Ex Machina: Bir Yapay Zeka Deneyi

ex machina ust

Bu yıl bilimkurgu sineması açısından çok verimli geçiyor desem herhalde abartmış olmam. Bilimkurgu bağımlısı biri olarak geçen yılı gördükten sonra bu yılın da umutsuz olduğunu düşünmüştüm. Fakat iyi kötü bilimkurgu filmleri izliyoruz. Süper kahraman filmleri, eskilerin tekrarları veya devamları tam gaz devam ediyor olsa da özgün eserler bakımından da verimli bir yıl olduğunu düşünüyorum. Hem bugüne kadar yayımlananlar, hem de bu yılın sonuna kadar yayımlanması beklenenlere bakınca heyecanlanmadan edemiyorum.

Verimli bir yıl olduğunu söylemiştim, fakat ne yazık ki bazı eserlerin gözden kaçmadığı anlamına gelmiyor bu. Bazı filmler hak ettiği değeri bulamıyor veya iyi planlanamayan organizasyonlar nedeniyle seyircinin hiç haberi olmuyor. Onlardan biri de Ex Machina. İlk olarak 21 Ocak’ta İngiltere’de vizyona giren Ex Machina, sonraki aylarda diğer bazı ülkelerde de vizyona girdi. Ne yazık ki Türkiye onlardan biri değil. Hatta Türkiye’de vizyona girip girmeyeceğiyle ilgili bir bilgi de yok. Bize de filmi izlemek için kalan tek yasal yol Amazon, Netflix, iTunes gibi ortamlardan satın almak(Türkiye üzerinden bağlanmamak gerekiyor). Hal böyle olunca Ex Machina gözden kaçtı ve hak ettiği ilgiyi göremedi.

Ex Machina, vizyona girdiği dönemle birlikte ele alınması gereken bir yapım. Çünkü film, Turing testinin özelleştirilmiş bir çeşidi üstüne kurulu. Bilmeyenler için Turing testini kısaca açıklayalım. Bilgisayar biliminin kurucusu ve yapay zekâ için bir kıstas ortaya koyan Alan Turing’in tasarladığı bir yapay zekâ testidir. Bu teste göre, bir insan bir sohbet ortamına(örneğin bir chat yazılımına) girecek ve göremediği bir kişiyle sohbet edecek. Fakat karşı tarafta aslında bir değil, iki kişi vardır. Bunlardan biri sorgulayıcı olarak tanımladığımız insandır. Diğeriyse bir makinedir ve makinenin amacı karşısındaki kişiyi, sorgulayıcı olduğuna ikna etmek, yani kandırmaktır. Makine, karşısındaki insanı kandırabilir ve bir insanmış izlenimi vermeyi başarırsa testi geçmiş olur.

Bilişim teknolojilerinin geldiği nokta malum. Çocukken izlediğimiz bilimkurgu filmlerini artık yaşıyor hale geldik. Yapay zekâ alanında da çok önemli gelişmeler yaşanıyor. Siri ve onun Google Now, Cortana gibi rakipleri bir yapay zekâ olmasa da gün geçtikçe akıllanıyorlar ve bizim dijital asistanlarımız oluyor. Yazılım geliştiricileri her geçen gün daha da ilginç yazılımlar üretiyorlar, teknolojinin olanaklarını sonuna kadar kullanıyorlar. Yapay zekâ alanında son yıllarda çarpıcı gelişmeler yaşanıyor. Bunun en çarpıcı olanı geçtiğimiz yıl yaşandı. Kendisini 13 yaşında, Eugene Goostman adlı Ukraynalı bir genç olarak tanıtan bir yazılım, testi geçti. Böylece Turing testi ilk defa geçildi ve yapay zekâ araştırmalarında önemli bir basamak aşıldı.

