Kilise tarafından aforoz edilen ve öldüğünde dinsel geleneklere göre gömülmesine izin verilmeyen GALİLEO’nun cansız bedeni ölümünden yüz yıl sonra başka bir yere aktarıldğı sırada, hayranlarından biri gizlice sağ elinin parmağını kesiverdi. GALİLEO’nun parmağı şimdi Floransa Bilim Tarihi Müzesi’nde sergileniyor. Dünyaya yön vermiş, tarihe ışık tutmuş bir dehaydı GALİLEO. 17’nci yüzyılda bir bilimsel devrim yarattı bana göre. Ardından insanlık tarihinin en büyük dehalarından THOMAS EDISON geldi aklıma. Gökyüzünde var olan hayatı anlatan JOHANNES KEPLEN, doğa bilimcisi (1744-1829) JEAN BAPTISTE DE LAMARCK. Galileo’nun en büyük hayranlarından fizikçi ALBERT EINSTEIN (1879-1955) ANDERS CELSIUS (1701-1744) hayvanlar alemini araştırmış CHARLES DARWIN (1809-1882), matematik biliminin ustalarından SIR ISSAC NEWTON. Felsefe biliminin yaratıcısı SOKRAT, burada Sokrat adına ne yazsam sayfalara sığmayacağını biliyorum, kendisini haksız yere idama götüren yargıçlara dönerek, “Param yok nereye gömüleceğimi bilmiyorum bu mahkeme ölüme bile saygı göstermeyecek bunu da biliyorum, ama şimdi huzur içinde ölmek istiyorum artık beni daha fazla yormayın verin kararınızı,” diyen ve o ana kadar dünya için nasıl bir değişimselliğe imza attığını bilerek huzuru arayan bir deha. Bunları neden yazdım, hepsi de elbette bu güne kadar bilinen değerlerdi. Ama hâlâ bilimselliğin sadece adını söylüyoruz, başka bir şey yok yaptıklarımızda.
[stextbox id=”black”]DÜNYA SIRALAMASINDA TÜRKİYE YOK…
CHARLES AUGUSTIN DE COULOMB elektrik güçlerinin birleşmesinde birbirini iterek hareket etme aygıtını buldu, DOSCONTES modern felsefe ve analatik geometriyi çalıştı, NIOLS BEHT atom bilimini ortaya çıkardı. Matematik biliminin bir başka dehası DANTE. 17’nci yüzyılı tarihe hediye etmiş, ARISTO, MAKYAVEL, MIKELANJ dünya bilimine hizmet etmiş şimdi birer tarih olmuş bilim adamları. Peki sormak isterim, biz hâlâ neden tarihe Türk bilimselliğini yerleştiremedik? Bilim adamı yetişmiyor ülkemizde. Bilime, bilimsel araştırmalara ayrılmış para yok. Uluslararası nitelikte bir bilimsel araştırma merkezimiz yok, var olanlar da sadece kısır kalmış çalışmaların ötesine geçemiyor imkansızlıklardan. 160’dan fazla üniversitemiz var, yılda kaç bilimsel proje hazırlanıyor? Uluslararası bilim kurumları, yetersiz bilimsel proje üreten ülkeler arasında gösterdiği Türkiye’de, bu vahim sonuç kimsenin umurunda değil.
Türkiye’de bilim bu kadar yalnızlığa terkedilmişken, ya sanat kültür ve edebiyat ne durumda dersiniz? Sanatın yok edildiği bir ülke profilinden bahsetmiştim yazılarımda. Edebiyatın tüm kanallarında ne yazık ki Türkiye’de öksüzlük fukaralık gizli kalmış, şimdi bu yazımdan çıkardığım tabloya baktığımda ne kadar haklı olduğumu gördüm. Sanatçının ve sanatın ürettiği emek verdiği çalışmanın değeri yok. Batı bizi hâlâ okumayan bir millet olarak görüyor. Kendi sanatçısına, sanata değer vermeyen bir ülke olarak görüyor. Biz sanatçımızı öldürüp yok ediyoruz. Mesela yaşadığım Almanya Hamburg’ta 75 yaşında bir değer olan, bana göre şiirin bir ustası Özer Meral adlı kıymetli şairimizi bile yıllar önce biz öldürmedik mi? Şimdi Türkiye’den onun yaşadığına inanamayan yüzlerce prof. dr. sanatçı her bir sanatsever dostu, onun yaşadığını öğrendiğinde, Özer Meral için Türkiye’de yeniden hayata dönüş geceleri düzenlemek için bunun sevincini yaşıyorlar. Dünyanın bir çok yerinden, şiire gönül vermiş çok değerli sanat adamları onu tanımak için Özer Meral ustaya saygı göstermek için yazılar yazıyor. Altın madalyalı şair olmak ya da onlarca ödül almak değil onun aradığı, Özer Meral sadece şiirlerindeki sevgiyi sıcaklığı tüm insanlarla paylaşmanın hazzını duymak istiyor, şiire bunca yıldır gönül vermiş bir dehanın bundan sonra da edebiyatın en güzel dalı olan şiirle yaşıyor olmanın tadında kalmak, işte onun en çok istediği bu bana göre, yeter ki insanlar içlerindeki namert ve hain duyguların sonunda şiir sevgisiyle sevinçlere sevgilere dönüşmüş olmayı yaşıyor olsun . Özer Meral ustanın istediği de buydu sanırım. Ama şimdi o şiirin Galileo’su bana göre.
