Tolkien Ne Yaptı? – Bölüm 3

tolkien ne yapti

[stextbox id=”warning”]

yazı dizisini ilk defa okuyanlar için
DİKKAT!

BU BÖLÜMÜ OKUMADAN ÖNCE


BÖLÜM 1BÖLÜM 2


[/stextbox]

 

Esen olsun.

Önceki bölümlerde mitoloji nedir diye giriş yapmış ve savlarımıza değinmiştik. Bu bölümde önceki bölümlerdeki üslupla devam etmek istemiyorum. Şimdilik, Tolkien Evren’inde (legendarium) karşımıza çıkan olay ve karakterlerin, anlatımda belirli bir yöntem izlemeden, dünya mitolojilerindeki kökenleri nedir, listesini verelim. 4. Bölümde Tolkien evrenini Vladimir Propp’un çalışmaları ışığında inceleyeceğim, o yüzden açıklama ve temellendirmeyi 4. bölüme bırakıyorum.

Ayrıca belirtmem gereken bir husus var. Uzun uzun kaynak göstermeyecek, referans vermeyeceğim. İlk bölümde de değindiğim gibi, her ne kadar bilimsel yönteme sadık kalıyorsam da, zamandan ve emekten tasarruf etmek adına, akademik standartları karşılamaya çalışmayacağım. Bunun için okurdan özür dilerim.

Şimdi, mutlaka unuttuklarımız olacaktır ama, aklımıza geldiği ve birikimimiz yettiği ölçüde, orta dünyadan çeşitli karakter/motif/olayları ele alıp, dünya mitolojisindeki kökenlerini söyleyelim.

(Tolkien, her şeyden önce bir Anglo-Sakson dilleri profesörü idi. Ve dünya mitolojisine, birçok mitolojik metni orijinal dilinden okuyacak kadar hakimdi. Dolayısıyla aşağıdaki başlıklar, “Tolkien doğrudan almış, özgün bir şey katmamış,” denerek karşılanmamalıdır. 4. bölüm, konu hakkında daha açıklayıcı olacaktır, bunu bir giriş olarak düşünüp, lütfen bir hükme varmadan önce bekleyiniz.)

Orta Dünya: Cermenik mitolojide “Midgard” (Orta Bölge. Gard: bir şekilde etrafı çevrilmiş, “geri kalanından tecrit edilmiş” bölge anlamında) insanların yaşadığı dünyanın adıdır.

Elfler, Troller ve Cüceler: Eski İskandinav metinlerinde ve Keltlerde doğrudan elflere, trollere, cücelere ya da eşdeğerlerine rastlarız. Bir de, Tolkien sanırım okumamıştır ama, Elfler, Çerkes mitolojisindeki Nartlara benzerler. Karaçay (Türk) versiyonunda Nartlar doğrudan atalar iken, Çerkes versiyonunda Nartlar atalar değil, “insanlara bildikleri her şeyi öğreten latif varlıklar”dır.

Ayrıca, Elflerin okçu oluşlarının sebebini, İngiltere’deki bir olguya dayandırabiliriz. Eski İngiltere’de, köylüler, taştan ok başları bulurdu. (Muhtemelen taş devrinden kalma mızrak başları ya da kesici aletler.) Bu taştan ok başları, insan yaylarıyla atılamayacak kadar ağır ve hantaldılar. Bu yüzden bu, köylüler arasında, “bu oklar Elfler tarafından atılmıştır,” efsanesini doğurdu. Bu taşların adları da, “Elf Oku” olarak kaldı.

Mandos Salonları: İskandinav “Valhalla”sı ile benzeşir.

Elfçe: Keltçe ve Finceden esintiler taşır

Rohan Dili: Eski İngilizceden esintiler taşır

Cüce Dili: İbranice gibi Sami dillerden esintiler taşır (kök yapısı vs. Tolkien’in ilgili mektuplarına bakabilirsiniz.)

Kara Lisan: Tolkien’in dediğine göre, sondan eklemelidir. Fonetik özelliklerini de ele aldığımızda, Altaic dillerden esintiler taşır.

Eru: Transandantal tanrılı dinlerden (Sami dinler) esinlenilmiştir. Ayrıca lakabı olan “Iluvatar”, “father” kelimesi ile eski İngilizcedeki gelenekler ile benzeşir ve Tolkien’in beslendiği mitolojilerde en başat tanrı, bir büyük “baba” figürüdür.

Feanor’un başkaldırışı: Tolkien, İskandinav kökenli “godhlauss” (tanrısız) terimi üzerinde çok duruyor ve verdiği dersler hakkındaki notlarına bakarsak, bu “godhlauss”ların, kendi kudreti ve iki eliyle yaptıklarından başka hiçbir şeye inanmayan, hiçbir tanrısal varlıktan beklentisi olmayan, kendi yolunu çizen adamlar olduklarını düşünüyor. Feanor, bu godhlauss olgusunun yansımasıdır.