Yapay zekâ, önümüzdeki yıllarda insanlığın gündemine daha da çok girecek. Bilimkurgunun gündemindeyse hep var olsa da değişime uğramaya başladı. Bilimkurguda genellikle yapay zekâ hep şeytanlaştırılmıştı. Bu konudaki en eski örneklerde bile görülebilir. Karel Capek, robot sözcüğünü ilk defa kullandığı tiyatro oyununda bile robotların insanlığa isyanını kurgulamıştı. Sonraki örneklerde de benzer yaklaşımlar görülmüştü. Özelikle de sinema ve TV’de yapay zekâ insanlığın sonunu getirebilir teması işlenmişti. Terminator, Matrix, Battlestar Galactica gibi bilimkurgu efsaneleri, insanın yapay zekâyla savaşını konu ediniyordu. Bu alanda farklı yaklaşımlar da vardı elbet. En dikkat çekeni tabii ki Isaac Asimov ve onun üç yasasıydı. O, eserlerinde yapay zekânın, önceden belirlenmiş belirli kurallara göre programlanırsa zararsız olacağı fikrini işlemişti. Asimov ve görüşlerinin ayrıntılı bir incelemesini Biz Bunu İstiyoruz 2.5 adlı dosyamızda yapmıştık. Okumak için buraya tıklayın.

Yapay zekâ alanındaki son yıllardaki atılımlar ve teknolojinin de hayatımızda daha çok yer etmesi, hayal gücünde de yeni atılımlar yarattı. Her geçen gün daha sıra dışı fikirleri bilimkurgu eserlerinde görüyoruz. Yapay zekâ da bunlardan biri. Yapay zekâyı farklı bakış açılarıyla işleyen eserlerle karşılaşıyoruz. En ilginci bence 2013’te yayımlanan Her’dü(Rıhtım’daki incelemesi için buraya tıklayın).

ex machina orta

Şimdi tekrar Ex Machina’ya dönelim. Ex Machina, yapay zekâ tartışmalarını ele alan başka bir film. Fakat filmin bu konudaki yaklaşımı, “makineler dünyayı ele geçirecek ve hepimizi yok edecek” cinsinden basite indirgeyen türden değil. Konuya deneysel yaklaşan ve yapay zekânın ne olduğunu sorgulayan türden bir film. Yukarıda sözünü ettiğim Turing testinin farklı bir biçimine odaklanıyor. Gelin konuya bir göz atalım.

Caleb(Domhnall Gleeson), Nathan(Oscar Isaac)’ın bilişim şirketinde çalışan çok yetenekli bir bilgisayar programcısıdır. Bu şirket çok çeşitli yazılım ve web servislerine imza atmış olmasının yanı sıra dünyanın en büyük arama motoruna sahiptir. Caleb, bir gün Nathan’la tanışmaya ve onun gözlerden uzak arazisindeki evinde bir hafta geçirmeye hak kazanır.

Nathan, Caleb’a bir yapay zekâ geliştirdiğini söyler ve Caleb’dan bunu test etmesini ister. Fakat burada söz konusu olan, bildiğimiz türden bir Turing testi olmamasıdır. Caleb, zekâ sahibi bu robotu görecek, onu yakından tanıyacak ve yüz yüze ilişki kuracaktır. Robot ise Ava(Alicia Vikander) adında yetişkin bir kadın kişiliğine sahiptir. Bu durum Caleb’ın işini zorlaştırsa da Ava’yı incelemek ve sınamak için farklı olanaklar sağlayacaktır.

Turing testindeki bu farklılık filmin odak noktasını oluşturuyor. Bu farklılık sayesinde yapay zekâ çok farklı yönleriyle tartışmaya açılıyor. Caleb ile Nathan arasındaki tartışmalarda bunu görüyoruz. Bir robota cinsiyet verilmesinin anlamı ne olabilir? Cinsiyetsiz bir bilinç mümkün mü? Ava sadece bir zekâdan mı ibaret, yoksa duyguları da var mı ya da sadece bunları taklit mi ediyor? Zekâyı nasıl tanımlayabiliriz gibi sorular Ava’nın bir zekâya sahip olup olmadığı sorularıyla birbirine geçiyor. Film böylece Turing testini, testi geçen robot zekidir şeklinde basite indirgemiyor, aksine bilinci sorguluyor.

