Kayıt Ol

Evelyn Oliveira // Black Helen

Çevrimdışı Raisor

  • ***
  • 793
  • Rom: 15
    • Profili Görüntüle
Evelyn Oliveira // Black Helen
« : 20 Haziran 2012, 19:01:01 »
Evelyn Oliveira


İsim: Evelyn Oliveira

Cinsiyet: Kadın

Yaş: 23

Fiziksel Görünüş + Genel Giyim Tarzı: Çene hizasında kesilmiş, hafif dalgalı, koyu renk saçlar, sıradan bir surat ve gereğindan fazla büyük, soluk, gri renge yakın gözler. Ufak tefek ve kırılgan görünüşlü bir yapıya sahip. Genellikle üzerine tam oturan bir kot pantolon, içinde koyu renk bir bluz olan siyah, kısa bir ceket ve bağcıklı çizmeler giyer.

Spesifik Özellikler (Ek Bilgi): Ense bitimine doğru, saçını topladığında ortaya ve çıkan herhangi bir dile ait olmayan işaretlerden oluşan ufak bir dövmesi var.
RP Bonus: 4

Spoiler: Göster
Öznitelikler

Power
Intelligence: ■■■■□
Strength: ■□□□□
Presence: ■□□□□

Finesse
Wits: ■■■■□
Dexterity: ■■■□□
Manipulation: ■□□□□

Resistence
Resolve: ■■■■□
Stamina: ■■□□□
Composure: ■□□□□


Yetenekler

Mental (-3 Unskilled)
Academics: ■■■■□
Computer: □□□□□
Crafts: □□□□□
Investigation: ■■□□□
Medicine: □□□□□
Occult: □□□□□
Politics: ■□□□□
Science: □□□□□

Physical (-1 Unskilled)
Athletics: ■□□□□
Brawl: □□□□□
Drive: ■□□□□
Firearms: □□□□□
Larceny: □□□□□
Stealth: ■■□□□
Survival: □□□□□  
Weaponry: □□□□□

Social (-1 Unskilled)
AnimalKen: □□□□□
Empathy: ■□□□□
Expression: ■■□□□  
Intimidation: ■■□□□
Persuasion: ■■■■□
Socialize: ■■□□□
Streetwise: □□□□□  
Subterfuge: □□□□□


Vahşet her yanda ulu orta sergilenirken,

Sevişmek için saklanmak zorunda kaldığımız bir Dünyada yaşıyoruz.

-John Lennon.

Çevrimdışı Raisor

  • ***
  • 793
  • Rom: 15
    • Profili Görüntüle
Ynt: Evelyn Oliveira // Black Helen
« Yanıtla #1 : 20 Haziran 2012, 20:05:04 »
Evelyn, sabahın çok erken saatlerinde kalkmak ve birkaç bulvar aşağıdaki işine gitmek için, olağanüstü bir çaba sarf etmek zorunda değildi. Bunun asıl sebebi olarak yaptığı işten zevk almaması gösterilebilir. Ve işinden zevk almadığı için de, sabahın erken saatlerinde kalkmak zorunda hissetmiyordu. Hiç heyecan beslemiyor, hiç mantıklı bulmuyordu.

İşi, büyükbabasının küçük dükkanında kasiyerlik yapmak olarak özetlenebilir. Evelyn 9 yaşından beri büyükbabasıyla kalıyor, burada ev işlerine yardım ediyor, dükkana bakıyor, belki de evin en çok çalışan bireyi olarak oldukça yorgun düşüyordu. Özellikle büyükannesi öldüğü zamandan beri, yani son dört yıldır, kendisine yardım edecek biri de kalmadığı için eskisinden daha fazla uğraş vermesi gerekmişti. Hele de üniversiteyi bitirdiği şu son yıldan itibaren, yapması gereken işler oldukça artmıştı. Zira artık iş yapmamak için okulu bahane edemiyordu. Hatta sık sık bir an önce kendine zevk alacağı bir iş bulup, kendi evine taşınmanın hayallerini kuruyordu.

Bir büyükbaba ile birlikte yalnız yaşamanın tek bir avantajı olabilir. O da iş olmadığı zamanlarda sizi özgür bırakmalarıdır. Örneğin Evelyn gibi genç bir kız için dahi, gece çıkıp arkadaşlarıyla buluşmak, hafta sonları pikniğe gitmek, hatta dedesinin arabasını alarak kafa dinlemek için evden uzaklaşmak hiç sıkıntı yaratmıyordu. Ya da Evelyn kendini bunlarla avutuyordu. Bildiği tek gerçek, dedesinin, Evelyn olmadan bir hiç olacağı ve tamamen kahrolmaya doğru sürükleneceğiydi. Büyük baba Rafael, işlerini yalnız yapamayacak kadar yaşlanmıştı zira.

Ve yine Evelyn’in erken kalkmak zorunda hissetmediği fakat erken kalktığı bir sabah, çabucak kıyafetini giyerek küçük bir kahvaltı yaptı ve birkaç bulvar ötedeki işine gitmek için diğer hazırlıkları tamamladı. Bu iş için asgari miktarda maaştan daha az para alıyordu, fakat sonuçta yiyecek, içecek ve ev malzemeleri için gereken parayı dedesi ekstradan veriyordu.

Bu her gün olan şeylerdendi. Büyükbabası Evelyn’den önce uyanıp dükkânı açıyor, bir saatin içinde de Evelyn onun yanına gidiyordu. Tabi kahvaltı götürmeyi de unutmuyordu. Evelyn, dedesi için de hazırladığı sandviçi bir mendil kağıt içine sardı, üzerinde kırmızı bir çiçek deseni bulunan çantasını da omzuna atarak ana kapıdan dışarı çıktı.

Evelyn tam da kapıdan çıkmışken, beklenmedik bir misafir ile karşılaştı. İki sokak ötede oturan Leandre adlı oğlan kapıyı çalmaya hazırlandığı sırada açmıştı Evelyn kapıyı. Leandre uzun, kumral saçlara sahipti. Zayıf, uzun boylu, pek çok kız için yakışıklı bir oğlandı. Tahminen 21 - 22 yaşlarında olmalıydı. Evelyn onu sadece birkaç kez görmüştü daha önce. Pek fazla samimiyetleri yoktu.

Bir anda karşısında Leandre’yi görünce, Evelyn oldukça ürktü haliyle. Fakat hemen ardından toparlanarak, Leandre’nin yüzündeki o tuhaf sırıtışı fark edebildi.

“Merhaba, Evelyn.” dedi. Arkasında sakladığı bir demet çiçeği bir anda öne çıkararak, Evelyn’e doğru uzattı. “Gideceğin yere kadar sana eşlik edebilir miyim?” diye sorduğunda, yüzündeki sırıtışın yerini, küçük bir tebessüm almıştı.
Vahşet her yanda ulu orta sergilenirken,

Sevişmek için saklanmak zorunda kaldığımız bir Dünyada yaşıyoruz.

-John Lennon.