Earendil: İrlanda halk söylenceleri Immram’dan ve onun Hristiyan yansıması Aziz Brendan öyküsünden esinlenmiştir. Aziz Brendan denizlerin ötesine yolculuk ederek, “kutsanmış ada”ya ulaşmıştır ve bütün Immram efsanelerinde, “öte dünyaya” deniz yoluyla yolculuk yapılması motifine rastlanır.

Thingol’ün Beren’den silmaril istemesi: Bizdeki dağı delmesi beklenen Ferhat gibi, eski Kelt hikâyelerinde, kızına talip olan erkekten kız babası, ulaşılması güç bir mücevher getirmesini isterdi.

Hurin’in soyunun lanetlenmesi: Völsungga Saga’da, Völsung Odin’in seçilmişidir. Bu yüzden soyunun başı belalardan kurtulmaz, zira Odin’in seçilmiş soyu, ölüp, ölen yiğit savaşçıların gittiği Valhalla’ya (valhöll) gitmeleri gerekir; seçilmiş olmak bir nevi lanettir.

Kötü kaderin efendisi Turin“: Hurin’in çocuğudur. Babasının Morgoth’a gururla karşı koyuşu, Hurin’in ve soyunun lanetlenmesine sebep olmuştu ve bu lanetten o da nasibini aldı. Bütün Legendarium’un en talihsiz karakteridir. Agarwaen de denir, “kanı lekelenmiş”.

Turin karakterinin oluşumuna dair, Christopher Tolkien tarafından, babasının notları derlenerek oluşturulmuş “Sigurd ve Gudrun efsanesi”ne bakarsak diyebiliriz ki, Völsungga Saga’da bahsi geçen, “Odin’in seçilmiş soyu” Völsungoğulları etrafında örgüleşen menkıbelerin izini görürüz. Söz gelimi, Niebelungenlied’de Siegfried olarak geçen Sigurd’un dedesi Sigmund, bilmeden kız kardeşi ile yatmış ve bir çocuk sahibi olmuştur,(Turin de bilmeden kız kardeşi Niniel ile yatar) soyu, Odin’in seçilmiş soyu olduğu için, bazen doğrudan Odin tarafından başlarına açılan belalarla lanetlenmiştir (Odin’in gözdelerine Valhalla’da (daha kuzeyde valhöll) ihtiyacı vardı, o yüzden ölmelerini istemiştir), aile yadigarı kılıcın yeniden dövülmesi ve adlandırılması bu mitte vardır ki Turin de Anglachel’i alıp, yeniden dövdürüp, adına Gurthang demiştir. (Bu motif aynı zamanda Aragorn ve Narsil figürlerinde de görülür.)

Turin ile Sigurd arasındaki benzerliklere ek yapacak olursak, Sigurd’un “dehşet saçan miğferi” vardır, Turin’in ise “Dor Lomin’in Ejder Miğferi” isimli başlığı. Sigurd, Tolkien’in baz aldığı versiyonda, “günlerin sonunda, Ragnarok’ta, yılanı öldürüp dünyayı kurtaracak olan” olarak anılırken, sık sık “yılan katili” oluşuna değinilirken, Turin de sürüngen/ejder Glaurung’u öldürmüştür ve sanırım Hurin’in Çocukları’nda bir yerde, Haleth evinden bir kadın der ki, “günlerin sonunda Morgoth geri gelecek ve ölümü Hurin oğlu Turin’in elinden olacak.”

Ölüm ordusu ile hesaplaşan Aragorn: “Ölümle hesaplaşma” motifi, bütün dünya mitolojilerinin olmazsa olmaz motifidir. Sözgelimi, Oğuzname geleneğinde bu motif, “Deli Dumrul” öyküsünde gözlemlenir. Tolkien evreninde de bu mitolojik motif Aragorn ile karşımıza çıkar.

Ejderhaların altın yığması: İskandinav efsanelerinde, özellikle Niebelungenlied’in İskandinav versiyonlarında, Ejderha Fafnir büyükçe bir hazinenin üzerine oturur.

Odin the Wanderer
Odin

Gandalf: Tolkien’in deyimi ile Gandalf bir “Odinic Wanderer”dir, İskandinav bilgelik tanrısı (aynı zamanda en büyük tanrı) Odin’den esinlenilmiştir. Aynı zamanda, Odin ile aynı kökten geliyor olması muhtemel olan, Odin ile benzeşen, Fin Kalevala destanı karakteri Väinämöinen de, Gandalf karakterine kaynaklık etmiştir. Aynı zamanda, Jungçu öğretideki “yaşlı bilge” arketipinin karşılığıdır.

Ainur’un Müziği: Sami dinlerde, yaratılışın “söz” ile başladığına dair bir inanış vardır ki, birçok mitolojide bu gözlemlenir. Ve çoğu zaman bu söz, “logos”, şarkı/şiir formundadır. Hatta Müslümanlar, Tanrı’nın yaratılıştan önce bütün ruhları topladığı meclise “bezm-i elest” derler ve ilginçtir, kimi tasavvuf geleneklerinde müzik, “avaze-i elest”, “elest-in sesi” olarak anılır.