Hikâye devam ettikçe ilginçleşmekle kalmıyor Ava’nın yanı sıra Nathan, Caleb ve hizmetçi Kyoko(Sonoya Mizuno)’nun derinlerine iniyor ve adım adım ilginç karakterler inşa ediyor. Öncelikle şunu söyleyeyim: Filmde sadece dört karakter var, helikopter pilotunu da sayarsanız beş ediyor. Birkaç tane de figüran. Çok fazla mekân da yok. Bence bu iyi olmuş, çünkü filmin hem yazarı ve yönetmeni Alex Garland, bütün gereksiz ayrıntıları önümüzden çekerek konuya odaklanmamızı sağlamış. Dikkat dağıtan hiçbir şey yok. Ki zaten konu da böyle bir şeye pek müsaade etmiyor.

Mevcut karakterlerin derinine indikçe izleyicide kafa karışıklığı yaratılıyor. Bütün karakterlerin iç çelişkileri açığa çıkarken soru işaretlerinin sayısı katlanarak artıyor. Caleb’ın hem ne kadar zeki olduğunu görüyoruz hem de duygusallığa kapılıp kandırılmasının ne kadar kolay olduğunu. Nathan daha da büyük bir karmaşa. Bir yandan, elde ettiği zenginliğe kendisini kaptırıp her şeyi boş vermiş ve kendisini alkole ve sekse vermiş biri gibi görünüyor, diğer yandansa bilime ve teknolojiye muazzam katkılarda bulunmaya devam eden, işini tutkuyla sürdüren biri oluyor. Robotları yaratırken ve onlara cinsiyet verirken bilimle ilgili bir amacı mı var yoksa sadece birer seks oyuncağı olması için mi onları yaratıyor bu da kafa karışıklığına sebep oluyor. Filmin bütün karakterlerde gösterdiği şey, hiç kimsenin aslında göründüğü gibi olmadığıdır ama Nathan’ın açıklaması bu bile değil, o çok daha karmaşık biri. Oscar Isaac’i bu rolde izlerken gözlerim kamaştı dersem abartmış olmam. Bu arada saçı kestirip sakalı uzatması da Nathan’ı çok iyi tamamlamış.

Bir diğer karmaşaysa tabii ki Ava’da başlıyor. Ava çok ciddi zekâ belirtileri gösterirken, duygusal bazı belirtiler de gösteriyor. Fakat bu biraz tedirginlik yaratıyor çünkü gerçekten mi öyle yoksa karşısındakini mi kandırmaya çalışıyor anlamak zorlaşıyor. Caleb’ın Ava ile Nathan arasında gidip gelmesiyle birlikte, Ava ile Nathan arasındaki çatışma, Caleb ile Nathan arasındaki çatışmaya dönüşüyor. Bir dakika Nathan’a güvenilmez derken, bir sonraki dakikada “yok ya adam haklı” diyebiliyorsunuz. Ava tam seyircinin güvenini kazanacakken Nathan tekrar insanın aklını çelebiliyor. Tersi de oluyor. Caleb burada, ekran karşısındaki insanla aynı duruma düşüyor. Film böylece bir nevi psikolojik gerilime dönüşüyor ama heyecanlandırıyor.

Çözüm kısmı benim için tatmin ediciydi. Film boyunca yaratılan ve cevaplanması hususunda izleyiciyi defalarca ters köşeye gönderen sorular tatmin edici bir sonla cevaplanıyor. Ve eğer filmi izlerken ister istemez bir karakterin tarafını tuttuysanız karmaşık duygulara boğuluyorsunuz. Tabii herkes aynı türden sonları sevmeyebilir. Ben filmin sonunu, filmin o ana kadarki kısmında yapılandan daha fazla zihin sporu yaptırmasından dolayı sevdim. Açıkçası olumsuz yorumda bulabileceğim bir şey bulmakta zorlanıyorum. Kısacası izleyin işte, pişman olmazsınız. Önümüzdeki yıllarda yapay zeka insanlığın gündeminde daha da çok yer işgal edecek ve bu tür filmleri daha sık göreceğiz.