Kayıt Ol

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Konular - Bengü

Sayfa: [1]
1

Yeryüzünden Gelen Adam (Gökyüzü Krallığı #2) - A. Orçun Can

Selamlar sevgili okur,

Bu yazıyı okuyorsan ya şirin bir ufaklıksın ya da halen daha çocuk kitabı okuyan büyüklerdensin. Bu iki gruptan hangisinin içinde olduğun fark etmez, bu yazı senin için! Kitaptan genel de bahsedeceğim spoiler da vereceğim. Kitabı okumadıysan, yazıda okumaman gereken yerler kutucuk içerisinde olacak, korkma.

Bugün bu yazıda sitemizde Fiddler olarak tanıdığımız A. Orçun Can’dan bahsedeceğim. İlk kitabı Gökyüzüne Düşen Kız, 2013 yılında Yapı Kredi Yayınları tarafından çıkarılmış ve raflardaki yerini almıştı. Arşivdeki sitemizde bulunan şu linkte Bahri Doğukan Şahin, forumda ise ben şu sayfada bir şeyler söylemiştim.

Aradan iki yıl geçti, sene 2015 oldu ve YKY bu defa Gökyüzüne Düşen Kız’ın ikinci kitabı Yeryüzünden Gelen Adam’ı bastı. Gökyüzü Krallığı’nın bu ikinci kitabının adını bazen “Gökyüzünden Gelen Adam” diye karıştırıyorum. Sanırım gökyüzünden yeryüzüne gelen bir Aksel düşünüyorum. Belki üçüncü kitapta bu tahmin tutar, hiçbir fikrim yok. Aramızda bir sır olarak kalsın lütfen.

Bu kitapta da çizer değişmedi ayrıca. Yine Buket Topakoğlu çiziyor. İşin güzel yanı, benim hayal ettiğim şekilde çizimleri kitaba ekliyor ve okuma zevkimi yükseltiyor. Bir kez daha kendisine teşekkür ediyorum.

Yazar hakkında bir şey daha diyeceğim. Ne mi? Üçüncü kitabın ismini duyurdu sitesinde: Yeryüzüne Bakan Teleskop.

Orçun hakkında söyleyeceklerimiz bittiyse gelelim kitaplara artık...

İlk kitapta dedesi ve anneannesinin bahçesindeki trambolinde zıplayarak gökyüzüne düşen Nil’in orada yaşadığı maceraları okumuştuk hatırlarsanız.

Orçun 4 Mayıs 2016'da kardeşimin okulunda -Hakkı Değer Ortaokulu- 5. ve 6. sınıf okurları ile buluştu. Ben de gittim, çocukların sorularını arka köşeden dinledim. Hemen fotoğrafları da buraya sıkıştırıyorum.

Spoiler: Göster



Çok güzel sorular geldi kitap hakkında. Örneğin, Nil gökyüzünde adının tersine sahip bir prenses ile tanışıyor, hatta kitap kraliçe sayesinde heyecan dolu geçiyor: Prenses Lin. Bunlara ek olarak “Tulub” adında bir “bulut” var. Ama dediğim gibi Nil’in en yakın dostu orada Aksel oluyor. Gelen soru da şu: “Her şeyin ya da herkesin gökyüzünde ismen zıt olarak karşılığı var fakat gökyüzünde yaşayan Aksel’in dünyada karşılığı yok?” Orçun da bunu son kitapta öğreneceğimizi söyledi, Yeryüzüne Bakan Teleskop’u beklemek için hoş bir sebep doğdu bana.
Bir de aklımda kalan ikinci bir soru vardı. Bir ufaklık neden Aksel’in Küçük Prens’e bu kadar benzediğini sordu. Bu gibi referanslar var, dedi Orçun. Ama benim için önemli nokta şu idi: “Eğer dikkatli okursanız Küçük Prens’ten başka göndermeler de var kitapta.” Ben Küçük Prens’i fark etsem de diğerlerini bilmiyorum, son kitapta da fark etmezsem seriyi bir daha okumak için bir nedenim olacak. Sanırım biraz dikkatsiz bir okurum.

Gökyüzüne Düşen Kız’dan yeteri kadar bahsettik. Sıra gelsin mi artık Yeryüzünden Gelen Adam’a? Gelsin bakalım…

Kitabın ilk bölümünde şirin bir alıntı bulunuyor altını çizdiğim. Nil rüyasında bile Prenses Lin’den kurtulamıyor. “Yeter artık Orçun!” diyor okurlar, kızın rüyasında bile mi?