Morgoth/Sauron/Ungoliant: Pür ve külli kötü olmalarıyla, bütün masal geleneklerindeki “külli kötü” imgesinin Tolkien evrenindeki karşılıklarıdır.

Eowyn: Tolkien evreninin, diğer mitolojiler gibi, Jung’un arketipler kuramı ile büyük koşutluklar sergilediğini 4. bölümde anlatacağım. Burada şundan bahsetmekle yetinelim, Eowyn, Jung’un anlayışındaki “Animus”un gözümüze çarptığı bir karakterdir.

Animus, kadın zihnindeki erkeksi öğedir. Ve eğer birey, bu öğe ile “uyuşma” ve “hesaplaşma”yı beceremezse, dinginliğe ulaşamaz. Eowyn de, hikâye boyunca bu öğe ile hesaplaşır ve sonunda uyuşur.

Kırılmış kılıç ve yeniden dövülmesi: Völsung yadigârı kılıç, kırılmış ve torunu zamanında yeniden dövülmüştür.

Valar: Neredeyse tamamıyla İskandinav savaş tanrıları Aesir’den etkilenmiştir. Orome’nin borusu ve Heimdall’ın borusu gibi… Ancak kimi karakterler, İskandinav bereket/doğa tanrıları Vanir ile benzerlik gösterirler.

Mitolojilerdeki tanrı figürleri, birer kavramın karşılığıdırlar. Sözgelimi demirci tanrılar, “beceri” ve “form” kavramlarının karşılığıdır, Tolkien evrenine yansıması Aule’dir.

Eorl’un Ağıdı: Tolkien bu şiiri, ilk mısrası neredeyse tamamen aynı olan eski İngilizce bir ağıttan esinlenerek yazmıştır.

Yüzük: Hem Niebelungenlied’de, hem kuzey versiyonu Edda’da, “cücenin yüzüğü” motifi vardır, cüce Andvari’ye ait, lanetli bir yüzük.

Ayrıca “relique” benzeri bir nesnenin büyük güç taşıması ve taşıyana güçler kazandırırken, aynı zamanda bela getirmesi birçok mitolojide karşımıza çıkar. Misalen, Dede Korkut’ta, Tepegöz’ün yüzüğü gibi. Yeşim taşından yapılan yüzük motifi Türk mitolojisinde çok belirgindir, bir atasözüne bile konu olmuştur (aklımda kaldığı kadarıyla): “Kiminğ bile kaşın bolsa yaşın yakmas.” (Kimin yüzük taşı [kaş] varsa, onu ateş yakmaz.)

Arda’nın bozulması ve Sürgün motifleri: “Mesutluk” ardından gelen düşüş ve insanlığın lanetlenmiş olduğu fikri/motifi, Hesiodos’tan Hristiyanlığa, birçok mitolojik anlayışta yaşar. Tolkien evreninde de bu “düşüş” motifi, hem Arda baharının bozulmasında, hem Beleriand’ın düşüşünde, hem Elflerin sürgüne gitmelerinde görülür. Ayrıca, son düşüş öğesi, Elflerin orta dünyayı terk etmeleriyle görülür, bu defa, insanlara kalan orta dünya için, insanlar açısından bir “düşüş” söz konusudur.

Örnekleri çoğaltmak mümkün. Her ne kadar, bütün karakter ve olayları tek tek ele alarak, anlayışım çerçevesinde bu yazı dizisinde yerine koymak istiyorduysam da, üzülerek fark ettim ki ancak kitap hacminde bir iş buna izin verir ve kitap yazabilecek zamana/birikime sahip biri bunun altından kalkabilir. O yüzden, bu yazı dizisine bu kadar örnek koymakla yetinmek zorundayım.

Gelecek bölümde, Tolkien evrenini Jungçu bakış ve Propp’un görüşleri ışığında daha derinlemesine ele alacağım. 5. Bölümde ise, sonunda, Tolkien, bütün bu girizgâhın ardından, gerçekten “ne yaptı” sorusuna, kendimce cevap vereceğim. 6. Bölümde ise Türkiye’de fantastik edebiyat üzerine birkaç görüşümü paylaşacağım.

Bu bölümün Türk mitolojisi alıntısı, Kafkas Türklerinden, Karaçaylardan. “Nart”ları savaşa yollayan Karaçaylar, onlara göz kulak olması için, yıldırımlar tanrısı Eliya’ya dua ediyorlar, o duadan bir parça:

“Kara karga col nökerlik eterikti, Eliya
Hapar berirge sanga aylanıp keterikti, Eliya!”

(Kara karga yol arkadaşlığı edecek, Eliya, haber vermeye sana yollanıp gidecek, Eliya).

[stextbox id=”warning”]

ÖNERİLİR
BU BÖLÜMÜ OKUDUKTAN SONRA


BÖLÜM 4BÖLÜM 5BÖLÜM 6


[/stextbox]