Çevrimdışı Black Helen

  • ***
  • 782
  • Rom: 15
    • Profili Görüntüle
Ynt: Evelyn Oliveira // Black Helen
« Yanıtla #2 : 20 Haziran 2012, 22:26:30 »
Evelyn şimdiye kadar dolu dolu bir hayat yaşadığını iddia edemezdi. Fakat bundan hoşnut olup olmadığından da emin değildi. Sadece yaşıyor ve yeni günün ona getirdikleriyle yetiniyordu. Eğer başında dedesi gibi bir otorite bulunmasa ve Evelyn bu yaşlı adamın getirdiği bütün sorumluluklardan muaf olsa bile yine buna benzer bir hayat yaşayacağını az çok tahmin edebiliyordu.

Dedesi çoğu zaman evde bastonuyla gezerken bir şeyleri devirip kıran, takma dişinin bulunduğu bardağı ve boynunda asılı durmasına rağmen okuma gözlüklerini nereye koyduğunu unutan, huysuz bir ihtiyardı. Evelyn de ona çok büyük bir sevgi besliyor değildi zaten. Sadece arada sırada, karın boşluğu civarına çöreklenen ani bir acıma duygusu, geçici bir süreliğine de olsa kalbinin kıyısında köşesinde çürümeye bırakılmış birkaç sevgi kırıntısını yeniden sahneye itekliyordu. Böyle anlar çok sık olmasa da Evelyn dedesiyle yaşamaya alışmıştı çoktan. Bu soğuk, bulutlara sarınmış, ıslak şehirde hayatını biraz da olsa paylaşabildiği ve evde kendisini rüzgarın uğultusuyla tek başına bırakmayan bir insanın olduğunu bilmenin, ona geçici bir güven duygusu aşıladığı gerçeği inkar edilemezdi.

Yine sıradan bir günün sabahında Evelyn, bu kadar yaşlı olup, buna rağmen bu kadar erken uyanabilen insanların varlığına lanet okuyarak - ki kendisine kalsa uykusundan ödün vermemek adına ruhunu şeytana bile satabilirdi-, uyku sersemi kahvaltısını edip, biraz ayıldıktan sonra evden çıkmıştı. Şehir her zamanki gibi kasvetliydi ve gökyüzü her an parçalanıp insanların üzerine yıkılacak ucuz bir sahne dekoru gibi görünüyordu.

“Sıradan bir günün, sıradan getirileri.”  diye mırıldandı çıkış kapısını açarken Evelyn. O an için sıradan olmayan şey ise karşısında dikilen genç adam ve suratındaki tuhaf sırıtıştı. Evelyn boğazına doğru yükselen ufak paniği bastırdıktan sonra Leandre'nin gülüşüne odaklanabildi.
Hayatta iki tip gülümsemenin olduğuna inanırdı. Biri 'iyi çocuk gülümsemesi', diğeri ise 'kötü çocuk sırıtışı'ydı. Ve Leandre'nin suratındaki ifadenin iyi çocuk gülümsemesiyle uzaktan yakından ilişkisi olmadığını gözlüklerini takmayı unutmuş dedesi bile fark edebilirdi.

Merhaba, Evelyn. Gideceğin yere kadar sana eşlik edebilir miyim?

 Çocuk ona bir yabancı sayılsa ve Evelyn elindeki çiçeklerle ilgili ona herhangi bir umut vermek istemese bile tek başına yürümektense biriyle birlikte yürümek ona daha sıcak geliyordu. Bu yüzden ifadesiz sayılabilecek bir suratla "Leandre'ydi değil mi? Ben de tam işe gidiyordum. Eğer dükkanın önüne geldiğimizde dedemin sana bastonunu fırlatmasını sorun etmeyeceksen neden olmasın." dedi.
Spoiler: Göster

Çevrimdışı Raisor

  • ***
  • 793
  • Rom: 15
    • Profili Görüntüle
Ynt: Evelyn Oliveira // Black Helen
« Yanıtla #3 : 21 Haziran 2012, 00:10:12 »
+1 RP Bonus

Oldukça soğuk fakat güneşli bu kış sabahında, havada garip denilecek kadar fazla nem vardı ve bu, havayı çekilmez, kasvetli kılıyordu. Kara bulutlar gökyüzünde hızla oluşuverse ve yağmur yağdırabilse, belki nem oranı biraz düşebilir, bu kasvet bozulabilirdi.

Fakat hiçbir nem zerreciğinin bugün için kara bir bulut olma planı yok gibi görünüyordu. Leandre de bu kasvetli havanın uğursuzluğunu tatmıştı. Evelyn’in evine kadar gelmiş, cesaretini toplayarak kıza birlikte yürümeyi teklif etmiş, fakat beklediğinden biraz daha aksi bir cevap almıştı:

"Leandre'ydi değil mi? Ben de tam işe gidiyordum. Eğer dükkânın önüne geldiğimizde dedemin sana bastonunu fırlatmasını sorun etmeyeceksen neden olmasın."

Leandre’nin yüzündeki tebessüm, bir nebze dahi olsun değişmedi. Sonuçta teklifine “hayır” denmemiş, sadece olacaklarla ilgili uyarılmıştı. Oysa Leandre’nin ailesi ara sıra Evelyn’in dedesinin dükkanından bir şeyler satın alırdı. Bu yüzden ihtiyar Rafaél ile araları pek de kötü sayılmazdı.

“Olur da ihtiyar bize baston fırlatırsa, kaçacak zamanı bulurum” dedi. Ardından tebessümü yeniden sırıtma halini aldı. “Sonuçta bastonunu o kadar da hızlı atabileceğini sanmıyorum” diye ekledi. Ve sesli bir kahkaha atarak, duraksadı. Aklına kötü bir şey gelmiş gibi bir ifade takınarak, söyleyeceklerini bir soru cümlesiyle bitirdi:

“Ama ben kaçtıktan sonra, seni benimle gördüğü için, sana kızmaz değil mi?”

Evelyn cevabı biliyordu. Tabi ki kızmazdı. Hatta büyük bir ihtimalle Leandre'ye baston falan atmayacaktı. Neden Leandre ile birlikte yürüdüklerini bile sormayacak, bu konu ihtiyarın bir gıdım umrunda bile olmayacaktı. Evelyn'in büyükbabası Rafael böyle bir adamdı işte. Sürekli tavsiyeler verir, bir şeyler söyler, ama asla tek torunu Evelyn'in özgürlüğünü kısıtlamazdı. Zaten bu sebeple, işi olmadığı zamanlarda Evelyn istediğini yapmak ve istediği yere gitmekte sorun yaşamıyordu. Tabi Evelyn, Leandre'nin bundan haberdar olmasını istemiyordu.

Evelyn’in Leandre için olan düşünceleri belliydi. Sabahın köründe kapısında dikilen ve pis pis sırıtan bu kötü çocuk için, umursamaz bir tavır takınmayı tercih etmiş, bir yandan da kalbini kırmamak için teklifine evet ile hayır arası bir cevap yapıştırmıştı. Leandre’yle birlikte yürümek istemiyordu ve Leandre’nin bunu anlamasını istemişti. Fakat yakışıklı oğlan hala ısrar ediyor, farklı çözüm yolları getirmeye çalışıyordu.