Alıntı
“Nil bir süre heyecandan uyuyamadı. Uykuya daldığındaysa rüyasında Gökyüzü Sarayı’nı gördü. Sarayın içinde geniş, yuvarlak bir salondaydı. Yer mavi-siyah, yedigen taşlarla kaplanmıştı. Metrelerce yükseklikteki yedigen pencerelerden ışık huzmeleri keskin şekillerle düşüyordu. Salonun ortasında yüksek bir tahtta kendisine çok benzeyen; ama onun aksine saçlarından tenine bembeyaz olan Prenses Lin oturuyordu. Nil ise bir yanında Aksel, diğer yanında tanımadığı bir adamla birlikte ayakta duruyor, prensese bakıyordu. Pencerelerden düşen ışık huzmeleri Nil, Aksel ve adamın üzerine düşüyor, onları sahnedeymiş gibi ortaya çıkarıyordu. Prenses Lin bir şeyler söylüyordu; ama Nil ne söylediğini duyamıyordu. Sonra prenses sustu ve Nil’e baktı. Daha ne olduğunu anlamadan arkasında beliren muhafızlar kollarından tutarak onu çekiştirmeye başladı. Nil onlara yapmamalarını söyleyecekti ki ağzından sözcüklerin çıkmadığını fark etti. Bağırmak için bütün nefesini topladı, ağzını açtı ve tam çığlık atacakken yerleri süsleyen yedigen taşlar birer birer kırılmaya, aşağı düşmeye başladı. Nil’in ayaklarının altındaki taşlar da kırıldı ve boşluğa düşerken bir anda uyandı.”


Kitapla ilgili bir şey itiraf edeyim sizlere, ama okumayanlar kutucuğun altındaki paragrafa atlasın lütfen.

Spoiler: Göster
Kitabın adında yeryüzünden gelen bir adam olduğunu okuyoruz. Sonra açıyoruz kitabın kendisini. Okumaya başlıyoruz. Nil’in dedesi gökyüzünde olanlardan haberdar.

Bunları okuyunca siz de benim gibi o gelen kişinin dedesi olduğuna kendinizi inandırmadınız mı?

Cevabınız hayır mı?

O halde sizi tebrik ediyorum!

Kitaptaki asıl adamı öğrenene kadar kafamdaki tahmin senaryosu bambaşkaydı benim…

Ama sonuçta başkasının düşmesini de sevdim mi? Sevdim.

Selam olsun sana Mada.


Genel olarak kitaba baktığımda, kendi açımdan konuşacak olursam, ilk kitaba nazaran daha tempolu bir kurgusu var. Nil oradan oraya birçok kez savruluyor.

Bu bir yandan güzel bir yandan kötü bence.

Tempo varken kitabı daha bir hızla okuyorsunuz. “Orada başına ne gelecek?” sorusu asla kafanızdan çıkmıyor. Bunu Orçun’un okur kitlesi, yani çocuk okurları seveceklerdir.

Gelelim benim gibi büyüklere. Ben daha az mekânda daha rahat bir kurguyu tercih ederdim sanırım bu kitapta. Ama sonuca baktığımda kitabın başlığı sevimli bir sonuca bağlıyor bizi. O yüzden bu eleştiriyi es geçebiliriz bile.

Sonuç olarak, kafanızı dağıtacak sevimli bir çocuk kitabı mı arıyorsunuz? Doğru yerdesiniz.

Yazarımız bir sabah uyandığında Neil Gaiman’a dönüşmeden çabucak okumalısınız bu sevimli seriyi!


2

Yıllar kaotik bir hızla ilerliyor ve biz kayıplar vermeye devam ediyoruz.

Geçtiğimiz sene, birlikte büyüdüğümüz; hayal gücümüzü şekillendiren, bizlere kaçacak bir evren yaratan/yaratılmasında rol oynayan pek çok değerli sanatçı kaybettik.

Christopher Lee’den Yaşar Kemal’e, Leonard Nimoy’dan Gülten Akın’a; işte 2015 yılında kaybettiğimiz, hayal dünyamıza yön vermiş 8 büyük isim. Sizlerle birlikte yeniden hatırlayalım istedik!

Not: Zeki Alasya, Kayahan, Levent Kırca, Müzeyyen Senar, Erol Büyükburç, Sinan Şamil Sam ve Atilla Arcan gibi büyük isimlere her ne kadar sitemizde yer verdiğimiz konularla ilgili olmadıklarından listemizde yer veremesek de hepsini saygı ve rahmetle anıyoruz.

Ve projemiz burada.

3
Sinema / Şubat 2016 - 88. Oscar Ödül Töreni
« : 28 Şubat 2016, 20:32:05 »
Uzun zaman sonra adam akıllı Oscar'ı izleyebileceğim. Bu seneki ilk tahmin listesini de buraya ben girmiş bulundum. Aşağıda kendi tahminlerimi italik biçimde işaretleyeceğim. Sonuçlar açıklandıkça onları da ayrı renk ile işaretleyeceğim. Arada bazı dallar var ki içinden hiç izleyemediğim, onlarda sonuç gelince sadece renkli bir belirteç olacak.

