Kayıt Ol

Bağ'ın Özü - Kısa Roman (Novella) Denemesi

Çevrimdışı Evis

  • **
  • 307
  • Rom: 6
    • Profili Görüntüle
Bağ'ın Özü - Kısa Roman (Novella) Denemesi
« : 14 Nisan 2014, 00:36:23 »
Bölüm 1


Koridor boyunca uzanan raflar mum ışığıyla aydınlanıyordu. Eskiden olsa buraya ateşin girmesine izin verilmezdi ama şimdi ne yanıp kül olacak kitap ne de buna kızacak yeterince Katip vardı. Ağ tutmuş rafların arasında ilerlerken kitapları hatırladı. Her çeşitten, her türden eser bulunurdu burada. İkinci Feralan derdi hocası, önce birincisini anlatır, ardından burayla benzerliklerini sayardı. Aslında hiçbir benzerlik olmadığını ikisi de biliyordu ama hocaya göre kitap bulunan her yer oraya benzerdi. Nadir bulunan insanlardan biriydi ama çoğu gibi o da ölmüştü.

Birkaç metre aralıklarla raflar kesiliyor, okuma odalarına açılan kapılar beliriyordu.  Açık kapılara dışarıdan bakıldığında içerisi karanlıktı ama odada neler olduğunu biliyordu. İki yana yerleştirilmiş duvarlara dayalı yataklar, şömine, ortada iki sandalye yaslanmış bir masa ve duvarlarda cam korumalarla kapatılmış meşaleler, kalan yerlerde odadakilerin özel kitapları. Uzun zaman önce bunlar vardı ama şimdi nelerin kendini muhafaza edebildiğinden emin değildi. Kitaplar sahipleriyle ya da onların güçleriyle beraber yanıp gitmişti. Şömine en az bir asırdır harlanmamıştı. Oda soğuk, taş yatakların üzeri boştu. Sandalyeler ve masa çoktan kül olmuş olmalıydı. Tek bir şeyden emindi, duvarlar çıkmayan kara bir lekeyle kaplıydı.

Salona açılan kapıya geldiğinde mumu söndürerek mermer yolun üzerine bıraktı. Kapıya yaklaştı ve belli bir ritimle vurdu. Tek tıklatmadan sonra iki saniye bekle ve Bağ’ın ritimlerini vur. İki yana açılan kapıdan sızan ışık düz ve temiz yüzünü ortaya çıkarmıştı. İçerisi genişti, sağlı sollu dizilmiş büyük masalara oturan insanlar muhabbet ediyorlardı. Kaç kişi olduğunu tahmin etmek zordu. Her yer insan doluydu. Toplantının bu denli dolu olmasına şaşırmıştı ama bunu bekliyordu. Odanın sonundaki merdivenlere doğru ilerlerken insanlara çarptı. Kızgınlıkla dönenler kimin çarptığını görünce susup kendileri hatalıymış gibi özür diliyorlardı. İstemeden de olsa konuşmaları duyuyordu. Gerginler. Bu yerin kendisini de gerdiğini itiraf etmeliydi. Yenilerin korkması gereksizdi ama görmüş olanlara hak veriyordu. Damarlarından kıvılcımlar geçiyor gibi hissediyordu.

 Demin girdiği kapıdan gelen bağrışma sesleri ile irkildi. Ne dediklerini tam anlayamıyordu ama kavga ettikleri belliydi. Aldırış etmeden yoluna devam etti ve salonun sonundaki merdivenlerin önünde durdu.  Arkasına baktı, kavga edenler başka yerlere taşınmıştı. İnsanlar hala intizamsız şekilde bekliyorlardı. Salaklar, güç sevdalısı yüzlerce salak. İki sarmal merdiven ortada, salona bakan balkonda birleşiyordu. Merdivenleri ağır adımlarla çıkıyordu. Balkona açılan kapıya ilerledi ve Bağ ritimlerini vurdu. Önceki kapıda vurduğuna benzemiyordu. Kendine has bir tınısı vardı. İçinde gizlediği, sadece sahibinin ve kapının bileceği bir şey.  

Kapı ağır bir hareketle içeri doğru açıldı. Dışarıya nazaran küçük olan odanın ortasında yuvarlak masa duruyordu. Etrafında oturan insanları biri hariç tanıyordu. Masanın başında oturan adam çocukluk arkadaşı ve dostu Kelam, sol tarafında, gözlerinin altı uykusuzluktan mı yoksa içtiği güzelleştiricilerden dolayı mı mor olduğu bilinmeyen Halis duruyordu. İçeri giren Kâtip ona Mor Göz diyordu. Kelam’ın solundaki sandalye boştu ama onun yanındaki sandalyede, daha önce görmediği iri kıyım, yüzünde savaşta edindiği belli yara izleriyle bir zırhlı oturuyordu. Asker olduğu belliydi. Pelerininin üstünde arma yoktu. Şahşahalı zırhının üzeri hala düzdü, yeni dövülmüş gibi duruyordu. Çelik örgülü kollarından biri ağır hareket ediyordu. Sol kolu sakat. İki yanında zümrüt işlemeli hançerler vardı.