[stextbox id=”black”]TIKANMANIN ORTASINDA KALMAK…
Türkiye’de sanat bitti, edebiyatın tüm güzel dallarını yansıtan değerler yok edildi, sanata “UCUBE” sanatçıya “MÜSVEDDE” diyen bir anlayışın sanatı sevmesi mümkün mü? Sanatın yalnızlığını edebiyatımızın öksüzlüğünü ben Almanya’da bunca yıl yaşadım, tüm kurumlarıyla burada kendilerine Türk toplumunu temsil yetkisi verenlerin, bunca yıl burada yaşayan Türk toplumunu nasıl bir çölün ortasında susuz bıraktıkları gördüm. Çıkıp bana, “Arkadaş bu kadar acımasız şekilde, bizi eleştirme!” deme cesaretini gösterebilseler bari. Kimin umurunda, toplum aydınlansın okusun yazsın araştırsın, yukarda dünyaya yön vermiş nice dehaları anlatmaya çalıştım, onlar hâlâ unutulmuyorlar, neden? Çünkü her biri dünyanın bu günkü şekillenmesini sağladıkları için, tıpkı GALILEO’nun dünya dönüyor diye bağırıdğı gibi. Ama bugünün Almanya’sında Türk toplumu, artık bundan sonrasında yaşayacağı zor yılların nasıl aşılacağını düşünmekten, ne bilim, ne sanat, ne edebiyat, ne şiir, ne tiyatro hiçbirini düşünecek durumda değil. Bunun da asıl sorumluları toplumu bu tıkanmanın içinde bırakanlar. Edebiyat akşamları adıyla yapılanlar da bir fiyasko bana göre. Herkes bu ülkede kurmuş düzeni ve sadece kendi imtiyazlılıklarını kaybetmemek adına bir görüntü içindeler, toplum adına yapılanlara baktığımda her biri sadece Lafonten’den masallar. Almanya’da yaşamak ve kalıcı olmak adına, bu toplumun daha çok bilinçlenmesi okuması bilimsel değerlere önem vermesi gerek, bunu da kendilerini başkan ya da reis sananların yapacakları projeler çalışmalar ortaya koyacaktır. Atatürk’ü, cumhuriyeti anlatamayanların, konuşamayanların (ADD) Atatürkçü Düşünce Derneği başkanlığı yaptığı bu ülkede, ben başka söyleyecek söz bulamıyorum, hadi verin bana bunun cevabını, ya da bir öz eleştiride bulunun, yanıtı olmayan şeyler bunlar biliyorum ve yine sanal gösteriler yapılacak, şunu yaptık bunu yaptık, yapacağız diyerek basına verilen resimlerden başka bir şey kalmayacak geriye.
İbni Sina (980-1037) yaşamış ve söylediği zor da olsa bulabildiğim şu sözleri ne güzel: “Bir toplumun kendisini sevmesi gerek, sonra okuması, bilim nedir ona tutunması gerek, işte o zaman sağlıklı bir millet olunur.” Şimdi bu ülkede böyle düşüncelere sarılmış bir toplum yaratabildik mi? FARABİ yine insanlığa felsefeyi hediye ettiği zaman aynı çağdaşlığı anlatmaya çalışmadı mı? MİMAR SİNAN ve (1369-1405) yaşamış astronomi ve matematik bilimini araştırmış bir Türk olan ALİ KUŞCU, bugün ne kadar biliniyor acaba? Şimdi sadece tarihin sayfalarında kalmış değerler. Biz Almanya’da hâlâ cami yapmakla uğraşıyoruz, hemen söylemek isterim, asla İslami duygulara söz etme hakkım yok. Dünyanın hiçbir ülkesinde inançlarına bağlı bir millet de yok Türkler gibi. Ama ne olurdu biraz da kültürel-bilimsel çalışmalara zaman ayırabilseydik? Akşamları iftar adına salonları dolduran insanların biraz da bilimselliği, edebiyatı, sanatı, kültürüel dünyayın içinde olmayı merak ederek bir arada olmaya çalışsaydı… Ama dedim ya; bu onların suçu değil, bu toplumu böyle çarkın içinde bırakanlarda. Ama onların şimdi umurunda değil, yarın sancılı zor bir yaşamın içinde kalırsa bu toplum, belki o zaman geriye bakarak: “Biz gerçekten boş şeylere zaman ayırmışız…” diyebilecekler mi, kendilerinde bu cesareti bulabilecekle rmi acaba? Kim ne derse desin. Almanya’da Türk toplumu tam bir tıkanmanın ortasında kalmış.