En İyi Film
•   Büyük Açık (The Big Short)
•   Casuslar Köprüsü (Bridge of Spies)
•   Brooklyn
•   Mad Max: Fury Road
•   Marslı (The Martian)
•   Diriliş (The Revenant)
•   Gizli Dünya (Room)
•   Spotlight


En İyi Yönetmen
•   Diriliş - Alejandro G Inarritu
•   Spotlight - Tom McCarthy
•   Mad Max: Fury Road - George Miller
•   The Big Short - Adam McKay
•   Room - Lenny Abrahamson


En İyi Uyarlama Senaryo
•   Gizli Dünya (Room)
•   Büyük Açık (The Big Short)
•   Brooklyn
•   Carol
•   Marslı (The Martian)


En İyi Özgün Senaryo
•   Casuslar Köprüsü (Bridge of Spies)
•   Ex Machina
•   Ters Yüz
•   Spotlight
•   Straight Outta Compton


En İyi Kadın Oyuncu
•   Joy - Jennifer Lawrence
•   Carol - Cate Blanchett
•   Room - Brie Larson
•   Brooklyn - Saoirse Ronan
•   Charlotte Rampling - 45 Yıl


En İyi Erkek Oyuncu
•   Trumbo - Bryan Cranston
•   Diriliş - Leonardo DiCaprio
•   Danimarkalı Kız - Eddie Redmayne
•   Marslı - Matt Damon
•   Steve Jobs - Michael Fassbender


Yabancı Dildeki En iyi Film
•   Kolombiya, Embrace of the Serpent, Ciro Guerra
•   Danimarka, A War, Tobias Lindholm
•   Fransa, Mustang, Deniz Gamze Ergüven
•   Macaristan, Son of Saul, László Nemes
•   Ürdün, Theeb, Naji Abu Nowar


En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
•   Christian Bale, The Big Short
•   Tom Hardy, Diriliş
•   Mark Ruffalo, Spotlight
•   Mark Rylance, Casuslar Köprüsü
•   Sylvester Stallone, Creed


En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu

•   The Hateful Eight - Jennifer Jason Leigh
•   Steve Jobs - Kate Winslet
•   Danimarkalı Kız- Alicia Vikander
•   Carol - Rooney Mara -
•   Spotlight -  Rachel McAdams


En İyi Animasyon
•   Ters Yüz
•   Kuzular Firarda
•   Anomalisa
•   Boy and the World
•   Marnie Oradayken


En İyi Özgün Şarkı
•   “Earned It” -“Grinin Elli Tonu”
Söz ve müzik : Abel Tesfaye, Ahmad Balshe, Jason Daheala Quenneville ve Stephan Moccio
•   “Manta Ray” - “Racing Extinction”
Müzik : J. Ralph  Söz: Antony Hegarty
•   “Simple Song #3” - “Gençlik”
Söz ve Müzik : David Lang
•   “Til It Happens To You”- “The Hunting Ground”
Söz ve müzik :Diane Warren ve Lady Gaga
•   “Writing’s On The Wall” - “Spectre”
Söz ve müzik : Jimmy Napes ve Sam Smith



En İyi Film Müziği
•   Casuslar Köprüsü - Thomas Newman
•   Carol -  Carter Burwell
•   The Hateful Eight - Ennio Morricone
•   Sicario -  Jóhann Jóhannsson
•   Star Wars: Güç Uyanıyor - John Williams


En İyi Görüntü Yönetimi
•   Carol
•   The Hateful Eight
•   Mad Max: Fury Road
•   Diriliş
•   Sicario


En İyi Saç ve Makyaj
•   Mad Max :Fury Road
•   The 100 Year Old Man Who Climbed Out a Window and Disappeared
•   Diriliş


En İyi Kostüm Tasarımı
•   Carol
•   Sinderella
•   Danimarkalı Kız
•   Mad Max :Fury Road
•   Diriliş


En İyi Ses Miksajı
•   Mad Max: Fury Road
•   Marslı
•   Diriliş
•   Sicario
•   Star Wars: Güç Uyanıyor


En İyi Ses Kurgusu
•   Mad Max: Fury Road
•   Marslı
•   Diriliş
•   Sicario
•   Star Wars: Güç Uyanıyor


En İyi Görsel Efekt
•   Ex Machina
•   Mad Max: Fury Road
•   Marslı
•   Diriliş
•   Star Wars: Güç Uyanıyor


En İyi Kurgu
•   Büyük Açık (The Big Short)
•   Diriliş
•   Mad Max: Fury Road
•   Star Wars: Güç Uyanıyor
•   Spotlight


En İyi Yapım Tasarımı
•   Casuslar Köprüsü
•   Danimarkalı Kız
•   Mad Max: Fury Road
•   Marslı
•   Diriliş