 ‘’Hoş geldin kardeşim’’ dedi Kelam ayağa kalkarak. İçeri giren eski dostunu gördüğüne sevinmişti. ‘’Uzun zamandır gözükmüyordun. Bu davete de gelmeyeceğinden korktum. ‘’ Ellerini açarak yürümeye başladı.

‘’Bunun öylesine, sohbet için yapılmış bir toplantı olmadığını varsaydım. Bu zamanlarda toplantılar öylesine olmuyor değil mi? Kim yaparsa yapsın. Hem benim için düzenlenmiş bir yere gelmemem kabalık olurdu. ‘’ Odadakilere bir kez daha baktı. Asker istifini bozmadan eline aldığı tüylü kalemle oyalanıyordu. Yeni haberleri Askere sezdirmeden Kütüphaneciye söylemeliydi.. ‘’Seni görmekte güzel dostum. Keşke ardımdan birkaç mektup yollaya bilseydin. Eski günlerdeki gibi bir buluşma ayarlaya bilirdik belki.’’

Kütüphanecinin yüzü içten gülümsemesiyle genişledi.‘’ Kuşlar buralarda uçamıyor, biliyorsun, ve atlılar da sana yetişemeyecek kadar hantal. Sizi tanıştırmayı unuttum, bu askerde, hm, asker işte bizi koruması için gönderildi. Adı, adı, adın neydi?‘’

‘’Genire, Gece Hançerlerinin kumandanı ve Seçicisi. İsterseniz ismimi aklınızda tutun Kütüphanecimiz. Çok uzun süre beraber olacağımızı ümit ediyorum.’’ Asker sözlerini bitirdiğinde yüzü hala aynı ifadeyi koruyordu. Sert, buz gibi keskin bakışlarla Kâtip’i ve Kütüphaneciyi süzüyordu. Mor Göz’ü önemsemiyor gibiydi. Yüzünü ona çevirdiğinde iğrenerek bakıyordu.

‘’Korunma ihtiyacımızı kendimiz giderebiliriz sanırım, bizi öldürmek için gelenlerin çoğu kılıçsızdı unuttun mu Kelam’’ Kumandan’ı umursamıyordu. Askerlerden hiç haz etmemişti. ‘’Alev’lerin kıvılcımlarıyla verilen mücadeleyi bütün diyar biliyor. Öldürenlerin, devirenlerin kim olduğunu...’’ Bitti denilmişti, zulüm diyardan kovuldu. Onca yaptığımız şeye rağmen bizi hiç sevmediler.

‘’Ah evet ama artık kılıçlı hergeleler de bizimle uğraşıyor. Salondaki insanlar daha fazla olmalıydı. Üçte birinden haber alınamıyor. Zaten zayıf olan Bağ’ları da artık hissedilmiyor. İzleri yok oldu ve bunu bu zamanda kılıçlılardan başka kim yapar bilmiyorum.’’ Gözleri bir an hüzünlü gibi gözüktü. Toparlayarak arkadaşına sarıldı. Kimsenin duymayacağına emin olduğu bir tonda konuşuyordu.‘’ Akşam Evhae’nin okuma odasına gel. Takip edilmediğinden veya görülmediğinden emin ol.’’  Sarılmayı kestiklerinde birbirlerine sevecen gülümsemelerle karşılık verdiler..

Kumandan’a geri baktığında diğerlerinin nerede olduğunu merak etti. ‘’ Geri kalanlarınız nerede küçüğüm?’’diye sordu Kâtip, gözleri sorgulamaktan çok inceliyor gibiydi

Kumandan sesini düzeltmek için öksürdü. ‘’Aranızdalar Katîp, salonun içinde, görmediniz mi?’’ Katîp bağrışanları hatırladı, onları ayıran adamları da.

‘’ Gördüm ve umarım sizi daha fazla yormamız gerekmez. Mor Göz sen nasılsın?’’
Kafasını ağırca kaldıran Halis gözlerini odada gezdirdi. Yüzündeki ifadesizlik insanı korkutuyordu. Seri bir şekilde masaya ritmik darbeler vurdu. Uzun zamandır konuşmuyor, müzik ve seslerle iletişim kuruyordu ama anlattıklarını sadece Kâtip anlıyordu. Ezgi bittiğinde zayıf yüzüne yakışmayan bir şekilde güldü.

‘’ Evet.’’ Dedi Kâtip kahkahalarının arasında. ‘’ Ben de yapmak isterdim.’’


