Venüs Artı X | İnceleme

venus arti x top

[stextbox id=”black”]Tek Cinsin Şarkısı[/stextbox]

Erkek ve kadın ayrımı insanoğlunun varoluşundan bu yana süregelen kaçınılmaz bir farklılıktır. Hayata gözlerimizi açtığımız anda cinsiyetimizin özellikleriyle var oluruz ve hayatımız boyunca değiştiremeyeceğimiz bir şekilde bu özellikleri yanımızda taşırız. Bunun aksini düşünmek pek kolay değil, sonuçta her insan dünyaya bir erkeğin ya da kadının gözünden bakmak zorundadır ve üçüncü bir seçeneğin nasıl olacağı ancak ve ancak hayal gücünün engin sınırları içinde düşünülebilir. Bu kitabın konusunu da tam olarak bu kalıtsal ayrım oluşturuyor işte. Kitap, dünyayı bu bakılması zor ‘ara perspektiften’ gören çift cinsiyetli bir ırkın tanıtımını konu alıyor. Theodore Strugeon, yazmayı sevdiği cinsellik ve din konularını, hafif bir kurgu ve bolca tespitle harmanlayarak yazıya döküp bize Venüs Artı X’i sunuyor.

Ledom, erkek ya da kadının bulunmadığı bir ırk, aynı zamanda da bu ırkın yaşadığı dünyaya verilen addır. Salt bir bilimkurgu temeli oluşturan dünyaları ve araçları dışında Ledom ırkının kalıtsal özellikleri ile din kavramları kitabı sade bir bilimkurgu eserinden biraz daha fazlası haline getiriyor. Bu ırkın yaşam düzenini bir ütopya olarak görmek dahi mümkün bu çerçevede, ki yaşamları göz önüne alındığında kitaba ütopik demek en az bilimkurgu olduğunu söylemek kadar doğal oluyor. Kişisel çekişmelerin bulunmadığı, sevgi temeline dayalı bir kültürü olan bu dünya pek çok açıdan ütopyaların kriterlerini karşılıyor.

Yazar sayfalar boyunca sadece cinsiyetin meydana getirdiği farklılıkları ve ayrımları değil, aynı zamanda insanın insan olması sebebiyle sahip olduğu pek çok içgüdüsü ile çevresini saran kültürel özellikleri de tek tek ele alıyor, üzerinde duruyor, yanlışlıklarını, eksiklerini, fazlalıklarını kanıtlamaya çabalıyor. Tüm bunları yaparken de okuyucuya cinsiyetsizliğin kazandıracağı ve kaybettireceği -çoğunlukla kazandıracağı- şeyleri iyice göstermeye çalışıyor. Bu bakımdan kitabın biraz tarafsızlıktan kaymış olduğunu dahi düşündüm, fakat cinsiyet ayrımının kesin bir şekilde farkında olan bir insan olarak ne kadar objektif düşünebileceğimiz büyük bir muamma. Örnek olarak kadının bulunmadığı bir dünyada çocuk doğurmak gibi bir işin çiftlerden ikisi tarafından da yapılabilmesini gösterebiliriz. Başlangıçta oldukça yargılayıcı bakılan bu düşünce içinde bulundukları şartlar göz önüne alındığında akla yatmaya başlıyor. Elbette bu tarz düşüncelerin üzerinde kafa yormadan önce de işin ahlaki boyutunu göz ardı edip sayfaları tamamen bilimsel ve tarafsız bir gözle okumaya başlamak gerekiyor.

Bunun hiç de kolay olmadığını söyleyebilirim.