En İyi Kısa Animasyon Film
•   Bear Story
•   Prologue
•   Sanjay’s Superteam
•   World of Tomorrow


En İyi Belgesel Film
•   Amy
•   Cartel Land
•   The Look of Silence
•   What Happened, Miss Simone?
•   Winter on Fire: Ukraine’s Fight for Freedom


En İyi Kısa Metrajlı Belgesel
•   Body Team 12, David Darg and Bryn Mooser
•   Chau, Beyond the Lines, Courtney Marsh and Jerry Franck
•   Claude Lanzmann: Spectres of the Shoah, Adam Benzine
•   A Girl in the River: The Price of Forgiveness, Sharmeen Obaid-Chinoy
•   Last Day of Freedom, Dee Hibbert-Jones and Nomi Talisman

En İyi Kısa Film
•   Ava Maria
•   Day One
•   Everything Will Be Okay
•   Shok
•   Stutterer

4
Güncel / Star Wars'u Neden Bu Kadar Seviyoruz?
« : 17 Aralık 2015, 01:33:54 »
Star Wars vizyona girmişken okul sunumumda seçtiğim konu da bu seri oldu. Sunum yaparken yazacağım bir alt başlık hakkında burada da bir şeyler yazılabilir, konuşulabilir dedim.

Star Wars'un seveni de var, sevmeyeni de... Peki ya biz sevenler neden seviyoruz? Kendi cevabımla konuyu açıyorum: Beni en çok etkileyen şey Darth Vader'ın Darth Vader olma süreciydi ve  izlerken buna tanık olmak beni heyecanlandırırdı.

5

Bir panele daha gittik, yerinde izledik ve sizler için kaydettik. Bu seferki İthaki Yayınları’na ait olan Sinemada Bilimkurgu Uyarlamaları’ydı.

Geçtiğimiz hafta son bulan 34. İstanbul Tüyap Kitap Fuarı’nda, Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği (FABİSAD) üyeleri de bir panel gerçekleştirdi. İthaki Yayınları ile ortaklaşa gerçekleştirilen organizasyon fuarın son gününün son saatlerindeydi.

“Sinemada Bilimkurgu Uyarlamaları” adlı panelde konuşmacılar Varolmayanlar, Güneş Hırsızları gibi kitaplarıyla tanıdığımız yazar ve senarist Doğu Yücel ile yazar, eleştirmen ve aynı zamanda çevirmen olan Kutlukhan Kutlu idi. Panelin moderatörlüğünü ise, İthaki Yayınları editörlerinden Yankı Enki üstlendi.

1 saat süren panelde son zamanların popüler bilimkurgusu Marslı’dan, Solaris ve Blade Runner’a dek hayli geniş bir yelpazede konuşuldu. Zamanın su gibi aktığı bu keyifli sohbeti özellikle bilimkurgu severlerin ilgiyle izleyeceğine eminiz.

Dilerseniz lafı daha fazla dolandırmadan sizleri video ile baş başa bırakalım. Paneli hemen buraya tıklayarak izleyebilirsiniz.

Keyifli seyirler dileriz.

6
Kraliyet Meydanı / Satılık Temiz Kitaplar
« : 23 Haziran 2015, 12:58:45 »
Kitaplardan birkaçının üzerindeki jelatini bile açılmamış durumda. Hepsi temiz. Onları şöyle aşağıya bırakayım:


Amber Yıllıkları #4, #5, #6 (Oberon'un Eli, Kaos Sarayları, Kıyamet'in Koz Kartları) - Roger Zelazny - Toplam 20 TL.

Ölüm Kapısı Serisi #1, #2 (Ejder Kanadı, Elf Yıldızı) - Margaret Weis & Tracy Hickman - Toplam 15 TL.

100 Dünya Serisi #1, #2 (100 Dünya'nın Gizli Yüzü, Başka Deniz'e Dönüş) - Danielle Martinigol - Toplam 15 TL.

Kızıl Vaiz - Orkun Uçar - 4 TL.

Başka Bir Dünya:Üçlü İttifak - Maxime Chattam - 13 TL

7

Gökyüzüne Düşen Kız adlı fantastik çocuk kitabıyla edebiyat dünyasına adım atan sitemiz yazarlarından A. Orçun Can, 2012’de yayınladığı Rüyagezer’in Günlüğü’nün ardından 2. kısa filmi Fil Mezarlığı ile karşımızda.

Hertfordshire Üniversitesi’nde Film ve Televizyon eğitimini bitirme projesi olarak Yekta Kopan’ın, Kediler Güzel Uyanır isimli öykü kitabında yer alan Fil Mezarlığı öyküsünü kısa filme uyarlamayı düşünen Can, gereken desteği sağlar sağlamaz kolları sıvamış ve filmi üzerinde çalışmaya başlamıştı. Geçtiğimiz haftalarda ilk defa beğenimize sunulan filmi bizler de izledik, sevdik.