Merdivenler sonsuza dek iniyormuş gibiydi. Kaç dakikadır aşağı doğru yol aldığını bilmiyordu. Küf kokan duvarların kokusu burnunu sızlatıyor, zaten boğuk olan havayı daha da katlanılmaz hale getiriyordu. Meşaleyi aşağıya tuttuğunda odayı gördü. Sürgülenmiş kapısının önündeki merdiven kapı büyüklüğündeydi. İçeri girmek için kapıyı çaldı. Çoğu kişi buraya inmeye korkuyordu, İsimsizler’in öldürdüğü her ruhun buraya musallat olduğu inancı vardı. Ölülerin kayıt odalarına bu merdivenlerden iniliyordu. Halk buraya İsim Mezarlığı diyordu.

Kapıyı birkaç kere daha tıklattıktan sonra içeriden sürgü sesleri geldi. Kapı açıldığında arkasındaki Kelam’ın yüzü gözüküyordu. Buraya karşı derin bir saygısı vardı. Vakarlı bir şekilde Kâtip’i içeri çağırıp kapıyı kapadı. Sıcaktan terlemiş, içeriyi küf ve ter kokusuyla kaplamıştı.

‘’ Gel, geç otur.’’Dedi sandalyelerden birini uzatarak, kendi yerine geçerken hararetle konuşmaya başladı. ‘’ Geldiğin için seviniyorum. Gittiğin günden beri seni arıyordum. Diyar’a gönderdiğim kuşlar ve casuslar seni bulamadı.’’

‘’ Bulunmamak için elimden geleni yaptım. Araştırmam için zamana ve yalnızlığa ihtiyacım vardı. Sessiz olmalıydım ve bir o kadar dikkatli. Gittiğim yerleri bilseydin bana saygın artardı Kelam, hem de çok. ‘’ Oturduğu yerde kımıldandı. Yüzüne muzipçe bir gülümseme yerleşmişti.

‘’ Bunları duymak istemiyorum, sana saygım yeterince var ve kölen olmak istemiyorum. ‘’ Ayağa kalkarak küçük odada dolanmaya başladı. ‘’Alev’lerin kıvılcımından beri bizi takip ediyorlar, yanımıza şu Gece Hançerlerini verdiler şimdide. Parayla çalışan bir grup casus bizi idare etmek için tutuldu. Ah eski günleri özlüyorum. Duvarların canlılığını, kitapları, İsimleri ve Bağ’ları. Üstteki Kumandan, hiç bir halta yaramıyor aslında. Bizi ellerinde tutmak istiyorlar. Bilmediğimi, anlamadığımı sanıyorlar ama peh, yüzlerine tüküreyim ki tekrar güçlenmemizden korkuyorlar. İsimlerinin bu odalarda anılmasından. ‘’

‘’Sakin ol. Sen Kütüphanecisin unuttun mu? Dirayetini koruman gerekiyor. Diğer işlere ben bakıyorum. Yarın sen, ben ve Mor Göz salondaki İsimsizlerden birini seçeceğiz. Bağ’ı tam olarak kurmayacağım, ama İsimsiz birşeyler hissetmeli ki gerçekçi olabilsin. Bu yüzden kendini küçük düşürecek kadar gösteri yapmasına izin vereceğim. Hala güçsüz olduğumuzu sanacaklar. Peşimizi bırakmayacaklar ama üstümüze çok fazla gelmeyecekler. Salonlarda bir ordu dolaşacağını küçük bir bölük olacak.‘’

‘’Bağ’ı kurmayacaksan bu toplantının ne anlamı var Sedarn. Son bağın bozulduğunda yüz sene beklemek zorunda kaldın. Bunun tamı veya yarımı yok biliyorsun. ‘’ Yüzünde biriken damlalar aşağıya doğru kayıyordu.

‘’Gücümü hafife alıyorsun Kelam, yüz sene uzun bir süre  ve gücüm elimdeyken daha derinlerine indim. Kullanamıyorum, bu muhal ancak Bağ’ın Öz’ü kullanabilecek. Geriye sadece onu bulmak kaldı. Salondakileri gördüm, hepsi güç için gelmiş. İçlerinden biri bile aradığımız kişinin yanından geçmez.‘’ Sakince oturuyor odanın içinde ileri geri dolanan Kelam’ı izliyordu.

 ‘’ Senin işine karışmıyorum Sedarn, her zaman anlamadığım işler yapıyorsun ama Öz’ü nerede bulacağını biliyor musun? ‘’   

‘’ Hayır ama tahmin ediyorum. Diyar’da dedikodular dolaşıyor. Doğu’da Derûn’a dair kehanetler dolanıyor. Oradan başlayacağım.  Derûn’un doğacağı yerden.’’