[stextbox id=”black”]SANATI EDEBİYATI YARATANLARI YOK SAYMAK…
Bilimi ve sanatı anlatmaya çalıştım, ama yazdıkca içimden yazmak geliyor, bitmiyor endişelerim. Sanat adına yazamıyorum anlatmak istediklerimi. Siyasal tıkanmanın ortasında kalmış bir Türkiye’de sanatın artık anlamını yitirdiğini düşünüyorum. Siyasetin nasıl bir krize dönüştüğünü gördüğümde, yazarların bilim adamlarının gazetecilerin generallerin aylarca hapsedildiği bir ülkede, sanatın özgür olması mümkün mü? Dünyaca ünlü sinema yönetmeni TARKOVSKI: “Dünya mükemmel olmadığı için sanat vardır.” der. Türkiye de bu anlamlı sözlerin içinde değil mi sanat adına? Biz bu gün dünyada her yıl 160 konser veren piyano virtüözümüz Fazıl Say gibi bir sanatçımıza, “Sanatın geleceği adına kaygı duyuyorum,” dediği için istediği ülkeye gidebilir diye karşılık verdik, kimse onun söylediklerini dinlemek istemedi. Çünkü Fazıl Say doğru şeyler söylemişti. Bugün hâlâ yaşayan bir efsana bana göre Hamburglu Şair Özer Meral usta. Peki, bugüne kadar öldü diye onu yüreklerinde gömen dostlarının, yaşadığını öğrendiklerinde nasıl mutlu olduklarını görmek, bu ülkede sanata sanatçıya duyulan saygının sevince dönüşmesi değil de nedir. Özer Meral ustayı şimdi dünya tanıyor, alkışlıyor, onu kendi ülkelerinde ağırlamak için davetler yolluyorlar. 75 yaşında bir şairin edebiyat sevdalısının, “Ben yaşamak istiyorum ama ölmek istemiyorum daha yapacağım çok şey var,” diye yeniden hayata tutunması başkalarını rahatsız etmesin. Özer Meral gibi değerlerden feyz alacağımız çok şey var bu ülkede. Ama okumayan bir toplum yarattık, bunu becerenler utansınlar.
Bir Japon’un bir yılda 29 kitap okuduğu günümüzde, 70 milyonluk bir Türkiye’de, 6.5 milyon insanın kitap gazete okuduğunu düşündüğümde, gelecek adına duyduğum endişelerimde haklılığımı ortaya çıkarmıyor mu? Bugün 80 milyonluk Almanya’nın kütüphanelerinde 160 milyona yakın kitap bulunurken, 70 milyonluk Türkiye’de sadece 13 milyon kitap olduğu acı gerceği açıkça göstermiyor mu?
Bugün GALILEO yıllar sonra Vatikan tarafından 1992’de affedildi. Peki neydi suçu Galileo’nun? Dünya dönüyor dedi, insanlığa ışık tutacak buluşlar yaptı, tarihi deştirdi diye yıllarını hapsedilerek geçirdi. Bu değerli bilim adamı, bu gün, “Kutsal kitap insanlara evrenin bir sahibi olduğunu anlatır,” diye inançlarını da ortaya koydu. Nazım Hikmet, Bekir Sıtkı Erdoğan, Özer Meral, Ahmet Paşa, Bahi Süha Edipoğlu, Kazasker Mehmet Efendi, Ulvi zade Ahmet Paşa, Pir Sultan Abdal, Yunus Emre, Necip Fazıl Kısakürek, Tahir Makal, Yavuz Bülent Bakiler, Yahya Kemal Beyatlı, Yakup Kadri, Ahmet Haşim, Ahmet Yesevi, Atilla İlhan, daha yeni mezarı talan edilen Can Yücel ve niceleri… Sanat, edebiyat, şiir adına ne acılar sıkıntılar yaşamışlar ama yine de insanlığa sanatın, şiirin, edebiyatın, bilimselliğini hediye etmişler. Keşke bu değerlerden biraz feyzalabilmeyi becerebilseydik. Ama NIETZSCHE’nin dediği gibi, “Cahil bir toplum, özgür bırakılıp kendine seçim hakkı verilirse, böyle bir toplumun sanata bakışında değişim aramak hayal olur.” Bu sözler geldiğimiz sonucu nasıl da ortaya koyuyor. Şimdi Türkiye’de Nietzsche’nin anlatmaya çalıştığı anlayışın ürünü, yani cahil toplumla neye, neden, niçin, “Evet!” diyen bir toplumla seçim kazanmış bir anlayışa teslim edilmiş ülkede bilimden, edebiyattan, sanattan, şiirden, tiyatrodan, Atatürk ve çağdaşlıktan söz etmek mümkün değil.
Mutlu günler dilerim. NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE.
| Prof. Dr. Levent Seçer |