Sizleri de izlemek üzere şuraya davet ediyoruz.

Haber: Bahri Doğukan "Denaro Forbin" Şahin, Bengü "Bengü" Akagül

8
Kraliyet Meydanı / Satılık Ucuz Kitaplar
« : 08 Şubat 2015, 22:34:49 »
* Lahitteki Sır Serisi(1, 2, 3) // Bekir Sert (Carpe Diem Kitap) – Tertemiz, hiçbir sorunu yok. Tanesi 5, toplam 15 TL

* Talihsiz Serüvenler Dizisi ilk üç kitap // Lemony Snicket (Doğan Egmont) – İlk iki kitap tertemiz, üçüncü kitapta sararma var. Tanesi 7, toplam 20 TL

* Zıkkımın Kökü // Muzaffer İzgü (Bilgi Yayınevi) – Kapağında kıvrılmaya bağlı kırışıklık ve sırtında izler var. 3 TL

* Cahillikler Kitabı // John Lloyd, John Mitchinson (NTV Yayınları) – Kıvrılmaya bağlı kırışıklıklar dışında temiz. 4TL

* Şimşek Hırsızı // Rick Riordan (Doğan Egmont) – Yaldızlı kısımlarda hafif silinmeler var. 5TL

* Belgariad #1 // David Eddings (Metis Yayınları) – Temiz. 5 TL

* Tılsım-ı Kudret // Göktuğ Canbaba (Laika Yayınları) – Tertemiz. 10 TL

* Bu Öğretmeni Çok Sevdim // Turgay Yalanız (Hayat Yayıncılık) – Tertemiz. 5 TL

* Araba Sevdası // Recaizade Mahmut Ekrem (Kapı Yayınları) – Tertemiz. 5 TL

* Yerim Seni ÖSS // Erdal Demirkıran (Kashna Kitap Ağacı) – İki paragrafı sarı fosforlu ile çizilmesi hariç tertemiz. 4 TL

* Suç ve Ceza // Dostoyevski (Uğur Tuna Yayınları) – Okunmadı, tertemiz. 3 TL

* Beyaz Zambaklar Ülkesinde – Eksiksiz Tam Metin // Grigory Petrov (Koridor Yayıncılık) – Okunmadı, tertemiz. 6 TL

* Akdeniz // Panait Istrati (Devin Yayınları) – Tertemiz. 5 TL

* Bıçağın Ucu // Attila İlhan (1973 basım / Bilgi Yayınevi) - Tertemiz .6 TL

* Moby Dick //Herman Melville [(Elementary) - Kapadokya Elt.] - Tertemiz. 3 TL

* The Pearl // John Steinbeck [(Intermediate) - Heinmann] - Temiz. 3 TL

* King Solomon's Miles // H. Rider Haggard [(Intermediate) - Oxford University Press] - Temiz. 3 TL

Kargolar alıcıya aittir. Kargo şirketi olarak PTT kullanılacaktır. Kitapların fotoğrafları için mesaj atabilirsiniz.

9
Liman Kütüphanesi / Pulbiber Mahallesi - Didem Madak
« : 22 Ocak 2015, 17:19:56 »
Şiir
113 sayfa
Metis Yayınları

2011
yılında, 41 yaşında kaybettiğimiz Didem Madak’ı Doğu Yücel’in yazar olan annesi Şükran Yücel’in tavsiyesi üzerine okuma şansına eriştim. Eriştim diyorum çünkü şiire pek de meraklı olmayan, bu türü benimseyememiş olan ben Didem Madak şiirleri ile şiir okumaktan hoşlandım. Sevgili Şükran Hanım’a çok şey borçluyum.

Didem Madak’ın yayınlanmış olan üç kitabı var: Grapon Kağıtları(2000), “Ah”lar Ağacı(2002) ve Pulbiber Mahallesi(2007).

Pulbiber Mahallesi’ni seçmem ise “Didem Madak okuyacağım” dediğim dönemde kitapçıda bu kitabın tesadüfen karşıma çıkması sayesinde gerçekleşiyor. Bu tesadüf beni mutlu etti çünkü elimde olan baskıya şairin kitaplarında olmayan 4 şiiri ve ölmeden önce yazdığı son şiir “128 Dikişli Şiir” de eklenmiş.

Bu kitapta serbestçe yazılmış, birçok şeye değinen şiirlerle karşılaşacaksınız. Ölçü serbest fakat kitaptaki şiirler birbirleri ile tam bir bütün. Bu sebeple bir şiirde okuduğunuz bir ismi diğer şiirlerde de görebilirsiniz. Hatta Madak'ın 2008 yılında doğan kızı Füsun’u da okuyacaksınız.

Benim gibi geç kalmadan bir an önce kendisiyle tanışmanızı öneririm.