Şaşkınlıkla olduğu yerde kaldı. Ayaklarını kımıldatamıyordu. Kâtip, Kelâm’ın içindeki korkuyu hissedebiliyordu. Kendisinin de korkması gerekiyordu ama şu an için metanetli davranmalıydı. Yeterince sorunları vardı ve bu sorun biraz daha bekleyebilirdi; doğana kadar.

 ‘’ Hiç derdimiz yokmuş gibi Derûn kehaneti çıktı. Ya bizim tarafımızda olmazsa ne olacak. Kendi doğrularıyla hareket ederler biliyorsun. Ve bizim doğrularımızı benimsemezse karşımızda durur, diyarda bizi iyi anmıyorlar kardeşim. ‘’

‘’ Derûn’un doğmasına çok var. Şu an ki derdimiz Gece Hançerleri, ve dediklerimi uygularsak o sorunda tehlike arz etmeyecek. ’’
 
Odanın içinde dolanıp duran Kelam, taş yatağa oturdu. Düşüncelerini toparlamaya, planı kafasında tamamlamaya çalışıyordu. Sedarn yapabilir miydi bilmiyordu ama ona güveni tamdı, ya da şimdiye kadar öyle olmuştu. Tereddütleri kafasını karıştırıyordu. ‘’ Tamam, yapacağız. Sen yapabilirim diyorsan biz de senin ardından geleceğiz. Halis için farketmez zaten, ne istiyorsak yapar. ‘’

‘’ O zaman yarın İsimsizlerden biriyle Bağ kuracağım. Küçük, kötü geçen bir gösteriden sonra herkes dağılırken sıvışacağız. İsimsiz ve Mor Göz de benimle gelecek.Atların ve yollukların hazır olmasını sağla. Buradan çıkma vakti geldi. Yüz yıllık sabrımızın karşılığını alacağız. Alevler göçüp gitti ve kıvılcımların son ezgileri çalındı. Diyar bizim dönüşümüzü bekliyor, içindekiler istemese bile. ‘’

Çevrimdışı M.K.Immortal

  • **
  • 292
  • Rom: 2
    • Profili Görüntüle
Ynt: Bağ'ın Özü - Kısa Roman (Novella) Denemesi
« Yanıtla #1 : 15 Nisan 2014, 14:59:36 »
Okunaklı ve akıcı olmasına rağmen çok fazla bilinmeyen olması rahatsız ediyor. Kısa süre içinde bu bilinmeyenler hakkında bilgi verilmezse roman kendinden soğutabilir.

Diliniz gayet güzel ama birkaç yazım hatası mevcut, onlar da görmezden geliniyor zaten dilin güzelliği karşısında. Konu nasıl ilerleyecek merak ettiriyor. Kısa roman için iyi bir giriş ancak yine de çok fazla gizemli ilerlememesini tavsiye ederim :)

Ellerinize sağlık.

Çevrimdışı Evis

  • **
  • 307
  • Rom: 6
    • Profili Görüntüle
Ynt: Bağ'ın Özü - Kısa Roman (Novella) Denemesi
« Yanıtla #2 : 16 Nisan 2014, 09:32:03 »
Teşekkür ediyorum yorumlarınız için, insan böyle yorumlarla hem daha istekli oluyor hem de hatalarını görüyor. Tavsiyelerinizi önemsiyorum. Haklısınız şekeri fazla pasta gibi olmuş sanırım. :)

Çevrimdışı Evis

  • **
  • 307
  • Rom: 6
    • Profili Görüntüle
Ynt: Bağ'ın Özü - Kısa Roman (Novella) Denemesi
« Yanıtla #3 : 20 Nisan 2014, 18:13:29 »
Bölüm 2
Aydın Şehir


Oval çizgi boyunca inşa edilmiş surların üstü ağaçlarla doluydu. Dallar şehrin görülmesini engelliyor, üstündeki ateş böcekleri surların dışını aydınlatıyordu. Yıldırım patlamalarına benzer şekilde etrafına ışık yayıyorlardı. Işık surun bir ucundan diğer ucuna dalgalanarak gidiyordu.

‘’Nice savaşlarda düşmanın üstüne ateş olarak düştü bu ağaçlar, kızgın yağın yanında öldürücü darbeyi vurdu. ‘’ Atını ormanın engebeli arazisinden çıkardığı için hızlandırmıştı. Huşu dolu gözlerle baktığı sura gidiyordu.

‘’ Savaş bittiğinde ne oluyor? Ağaçlara yani?’’ dedi yanında duran küçük çocuk. Yaşına göre büyük bir ata binmişti ama dengeliydi. Merakla bakan safir mavisi gözlerini yaverine çevirmişti.

