Gökyüzüne Düşen Kız | İnceleme

gokyuzune dusen kiz top

[stextbox id=”warning”]

“Ya her şey tersine dönerse!”

[/stextbox]

“Bir gün zıplarken, gökyüzüne düşerseniz neler olur, hiç düşündünüz mü?” diye soruyor A. Orçun Can ilk kitabı olma özelliğini taşıyan Gökyüzüne Düşen Kız’da. Evet, bu bir ilk kitap ama elbette son değil. Devam kitaplarının geleceğini müjdeleyen yazar, başta kitabın hitap ettiği yaş kitlesi olmak üzere bizleri de yeni maceralarla sevindirecek.

Dilerseniz geleceği konuşmak için onun gelmesini bekleyelim ve bu arada konudan da sapmayarak kitap hakkında bir şeyler söyleyelim.

Öncelikle kitabın isminden başlamak istiyorum. “Gökyüzüne Düşen Kız”ı ilk duyduğumuzda bu durumun imkansız olduğu beliriverir hemen zihnimizde. Gökyüzüne düşmek deyimi oldukça ilginç, sıra dışı ve büyülü bir şeyler çağrıştırıyor çünkü. Bunun farkına varmak o kadar da zor olmuyor. Farkında olarak kitabı okumak da bir o kadar eğlenceli oluyor. Deyim yerindeyse biz de gökyüzüne düşüyoruz.

Nil’in hayatta sevdiği üç şey vardı: Koşmak, zıplamak ve düşmek… Galiba düşmeyi neden bu kadar sevdiğini kimse anlamayacaktı.

Kitabı okuyan veyahut henüz yeni başlayan hemen herkesin ortak fikri bunun bir “ilk kitap”a nazaran usta bir el tarafından yazılmış izlenimi vermesi olacak.

gokyuzune dusen kiz
Künye bilgileri için yıklayın.

Can’ın betimlemeleri bizi bulunduğumuz yerden alıp gökyüzüne düşürecek. Bir başka deyişle; hayal gücüyle inşa etmiş olduğu, dünyamıza paralel bir evrenin ta derinlerine götürecek.

Hatta biz de tıpkı baş karakterimiz Nil gibi bir süre orada kalacağız. E bunun sebebi çok açık, kitaba kendimizi kaptırdık ve Nil ile birlikte gökyüzüne düştük. Ah, kahretsin, o kadar çok zıplamamalıydık trambolinde! Neyse, düştük bir kere. En azından yeryüzüne geri dönmenin bir yolunu bulana kadar bulunduğumuz yeri tanıyalım, öyle değil mi?

Kitapta bahsedilen gökyüzü aslında dünyanın yansıması. Yani bir paralel evren. Gökyüzünde yaşayan insanlar yeryüzündekilere oranla biraz farklılar. Her biri beyaz giysiler içerisinde ve saçları dahi beyaz. Bu yüzdendir ki, yanlışlıkla gökyüzüne düşen renkli kıyafetlere sahip Nil’e yabancı gözüyle bakmaktalar. İçlerinden bazıları Nil’i Gökyüzü Krallığı’nın kraliçesine dahi benzetir.

Bu durum, bulunduğu ortama yabancı olan Nil’i bir hayli şaşırtır. Neyse ki çok geçmeden Aksel adında bir arkadaş bulur. Aksel’in, yeryüzüne geri dönebilmesi için kendisine yardımcı olabileceğini umut eder. Ama nafile. O da yeryüzüne geri dönmenin bir yolunu bilmemektedir.

Aksel’le birlikte kısa soluklu birkaç macera yaşayan Nil, sirkte “Tulub” adında bir bulutla tanışır. Tulub, Nil ve Aksel’i, peşlerindeki kraliçe muhafızlarından korur ve kaçmalarına yardım eder. Ayrıca onlara çeşitli bilgiler vererek birkaç konu hakkında aydınlatır.

Bu şekilde gerçeğin farkına varan ikili yeryüzüne nasıl dönüleceğini bulur. Nil’in anneannesi ile birlikte gitmiş oldukları panayırdaki siyahlı adam dönüş biletidir. Çünkü bu siyah giysili adamdan aldıkları trambolin Nil’i gökyüzüne düşürmüştür. Artık yol haritası bellidir.

Nasıl ki her şeyin bir zıddı var, Siyah Adam’ın da bir zıddı olmalı; bir Beyaz Adam. Aksel ve Nil Beyaz Adam’ın peşine düşerler. Yaklaşmakta olan tehlikeye rağmen onu bulabilecekler mi dersiniz?

“Evrende her şeyin bir karşıtı vardır. Yani güzel varsa çirkin de var. Aşk varsa nefret de var. Büyük varsa küçük de var. İyi varsa kötü de var. Uzun ve kısa, cömert ve cimri, yaşam ve ölüm… Yeryüzü… Gökyüzü… Her şey.”

Gökyüzüne Düşen Kız’ı okurken ardı ardına maceralar yaşayacak, gökyüzüne düştüğünüzü hissedecek, Nil ve Aksel ile birlikte Gökyüzü Krallığı’nın kraliçesine hizmet eden muhafızlardan kaçacak, Ay’ı ziyaret edecek, yağmur, dolu ve kar gibi doğa olaylarının gökyüzündeki esrarengizliğine, onların yağışına tanıklık edecek, şemsiye kullanmanın yedi farklı yolunu öğrenecek, Beyaz Adam’ı bulmaya çalışacak ve yaşadığınız onca şeyin ardından bir an önce yeryüzüne, evinize dönmek isteyeceksiniz. Buna hiç şüpheniz olmasın.

Kitapta yer alan çizimlerin de bir hayli başarılı olduğunu söylemek mümkün. Hayalimdeki sahnelerin bire bir resimlendiğini görmek güzeldi. Kitabı okuyacak çocuklar içinse daha bir önem teşkil ediyor çizimler.

Ayrıca Aksel karakteriyle Küçük Prens’e bir gönderme yapıldığını düşünüyorum. Bir de kişisel fikrim olarak şunu belirtmeliyim: Bu kitaptan enfes bir animasyon çıkarılabilir. Hem çocuklar hem de yetişkinler için doyumsuz bir lezzet olur.

Evet, bu bir ilk kitap demiştik. Uzun bir yolculuğun oldukça başarılı bir ilk adımı. A. Orçun Can’ın kaleminden. Alın, okuyun, çocuklarınıza, kardeşlerinize de okutun, ki yeni yazarımızın kaleminden daha çok kitap okuyalım.

İyi okumalar!