[stextbox id=”black”]Mars Artı Y[/stextbox]

9756902841
Künye bilgileri için tıklayın.

Kitap, içinde şiddetin anlamsızlığı da vurgulanıyor. Ledom ırkının sürekli sevecen duruşu, sevgi üzerine kuruluymuş gibi görünen sistemleri, kesinlikle ‘farklı’ olan dinleri -ve o dinsel törenleri tabi ki- evrenlerinin en iyi yönlerini ön plana çıkarıp bizi sürekli cinsiyetsizlik düşüncesinin iyi taraflarına yönlendiriyor, bu şekilde düşünmemize sebep oluyor. Kitabın kurgusu gözlerini Ledom’da (kelime hem ırk hem de dünya için kullanılıyor) açan bir erkek insanın bu yeni dünyayı tanımaya çalışması şeklinde ilerliyor. Ayrıca kitap içindeki ikinci bir kurgu bize günümüzde yaşayan iki evli çift ile başlarından geçen belirli olayları da anlatarak Ledom ırkının ‘cinsiyet sorunu’ olmadan neler başardığını, çift cinsiyetli ve tek cinsiyetli ırklar arasındaki farkları ve şayet ayrım ortadan kalkarsa dünyada neler olabileceğini iyice göstermeyi amaçlıyor. Bu iki kurgu birbirine gayet güzel yedirilerek yazılmış: Günümüzde geçen ikinci kurgu, Ledom’u tanımaya çalışırken bizim dünyamız ile aralarındaki farkları daha da keskin bir biçimde görmemizi sağlayıp aynı zamanda insanların o hale nasıl ve neden geldikleri konusunda da ipuçları veriyor.

[stextbox id=”black”]Ayrımsız Düşüncenin Hafifliği[/stextbox]

Biyoloji, din, fizik, ütopya, cinsellik ve daha pek çok konu ile düşüncenin harmanlandığı bu kitabı okurken ister istemez bazı şeyleri yadırgıyorsunuz ama yazar önyargılarınızı önemsemediğini, sadece kendi kurguladığı dünyayı anlatıp yazdığı bu ırkın nasıl olabileceğini size göstermek istediğini ve kabul etseniz de etmeseniz de kurduğu düzenin günümüz dünyasından daha iyi olabileceğini başkaraktere karşı takınılan tavır sayesinde açıkça belli ediyor. Bize de Ledom dünyasındaki erkek insan Charlie Johns ile birlikte bu yeni ırkı tanımak, kültürlerini öğrenmek ve dallanıp budaklanmadan dümdüz yoluna devam eden kurgunun hiç beklemediğimiz yerlerde bizi şaşırtmasına izin vermek kalıyor.

Kitabın kurgusu, ardında yatan düşünceleri size ağır bir şekilde anlatmıyor. Hayal etmemizin pek de kolay olmadığı böylesine bir konuda dâhi hafif, rahat okunan, ara ara yavaşlayıp biraz kafa yorarak rahatça sindirebileceğimiz bir şekilde yazılmış kitap, ki bu yazarın büyük bir başarısıdır bana göre. Yazılan konunun ağırlığına tezat oluşturacak bir şekilde sayfalar ta arka kapağa kadar parmaklarınızın arasında kayıp gidiveriyor. Kitap cinsiyetsiz bir ırkın, ayrımı benimsemiş olan insanoğluna kendisini tanıtmasını konu alıyor ve bunu gayet başarılı bir şekilde yapıyor.

Venüs Artı X herkesin seveceği bir kitap değil çünkü üzerinde düşünülmediği sürece zaman kaybı denebilecek kadar sistem odaklı bir kurgusu var. Buna karşın okuyup da bahsedilen konu üzerinde düşünecek okuyucunun pek çok şey kapabileceği bir içeriğe de sahip. Kesinlikle boş bir kitap değil ve bir kez bile bu tarz ayrımlar üzerinde düşünmüş olan bir insanın okuyabileceği, hatta sevebileceği bir eser olduğuna kesinlikle inanıyorum. Kapak resminin ve arkasındaki olayın da ne kadar etkileyici olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim ayrıca.

Kitabı bitirdikten sonra yazarın başarılarını ve aldığı ödülleri de görüp diğer eserlerini de merak ederken bulabilirsiniz kendinizi. Eğer kitabın konusu ilginizi çektiyse aradığınızı bulabileceğinizi düşünüyorum. Fakat kitabı açmadan önce önyargılarınızı bir köşeye bırakmanız gerektiğini de yeniden hatırlatmak istiyorum.

İyi okumalar dilerim.