‘’ Saray Bahçesindeki Yıldırım Ağaçları sura taşınıyor. Ateş böcekleri de onlarla birlikte.  Savaşın güzel göründüğü şehirdir burası. Destanlarda geçen  çoğu savaş burada oldu.  Duvarların  ardındaki şehrin zenginliği, kervan yolları içindi ama destanları bilirsiniz, hep farklı ve ilginç nedenler bulurlar. Bunu bir ozan yerine bir askere sorarsanız, ya da ailesine; göz yaşından başka alacak cevap bulamazsınız. Umalım ki o güzel görüntülerden mahrum kalırız. ‘’

Konuşmadan yollarına devam ettiler,yaklaştıkça surun güzelliğini daha iyi fark ediyordu. Bir, iki, üç, dört, beş ve ışık. Beş yürek atımında bir parlıyor. Diye düşündü çocuk. Her seferinde gözlerini kısmak zorunda kalıyordu. Yukarıya, ağaçların yanındaki askerlere bakamıyordu. Keskin gözlerini kullanamadığı için korkuyordu, yaşı küçüktü biliyordu ama herkes gözleri, dengesi ve ilgisiyle tanıyordu onu. Belki bu yüzden buraya gelmişti. Halef’i düşündü. Babasına yolladığı mektupta çocuğun parlak biri olduğunu O’nu değerlendirmek istediğini söylüyordu. Yaveriyle birlikte hazırlanıp en kısa zamanda Aydın Şehre gitmeliydi. Kâtip’in gelişini beklemeli ve ona hürmette kusur etmemeliydi. Kâtip’e dikkat et. Diye öğüt vermişti Babası gitmeden önce. Kâtip her zaman kendi çıkarı için iş yapar, tıpkı ölen diğer Kâtipler gibi. İsimsizler de. Kral göremiyor, ya da görmek istemiyor. Bu seni aşıyor çocuğum, sadece dikkatli ol ve Yaver Nazım’a güven.

Işık patlamaları gözünü yoruyordu artık, kafasını eğerek ilerlemeye başladı. Yukarıda neler olduğunu içeri girdikten sonra öğrenecekti. Koruma düzenleri nasıldı merak ediyordu. Kapıya geldiklerini seslerden anlamıştı. Ağır hareketlerle çekilen zincirin sesi yorgunluklarının üstüne bir şarkı gibi geliyordu. İçerideki gürültüler duvarları aşıyor şehrin yaşadığını belli ediyordu.

‘’ Hoş geldiniz, Haszade sizi bekliyor. Sizi ve refakatçi yaverinizi. ‘’ Hafifçe başını eğip ilerlemeye başladı. ‘’ Lütfen takip edin. Haszade bu tarafta. ‘’ Koridor labirenti andırıyordu. Bir kapı ve ardından iki kapı daha, yukarı, geniş salonun tozlu masalarını geçtikten sonra sağa ve büyük kapıdan içeri. Haszade odasında durmuş pencereden dışarı bakıyordu. Odadaki parşömenlerin üzeri tozlanmış, bazıları küflenmişti. Yanlarındaki kalemlerin mürekkepleri kurumuş olmalıydı. Duvarlara halılar asılmıştı. Birinde Aydın Şehrin diğerinde Diyar’ın haritası vardı.

‘’ Lütfen oturun. ‘’ Dedi Haszade arkasını dönerken. ‘’ Uzun yol beraberinde yorgunluk getirir. ‘’ Kendisi de sandalyesini çekti, eski sandalyenin tahtaları gıcırdarken oturdu. ‘’ Nasılsın Vâris Kerel, görüşmeyeli bir iki santim uzamışsın. Omuzların genişlemiş ve yüzün ah, evet aynı babana benziyorsun. Zırhların içinde daha yakışıklı olacaksın ve atını sürerkenki duruşun şarkılarda anılacak. Şarkıları sever misiniz Vâris.’’

Oturduğu yer kendisine rahatsızlık veriyordu. Huzursuzca ayağa kalktı, gövdesi masaya denk geliyordu. Çocuk olduğu belliydi ama çoğu zaman çocuk gibi davranılmamıştı. Buna alışkın değildi ve karşısındaki Haszade’nin ona bir Şehrin Vâris’i gibi davranmasını istiyordu. ‘’ Pek değil Haszade Felenti, çocukluğumda, annem kollarında  dinletirmiş ve ağlarmışım.  Şimdi bunun için zamanımın olmayacağını düşünüyorum. Umarım aynı fikirdeyizdir.  Ne zaman eğitimlere başlıyoruz. ’’ Şehri gösteren duvar halısının önünde duruyordu. Meraklı gözlerle şehri inceliyor, neyin nerede olduğunu aklına kazıyordu. Çok zor olmasa gerek.

