Kayıt Ol

Kılıç

Çevrimdışı Malkavian

  • *****
  • 2152
  • Rom: 57
  • I was lost in the pages of a book full of death..
    • Profili Görüntüle
Kılıç
« : 26 Şubat 2011, 00:22:36 »
Kılıç
Bölüm I


Kendimi bildim bileli hep dünyayı gezdim. Ne bir derdim ne de tasam vardı. İçimdeki o kıpır kıpır enerji ile kural tanımaz nehirlerde serbestçe dolaşıyordum. İhtiyacım olan belki de her şey yanı başımdaydı zaten. Annem, babam ve kardeşlerim hep beraber lav denizinin o asi fokurtuları arasında dünyayı geziyorduk. Yer yer siyahın en koyu tonuna çalan devasa granit taşların arasından akan kan kırmızı magma nehri dünyayı yüzyıllardır, belki de binlerce yıldır hiç yorulmadan dolaşıyordu. Ben de onunla birlikte yol alıyordum tabiî ki. Her attığımız turda nehrin geçtiği yol daha da değişiyordu. Bazen derinlere dalıp turuncu ve göz alan sıcacık lavlara dalıyorduk. Bazen de yeryüzüne daha yakın küçük akıntılarda serinliyorduk. Hayat çok güzeldi anlayacağınız. Taa ki ben o aptalca kararı verip her zaman gittiğimiz döngüden vazgeçene kadar.

Yeryüzüne yakın bir akıntıda ilerliyorduk ve önümüzde bir yol ayrımı belirdi. Binlerce yıldır aynı yolda devam eden yolculuğum, artık canımı sıkmıştı ve yeni yerler görme çabası ile bu sefer sağdan değil de akıntının daha az olduğu soldaki yoldan gitmiştim. İlerledikçe akıntı azaldı ve hava iyice soğudu. İçime bir ürperti yayıldı. Burası gerçekten de bana bahsettikleri kadar korkunçtu. Taşlar siyah renklerini yavaş yavaş çirkin bir koyu kahverengiye bırakmıştı. Tanrım ne kadar berbat bir görüntüydü. İki kenarda katman katman donmuş magmanın oluşturduğu siyah bir şerit sanki gerçek dünyadan bu lav akıntısını ayırıyor gibiydi. O enerji ile dolup taşan nefretle fokurdayan görkemli nehre ve lav çağlayanlarına ne olmuştu? Soğuktan donmuş ve katılaşmışlardı resmen. Korkudan mı, yoksa giderek yüzeye daha çok yaklaştığımdan mı bilmem içimdeki ürperti giderek arttı. ‘Lanet olsun!’ diye söylendim kendi kendime. Ya bu nehir bir yere çıkmıyorsa? Ya benim sonum da kararmış lavlar gibi donarak yitmek olursa?

Korktuğum gibi de oldu. Lav nehri sonunda iyice yavaşlayıp küçük bir magma göletine döküldü. Soğuk giderek arttı. İçimin ürpertisi ise bir gün bile azalmadı. Özümün yavaş yavaş donduğunu hissedebiliyordum ama bu konuda bir şey yapamıyordum. Beni sıcak tutan lavlar da soğuğa teslim olarak, kararmaya başlamıştı sonunda. Suçlu onlar değil. Sonuçta ellerinden geleni yaptılar beni sıcak tutmak için… Birkaç yüzyıl orada hapis kalmış olmalıyım. Yavaş yavaş donmak ve bu konuda hiçbir şey yapamamak nasıldır bilir misiniz?

Dondurucu soğuğun içinde büyük bir acı çeken benliğim, sonsuz bir hasretle yanıp tutuşuyordu. Sıcak yuvama bir gün geri döneceğime emindim. Bu umudu içimde korumalıydım. Yoksa nasıl devam edebilirdim ki?

Birkaç yüzyıl o göletin içinde, etrafımda katılaşmış lavların oluşturduğu büyük bir örtünün altında uyudum. Taa ki o inanılmaz gürültüyü işitene dek. ‘Tak… Tak... Tak…’ Etrafımda katılaşmış ve artık granit gibi sertleşmiş siyah örtü titredi. Sert bir cisim bana çarptı. Sonra tekrar çarptı. Eh benim kadar sert olamazdı. Ben en asil metallerin soyundan geliyordum ve donup kalmıştım burada resmen. Hem de yüzyıllarca. Durdu ve sonra ben çırılçıplak kalana kadar etrafımdaki örtüye defalarca darbeler indirdi.