Şiirlerinde altını çizdiklerimden bazıları:

“Kırmızı bir kaynaştırma harfiydim”

“Noel Babalar sakallı değil sakarlar, biliyor musun dedim Zeyna’ya
Tıraş olurken yüzlerini kesip bir paket pamuk yapıştırıyorlar esasında
Aslında kaymak gibi adamlar.”

“Füsunun yeşil ela gözleri var
Ve pembe plastik fincanı ile kahve getirişi var
Ve bana anne deyişi var
Benim pembe fincandan kahve içişim var
Bu kahveleri seviyorum ahbap
İçimi pembe bulutlar kaplıyor
Şekerli ve tatlı bir biçimde havalanıyorum.
**
Sonra ağrılar, sonra hastaneler ve doktorlar
Şeker donup yapışıp kalıyor bir kağıda”

10
Uzun zamandır arıyorum fakat bir türlü bulamadım. Son çarem bu forum. Elinde olup da satmak isteyenler olursa çok sevinirim.

Edit: Bulup aldım.

11
Sinema / Aşkın 500 Günü (500 Days of Summer // 2009)
« : 20 Şubat 2014, 19:09:03 »
"Bu, bir genç adamın, genç bir kızla tanışma hikayesidir. Ama şunu bilmelisiniz ki bu kesinlikle bir aşk hikayesi değildir."


Bir anda karşıma çıkan, izlemekten pişman olmadığım, gerçekten güzel bir film Aşkın 500 Günü. Filmin en güzel yönlerinden biri de doğrusal ilerlemesi yerine Tom'un Summer'a olan aşkının atlaya atlaya, 500 günden kesitler şeklinde aktarılmış olması.

Tom, mimarlık okumuş fakat mesleğini yapmak yerine bir tebrik kartı şirketinde yazar olarak çalışmaktadır. Summer ise Tom'un patronunun asistanı olarak işe girmiştir. Her şey böyle başlamıştır.

Tom'un iki yakın arkadaşı da Tom'un Summer'a olan aşkının varlığından haberdardır. İş arkadaşı olan McKenzie bir karaoke gecesinde sarhoş olunca bunu ağzından kaçırır, ikili bu olaydan sonra yakınlaşır...

Tom ve Summer, birlikteyken çok güzel vakit geçirirler; Tom ona sevdiği yerleri gezdirir, alışveriş yaparlar... 1,5 saatin içine Tom ve Summer'ın anıları çok güzel sığdırılmış diyebilmek pek tabii mümkün.

Summer film boyunca birine bağlanmayı ve ciddi bir ilişkisinin olmasını istemediğini dile getirir.


İlk tartışmaları barda bir adamın Summer'a asılması üzerine Tom'un adamla kavga etmesi sayesinde gerçekleşir. 290. günde ikili, Tom'a göre gerçek aşkı gösteren "The Graduate" filmini izler, ayrılmaları da bundan sonra gerçekleşir. Burada da devreye Tom'un kız kardeşi Rachel'i canlandıran Chloë Moretz girecektir. Filmde fazla gözükmese de Tom'a güzel nasihatler verir.

Summer bu ayrılıktan sonra şirketten de ayrılacaktır. Tom bu olayla daha da yıkılır ve hiç iyi değildir.

İkili aylar sonra şirketten arkadaşlarının düğününde karşılaşırlar, dans ederler, Summer gelin buketini yakalar. Sonrasında Summer, Tom'u evinde yapacağı partiye çağırır. Tom da kabul eder. Bu noktaya kadar her şey normaldir.

Partiye giden Tom, Summer'la alakalı bir gerçeği öğrenir. Öğrendikten sonra da partiyi terk etmesi uzun sürmeyecektir.

Zamanla daha da depresyona giren Tom, bu depresyon sayesinde hayatında yeni bir sayfa açacaktır belki de. Kart yazarlığı işinden istifa ederek asıl mesleğini yapmaya karar verir. Şirket araştırmaya ve mülakatlara katılmaya başlar.

488. günde daha önce de birlikte geldikleri, Tom'un en sevdiği yerlerden birinde Summer Tom'u bulur ve yanına oturur. Tom, Summer’ın davranışlarını anlamasa da onun iyiliğini istediğini söyler. Burada davranışının sebebini söylemek filmin tadını kaçıracaktır, izleyip görmenizi tercih ederim.

Yirmi gün sonra, 23 Mayıs Çarşamba günü, Tom bir iş görüşmesine gider ve onunla aynı pozisyon için görüşmeye gelen bir kızla tanışır, biraz sohbet ederler. Hatta kız Tom'u daha önce başka bir yerde de görmüştür.

Tom, kıza görüşmeye girmeden önce birlikte kahve içmeyi teklif eder ve olumlu yanıt alır. Burası filmin kilit noktası olacaktır. Bu film nasıl böyle bir final yapar derken, bu konuşmanın son cümlesi filme güzel bir nokta koyar. Ve bence böylece paçayı yırtar.