Leandre son sorusunu da sorduğu sırada, Evelyn çantasındaki telefonun titrediğini hissedebildi. Normal şartlar altında, bir kadının çantasındaki telefonun titremesini duymayı bırakın, bir kadının çantasındaki telefonunu bulmakta bile işkence çekebilirsiniz. Fakat bu kez, belki de dışarıda fazla bir ses olmamasından, belki de Evelyn’in algısının bugün kuvvetli olduğundan, telefonun titreşimi rahatlıkla hissedildi. Büyük bir ihtimalle mesaj gelmiş olmalıydı.

Saat da gittikçe ilerliyordu bu sırada. Evelyn biraz daha geç kalırsa, ihtiyarın yarım saat süren “dakik olma” tavsiyelerini yeniden dinlemek zorunda kalacaktı.
Vahşet her yanda ulu orta sergilenirken,

Sevişmek için saklanmak zorunda kaldığımız bir Dünyada yaşıyoruz.

-John Lennon.

Çevrimdışı Black Helen

  • ***
  • 782
  • Rom: 15
    • Profili Görüntüle
Ynt: Evelyn Oliveira // Black Helen
« Yanıtla #4 : 21 Haziran 2012, 20:56:14 »
Evelyn'i asıl rahatsız eden çocuğun bu vurdumduymaz ısrarcılığıydı. Bu tarz insanları kolay kolay başınızdan savamazdınız. Bu yüzden genç kadın işi oluruna bırakmaya karar verdi. Yeterince geç kalmış olmasının yanı sıra dedesinin günlük nutuklarından birine maruz kalmaya pek de hevesli olduğu söylenemezdi. Yaşlı insanlar böyleydi işte. Geçmişle ilgili sonu gelmeyen hikayeler anlatıp, ölüleri mezarlarında dürtüklemedikleri sıralarda, duruma uygun nutuklar çekmekten bir hayli zevk alırlardı.

"Ama ben kaçtıktan sonra, seni benimle gördüğü için, sana kızmaz değil mi?"

Evelyn'in içiden gülmek geldi bir an için. Dedesiyle aralarında adı konulmamış ve yüksek sesle telaffuz edilmeyen bir pakt vardı adeta. İkisi, ortak kullanma alanlarında karşılaşmadıkları ya da birlikte yapmaları gereken işler olmadığı sürece birbirlerinin sınırları içerisine göz atmaya hiç mi hiç meraklı olmayan komşu ülkeler gibiydiler. Özellikle büyükannesinin ölümünden sonra iyice kabuğuna çekilmiş, işi ve özel hobileri - büyük bir ciddiyetle sakladığı Edith Piaf’ın plaklarının tozunu almak ya da saatlerce gazete okumak ve oturduğu yerden yeni nesil liberallerine küfürler yağdırmak gibi - arasında yaşayan bir insana dönüşmüştü. Haliyle torununun ne haltlar karıştırdığı onu hiç mi hiç alakadar etmezdi.  Bu yüzden Evelyn kapıdan dışarıya ilk adımını atarken "Bana sırf bu yüzden kızacağını pek sanmıyorum. Ama eğer dükkana geç kalacak olursam üç kat büyük bir gazabı ensemizde hissedeceğimizle ilgili sana tam güvence verebilirim." dedi hafifçe gülümseyerek.

Bu sırada çantasının dipsiz karanlığının içinde bir yerlerde hissettiği mecalsiz bir titreşimle, elini bu karanlığa daldırarak cep telefonunu aramaya başlaması bir oldu. Yarım dakikalık bir kriz anından sonra, kimin ona ulaşmak için sabahın bu erken saatinde uyanık olduğu görmek için telefonun tuş kilidini kaldırıp ekrana bir göz attı.
Spoiler: Göster

Çevrimdışı Raisor

  • ***
  • 793
  • Rom: 15
    • Profili Görüntüle
Ynt: Evelyn Oliveira // Black Helen
« Yanıtla #5 : 22 Haziran 2012, 01:03:26 »
Evelyn belki de geç kalma korkusunun verdiği huzursuzluktan, belki de bu genç oğlanın pes etmeye niyeti olmadığını kabullendiğinden, ya da belki de sabrı tükendiği için, Leandre ile birlikte yürümeyi kabul etmişti:

"Bana sırf bu yüzden kızacağını pek sanmıyorum. Ama eğer dükkâna geç kalacak olursam üç kat büyük bir gazabı ensemizde hissedeceğimizle ilgili sana tam güvence verebilirim."

Bu kesin bir “yürüyelim artık”dı. Ya da Leandre öyle anlamış olacak ki, yüzündeki o anlamsız sırıtışı daha da belirginleştirerek, Evelyn’in kendine eşlik etmesini bekledi. Bu esnada az önce titremiş olan telefonu almak için elini çantasına daldıran Evelyn, yarım dakikalık bir uğraşın ardından, telefonunu bulmuştu.

Kendisini bekleyen Leandre’ye katıldı. Çok çok iki bulvar öteye kadar yürüyeceklerdi. Tahminen iki dakikadan fazla sürmezdi dükkâna varmaları. Evelyn yürümeye başladıktan sonra telefonun tuş kilidini kaldırdı ve telefonun titreme sesinin, tahmin ettiği üzere gelen bir mesajdan dolayı olduğunu anladı. Zira eğer biri aramış olsaydı, telefon çok daha uzun bir süre titrerdi. Mesaja tıkladı. Mesajı atan kişi, Marc’dan başkası değildi. Evelyn bu numarayı nerede görse tanırdı. Belki telefona kaydetmemişti, ama aklına kaydetmişti:

“Bu gece seni almaya geliyorum. Rahat bir şeyler giy. Dedene söyleyecek bir bahane bulursun, biraz geç döneceğiz.”

Evelyn mesajı okurken, küçük bir bulut, birkaç saniyeliğine Güneş ile Dünya arasındaki bağı koparmış, neden sonra öteki tarafa doğru seyre dalmıştı. Leandre bir şeyler konuşuyordu. Fakat Evelyn onu dinlemiyordu bile. Aklı mesaja gidip geliyordu. Marc ile sürekli buluşurdu, lakin hiçbiri böyle emrivaki olmamıştı. Merak ve şüphe benliğini sarmış bir durumda, attığı ritmik adımlardan bihaber, dükkâna doğru ilerliyorlardı.

Marc; Evelyn’in üniversitenin ilk yıllarında tanıştığı, iyi bir çocuktu. Aralarında, pek az insanın şahit olabileceği ve bu pek az insanın içinde, bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar azının başından geçebilecek, gerçek anlamda kusursuz bir dostluk vardı. Belki de bunun temeldeki nedeni, birbirlerini olduğu gibi kabul edebilmeleriydi. Her insanın artı ve eksi yönleri vardır. Sadece bunları bilip kabul etme kapasitesine sahip insanlar, iyi dostluklar kurabilirler.

