları'nı aramıyorum artık. Miras Döngüsü veya 3-4 kitaplık başka bir seriyle takasa hazırım kitaplarımı.

6
Kraliyet Meydanı / Zaman Çarkı'na Karşılık Takas
« : 10 Ağustos 2011, 22:14:45 »
Elimde Zaman Çarkı 6-7-9-10-11. kitapları bulunmakta. Diğerlerini ona buna verip geri alamadım zamanında. Şimdi bu seriye başlamak isteyip de maliyetten başlayamayanların yükünü yarı yarıya hafifletmek adına, bu seriyi takasta kullanmak istiyorum. İstanbulda oturan ve Gedik Savaşları Serisi öncelikli olmak üzere elindeki serilerden birini bu kitaplarla takas etmek isteyen varsa benimle irtibata geçsin.

edit: 8.kitabın ciltleri eksik + 12.kitap var.
130 TL

7
Kurgu İskelesi / Gölge Savaşları: Son Ejderha
« : 09 Ağustos 2011, 14:14:07 »
                              Gölge Savaşları: Son Ejderha


                              Bölüm 1




   Kainatın en sakin köşesinde, canlıların yaşadığı tek gezegen Aldovel’de, serin bir yaz günüydü. Kıtayı baştan başa dolaşmış olan, yola çıkarken hafif bir meltem, yolculuğunu tamamladığı ormanda sert bir rüzgara dönüşen o esinti ağaç dallarını sallıyordu. Ormanın girişindeki bir meşe ağacı, bu rüzgara boyun eğip palamutlarından birkaçını yere dökünce, etrafta başıboş gezen bir sincap palamutu yakaladı. Ormanın gizli bir köşesindeki huzurlu yuvasına doğru yola koyulan sincap, yaşadığı sakin ormana ve ormandaki canlılara göz diken kartalı farkedemedi. Ve o kartal, sincap ormandaki açıklığı geçmek üzereyken, kanatlarını iki yanına sabitleyip dalışa geçti, sincapı yakaladı. Kartal sincapın taze etiyle beslenirken, keskin kulakları, yakınlarda bir hışırtı yakaladı ve sincapın ölüsünü güçlü gagasıyla kavrayarak kanatlandı. O esnada ormanda yolculuk etmekte olan Durin’in üstünden uçarken, sincaptan damlayan kan yere inişe geçti.

   Durin omzuna damlayan kanı görünce bir an irkildi. Etrafına bakınarak kanın nerden geldiğini anlamaya çalışırken, üstünde uçan kartalı gördü. “Muhtemelen bir hayvanın leşini taşıyordu.” diye düşündü. Geçmekte olduğu açıklığın, mola vermek için iyi bir yer olduğuna karar vererek, çimenlerin üzerine kendini bıraktı. Oturduğu yerde çantasını sırtından çıkartarak içinde yiyecek bir şeyler aramaya koyuldu. Önceki akşam kalan son jambonunu ve biraz Fedro yapımı ekmeği yemişti. Ama ekmekten biraz daha kaldığını tahmin ediyordu. Kuru kuru da olsa, aç gezmekten iyi olduğunu düşünüyordu.

   Tam 13 gündür yaya olarak yolculuk ediyordu. Daegis Ormanı’na yolculuk etmeye karar verişinin üzerinden ise 1.5 ay geçmişti. Orman ve ormanın koruyucusu hakkında dinlediği efsanevi hikayeler, onu buraya çekmişti. Anlatılanların doğruluğunu tam olarak kestiremiyordu, çünkü şehirlerde insanların normalde 1 olan şeyi 2 gibi anlatmakta üstüne yoktu. Karanlığın yaratıklarının istila ettiği Artık Olmayan Şehir’le medeniyetin arasında duran Daegis Ormanı, defalarca goblinlerin, nigsembraların ve trollerin saldırısına uğramış ama ormanın koruyucusu tarafından geri püskürtülmüştü. En azından hikayeler böyle söylüyordu.