Filmin senaryosu Scott Neustadter ve Michael H. Weber tarafından yazılmış. Film, bu iki senaristin 2009 Satellite Ödülleri'nde "En İyi Orjinal Senaryo" ve Bağımsız Ruh Ödülleri’nde "En İyi Senaryo" ödüllerini almasıyla taçlandırılmış. Ayrıca film, 67. Altın Küre Ödülleri’nde "En İyi Müzikal veya Komedi Filmi", Tom'a hayat veren Joseph Gordon-Levitt ise "Müzikal veya Komedi" filminde "En iyi Erkek Oyuncu" ödülüne aday gösterilmiş.

Joseph Gordon-Levitt'in ve Summer'ı canlandıran Zooey Deschanel'in güzel mi güzel oyuncukları ve oyunculuklar kadar iyi olan senaryoyu görmeniz adına bu filmi izlemeniz kesinlikle tavsiyedir.

12
Başka Kurgular / İstanbul Hatırası - Ahmet Ümit
« : 05 Aralık 2013, 20:29:54 »

Arka Kapak: Byzantiondan İstanbul'a uzanan, heyecan yüklü bir serüven...

Sarayburnunda, Atatürk heykelinin ayaklarının dibinde bir ceset, Avuçlarında antik bir pere.... Ama ne bu ceset son kurban, ne de bu antik para son sikke... Yedi kurban, yedi hükümdar, yedi sikke, yedi kadim mekân. Ve tek bir gerçek: Bu şehrin gizemli tarihi.

"Şehre bakıyorduk denizden. Sisler içindeydi İstanbul... Sisler içinde deniz... Sisler içinde teknemiz. Sultanahmetin minareleriydi görülen, Ayasofyanın kubbesi, Topkapı Sarayının kuleleri. Hiç yağmalanmamış, yıkılmamış, kirletilmemiş gibiydi şehir. Bembeyaz bir sisle örtmüştü doğa, ne varsa görüntüyü çirkinleştiren. Güneş doğmadan bir anlığına beliren bir hayal gibi... Büyülü bir bulut gibi... Bir masal imgesi gibi... Yeni kurulmuş bir kent gibi... Taze bir başlangıç gibi... Genç, umutlu, güzel...

İstanbula bakıyorduk denizden. Ölülerimizin yüzlerine bakıyorduk... Onların gözlerindeki kendi kederimize. Çaresizliğimize bakıyorduk, avuçlarımızda büyüyen zavallılığa, kanımızda filizlenen korkaklığa... Elimizden alman hayata bakıyorduk... Güneşli günlerimize, umut dolu sabahlara, eğlenceli bahar akşamlarına... Sönen anılarımıza bakıyorduk, ölen hayallerimize, yıkılan düşlerimize... Sönen anılarımızı, ölen hayallerimizi, yıkılan düşlerimizi yüklenip yorgun bir şilep gibi bizden uzaklaşan şehrimize... Şehrimizle birlikte yitirdiğimiz kendimize bakıyorduk..."


Yorumum: Sınıfımızda edebiyat dersinde okutulan kitap, İstanbul Hatırası, 40 güne yakın elimde sürünse de sonunda bitti. Kitabın sıkıcı olmasından değil, benim tembelliğimden her şey. Öhöm... Bir de sınavlar. Ahmet Ümit okumak adına çok güzel bir başlangıç oldu benim için. Niyetim vardı, okurken de bu kitapla doğru bir seçim yapmış olduğumu anladım. Hala okumayanlar varsa bu kitap ile başlayabilirler.

Hoca söylediğinde gidip aldım kitabı. Sadece cep boy vardı. Ucuz olmasına ucuz ama kullanışlı değil. Normal boyutunda olanı araştırıp bulmadığıma pişman oldum. Üstelik normal boyutlarda olanda kitaptaki cinayet bölgelerine uygun bir harita da varmış, okulda okuyanlarda gördüm. Cep boyu okurken çok narin olunması gerekiyormuş bunu da öğrendim. Sayfaların arasını caaaart diye ayırınca, kitabın sırt kısmı bir güzel zarar görüyormuş. Bundan ötürü hala okumayan ve okuyacak olanlara tavsiyem: Cep boy olanı görseniz de almayın, araştırın, bulun, büyük alın.

Bu sene kitap fuarında dört imza günü düzenleyen Ahmet Ümit'in üç tane imza gününde fuardaydım. Ama o ne sıradır o... Gözüm korktu, zamanım da az olunca giremedim kuyruğa. Hatta bir imza gününde forumdakilerle buluşmuştuk, Fiddler da sıraya gireyim diyerek yanımızdan ayrıldı ama o da upuzun kuyruğu görünce geri gelmiş bulundu.