Kuvvetli bir rüzgarın bir anda kuzeyden esmeye başlamasıyla, Evelyn’in saçları bu akıma kendini kaptırdı ve uçuşmaya başladı. Bu serin rüzgarın da etkisiyle kendine gelmiş, telefonunu yeniden çantaya atmış, kendini yola vermişti. Belki Leandre'yi gönderdikten sonra, geri mesaj atabilirdi. Neyse ki, çok geçmeden dükkâna vardılar.

“Sanırım geldik, Evelyn” dedi Leandre hafif bir tebessümle. Evelyn etrafına bakındı. Üzerinde minik bir tabela asılmış, o tanıdık, küçük dükkanın önündeydiler gerçekten de. Tabelada “Heléne” yazıyordu. Bu, Evelyn’in annesinin ismiydi. Dükkanın eskiden daha farklı bir adı vardı. Evelyn dükkanın o eski adını hatırlamıyordu. Asla da öğrenemedi. Kızı öldükten sonra ihtiyar Rafael, dükkanın ismini “Heléne” olarak değiştirmişti. Belki kızı ölmüştü ama, ismini yaşatmak istiyordu ihtiyar. Oysa kimse ona dükkanın ismini neden değiştirdiğini sormamıştı o zamanlar. Ya gerektiği kadar umursamamışlardı, ya da adamın moralini bozmamayı düşünecek kadar fazla umursamışlardı.

“Ben burada ayrılayım, Evelyn” dedi Leandre. Kıza dostane bir şekilde elini uzatmıştı. Elinin havada durup sıkılmayı beklediği o kısa süre içinde, “Eğer senin için de sakıncası yoksa, gitmeden önce telefon numaranı alabilir miyim?” diye ekledi.

Bir an için Evelyn’in gözü, içerideki, eski tahta sandalyesinde oturan büyükbabasına kaydı. Bu sırada Leandre’nin eli hala havadaydı.
Vahşet her yanda ulu orta sergilenirken,

Sevişmek için saklanmak zorunda kaldığımız bir Dünyada yaşıyoruz.

-John Lennon.

Çevrimdışı Black Helen

  • ***
  • 782
  • Rom: 15
    • Profili Görüntüle
Ynt: Evelyn Oliveira // Black Helen
« Yanıtla #6 : 22 Haziran 2012, 22:42:02 »
"Bu gece seni almaya geliyorum. Rahat bir şeyler giy. Dedene söyleyecek bir bahane bulursun, biraz geç döneceğiz."

Mesajın sahibi Marc için Evelyn'in aklına gelen tek şey sonsuz güvendi. Bu adam hayatını hiç düşünmeden emanet edebileceği sayılı insanlar arasındaydı, hatta belki de tek insandı. Bu yüzden mesajı emrivaki olsa da Evelyn sadece bu akşamki işin diğerlerinden daha kapsamlı ya da daha önemli olabileceğini düşündü.

Marc'ın mesajına kafa yormakta olduğundan Leandre'ye de fazla odaklanamıyordu. Bugün herşey biraz tuhaftı zaten. Hava da dahil olmak üzere tüm bunlar Evelyn'e inanılmaz boğucu geliyordu. Bu yüzden ancak dükkanın önüne vardıklarında biraz rahatlayabildi. Her ne kadar sıkıcı bir işte çalışıyor olsa da bu küçük dükkan eski anıları gibi sıcak ve kendisine gerçekten evini anımsatan tek yerdi. Bunda dükkanın adının da oldukça büyük bir payı olduğu yadsınamazdı.

Aslında Evelyn ebeveynlerine dair bir parmağı geçmeyecek sayıda anıya sahipti. Annesi ve babası o çok küçükken sarhoş bir sürücünün elinde can vermişlerdi. Annesine dair hatırıları albümün içerisinde unutulup solmuş, buğulu bir fotoğraf gibiydi. Evelyn için şimdi düşündüğünde bile Heléne fazla silik bir kadındı. Fizik bakımından Evelyn'in kendisine çektiğini kanıtlayacak doğrultuda oldukça minyon ve renksizdi. Fakat gülümsedikçe içindeki Fransız kadını ortaya çıkar ve gece parlayıp sönen yıldızlar gibi güzelliği bir belirip bir kaybolurdu. Babası ise kızında, sadece uzun boylu ve gür kahkahalarla gülmeyi seven bir adam olarak iz bırakmıştı.

Evelyn içinse bunlar başka birinin hayatından küçük detaylardı sanki. Annesiyle babası öleleli çok uzun zaman olmuştu ve Evlyn bunlara üzülmek veya kafa yormak için fazla büyüktü. Zamanın hatıralarını giderek daha da aşındırmasını oturduğu köşeden izlemek dışında yapabileceği bir şey yoktu.

Leandre'nin konuşmaya başlamasıyla düşüncelerini zihninin daha karanlık köşelerine itekledi Evelyn.

"Ben burada ayrılayım, Evelyn. Eğer senin için de sakıncası yoksa, gitmeden önce telefon numaranı alabilir miyim?"

Bir yandan da elini uzatmış, sakince karşılık görmeyi bekliyordu. Evelyn "Elini veren kolunu da kaptırır." diye düşündü bir anlığına. Durumun bu raddeye geleceğini önceden de tahmin ediyordu. Eğer çocuğu daha ilk baştan kapının önünde reddetseydi, şu an bu taleple karşılaşmıyor olacaktı.
Basitçe hayır demekle de kolay kolay kurtulamayacağını bildiğinden çantasından küçük bir parça kağıt ve tükenmez kalem çıkarıp numarısını oraya not etti. Marc'la beraber nice badireler atlatmış biri olarak zararsız bir komşuya numarasını vermekte bir sakınca görmüyordu.

Yarım yamalak gülümseyerek Leandre'nin havadaki elini daha fazla bekletmeden sıktı. Kağıdı da genç adamın eline sıkıştırdıktan ve “Görüşürüz.” dedikten sonra dedesinin saatle ilgili ters bakışlarını görmezden gelerek dükkana girdi. Gündelik nutuktan önce Marc'ın mesajına karşılık kısa bir “Tamam.” yazıp gönderdikten sonra biraz daha rahatladı.
Spoiler: Göster

Çevrimdışı Raisor

  • ***
  • 793
  • Rom: 15
    • Profili Görüntüle
Ynt: Evelyn Oliveira // Black Helen
« Yanıtla #7 : 23 Haziran 2012, 00:43:22 »
+1 RP Bonus

Eğer küçük bir dükkânda çalışıyorsanız, en yoğun saatlerin sabah, öğlen ve akşam saatleri olduğunu bilirsiniz. Bu tarz küçük dükkânlarda ekmek, süt ve yumurta gibi günlük alınması gereken ürünler – ve tabi sigara – en fazla satılan şeylerdir. Kimse bu tarz malzemeler için kalkıp süper marketlere gitmez. Ayrıca işini son dakikaya bırakan Fransız halkı, bu tarz ürünleri hep sofraya oturmadan bir saat öncesinde alırdı. Bu da bu saatlerde dükkanların oldukça yoğun işlemesine neden oluyordu.