   Çantasının derinlerinde bir parça daha bayat Fedro yapımı ekmek bulunca rahatladı. Karnı bu kadar açken, zaten yeterince başarısız olduğu avlanma işiyle uğraşmak ona epey zaman kaybettirecekti çünkü. Ekmeği, bacağında gizlediği küçük bıçağını çekerek dilimlemeye koyuldu. En sevdiği bıçağıydı bu. Geldiği yer olan Essodier’de, ünlü silah imalatçısı Hameron Usta’dan satın almıştı. Aynı şekilde belinden sarkan kısa kılıcı da Hameron Usta yapmıştı. Adam çeliği veya herhangi bir metali işlerken, boş bir ovaya bakıp şiir yazıyor gibi çalışıyordu. Ortaya çıkan silah ise aynı bir kahramanlık öyküsünün ilk cümlesi gibi hissettiriyordu. Tabi Durin henüz o öykünün devamını yazmaya başlamamıştı. Eğer her şey istediği gibi giderse, bu ormanda o öyküye başlamayı planlıyordu.

   Dilimlediği parçalardan birini çiğnerken, ormanı seyretmeye başladı. Açıklığın bittiği yerde uzun boylu ve geniş gövdeli Ainnar ağaçları başlıyordu. Bulundukları kıtada en çok yetişen ağaçtı bu. Yeşil yapraklarının arasında, küçük kuşların besin kaynağı olan ufak mor meyveler yetişiyordu. Küçük bir çocukken, dere kenarından topladıkları kamışların bir ucundan bu meyveleri doldurup, diğer ucundan üfleyerek birbirleriyle savaştıklarını hatırladı. Doğduğu ve büyüdüğü yer olan Essodier’in köylerinde bu oyun, çocuklar arasında çok popülerdi.

   Ağzındaki dilimi yuttuktan sonra önündeki dilimlerden bir diğerine uzandı. Tam o sırada bir ses duyduğunu zannederek durdu ve etrafına bakınmaya başladı. Bir gürleme gibiydi... Yada bir homurtu...

   Bir süre hiç hareket etmeden hatta soluk alıp vermeden bekledi. Başka ses duymayınca kendisini tehdit eden bir şey olmadığına karar verip tekrar yemeğine döndü. Muhtemelen ormanın iri cüsseli hayvanlarından biri, kendini rahatsız eden daha küçük bir hayvanı yanından uzaklaştırmak için gürlemişti. Ekmeğinden bir ısırık daha aldığı sırada aynı sesi tekrar duydu. Bu kez daha yakından gelmişti. Hemen ayağa fırlayarak kılıcını çekti. Diğer elindeki ekmeğin kalanını da ağzına tıktıktan sonra, yerde kalan diğer ekmekleri çantasına doldurdu. Çantasını sırtına asarken bir yandan da geri çekilmeye başladı. Artık o sesi çok net duyabiliyordu. Dev bir yaratığın gürleme sesiydi bu. Ama emin olduğu tek şey, bunun bir hayvan olmadığıydı.

   Geri çekilirken açıklığın bittiği yerdeki uzun Ainnar ağaçlarının sağa sola sallandığını farketti. Bir şey ona veya bulunduğu yere doğru yaklaşıyordu. Kılıcını sıkıca kavrayarak düşmanını beklemeye başladı. Önündeki son  ağaç kümesi de aralandığında, açıklığa çıkan şeyi tarif edecek bir kelime bulamıyordu. Neredeyse o ağaçlar kadar uzun ve gövdesi ağaçlardan daha kalın yeşil bir yaratıktı bu. Bedeni sarmaşıklarla sarılıydı ya da zaten sarmaşıklardan oluşuyordu. Sadece sarmaşıklar da değil... Bataklık otları ve yosunlar da vardı üzerinde. Kendini, bildiği bütün duaları ederken ve tanrısı Muialger’e yalvarırken buldu.

   Karşısında tiksindirici, ama bir o kadar da huşu uyandıran bir şey vardı. Korkuyordu, bir yandan da heyecan içindeydi. Daha önce hiç görmediği, anlatıldığını duymadığı bir varlıkla yüz yüzeydi. Yaratık, ağır hareket ediyor, ama her adımında yerde hafif bir sallantı yaratıyordu. Ormandaki tüm bitkiler, o geçerken korkuyla kenara çekiliyorlardı sanki. Çimenler bile, gövdelerini yere yatırmış ve halı gibi dümdüz olmuşlardı yaratığın önünde.