----0----

Tanrım! Bu ne kadar da çirkin bir yaratıktı böyle. Kısa boylu. Her tarafından kıllar fışkıran, kaya kadar sert uzuvları olan bir yaratıktı. Beni aldı ve ufak bir ateş parçasının yanına gelene kadar inceledi. Yüzyıllar sonra gelen bu sıcaklık içimi ısıttı. Küçük de olsa ateşe tekrar bu kadar yakın olmak ne kadar da güzel bir histi!

Hızla küçük bir tünelden geçtik. Lanet olsun! Bunca yüzyıl donarak yaşadıktan sonra bundan daha büyük bir soğuk olamayacağını düşünüyordum. Yanılmışım… Özlemi ile yanıp tutuştuğum lav denizinden giderek uzaklaşıyordum. Ailemin ve arkadaşlarımın hep korku ile bahsettiği yeryüzü dünyasına doğru ilerliyordum. Birkaç saat sonra çirkin yaratığın sırtındaki çantada yaptığım yolculuk nihayetine erdiğinde içime nasıl bir korku işlediğini sizlere anlatamam. Fakat bu bile içeriye girdiğimde düştüğüm şokun yanında az kalırdı emin olun.

Benim gibiler için bir mezarlık olsaydı kesinlikle buraya benzerdi. Akrabalarım, yanında dolaştığım bütün metaller soğuktan donmuş, bilinçlerini kaybetmiş şekilde sağa sola dağılmışlardı. Lav denizlerinin fokurtuları arasında neşe ile bir o yana bir bu yana koşturan metallerden çirkin ve soğuk vazolar, çiviler, tencereler, zincirler yapmışlardı.

----0----

Garin oğlu Uldin, heyecanla titreyen elleri arasında duran hayatında gördüğü en parlak metali şömine ışığının boğuk ışığına doğru tuttu. Babası Garin gibi uzun boylu ve yapılıydı. Omzuna dökülen siyah saçları, yakışıklı ve akılda kalan yüzü ile kralların soyundan geldiği ortadaydı. Metalin pürüzsüz ve kaygan yüzeyinden yansıyan ışığın belki de onlarca katı Uldin’in krallıktaki birçok kızın gönlünü çalan gözlerinden etrafa saçılıyordu. Babası lanet olasıca bir suikastçi tarafından, yatağında bıçaklanarak öldürüleli beş gün olmamıştı bile. Onun onurunu korumak adına beş gün önce en derin madenlere tek başına yolculuğa çıkmıştı. Kendisine can yoldaşını bulmak için. Çünkü Garin oğlu Uldin çok iyi biliyordu ki suikastçiyi yollayanların hepsi tek tek kanlar içinde hayat veren toprağın üzerinde hareketsizce yatana kadar, babası yattığı yerde huzur bulamayacaktı.

Can yoldaşını yapacağı metali kimsenin gitmeyi göze alamadığı, sürekli çökme tehlikesi olan bir madenin en alt katmanında bulmuştu. Onu ellerine alıp mum ışığına ilk tuttuğunda ne kadar değerli bir keşif yaptığını biliyordu. Heyecanla ağır metali sırtına atıp demirci atölyesine gelmişti. Burası onun mabedi gibiydi. Yaptığı en güzel eserler buradaydı. İnce işçiliklerle süslenmiş vazolar, tablolar, kenarlıklar, kalkanlar ve hatta krallığının arması her bir halkasına oyulmuş zincirler bile vardı atölyesinde. Uldin ülkenin en hünerli demircisiydi ve şimdi toprağın belki de yüzlerce metre altında bulduğu bu inanılmaz güzellikteki parlak dostunu krallığın sembolü haline getirecekti.

 Hemen ocağın başına geçti ve ateşi canlandırdı. Madenlerde geçirdiği beş gün ve ocağı canlandırdığı birkaç saatlik yoğun uğraş sonucunda baştan aşağı her yeri is ve kömür karası olmuştu. Aldırmadan işine devam etti. Ocağa hiç bu kadar odun atmamıştı, hiç kömür stoğunun neredeyse yarısını ocağa boşaltıp sonra da onları körüklememişti. Ocağı da, bu sanatını icra ettiği yer gibi kendisi bizzat yapmıştı. Fakat Uldin bile bu kadar sıcağa dayanıp dayanmayacağını bilmiyordu. Metali eline ilk aldığında içinde bir şeyler kıpırdanmıştı. Biliyordu… Hatta emindi. Bu metali normal bir sıcaklıkta eritip işleyemezdi. Sonunda sıcaklık dayanılmaz olduğunda, ateş maşası bile yer yer sıcaktan eğri büğrü olmaya başladığında, Uldin tüm ihtişamı ile güçlü kollarına aldığı parlak metali ocağın içine sürdü. Çıkan turuncu alevler arasında gözünü kısarak beklemekten başka bir şey yapamıyordu.