Dolayısıyla Evelyn özellikle sabah, öğlen ve akşam saatlerini oldukça yoğun geçiriyor, iki öğün arasında ise bomboş ve sıkıntılı dakikalar yaşıyordu. Yemek yapmak için çaba göstermesi gerekmiyordu. Dükkân bir ton yiyecekle doluydu. Eve gidip yemek yapmaya vakit bulamadığı için, bu abur cuburlarla karınlarını doldurmaya alışmışlardı.

Evelyn, Leandre’ye numarasını vermişti fakat, tahmin ettiğinin tersine, tüm gün boyunca Leandre ne aradı ne de mesaj attı. Belki de işinin ortasında Evelyn’i rahatsız etmek istememiş, onu arama işini akşama bırakmıştı.

Evelyn dükkânın içinde koşuşturur, ya da oturup ihtiyarla iki kelime muhabbet ederken, zamanın nasıl geçtiğini fark edemedi. Yine sıradan bir günde, akşam saatleri gelip çatmıştı. Saat 7 olduğunda, ihtiyar dükkânı kapatmaya karar verdi ve Evelyn ile birlikte evin yolunu tuttular.

Evelyn’in evi ve dükkân arasında fazla bir mesafe yoktu. Fakat akşamın siyaha büründüğü bu saatlerde eve yürümek, sandıklarından zor oldu. Hava inanılmaz soğumuştu. Rüzgar estikçe ve ensesine vurdukça, Evelyn, bir zombi onu ensesinden şişliyormuş gibi hissediyordu. Havadaki nemi taşıyan bu rüzgar, nefes almayı bir işkence haline büründürmüştü. “Yılın en soğuk günü bugün olmalı” diye düşündü Evelyn. Neyse ki çok geçmeden eve varmışlardı.

Evelyn tam eve adımını atmış, botlarını çıkartıp klimayı en sıcağa ayarlayarak kendini kanepeye fırlatmıştı ki, telefonu bir mesaj sesiyle titredi yeniden. Mesajı atan Marc’dı:

“5 dakikaya kapının önündeyim.”

Daha mükemmel bir zamanlama olamazdı. Bu sırada Evelyn'in dedesi, televizyonu yeni açmış, haberlere göz atıyordu.
Vahşet her yanda ulu orta sergilenirken,

Sevişmek için saklanmak zorunda kaldığımız bir Dünyada yaşıyoruz.

-John Lennon.

Çevrimdışı Black Helen

  • ***
  • 782
  • Rom: 15
    • Profili Görüntüle
Ynt: Evelyn Oliveira // Black Helen
« Yanıtla #8 : 29 Haziran 2012, 00:40:33 »
Evelyn gün boyu dükkanla ilgilenmek zorunda olmasına rağmen kafasını dinleyebilmek ve düşünebilmek için bolca zamanı olurdu. Bazen ihtiyar konuşma havasında olmazsa ya da dükkan sinek avlama sezonuna girmişse bir köşeye çekilip sakince kitap bile okuyabiliyordu. Her ne kadar şikayet etse ve sıkıcı olduğunu düşünse de aslında bu iş onun ayağına gelen bir şanstı.

Üniversitede Uluslararası İlişkiler okurken ne düşündüğünü kendisi de bilmiyordu açıkçası. Girişimci ve konuşmaktan çekinmeyen bir insan olsa da okulunu bitirdiğinde direk olarak çalışabileceği bir iş olanağı sunmayan ve yükselmesi büyük çaba isteyen bir dalda kendisi gibi zora gelmeyi sevmeyen bir insanın yapabileceği çok şey yoktu. İstese iyi bir yere gelebileceğini biliyordu ama asla yeterince hırslı bir insan olamamıştı. Bu yüzden dedesinin yanında çalışma fikrini çok çabuk benimsemişti.

O gün de diğer günlerde olduğu gibi zaman su gibi akıp geçtiğinden pek fazla sıkılmamıştı. Leandre de düşündüğü gibi onu arayıp isteksizce kabul etmek zorunda kalacağı bir öneri sunmamıştı. Şimdi eve gidip biraz dinlenme zamanıydı. Havanın kendisine çektirdiği tüm  eziyete rağmen eve gidene kadar dayanabileceğine inanıyordu. Paris hep böyle bir şehirdi zaten. Bir yanda ihtişamlı yapıları ve sayfalarına birçok arsitokratın kanı sıçramış uzun tarihiyle gözalıcı bir kültür şehri, bir yanda da Parislilere bile güler yüz göstermeyen vahşi bir metropol...

Varmak için sarf ettiği tüm çabaların karşılığını alıp, evinin sersemletici sıcaklığına kapılan Evelyn tam kanepede biraz kestirmenin hayalini kuruyordu ki telefonu ısrarcı bir şekilde titremeye başladı. Mesaj atan Marc'tı.

 "5 dakikaya kapının önündeyim."

İşte Evelyn bunu tamamıyla unutmuştu. Her ne kadar bu soğukta dışarı çıkmaya pek hevesli olmasa da bir söz vermişti çoktan. Odasına gidip üzerindekinden daha rahat bir kot pantolon, bisiklet yaka bir kazak ve bağcıklı botlar giydi. Üzerine uzun kabanıyla atkısını da aldıktan sonra soğukla savaşmaya hazırdı.

Dedesi salonda kanepelerden birine oturmuş gazetesini okuyordu. Evelyn'in içeri girdiğini görünce kafasını okuduğu şeyden kaldırdı. Bir açıklama yapma ihtiyacı duyan Evelyn "Arkadaşlarla dışarıya çıkacağız, biraz geç dönebilirim." dedi normal bir ses tonuyla. Dedesine yalan söylemek istiyordu, doğrusu bu da pek yalan sayılmazdı.
Spoiler: Göster

Çevrimdışı Raisor

  • ***
  • 793
  • Rom: 15
    • Profili Görüntüle
Ynt: Evelyn Oliveira // Black Helen
« Yanıtla #9 : 29 Haziran 2012, 02:00:34 »
Bazı insanlar bencildir. Bazıları ise bencil değildir, bencilmiş gibi bir izlenim yaratırlar.

Bazı insanlar bencil değildir. Bazıları ise bencildir ama bencil değilmiş gibi bir izlenim yaratırlar.

Bu dört tür insan içinden en zavallısı, bencil olmayıp, öyleymiş gibi görünenlerdir. Ve “zavallı” kavramına uygun bir insan varsa, o da Evelyn’in büyükbabasıydı.