   Yaratık, sarmaşıktan kollarını iki yanında sallayarak ağır adımlarla açıklığın ortasına doğru yürümeye devam ediyordu. Yüzünün ortasında, içinde göz olmayan boş göz yuvaları Durin’e doğru çevriliydi. Kükreyerek üstüne geliyordu. Durin panikleyerek bir gerçeği farketti. Böyle bir yaratıkla savaşması, savaşsa bile hayatta kalması mümkün değildi. Burası, yolculuğunun bittiği yerdi. Burası, henüz yazamadığı hikayenin ilk ve son cümlesiydi. Burası, öleceği yerdi...

   Aniden başka bir ses duyunca düşüncelerinden ve şok halinden sıyrıldı. Az önce yaratığın çıktığı yerden, 1.90 boyunda bir adam koşarak açıklığa dalmıştı ve yaratığın üzerine doğru koşuyordu. Arkaya doğru uzattığı iki elinde de ucu kıvrık kılıçlar tutuyordu ve koşarken adeta süzülüyor gibiydi. Yaratık onun farkında değildi. Dev kolu, Durin’i ezmek üzere havaya kalktığında, o kolun gölgesi altında duran Durin gözlerini yumdu. Bir saniye sonra gölge üzerinden çekilmişti ve Durin hala hayattaydı. Gözlerini açınca adamın yaratığa yetiştiğini ve gözüyle takip edemediği bir hızda salladığı kılıçlarıyla yaratığı parçaladığını gördü. Aldığı her darbede, vücudundaki ot ve sarmaşık parçaları etrafa yayılıyor, kopan her parçasının yerini anında yenileri alıyordu.

   Garip adam bir küfür sallayarak geri çekildi ve yaratığın doğrulmasını izledi. Önlerden hafif seyrelmiş saçları olan, sağ gözünün üstünden başlayıp yanağına kadar inen bir yara izi taşıyan hafif ince yapılı bir adamdı. Bu sıradan görünüşüne rağmen gözlerinde korkutucu bir ifade taşıyordu. O kılıçları bu kadar seri sallayabilmek için daha kaslı olmak gerekeceğini düşünüyordu Durin. Ama tam önünde, bu tezi anında çürümüştü.

   Yaratık doğrulup gürledi ve kollarını adama doğru salladı. Adam yana sıçrayarak yuvarlandı ve hemen ayağa kalkarak yaratığa doğru atıldı. İki bacağının arasından takla atarak geçtiği esnada, yaratığın kolları ikinci kez az önce adamın durduğu yeri dövdü. Adam hızlıca dönerek, arkasına geçtiği yaratığın sırtına zıplayarak iki kılıcını birden yaratığa sapladı. Kılıçları saplayıp çıkararak yaratığın sırtından boynuna tırmandı. Adamı üzerinden atmaya çalışan yaratık debelenirken, adam kılıçlarını iki yana açarak seri bir biçimde yaratığın kellesini uçurdu. Hemen arından geriye doğru sıçradığında, yaratığın bedenini oluşturan otlar ve sarmaşıklar çözülmeye başlamıştı. Yerde yaratıktan arta kalan otlardan oluşan dev bir yığın meydana gelmişti. Adam kılıçları ellerinde Durin’e döndü.

   “Umarım, ormanıma gelişinin geçerli bir sebebi vardır.” dedi keskin bakışlarla. Hep mi böyle baktığını, yoksa kızgın olduğu için mi kendisini yiyecek gibi gözlerini diktiğini anlayamayan Durin, özür dilercesine başını öne eğdi. Hala yaratıkla karşılaşmanın verdiği şoku ve bu adamın kılıçla adeta dans eder gibi yaratığı yok edişinin verdiği şaşkınlığı üstünden atamamıştı.

   “Sizi zor durumda bıraktıysam özür dilerim. Buraya ormanın koruyucusunu aramaya geldim. Ve sanırım onu buldum.”  Bu “O” olmalı diye düşünüyordu. Tüm o hikayelerde bahsi geçen, hatta o hikayelerin kahramanı olan adam bu olmalıydı. O korkunç yaratığı adeta avlamıştı. Durin altına kaçırmamak için kendini zor tutarken, o yaratıkla dövüşmüş ve onu yenmişti.