Ertesi gün masanın başında, tahtadaki muallimi Diyar Tarihi anlatırken düşündüğü tek şey zor olduğuydu. Bunca yıl ve olayın nasıl aklında kalmasını bekliyorlardı. Savaşlar, yıkımlar ve yeniden doğmuş şehirlerin bu kadar çok olduğunu hiç düşünmemişti. Şu an sadece başlıkların üzerinden geçilse bile Aydın Şehir Vâris’inin içini sıkmaya yetiyordu. Dayanmalıydı, Halef ilerde şehrin yönetimini kendisine verecekti. Belki beş ya da on yıl sonra Haszade olacaktı. Kalemini mürekkebe sürerek yazmaya devam etti.

‘’Bağ’lıların arasında yemin bozanlar galip geldi. İki yüzyıl boyunca hükmünü sürdürdü ve nereden geldikleri hala şüpheli olan Alevler ile çarpıştılar. Alevler bundan sonra bir daha gözükmedi. Yenilgi sonrasında kalan bütün Yemin bozanlar temizlendi. ‘’ Babasının bahsettiği Kâtip’i düşündü. Demek yemin bozanlardan değilmiş. Kalemini kenara koydu. ‘’ Yemin bozanlardan başka Kâtipler de var mı?’’

Muallim kafasını tahtadan kaldırarak arkasını döndü, yaşlı yüzü ve kambur sırtı ölmesine az kaldığını söylüyordu. İnce saç tellerinden çok azı hala kafasının üzerindeydi. Tebeşirli eliyle burnunu okşadı. ‘’Bilmem, Yemin Bozanlarla yaptıkları savaştan kaçanlar varsa, evet. Tabi ne kadar iyi saklandıklarına bağlı. Ne diyorduk? Yemin bozanlar temizlendi ve Alevler söndü. Akademik bir kitapta böyle edebi safsatalar olmamalı bence, sen ne dersin çocuğum?  Alevler kayboldu yaz, böyle daha iyi, evet. Bugünlük bu kadar tarih yeter. Yarın ki kılıç dersin için dinlen ve tekrar et. Yarın daha zor olacak ama sen çocuğum küçük bir şehrin vârisi değilsin. Diyar’ın en zengin şehri, kervanların gelmek için birbirlerine tuzak kurdukları yer. Şehri dolaştın mı çocuğum, onlar seni tanımadan bir dolaş ve halk ile tanış, evet.’’

Şehrin zemini tek tek yerleştirilmiş taşlardan oluşuyordu. Birleştiğinde ortaya çıkan desenler yürürken kafanızı eğip bakmanızı sağlayacak güzellikteydi. Yol boyunca uzanan dükkanlar gelen kervanlara ev sahipliği yapıyordu. Tenleri koyu insanlar, tenleri açık insanlar, saçları bağlı erkekler, saçları kısa kadınlar, uzun sakallı, sakalsız erkekler, bilinen ve bilinmeyen dillerde konuşanlar her yeri doldurmuştu.

Bir handa birşeyler içmek için duraksadılar. İçeri girdiklerinde ne oturacak bir yer ne de içecek getirecek boşta garson vardı. Herkes kendi derdiyle dertlenmiş bir şekilde konuşuyordu. Kimi karısından şikayet ediyor, kimi sıcaktan, kimi de geç gelen mallarından ama kimsenin sorunu para değildi. Şehir zengindi ve buradan başka şehirlere gidenler Haszadelerle aynı şekilde yaşıyor gibi görünürdü. En iyi atların çektiği ipek perdeli tahtırevanlarla yolculuk ederler, kimseyi yürütmezlerdi. Kervanlarını en iyi askerler korurdu. Dışarı şehirlerin kervanları buraya geldiğinde anlaşılırdı. Yerli halk, misafirlerden farklı ve daha güzel giyinirdi ama hiçbiri bunu önemsemez gibi dururdu. Gelenleri küçük düşürecek birşey yapmaktan kaçınırlardı ancak bunun da istisnaları olmuyor değildi.

‘’Dikkat etsene velet.’’ Dedi kapıdan girerken Vâris’e çarpan, göbeği gömleğini yırtacak gibi duran adam. ‘’ Burada bekleme ya gir ya da çık.’’ Koca dudakları hareket ederken irice bir öküzün konuşmasını andırıyor diye düşündü Vâris.

‘’ Kimsin?’’ diye sordu düşüncelerinin arasından. ‘’ Kimsin ve ne iş yaparsın?’’

‘’ Hanın sahibiyim ve burada durmamanı söylüyorum velet, git konuşacak vaktim yok görmüyor musun? ‘’ Eliyle masaları gösterdi.

‘’ Demek hanın sahibisin. Ne kadar kazanıyorsun Hancı? ‘’ Yaver’ine baktı, Nazım gözleriyle içeriyi süzüyordu ama konuşmayı dinliyordu.

‘’ Buradaki herkesten fazla ve herkes kadar. Onların cebindekiler kadar kazanıyorum. Hadi şimdi ikile.’’