Evet, büyükbaba Rafaél, gerçekten de zavallıydı. Kesinlikle bencil bir insan değildi. Dünyadaki çoğu şeye, kendi benliğine verdiğinden daha fazla önem veriyordu. Lakin bunu belli edemediği için de, sanki bencilmiş gibi bir izlenim yaratıyordu. Evelyn kendisine bu gece arkadaşlarıyla dışarı çıkacağını söylediği zaman, ayaklarını sehpadan indirmeden televizyonunu izlemeye devam etmiş, kafasını hafifçe sallayarak onay verdiğini belirtmişti.

Rafaél’e göre, Evelyn artık büyümüş ve kendi kararlarını verebilecek bir yaşa gelmişti. Evelyn’in gitmesini istese de istemese de, yapabileceği bir şey yoktu. Bunca zaman birlikteydiler, Evelyn’in ona asla büyük bir saygısızlığı olmamıştı. Özgürlüğünü kısıtlamak, Evelyn'e nankörlük olurdu. En azından o böyle düşünüyordu.

Endişelenmiyor değildi. Aklında, yüzlerce olasılık birkaç milimikron saniyede belirmiş, içinden bir – iki nasihatte bulunmak gelmiş, lakin o, sadece kafa sallayarak Evelyn'in gitmesine onay vermişti. Kılını bile kıpırdatmadı ve televizyonunu izlemeye devam etti. O kadar umursuz bir görünüm kazanmıştı ki, Evelyn’in yerinde başka biri olsa, izin verildiği için üzülebilirdi bile.

Kapının cam aralığından içeri süzülen ve hemen ardından kaybolan o ışık huzmesini fark etti Evelyn. Bu durum, evin önünde bir arabanın durduğuna işaret ediyordu. Kapıyı açarak dışarı baktığında, Marc'ın arabasının evin önünde durduğunu gördü.
Vahşet her yanda ulu orta sergilenirken,

Sevişmek için saklanmak zorunda kaldığımız bir Dünyada yaşıyoruz.

-John Lennon.

Çevrimdışı Black Helen

  • ***
  • 782
  • Rom: 15
    • Profili Görüntüle
Ynt: Evelyn Oliveira // Black Helen
« Yanıtla #10 : 30 Haziran 2012, 23:16:30 »
Büyükbabasının sorun çıkarmayacağını başından beri biliyordu zaten. Sadece kuru bir baş sallamayla onay vermiş olsa da onun bu hareketlerine aldırmamayı öğrenmek için bolca zamanı olmuştu genç kadının. Dedesinin onunla iletişim kuramamasının kendince nedenleri olmalıydı ama bunları düşünmek için şu an fazla meşgüldü Evelyn.

Eve döndüğünde dedesinin uyuyor olması ihtimaline karşı kendi anahtarlarını çantasının dibine yollayarak kapıyı çekip çıktı. Bir apartman dairesinde yaşamalarının en -ve muhtemelen tek- iyi yanı doğalgaz parasını diğer dairelerle bölüşerek ödüyor olmalarıydı. Paris'in merkezine doğru, yeni yapılan lüks apartmanlarda, Eiffel Kulesi manzaralı küçücük bir stüdyo daire alabilmek için bir servet ödeyen arkadaşları vardı. Her ne kadar kendi dairelerinde de mutfaktan bir parça Eiffel görebiliyor olsalar da, sıvaları dökülen ve dışarıdan ancak bir yetiştirme yurdunu andırabilecek bu binaya çok fazla para ödemelerine gerek kalmıyordu.

Merdivenleri neşeli bir ıslık eşliğinde inip, sokak kapısını ittirdikten sonra kendisini Marc'ın eski model Volkswagen'inin önünde buldu Evelyn. Yüzüne birden çarpan soğuk yüzünden gözleri yaşarmıştı ve nefesi Paris'in bulutlu gökyüzüne doğru yükseliyordu. Soğukta durmanın getirdiği acelecilikle arabanın kapısına atılıp, titreyerek kendini içeri attı. Toparlanıp kemerini de taktıktan sonra Marc'a dönüp hafifçe gülümseyerek "Merhaba." dedi.
Spoiler: Göster

Çevrimdışı Raisor

  • ***
  • 793
  • Rom: 15
    • Profili Görüntüle
Ynt: Evelyn Oliveira // Black Helen
« Yanıtla #11 : 02 Temmuz 2012, 19:55:37 »
Evelyn, evin önünde duran 95 model walkswagen’i görünce, Marc’ın geldiğini fark etmiş, giderayak evden çıkarak arabaya yönelmişti. Arabanın ön koltuğuna oturdu ve Marc’ın yüzüne bakarak “merhaba” dedi.

Marc önce arabayı işletti, sonra uzunları yakarak yola çıktı. Evelyn’e bakıp muzdarip bir gülüşle;

“Merhaba mı? Hayırdır, ne bu kibarlık?” dedi. Marc’ın oldukça sıcak bir gülüşü ve gülerken yanaklarında oluşarak tüm kızları kendine aşık bırakan gamzeleri vardı. Herkese samimi konuşmayı sever, üstelik nerede ne söylemesi gerektiğini iyi bilirdi. Şu boş konuşup boş kahkahalar atan popüler çocuklardan değildi kısacası. Üstelik diğer insanlardan da farklı biriydi. Kızlara önem vermiyordu, onun için yaptığı iş kızlardan önemliydi. Evelyn’in onu tanıdığı son 5 yılda, Marc’ı hiçbir kızla bırak çıkmayı, konuşurken bile görmemişti. Marc bunun sebebini, kalitesiz insanlarla konuşarak vakit harcamak istemediğini söyleyerek açıklamıştı.

Ara sokaklardan birine daha saptı Marc. Bir yandan da konuşuyordu. “Evelyn, başımız büyük dertte” dedi sıkıntılı bir şekilde. “Şu Lilia Walkers’ı hatırlıyor musun? Amerikalı kadın. Daimi müşterilerimizdendi. Polise yakalanmış. Birkaç kez ona malı biz teslim etmiştik hani. İki gündür içeride. Henüz ötmedi ama ötecek. Polisi iyi biliyorsun, hiçbir işkence metodunu kullanmaktan gocunmaz. En azından konu uyuşturucuysa.”

Marc derin bir nefes alarak kendi tarafındaki camı yarıladı. Arabayı yavaş sürüyordu. Belli ki bir yerlere gitme değil, Evelyn’le konuşma amacı güdüyordu. Doğrusu yarılanan camdan içeri akın eden soğuk hava partikülleri, bir anda ikisine de merhem gibi gelmişti.

“Düşünüyorum…” dedi Marc zarif bir ses tonuyla. “Ama aklıma bir şey gelmiyor. Bu kez gerçekten faka bastık. İşin tuhaf kısmı, sanki tüm bu uğursuzluklar olmamış gibi bir de henüz yüzünü bile görmediğim patronumdan yeni bir görev daha aldım.”

Elini koltuğunun altına sokarak küçük, siyah bir paket çıkardı. “Marijuana. Marley babayı bile dalgaya sokan şey.” Küçük bir gülümseme yüzünde yayıldı. Bob Marley’den bahsettiğini Evelyn çok iyi biliyordu. Belki de Marc’ın en çok sevdiği ses sanatçısıydı Bob Marley.