   “Ormanın koruyucusu falan değilim ben. Sadece rahatsız edilmek istemiyorum.” Ayağıyla yaratığın parçalarını dürtükledi. “ Ve bu elemental beni rahatsız ediyordu.”

   Demek yaratığın adı elementaldi. Daha önce elementallerle ilgili bir hikaye duyduğunu hatırlat gibi oldu. Ama o hikayede yaratıklar farklı anlatılmıştı. Gövdesi ağaç gövdesi gibi olan, insan boyunda yaratıklar olarak geçiyordu onlar. Normalde hikayeler abartılırken, elementallerde tam tersini uygun görmüştü şehirliler heralde.

   “O... kılıçlarınla yaptıkların... Bu nasıl bir kılıç tekniği? Hayatımda ilk kez böyle bir şey görüyorum. Ve emin ol çok fazla kılıç ustası ve kılıç dövüşü gördüm.” Son cümleyi biraz övünerek söylemişti. Essodier; demircileriyle olduğu kadar, kılıç ustalarıyla da ünlüydü.

   “Görmemiş olman çok normal. Çünkü bu tekniği dünya üzerinde kullanan başka kimse kalmadı. Ben ve bir başkası daha var. Şimdi konunun özüne dönmeye ne dersin?” Konuşmaya dalmışken durulan bakışları, tekrar sertleşmişti. “ Buraya neden geldin?”

   “Söyledim ya! Buraya seni bulmaya geldim. Seninle yolculuk etmek istiyorum Ormanın Koruyucusu!” Adama doğru bir adım attı, Durin. Adam anında kılıçlarından birini, ikisinin arasına kaldırarak onu durdurdu.

   “Ben yolculuk etmiyorum. Burası benim yaşadığım yer ve sen şu an yaşadığım yere izinsiz girmiş bir böceksin. Seni ezmemi istemiyorsan, geri dönmeni tavsiye ediyorum.” Bakışları tartışmaya yer vermeyecek kesinlikteydi. Sağ gözünün üstündeki yara izi de, o bakışların yarattığı baskıyı azaltmaya hiç yardımcı olmuyordu doğrusu. Gözlerini devirerek Durin’e baktı. “ Ayrıca bana bir daha Ormanın Koruyucusu deme. Geldiğin şehir hangi haltsa, oraya geri dön ve oradaki insanlara Daegis Ormanı’nın misafir kabul etmediğini söyle. Eğer izinsiz girmeye kalkacak olurlarsa, Liam Graederen’in onları hoş karşılamayacağını da belirt.

   Arkasını dönerek, açıklıktan ormana doğru yürümeye başladı. Kılıçlarını sırtındaki kınlarına takarak ağaçların önüne geldiğinde Durin ona doğru hareketlendi.
 

   “Dur! Tam 15 gündür buraya yolculuk ediyorum. Bana söyleyebileceğin bu kadar mı?” Hayal kırıklığına uğramış biçimde kollarını havaya kaldırıp bacaklarına vurdu. Liam duraksayarak, omzunun üstünden geriye baktı.

   “Onlara Gölge Savaşı’nın yaklaştığını, kehaneti takip edenlerin bir araya gelmesi gerektiğini söyle. Ve şunu da ekle:
Dünya karanlığın üzerine yürüyecek,
kalkanlardan yansıyan ışıklar,
gölgeyi yerin dibine gömecek.
Kahramanlar bir araya gelip,
dünyanın sonunu getirecek.
”

Kendini Liam olarak tanıtan adam, ağaçların içinde kaybolduğunda, Durin ne diyeceğini bilemiyordu. Tek bildiği şey, işittiklerinin çok çok önemli olduğuydu. Hemen geri dönmesi ve bunu tüm insanlığa anlatması gerektiği gerçeğinden başka bir şey düşünemiyordu. Hayatında hiç koşmadığı kadar hızlı koşarak, ormanın çıkışına yöneldi. Kehanetin gerçekleşme vakti gelmişti...
 



Devam edecek...

Sayfa: [1]