Kabal | İnceleme

kabal top

Fantastik öğeleri gerçekle bağını hiç koparmadan, tutarlı bir mantık düzlemine oturtmuş bir roman…

Gerilim öğesinin seri katil olduğu hikâyeler oldukça fazladır. Bunlarda genelde kimliği belirsiz katilin işlediği vahşi cinayetler anlatılarak kahramanın başına aynı şeyin gelmesinden korkmamız sağlanır. Genelde ayrıntılı plan yapan zeki kişilerdir katiller ve kahramanımızla katil arasında adeta bir satranç ya da kovalamaca oynanır. Bu artık klişe olmuş bir hikâye şeklidir. Kabal’ın bu türden ayrımı da burdadır. Kabal da böyle bir seri katil hikâyesi gibi başlar ama olaylar katilin etrafında dönmez hatta katil bir yan öğe durumundadır. Aslında katilden daha korkunç, gizemli ve büyük güçler vardır yeryüzünde ve katil bunlarla tesadüfen karşılaşacaktır.

Gizem, gerilim ve korku unsurlarının iç içe geçtiği roman bir psikiyatrist (Decker) ve hastasının (Boone) konuşması ile başlar. Hasta olan kişinin anlattıkları ile yakın zamanda işlenmiş cinayetler arasındaki benzerlikler doktoru, hastasının katil olabileceği konusunda şüphelendirir ve durumu hastasına açıklar. Boone’da zamanla bu kanıya ikna olur. Boone uzun süre akli rahatsızlıklardan çile çekmiş bunlardan biraz olsun sevgilisi (Lori) sayesinde kurtulmakta olan bir kişidir. Ancak kendisinin bir katil olması olasılığı bütün mutluluğunu bozmuş sevgilisinden de uzaklaşmak zorunda bırakmıştır. Hayatta hiçbir amacı ve umudu kalmayan Boone intihar etmekten başka bir çıkar yol bulamaz ve kendini kamyonun altına atar fakat şans eseri ölmeyecek ve hastanede tanıştığı bir adamdan kendisi gibi toplumdan dışlanmışların barındığı efsanevi bir yeri (Midian) öğrenecektir.

kabal
Künye bilgisi için tıklayın.

Midian adlı kasaba terk edilmiş evlerden oluşan ıssız bir yer olup çok büyük mezarlığı dışında ilgi çekici bir yanı yoktur. Mezarlık adeta bir şehir gibi yükselen mozole ve anıt mezarlardan oluşmuştur. Boone mezarlığı dolaşmaya karar verir. Buradan itibaren hikâyenin yönü bambaşka bir tarafa kayar. Boone’un aralarına katılmayı umduğu kişiler kasabada değil mezarlıkta, yer altında yaşamaktadır ama onu aralarına kabul etmek için istekli olmayacaklardır. Tam bu sırada Boone’u aramakta olan doktoru Decker polisler eşliğinde kasabaya ulaşır. Boone kaçma şansı olmadan vurulur. Hikaye buradan itibaren sevgilisi Lori üzerinde dönmeye başlar. Olayları öğrenen Lori, Boone’un bir seri katil olduğuna inanmak istemez ve olayları sorgulamaya başlar. Bu sırada Boone’un cesedi de morgdan çalınmıştır. Bunun üzerine Lori, Boone’un vurulduğu kasabayı gözleriyle görmeye karar verir.

Seri katil hikayeleri ne kadar klişe ise mezarlık hikayeleri de bir o kadar klişedir ama Clive Barker burada da tahmin edilenden farklı bir anlatım sunuyor. Mezarlık deyince akla hemen yaşayan ölüler, zombiler, iskeletler gelmekte. Kabal’da ki mezarlık ise bunları değil canlı ve ölü arasındaki 3. Türü barındıran bir yer olarak farklılaşır. Bu canlılar insanların zulmünden kaçıp buraya yer altındaki tünellere sığınmış zavallı bir topluluktur ancak kendi tanrılarına ve dünya üzerinde kendi zamanlarının geleceğine olan inançları onları ayakta tutmaktadır. Kabal’ın en ilgi çekici ve farklı yönlerinden birisi bu “canlıların” değişebilen fizyolojileridir. Clive Barker’ın bu konuda oldukça yaratıcı olduğu söylenebilir. Hem 3. Türdeki çeşitlilik hem de değişim gösteren vücut şekillerini anlatan tasvirler ile 3. Türün kendi Tanrısı Baphomet’in tasvirleri etkileyicidir.

Hikaye birçok dönemeçten geçerek sürekli şaşırtıcı ve sürükleyici olmayı başarabilmiş ve olaylar hiç durulmuyor. Hikayeye dahil edilen kişiler de romana oldukça renk katmış. Hastanede tanıştığı Narsis ile peşine düşen polis müdürü ve eşcinsel rahip bu bağlamda değerlendirilebilir. Romanın dikkati çeken bir diğer özelliği ise erotik öğelerin sınırsız bir rahatlıkta kullanılmış olmasına rağmen bunu fizyolojiyi ve ruhu tamamlayan son derece doğal hatta zorunlu bir süreç olarak göstermeyi başarmış olmasıdır. Ayrıca Boone’un yani toplum dışı bir kişinin, kendisini olduğu gibi kabullenmesi ile zavallı durumdan güçlü ve kendine yeten bir duruma geçmesini anlatan süreç eşcinsel rahip ile de benzeştirme yapılmasıyla adeta toplumun ve değer yargılarının küçük bir sorgulaması haline dönüştürülmüştür.

Fantastik öğeleri gerçekle bağını hiç koparmadan, tutarlı bir mantık düzlemine oturtmuş bir roman Kabal. Sıradanlığın sıkıcılığı ile abartılmış doğaüstünün absürtlüğü arasında kurduğu denge, sürükleyicilik, gerilim, gizem ve hatta aşk ile birleştiğinde ortaya okunmaya değer bir hikâye ve kıpırdayan bir hayal gücü çıkartıyor.

Meraklıları için kitabın 1990 yılında “Nightbreed” adıyla çekilmiş bir de filmi var. Yönetmenliğini yine Clive Barker yapmış. http://www.imdb.com/title/tt0100260/