Makul bir süre bekledikten sonra kan ter içinde kalmış kaslı kolları ile metali geri çektiğinde gördüğü manzara karşısında hayrete düştü. Metal birazcık yumuşamıştı o kadar. Normal bir demiri eritip buhara dönüştürecek sıcaklık karşısında boyun eğmemişti bile. Uldin’in çatık kaşlarının arasından damlayan ter ve is karışımı çamur ince bir mizah anlayışı ile gülümseyen ağzının kenarından süzüldü. Tam aradığı şeyi bulmuştu. Boyun eğmez, sağlam, ulaşılması güç ve inatçı. Metali tekrar ateşe sürükledi ve körüğün başına geçti. Yorgun kolları ile hiç durmadan saatlerce körükledi ateşi. Sadece ocağa daha fazla kömür atmak için ara verdiği işine inat ve kararlılıkla devam etti. Ocağın her yerinden ve özellikle baca kısmından garip sesler geliyordu. Artık sınıra gelmişti. Daha fazla zorlarsa ocağı patlatacaktı. Elleri artık yorgunluktan titremeye başlamışken, inatla ocağa yöneldi ve inanılmaz sıcağa aldırmadan elinde tuttuğu maşayı uzatıp metali sabırsızca geri çekti. Gözlerinde heyecan ve baş koyduğu işi başarmanın verdiği ihtişamlı bir ışıltı vardı.

Sabırsızca koyu turuncu parlayan metali dövüp sanatını icra edeceği yere getirdi. Daha önce hiç kullanmadığı özel çekicini eline aldı. O anda tüm yorgunluğunu unuttu. Sevgisi, hırsı, yorgunluğu, inatçılığı ve tüm sadakati ile metale şekil verdi. Üç gün ocağın başında kaldı Garin oğlu Uldin. Üç gün boyunca sıcakla boğuşmak adına içtiği su dışında ağzına bir şey götürmedi. Üç gün boyunca demirci ocağından havaya yoğun siyah dumanlar saçıldı. Krallıktaki tüccarlar, soylular, şövalyeler hatta dilenciler bile Uldin’in ne yaptığını merak ediyordu. Fakat kralın danışmanları bile bu kutsal anında Uldin’i rahatsız etme riskini göze alamıyorlardı.
----0----

Çevrimdışı cankutpotter

  • ****
  • 1233
  • Rom: 14
    • Profili Görüntüle
    • Büyülü Kale, Hayallerinizin adresi.
Ynt: Kılıç
« Yanıtla #1 : 26 Şubat 2011, 19:19:35 »
Çok ilginç ve güzel bir hikaye. Daha ilk bölüm olması dolayısıyla bir şey söyleyemeyeceğim fakat güzel ilerleyecekmiş gibi geliyor. Neyse devamını bekliyorum.
İnsan, hayalleriyle vardır.

Çevrimdışı Wanderer

  • ****
  • 1503
  • Rom: 28
  • Uzun günler ve hoş geceler dilerim.
    • Profili Görüntüle
    • Blog Sayfam - Yolsuz Yolcu
Ynt: Kılıç
« Yanıtla #2 : 26 Şubat 2011, 19:30:36 »
Bir metal cevherine, bir kılıca bu kadar farklı bakman çok hoşum agitti. Farklı bakış açılarını her zaman sevmişimdir ve senin anlatım tarzın da bakış açın da her zaman okuyucuyu çekebilecek cinsten. :)

Ellerine sağlık sıradaki bölümü merakla bekleyenlerdenim... :)
May the force, be with you.

Çevrimdışı Malkavian

  • *****
  • 2152
  • Rom: 57
  • I was lost in the pages of a book full of death..
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kılıç
« Yanıtla #3 : 27 Şubat 2011, 13:18:22 »
Bu hikayeyi 2-3 ay önce 'Kılıç' teması için yazmaya başlamıştım ama araya birçok iş girince bu da yarım kalan hikayelerimden biri olmuştu. Foruma gönderince devam etme sorumluluğu duyduğum için genelde bunu da düzenleyip buraya gönderdim. En fazla 2 ya da 3 bölüm olacak diye düşünüyorum bir anda ilham patlaması yaşamazsam.