‘’ Gitmiyorum hancı, beni kovmaktan vazgeç. Buranın insanları nasıldır? Zengin olmanın dışında tabi başka maharetleri veya zafiyetleri var mı? Haszade’yi severler mi?’’ Hancı soruları cevaplamak yerine odasına doğru ilerledi. Yapacak hesapları ve verecek siparişleri vardı. Küçük çocukla uğraşmak istemiyordu ama çocuğun merakını sevmişti ve bir garson fena olmazdı. İki masa geçtikten sonra Vâris’i yanına çağırdı. Yaver’i hiç fark etmemiş gibi duruyordu. ‘’ Gel evlat, sorularını odamda cevaplarım.’’ Vâris hancı odasına ilerlerken geri dönüp Yaver’e odanın kapısında beklemesini söyledi.

‘’ Gel velet otur. Kimsin? ‘’

Dışarı çıkmadan önce bu tür durumlar için sahte bir kişi oluşturmuşlardı. ‘’ Buraya gelen Kervanlardan birinin sahibiyim. Aslında sahibi babam ama o hasta olduğundan benim sayılır. Bu şehir hakkında birşeyler öğrenirim diye ummuştum. ‘’

‘’ Pek bir şey yok, herkes zengin ve rahat. Bazıları kibar ve bazıları kibarlıktan öte yaltakçı. Ben kibar olanlardanım ve bu yüzden sorularını cevaplayacağım. ‘’

Adama üstünkörü sorular sorduktan sonra dışarı çıktı. Bulmayı umduğu adam bu değildi ama şehir hakkındaki bilgisi muazzamdı. Nerede ne satılır, yerli satıcılar kimlerdir ve ne satarlar. Pazarlık için bir kaç ipucu bile vermişti. Hatta şehrin altından geçen, gizli yollar olduğunu söylüyordu. Bütün şehri kimseye görünmeden dolaşmanın bir yolu ve birine denk gelseniz bile kimse birbirini görmez demişti sırıtarak. Çoğu kişi yüzünü saklar ve o karanlıkta yüzünüzü saklarken kimseyi göremezsiniz. Merakını gizleyip Yaver ile birlikte dışarı çıktı.

‘’ Hanlar çoğu zaman doluymuş, birşeyler yiyeceksek Pazar alanına gidecekmişiz. Acele edelim derse üç saatten az kaldı ve açken kılıç sallamak istemiyorum. ‘’

‘’ Pekala.’’ Handan uzaklaşıp dükkanların arasında ilerdikten sonra ‘’ Ne konuştunuz? ‘’ diye sordu.

Vâris dükkanları inceliyordu. Kimsenin kendisini duymasını istemediği için sessiz ve temkinli şekilde konuşmaya başladı. ‘’ Pek bir şey değil, handan, gelirler ve giderlerden, mekanlardan ve satıcılardan. ‘’ Sesini biraz daha kısıp Yaver’e yaklaştı. ‘’ Aradığımız kişi hakkında soru sormadım, güvenilmez biri ama bir tünel varmış. Şehrin altında ve bütün şehir boyunca ilerliyormuş. Belki işimize yarar. ‘’

Yaver gözlerini devirdi. ‘’ Güvenilmez bir insanın sözü, ve güvenilmez bir tünel. Tabi ki oraya gitmen yasak Vâris Kerel. Öte yandan bir uğrayıp bakacağım. Kâtip’i bulmamızı beklemiyordum ama bulsak iyi olurdu.''

Güneş her zaman tepedeydi. Muhafızlar her köşe başında mevzilenmiş, ziyaretçilerin güvenliğini sağlıyorlardı. Binalar işlemeli desenlerle süslenmişti. Yapraklar sütunların üzerinden hanların balkonlarına kadar uzanıyordu. Bazı duvarlarda mozaiklerle figürler resmedilmişti. Birbirleriyle savaşan insanlar, atlar ve havaya kalkmış tozlar eski savaşları anlatıyordu. Hepsinin ismini sayamazdı ama birkaç ay döngüsü sonra bilecekti. Köşeyi dönüp başka bir sokağa girdiler. Bazı sokaklar ağaçlar gökyüzünü kapattığı gerekçesiyle genişletilmişti. Şehrin güzelliğine dair hikayeler duymuşlardı ama içinde bulunmak ayrı bir zevkti. Pazar alanına doğru yöneldiler.

Şehrin merkezindeki avluda insanlar birbirleriyle konuşuyorlar, bağrışıyorlardı. Baharatlar, meyveler, içkiler,  Diyar’ın dışında yaşayan hayvanların etleri, sütleri ve kürkleri vardı. İçeriye doğru çeşitler değişiyor, kılıçlar, kalkanlar, miğferler, kaliteli ve kalitesiz metaller, demirler, safirler, opallar,elmaslar ve diğer değerli taşlar bulunuyordu. Demirciler, verilen işleri yetiştirmeye çalışıyor, bazen etraftaki mücevhercilerle alış veriş yapıyorlardı. Terziler ölçü alıyorlar, kumaş satıyorlardı. Ortada bulunan geniş süs havuzunun etrafı yemek satıcılarıyla doluydu.  Karınlarını doyurmak için birine yaklaşıp taburelerden birine oturdular.