Karanlık gecenin içinde tek aydınlanma cihazı, Marc’ın Walkswageninin uzunlarıydı. Bu ara sokakta ne sokak lambaları yanıyordu ne de ay bu günlerde ortalıkta görünmüyordu. Aslında Dolunay zamanıydı. Neden ay yoktu? Evelyn o sırada fark etmişti bunu. Ayın olmaması garipti. Oysa yıldızlar vardı, yani havada bulut da yoktu ayı gizlemek için.

Marc arabayı kenarda bir yere, Blué parkın köşesine park etti. Blué park, bu ara sokağın daha canlı bir yer olduğu zamanlarda, çocukların bir numaralı uğrak noktasıydı. “Müşteri burada, parkta bizi bekliyor. Seni bugün çağırma nedenim basit Evelyn. Hem seni bu belaya attığım için özür dilemek istedim, hem de benimle birlikte gelmek isteyip istemediğini sormak istedim. Ne kadar ironik, değil mi?” gülümsemesi söndü ve yukarı baktı. “Ay ortalıkta yok, farkında mısın? Hiçbir gece bu kadar karanlık olmamıştı.” Arabanın ışıklarını kapattı, arabayı söndürdü ve arabanın kapısını açmadan önce Evelyn’e döndü:

“Gelecek misin? Söylemek istediğin bir şey var mı?”
Vahşet her yanda ulu orta sergilenirken,

Sevişmek için saklanmak zorunda kaldığımız bir Dünyada yaşıyoruz.

-John Lennon.

Çevrimdışı Black Helen

  • ***
  • 782
  • Rom: 15
    • Profili Görüntüle
Ynt: Evelyn Oliveira // Black Helen
« Yanıtla #12 : 03 Temmuz 2012, 17:14:15 »
Evelyn arabaya oturup kemerini de bağladıktan sonra Marc'ın kendisiyle yarı şakalaşan sözlerine odaklanabildi.
"Arada bir nazik olmak iyidir. Bu haftanın jesti buydu. Devamı gelecek haftaya artık." diye cevap verdi Marc'ın sözlerine, bir yandan da Marc'ın gülüşüne karşılık veriyordu. Marc çekici bir insandı ve diğer kızlar arasında da oldukça popüler biri olduğu söylenebilirdi. Hatta arada sırada Marc'ın çevresinde bu kadar çok dolandığı için bazı kötücül bakışlara aldırmamaya çalışması gerekiyordu. Yine de kendisinin de bildiği gibi Marc'ı çok sıkı bir dosttan ötesi olarak göremiyordu maalesef. Marc'ın da aynı durumda olduğunu da biliyordu. Bu yüzden ilişkileri bu kadar rahat devam edebiliyordu ve Evelyn durumun bu şekilde olmasından oldukça memnundu.

Klimanın sıcak hava üflerken çıkardığı uğultudan başka ses duyulmazken Marc yeniden konuşmaya başladı.

"Evelyn, başımız büyük dertte. Şu Lilia Walkers’ı hatırlıyor musun? Amerikalı kadın. Daimi müşterilerimizdendi. Polise yakalanmış. Birkaç kez ona malı biz teslim etmiştik hani. İki gündür içeride. Henüz ötmedi ama ötecek. Polisi iyi biliyorsun, hiçbir işkence metodunu kullanmaktan gocunmaz. En azından konu uyuşturucuysa."

İşte bu haber Evelyn'i iyiden iyiye germişti. Böyle bir habere her zaman hazırlıklı olması lazımdı fakat bu kadar ani bir şekilde duyduğunda kanının damarlarında donmasına ve ağzının kurumasına engel olamıyordu. Şu ana kadar yaşadığı sıradan hayatı, dedesini, okul günlerini kafasından geçirdi bir süre. Bütün bu küçük, pembe ve kırılgan dünyası tek bir darbeyle darmadağın olabilirdi. Kendisi daha bir şey söyleyemeden Marc devam etti.

"Düşünüyorum... Ama aklıma bir şey gelmiyor. Bu kez gerçekten faka bastık. İşin tuhaf kısmı, sanki tüm bu uğursuzluklar olmamış gibi bir de henüz yüzünü bile görmediğim patronumdan yeni bir görev daha aldım.”

Evelyn patron lafını duyduğu zaman beyninin en karanlık kısımlarında gizli tuttuğu bir kaç kaba sözcük yeniden dilinin ucuna doğru atağa kalkmıştı. Yine de içindeki nefreti yüzüne yansıtmadan bastırmayı başardı. Patrondan nefret ediyordu. Gerçek, kalbini kavuran çöl güneşi gibi kızgın bir öfkeydi bu. Evelyn bütün bu pis işlere sadece Marc'ı kollayabilmek amacıyla bulaşmıştı. Kulağa komik gelebilirdi kendisi gibi çelimsiz bir kızın erkeklerin dünyasında böyle bir şey düşünmesi. Fakat Marc tüm bu uğursuz işlerle meşgulken çevresinde olup en azından durumdan haberdar olabilmek, Marc'tan çok kendisini rahatlatıyordu. Vicdanını rahat tutabilmenin tek yolu buydu. Ve Marc'ı genç yaşta kandırıp, bütün bu karanlığa çeken kişiye yani patrona bitmeyen bir öfke beslemekten öteye gidemiyordu. Bir kez bile bu işlere bulaştıktan sonra kurtulmanın imkansız olduğu bu dünyada Marc'la konuşması bile hiçbi şeyi değiştiremezdi.

Bütün bunların dışında uyuşturunun hiçbir çeşidinin tadını bilmiyor ve bilmek istediğini de hiç sanmıyordu. Marc'la birkaç kez tuvalette hayatında yaşadığı son büyük mutluluğu yaşayıp, çırpınarak can vermiş gençlerin cesetlerine rastlamışlardı. Bu nahoş görüntü, içinde yer almak isteyeceği en son durumlardan biri olduğu için elini bile sürmeden, paketlerinin içine sıkıca sarılmış bu zehirleri taşırken Marc'a eşlik etmekle yetiniyordu.

Evelyn bütün bu düşüncelerle boğuşurken Marc koltuğun altından bir paket çıkarıp "Marijuana. Marley babayı bile dalgaya sokan şey." Evelyn ne kadar gergin olsa da yarım ağızla gülümsedi. Bu sırada Marc arabayı eski bir parkın dışına park etmişti.

 "Müşteri burada, parkta bizi bekliyor. Seni bugün çağırma nedenim basit Evelyn. Hem seni bu belaya attığım için özür dilemek istedim, hem de benimle birlikte gelmek isteyip istemediğini sormak istedim. Ne kadar ironik, değil mi?" dedi Marc tekrar. Sonra da ekledi. "Ay ortalıkta yok, farkında mısın? Hiçbir gece bu kadar karanlık olmamıştı.”