Kitap hakkındaki düşüncelerime gelirsek... Kitap hem düşündürüyor hem bilgi veriyor dememiz mümkün. İstanbul hakkında onlarca bilgi ediniyoruz kitapta gerçekten. Tarihi hiç sevmediğimden büyüklerim bana "hikayeleştir kafanda" derlerdi. İşte bu kitap bence hem bu denileni benim için yapıyor hem de bilgi üstüne bilgi veriyor. Üstelik Ümit, akıcı diliyle güzel bir roman koyuyor önünüze.

Kitap, Başkomiser Nevzat'ın ağzından yazılmış. Kitapta Nevzat'ın sevgilisi Evgenia, yardımcısı Ali, Zeynep, arkadaşları Yekta ile Demir gibi karakterler mevcut.

Okuldan verilmesinden dolayı ön yargı ile başlasam da karakterlerin duygularını çok iyi veren yazar sayesinde kitaba kolay ısındım.

7 ayrı ceset, cesetlerin avuçlarına bırakılan 7 ayrı sikke, 7 ayrı tarihi yer, her cesedin bir sonraki cesedi gösteren ok şeklindeki elleri... Gerçekten etkileyiciydi.

"Hayat, bozmaktan korktuğu için dokunmaya çekiniyor hayallerimize..."

13
Yeraltı Edebiyatı / İşeyen Atmaca - Göktuğ Canbaba
« : 14 Mayıs 2013, 21:37:14 »


Daha önce fantastik edebiyat romanlarıyla tanıdığımız Göktuğ Canbaba bu sefer bir yeraltı edebiyatı romanıyla karşımızda.

Colorado’nun soğuk düzlüklerinde başlayıp güneye doğru hızla düşen bir hikaye!

Şehvet cinleriyle tanıştığınız, kızılderili şefleriyle ateş başında içkiler içtiğiniz,
katil ruhlarla sohbet edip kimi düzlüklerde evrenin ritmini dinlediğiniz kara mizah yüklü mistik bir yolculuk.

Absürd bir manifesto kimliği taşıyan hayli çılgın bir roman.


"Yolun kendiyle derdi olan yazarlar gözleri açık rüyalar görürler. İnandırıcılıkları haritalar gibi geçmiş izleri taşıyan satırlarla doludur. Garip gürültüleri taşıyan anlaşılmaz bir sessizlikle yürütürler sizi romanın içinde. Rüyalar satırları, satırlar hikayesini bulur. Korkuyla cesaret arasında kurallar bozulur, yapılır, bozulur, yapılır. Bu kitabı okurken ister yazarı, isterseniz kendinizi korunaksız açığa alın." Umay Umay

"Jack de olsa ismi, yabancı sayılmaz kendisi. Bu yumruk mıknatısıyla tanışırsanız siz de sarsılırsınız. Ama onu tanımak ve Jack buydu işte diye söze başlayabilmek için onunla küçük bir yolculuğa çıkmalısınız. Şehvet cinleri ile dolu bir yolculuğa..." Hakan Bıçakcı

"Bu roman; bilmediğiniz, hiç görmediğiniz yerlerde başıboş dolanan ruhunuza dair...
Bu roman; dünyayı yarı sarhoş gezen tüm hayalperest piçlere dair...
Bu roman; isimleri, şehirleri, hayvanlarıyla aslında bizim yarattığımız kötü düzenin yabancılaşmış ruh hallerine, yollar tarafından yumruklanan, şehir ışıkları tarafından nakavt edilen Jackin gerçeküstü bir yol hikayesine dair...
İyi yolculuklar..." Altay Öktem

14

"İnsana dair sorunları işleyen on öykü var bu kitapta. Anadolu’nun yaraları kimi zaman masalsı, kimi zaman destansı bir dille ele alınıyor. Adalet, eşitlik, savaş, devlet, PKK, töre, çevre ve tüketim üzerine eleştirilerini gerçeküstü ögelerle aktaran yazarın kelimelerle aşkı görülmeye değer.
 
Öykülerde sizi bekleyenler arasında Türküler, Şimşekler, Karadeniz, Mezopotamya, Şeytan, emekli bir Polis, bir Hayalet, bir Eren, Köroğlu ve Anadolu’nun muhtarlığına soyunmuş bir de Teke var. İlk dokuz öyküde, toplumun adaletten yana noksan dokusuna karşı duran yazar, onuncu öyküsünde okurun içini ferahlatmayı ihmal etmiyor.
 
Yakıcı…
 
Sorgulayıcı…
 
İsyankar…"

Şu an Kültürperest'te ön sipariş yapılıyor, çok kısa sürede raflarda görebileceğiz.

Ayrıca kitabın illüstrasyonları Bora Helvacıoğlu'na ait. Kitap için yapılan bazı illüstrasyonlara aşağıdan bakabilirsiniz.
Spoiler: Göster




Sayfa: [1]