İkinize de yorumlarınız için teşekkür ederim. Yazıda aslında bir insan ile başka bir varlığın dünyaya ne kadar farklı açılardan baktığını vurgulamaya çalışıyorum ama pek beceremiyorum gibi :)

Çevrimdışı mit

  • *
  • 5540
  • Rom: 96
  • Kronik Anakronik
    • Profili Görüntüle
    • Yorgun Savaşçı'nın Günlüğü
Ynt: Kılıç
« Yanıtla #4 : 28 Şubat 2011, 13:15:48 »
Hikayeyi okurken "Keşke seçkiye yetiştirebilseymiş." demeden edemedim. Kılıç temasına farklı bir bakış açısı getirmişsin. Özellikle metalin gözünden anlattığın kısımlar gerçekten hoştu. Yalnız daha önceki hikayelerindeki akıcılığı yakalayamadım o bölümlerde. Sanki metalin ağzından anlattığın kısımlar seni biraz zorlamış gibi... "Yüzyıllarca" kelimesini arka arkaya çok fazla yenilemen, bazı yerlerde virgülleri unutman gibi şeyler bende bu izlenimi bıraktı. Hikayeyi demircinin tarafından okuduğumuz kısımda böyle bir sorun hemen hemen yok gibi çünkü.

Bunun dışında demirci ve babası için bulduğun isimlere bayıldım. Resmen Tolkien tadı bırakıverdi ağzımda. O derece güzel ve uyumlu... Bu arada kafama takılan bir nokta var. Madem adam kraliyet soyundan geliyor ve babası da kraldı neden demircilik gibi basit bir meslekle uğraşıyor? Haydi, eğitimi için ya da özel hobisi olduğu için diyelim, atölyesi neden sarayın bahçesinde vs. değil de kasabanın ortasında?

Bu sorulara belki de ileride cevap vereceksin. Ben sadece kafamdaki soruları dile getirdim o kadar :) Kılıç ile adamın farklı bakış açıları ile olayların ne yönde ilerleyeceğini oldukça merak ediyorum çünkü. Kalemine sağlık...
Jackal knows who you are,
Jackal knows where you are.
Try to hide if you dare.
Do your best, i don't care.

Çevrimdışı Malkavian

  • *****
  • 2152
  • Rom: 57
  • I was lost in the pages of a book full of death..
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kılıç
« Yanıtla #5 : 28 Şubat 2011, 13:51:21 »
Akıcılık... İşte tüm mesele bu. İçime sinmeyen kısmı da bu. Ama elim kolum bağlıydı bir bakıma. Nedeni ise şu; bir insanı betimleyebilir, el kol hareketleri, kafa sallamaları ile kişiliğini anlatabilir, düşünceleri ve ihtirasları ya da sevgisi ile ona duygusal ve düşünsel anlamda tam bir ruh katabilirsiniz. Hatta bir kurt adam, bir vampir, bir cüce, bir elf, bir bitkiyi bile anlatmak buna nazaran kolay.

Gel gelelim söz konusu şey bir metal olunca, ortada ne el kol hareketi kalıyor, ne de neyi arzuladığını biliyorsun. Lav denizi kısmını koymasam, sadece hareketsiz düşünsel bir varlık olacaktı. 'Bir metal neyi arzular ve nelerden hoşlanır ya da nelerden nefret eder?' sorusunu defalarca kendime sordum ve anlatım zenginliği kazandıracak kadar çok cevap alamadım. Bu yüzdendir ki o kısımlar biraz yavan kaldı gibi. Ama bu kadar zorlamadan sonra Uldin'e geçince bir ferahlık ve akıcılıkla yazabildim. İlk kısım gerekli bir zorlanma idi benim için ve geçti gitti. Önümüzdeki maçlara bakacağız artık :)

Çevrimdışı Legend

  • ***
  • 590
  • Rom: 18
  • I write because your wrong
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kılıç
« Yanıtla #6 : 28 Şubat 2011, 18:45:07 »
Metal bölümleri çok hoşuma gitti.Demirci hikayelerini zaten sevmişimdir hep ama bu apayrı bir yaklaşım olmuş.Yani;rıhtıma girdikçe bir gözüm de burada olsun 2.bölüm için :)

Çevrimdışı kahlan amnell

  • ***
  • 786
  • Rom: 3
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kılıç
« Yanıtla #7 : 28 Şubat 2011, 21:43:22 »
Eline sağlık :) Devamını beklediğim öykülerden biri olacak bu da.