Haklıydı. Bu karanlık yolu aydınlatan tek şey düzensizce serpiştirilmiş, titrek sokak lambalarıydı. Bu gerçekten karanlık ve belki de daha karanlık bir hal alabilecek bir geceydi. Marc arabsının kapısını açmadan önce sok kez konuştu. "Gelecek misin? Söylemek istediğin bir şey var mı?"

Evelyn içinde bulundukları çıkmazı düşündü. Patronu ve kendi elemanlarını bile tehlikeye atacak kadar umarsızca davranmasını düşündü. Marc'la geçirdiği son beş seneyi düşündü. Ve kemerini çözerken hafifçe gülümseyip, "Tabi ki geliyorum seni salak, bu zamana kadar yanındaydım. Sırf şimdi küçük bir pürüzle uğraşmak zorunda kaldın diye ağlamaklı bir poz takınıp "Üzgünüm Marc." demem." dedi arabanın kapısını açıp buz gibi bir Paris akşamına adım atarken.
Spoiler: Göster

Çevrimdışı Raisor

  • ***
  • 793
  • Rom: 15
    • Profili Görüntüle
Ynt: Evelyn Oliveira // Black Helen
« Yanıtla #13 : 03 Temmuz 2012, 20:44:12 »
"Tabi ki geliyorum seni salak, bu zamana kadar yanındaydım. Sırf şimdi küçük bir pürüzle uğraşmak zorunda kaldın diye ağlamaklı bir poz takınıp "Üzgünüm Marc." demem.”

Gecenin karanlığına ters düşen bir gülümseyişle dişleri parıldadı Marc’ın. Marc ve Evelyn çok iyi dosttu fakat Evelyn Marc’ın yüzüne ne zaman baksa görüyordu bunu. Yüzündeki o acıyı, vicdan azabını. Marc zor bir hayat yaşıyordu ve bunu Evelyn de biliyordu. Sırf aksiyon olsun diye değil, paraya ihtiyacı olduğu için uyuşturucu işine girmişti Marc. Aslında bazı arkadaşları da onun bu yola kaymasına yardımcı olmadı değil. Ama hiçbirinin kötü bir amacı yoktu, ya da Marc kendini buna inandırıyordu.

Ve şimdi de Marc’a yaptıklarını Marc Evelyn’e yapmıştı. Onu yavaş yavaş bu işe sokmuş, sonra da vicdan azabına teslim olmuştu. Gerçi Evelyn’in bomboş hayatına aksiyon kattığı için sevinmesi bile gerekirdi. Bildiği tek şey ailesi yoktu, kimsesizdi ve en yakın arkadaşı olan Evelyn’e bu doğrultuda ihtiyacı vardı. Varlığı bile yetebilirdi Marc için.

Sevinmişti. Evelyn’in ona karşı bir düşmanlık beslemediğini görmek Marc’ı gerçekten sevindirmişti. Belki bu kadar büyük bir şey için özür dilemek bir anlam ifade etmiyordu, o yüzden ağzından “özür dilemek” ile ilgili bir şeyler çıkmamıştı, fakat Evelyn zaten Marc’ı tanıdığı bu beş yılda, gözlerine baktığı her saniye görüyordu o özrü.

Arabadan indiler ve kapıyı kilitleyerek parka doğru yürümeye başladılar. Geri cevap vermemişti. Bunun sebebi zaten arabada gerektiğinden çok konuştuğunu düşünmesi, hatta Evelyn’e söz hakkı bile vermemesiydi. Aslında gerektiği kadar konuşmuştu. Ama bazen böyle paranoyakça düşüncelere esir olabiliyordu.

Zifiri karanlık, parkta ilerledikçe zifirileşmeye devam ediyordu. Doğrusu ortalıkta kimseyi görmediler. Hafif meltemin tokatladığı ağaç dalları, bomboş oturaklar, yine rüzgardan dolayı hafif kıpraşarak “ölüm” kadar soğuk bir ses çıkaran salıncaklar. Gece yarısına bu kadar yakınken bu korku dolu atmosferde gerilmemek mümkün değildi.

Marc sanki nereye gideceğini biliyormuşçasına bir ifade takınarak pahalı sarı taşlardan oyma yürüme alanında yürümeye devam etti. Sonunda parkın en batısında bir barakanın önünde durdular. Yaz aylarında bu baraka bir dükkan halini alıyor, oynamaya gelen çocuklar için abur cubur veya su ve meşrubat gibi şeylerin satıldığı bir işletim merkezi haline geliyordu. Fakat şu an için o barakanın bir dükkana benzediği falan yoktu.

“Sanırım bahsettikleri baraka buydu” dedi Marc titrek bir sesle. Bir çeşit uğursuzluk havada dolaşıyordu ki o an için Evelyn altıncı hislerinin, bir sineğinki kadar kuvvetli olduğunu hissediyordu. Ya da belki de Marc’ın paranoyası Evelyn’e de bulaşmış, arabada anlatılanlardan dolayı içini bir korku kaplamıştı.

Daha da dikkatli baktığında, barakanın üstünde asılı büyükçe bir kağıttaki o garip simgeyi fark etti Evelyn. Karanlıkta çok da net görünmüyordu.

Vahşet her yanda ulu orta sergilenirken,

Sevişmek için saklanmak zorunda kaldığımız bir Dünyada yaşıyoruz.

-John Lennon.

Çevrimdışı Black Helen

  • ***
  • 782
  • Rom: 15
    • Profili Görüntüle
Ynt: Evelyn Oliveira // Black Helen
« Yanıtla #14 : 16 Temmuz 2012, 16:29:54 »
Arabadan indikten sonra önlerinde uzanan bu ıssız, köhne parkla ilgili Evelyn'in aklına gelen ilk şey küçüklüğünde dedesinden ve anneannesinden gizli izlemekten büyük zevk aldığı korku filmleriyle ilgili anıları olmuştu. Donmuş toprağın üzerini kaplayan ince sis tabakası ve dondurucu rüzgarda ağır ağır sallanan uzun süredir yağlanmamış salıncaklarıyla bu unutulmuş park bir korku filminin gerilim sahnelerinde rahatlıkla sağlam bir dekor olarak yer edinebilirdi.

Sırtında, bel kemiğinden aşağıya yayılan korkula karışık tedirginlik, bir katilin soğuk parmakları gibi bütün vücudunun istemsizce ürpermesine neden oluyordu. Bu yüzden fark ettirmeden Marc'a biraz daha sokulup, yanı sıra takip etmeye başladı. Barakanın önünde durduklarında soğuk ve belki de tedirginliğin kendisi ilklerine kadar işlemişti.

“Sanırım bahsettikleri baraka buydu.”
Marc'ın bu sözü üzerine Evelyn da belli belirsiz başını salladı. Sonra da barakanın üzerine asılmış simgeyi gördü belli belirsiz. Kolların üç yana uzatmış bir ahtapota, bir çiçek motifine ya da üç küçük girdaba benziyordu. Marc'a dönüp soğuktan titreyen sesiyle "O da nedir?" diye sordu.
Spoiler: Göster