‘’ Pirinç getir, üstüne baharat ve süt koy. Yanında biraz bal ve et. Acelemiz var, içecek için mayalanmış süt ve nane özü ver. ‘’ Çevresinde oturan insanlar gülerek kendisine bakıyordu. Vâris nedenini anlamıştı. Çocuk muamelesi görmeyi sevmiyordu. ‘’ Erkek olmak için kafamızın ve organımızın yerinde olması gerekiyor, bira ve şarap midemizde olmasa da olur. Bir de kılıç, isterseniz sizler için bir tane ayarlayabilirim. ‘’ Yaverine baktı, Nazım onaylamayan bir şekilde kendisini süzüyordu. Yoksa bana saygıları kalmaz. Yaver’e söylemek istedi ama sanki aklından geçenleri okumuş gibi cevap verdi. ‘’Saygı da gereklidir, ama önce sizi sevmeliler. ‘’ Adamların üstlerine geldiğini görünce ayağa kalktı. Pelerininin altında kalan kemeri açarak adamlara bir kılıç ve nişan gösterdi. Aralarındaki en iri yarı olan, biraz daha ilerlemeyi göze aldıysa da Yaver’in elleri kılıcın kabzasına giderken durdu ve geri döndü. Etrafta oturanlar fısıldaşmaya başladılar. Vâris olan biteni izlemek yerine yemeğini yiyordu. ‘’Teşekkürler Nazım, kim olduğumu öğrenmemeleri iyi oldu ama seni öğrendiler. ‘’ Gülüşü Yaver’e de bulaşmıştı. İkisi de  çeşmenin yanında, kimsenin anlamadığı bir sebepten gülüyorlardı. ‘’ Eski bir nişan ama hala işe yarıyor. Bu yüzden içimde onlara karşı sevgi bile besliyorum. ‘’ Elini kemerinde gezdirerek nişanı çıkarıp masaya koydu. Üstünde Diyar dışı bir dille yazılmış kelimeler ve ateşli kılıç duruyordu.

Çevrimdışı Loial

  • *
  • 39
  • Rom: 0
    • Profili Görüntüle
Ynt: Bağ'ın Özü - Kısa Roman (Novella) Denemesi
« Yanıtla #4 : 22 Nisan 2014, 12:37:31 »
ilk bölüm M.K İmmortalın da dediği gibi okunaklı ama çok fazla bilinmeyene sahip. Bu yüzden Hikayenin okuyucuyu kendine alıştırmasını zor kılıyor. İkinci bölümde biraz rutin geçti. Ama anlatım ve yazım diliniz gayet başarılı. İkinci kısımda çocuğun hancıdan şehir hakkında bilgi alması kısmı biraz basit olmuş izlenimi yarattı bende. Devamı olacaksa okuyabilirim. Ama okumam için biraz heyecan katman gerekecek hikayeyee. :D Eline sağlık.

Çevrimdışı Evis

  • **
  • 307
  • Rom: 6
    • Profili Görüntüle
Ynt: Bağ'ın Özü - Kısa Roman (Novella) Denemesi
« Yanıtla #5 : 22 Nisan 2014, 13:57:58 »
Aslında haklısınız. Bunları taslak olarak görebiliriz. Sizin yorumlarınız ile düzeltip tekrar bir üstünden geçeceğim bittiğinde, ondan sonra aynı bu başlıkta tekrar yayınlayacağım.

İkinci bölümde herhangi bir olay olmuyor, bu olay oluşturmada biraz sorunluyum, hancı ile aralarında daha büyük bir çatışma yapsaydım sanırım ikinci bölümdeki sorun düzelecekti. Sağlık olsun, yazarak gelişmeye çalışıyorum ve yorumlarınız olmazsa sanırım eksikliklerimi göremem. Teşekkürler. :)

Çevrimdışı Loial

  • *
  • 39
  • Rom: 0
    • Profili Görüntüle
Ynt: Bağ'ın Özü - Kısa Roman (Novella) Denemesi
« Yanıtla #6 : 22 Nisan 2014, 14:34:20 »
Eksikleri görme konusunda birilerinin yorumunu almak en iyi yol tabi ki... Umarım daha da geliştirirsiniz kendinizi. Ufakta olsa bir katkım olduysa sevinirim. :D   

Kayıp Rıhtım Arşiv Forum

Ynt: Bağ'ın Özü - Kısa Roman (Novella) Denemesi
« Yanıtla #6 : 22 Nisan 2014, 14:34:20 »