Çevrimdışı Malkavian

  • *****
  • 2152
  • Rom: 57
  • I was lost in the pages of a book full of death..
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kılıç
« Yanıtla #8 : 01 Mart 2011, 17:31:58 »
 Sizleri de fazla bekletmeyeceğimi umuyorum. Aklımda birkaç farklı düşünce var eğer istediğim gibi kaleme alabilirsem yakında ikinci bölüm karşınızda olacak.

Yorumlarınız için ikinize de teşekkür ederim.

Çevrimdışı Kanashii Uchiha

  • **
  • 103
  • Rom: 9
  • Melek sesli iblis ve kan damlaları...
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kılıç
« Yanıtla #9 : 25 Ağustos 2011, 03:21:42 »
Akıcılık... İşte tüm mesele bu. İçime sinmeyen kısmı da bu. Ama elim kolum bağlıydı bir bakıma. Nedeni ise şu; bir insanı betimleyebilir, el kol hareketleri, kafa sallamaları ile kişiliğini anlatabilir, düşünceleri ve ihtirasları ya da sevgisi ile ona duygusal ve düşünsel anlamda tam bir ruh katabilirsiniz. Hatta bir kurt adam, bir vampir, bir cüce, bir elf, bir bitkiyi bile anlatmak buna nazaran kolay.

Gel gelelim söz konusu şey bir metal olunca, ortada ne el kol hareketi kalıyor, ne de neyi arzuladığını biliyorsun. Lav denizi kısmını koymasam, sadece hareketsiz düşünsel bir varlık olacaktı. 'Bir metal neyi arzular ve nelerden hoşlanır ya da nelerden nefret eder?' sorusunu defalarca kendime sordum ve anlatım zenginliği kazandıracak kadar çok cevap alamadım. Bu yüzdendir ki o kısımlar biraz yavan kaldı gibi.

Aslında sen geçti gitti desende ben hikayenin çok güzel olduğunu ve
Bir ve ikinci kısmın arasında ki inanılmaz aykırılık ve fark giderilirse mükemmel olacağını düşünüyorum. Ama ben şunu düşündüm.Eğer empati yaparsan, yani kendini anlatmış olduğun o çok bilmiş metalin yerine koyarsan bu sorununu çözersin.Sen zaten kişileştirme yapıyorsun.Şayet kendini onun yerine koyar da o metalmiş gibi hissettmeyi denersen bu iş olur.

Spoiler: Göster
 Aslında düşünülenin aksine öyle zor bir şey de değil bu.Eğer okumak istersen senin yazdığın metalin dile geldiği  kısmı ben  yeni baştan, senin anlatımını esas ve temel alarak, aslına sadık bir şekilde yeniden yazdım.
Belki senin ki kadar iyi olmamıştır, ama göz atmak istersen öm ile yollayabilirim.Belki işine yarar. Ve belki de yeni bölümler de  sana bir yön gösterici olabilir.


Ayrıca Uzunca bir süredir hikayenin  devamını getirmemiş olduğunu görmek üzücü. :/
Oysa gayet sempatik, gayet hoş bir hikaye. Dilerim bir an önce devamını getirirsin.
İnanılmaz güzel bir konu seçmişsin.
Şayet güzelde bir kurgun varsa mükemmel olacağına ve çok beğenileceğine inanıyorum.
ellerine sağlık ^^
Tutunabilecek her şeyin yok olduğunda var olursun...Gerisi sadece suretlerin karmaşası!

Çevrimdışı Malkavian

  • *****
  • 2152
  • Rom: 57
  • I was lost in the pages of a book full of death..
    • Profili Görüntüle
Ynt: Kılıç
« Yanıtla #10 : 27 Ağustos 2011, 22:10:47 »
Aslında birinci kısım ile ikinci kısım arasındaki inanılmaz uçurumun bir amacı var eğer olur da bu hikayeye devam edersem onun nedenini de göreceksiniz zaten. Onun dışında sizin versiyonunuzu özel mesaj ile tabi ki gönderin. Değişik bakış açılarını görmek her zaman ilgi çekicidir.

Kayıp Rıhtım Arşiv Forum

Ynt: Kılıç
« Yanıtla #10 : 27 Ağustos 2011, 22:10:47 »