Kayıt Ol

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - ZextaR

Sayfa: [1] 2
1
Güncel / 1 Mayıs Kutlu Olsun ya da Gaz Yemeyi Özlemiştim...
« : 01 Mayıs 2015, 12:03:34 »
Merhaba,

1 Mayıs Emek ve Dayanışma Gününüz kutlu olsun.

Bir edebiyat forumu bunun yeri midir emin değilim ama fantastik bir ülkede yaşadığımıza göre herhalde bu kutlama forumda çok saçma durmayacaktır.

Çalışmak zorunda olduğum bu 1 Mayıs'ta Beşiktaşta bulunan işyerime gelmek için 4 vesait değiştirip 3 kere aranıp yaklaşık 40 dakika yürümek zorunda kaldım. Sayılarla dolu böyle güzel bir sabahtan sonra da güvenlik güçleri arkadaşlar sağolsun Barbaros'ta toplanan arkadaşlar özlemiştir diyerek kahvaltı niyetine gaz fişeklerini boşaltmaya başladı. Elleri dert görmesin; nasıl özlemişim organik biber gazını...

Fantastik bir ülkede yaşıyoruz a**** k****** fantastik...



2
Merhaba,

Güzel belirlenmiş bir ihtiyaç "bilen kişi". Yabancı ülkerlerde 20-30 belki daha fazla yıl önce edebiyat mıdır? diye çokca tartışılan bir alt tür fantastik edebiyat. Biz de ise durum malum.

İhtiyaç belirlendiğine göre sıra istek yaratmaya geldi demektir ki bunu ryuk yazısında pek güzel yapmış; eline, fikrine sağlık. Okuyucular fikirlerine değer verdikleri ya da tam tersi "bu, bunu övmüşse okunmaz, eleştirmişse kaçırılmaz" (bknz. Ömür Gedik'in gitmeyin dediği filmlere koşarak gidişim) dediği eleştirmenlere ihtiyaç duyar. Arkadaş ortamlarında ya da bunun gibi forumlarda zaman içinde fikirlerinizin uyuştuğu insanlar bulmak ve onların fikirlerine göre hareket etmek konforlu ve garantidir. Ama sizin ilgi alanlarınızı paylaşan bir arkadaş çevreniz yoksa ve forumlar için de yabancı veya en iyi ihtimal yolcu iseniz işiniz biraz zor. Kitapçı raflarının önünde geçecek saatler "acaba bunu mu alsam, yoksa şunu mu"lar sizi bekliyor demektir.


Eleştirmen ya da bilirkişilere neden gereksinim duymaktayız? Bu soruya hepimiz yanıt aramalıyız. Kendi adıma, şöyle yanıtlayabilirim: Fantastik edebiyat, dışarıdan görüldüğü kadar basit değil. Bu türde ilerlemek isteyenler çoğunlukla popüler kültürün üretimi olan kalitesiz ürünlerin arasında boğulmakta, kaliteli eserlerle tanışamamakta ve sonunda fantastik edebiyattan sıkılmaktadır. Bir çok kişi için fantastik edebiyat "bir dönem ilgilendiğim ama sonra sıkıldığım bir şey işte, ejderhalar büyücüler falan var" şeklinde dile getirilmektedir.

İşte, bu güzel edebiyat türüne ilgi duyanların, okyanuslara açılıp, maceralar yaşayıp yeni kıtalar keşfedemeden kıyıda boğulmasının önüne geçecek kişilerdir eleştirmen ve bilirkişiler.


Bu güzel paragrafa bir ek yapayım: bu noktada amaç paylaşım olmalı. Yapmak istediğimiz gerçekten sevdiğimizi herkesin görmesini sağlamaksa bunu yaparken gocunmamalı, yorulmamalıyız. Bir rafın önünde film afişi kapaklı kitaba bakan adama yaklaşıp "bak onun yerine bunu okusan daha mutlu olursun" deyip eline Yerdeniz'i tutuşturabilmeliyiz.


Bilirkişi olmak için yola çıkanlar kendilerini sadece "fantastik" ile sınırlandırmamalı, farklı unsurlar ile de birikimlerini çoğaltmalıdır. Dünya klasikleri, bilimkurgu edebiyatı,  matematik-fizik-biyoloji gibi bilimler, satranç, go vb. beceri-zeka oyunları, tarih, sosyoloji, antropoloji, arkeoloji gibi bilimler, felsefe, resim-müzik-sinema-çizgiroman gibi sanatlar  ve bunlara benzer alanlardan ilgilerini çekenler üzerine çalışmalar yapmalıdırlar.



Buna da küçücük bir ekleme yapayım: güçlü yanım fantastikten ziyade b.k. olduğu için; b.k. okuyan arkadaşların bol bol belgesel izlemesini, felsefe ve bilimle (özellikle felsefi yönü kuvvetli Einstein veya Russel gibi üstadlar) ilgilenmesini tavsiyeye eklemek isterim. Ayrıca tüm edebiyat türlerinin okuyucuları için şiir bence atlanmaması gereken bir alt türdür.

Velhasılı, ryuk kardeş çok güzel yazmış, elimi taşın altına koyuyorum demiş -ki iyiki de demiş- bundan sonrasında da devamını getirmesini bekliyorum. İhtiyaç belli, fantastik gibi b.k. gibi Dünyayı, yaşamı, geleceği hatta zamanı sorgulayan türler bunları anlayarak, yorumlayarak okuyan okuyucuları hakediyorlar. Bu okuyucular da bu yolda onlara ışık tutacak, doğru yönlendirecek eleştirmenleri, bilirkişileri...

Olayın özünü kaçırmamak için

Sevgili azizhayri, Ugur, Light, keşke konu sahibine bir eline sağlık, ne bileyim güzel olmuş ya da vs. birşey de deseydiniz. Sonuçta belki de saatler süren bir hazırlıkla yazılmış böylesi bir yazıyı googletranslate ile bir kaç dk sürecek bir araştırmaya tercih etmiş gibi olmuşsunuz.

Sevgiler,
zeki

3
7. Yıl / Ynt: En Gerçekçi Bilimkurgu Filmleri Yayında!
« : 19 Ocak 2015, 18:53:01 »
Merhaba,

Gayet güzel bir liste olmuş; ha, ben olsam farklı yapardım (e o zaman k*** kaldırsaydım da yapsaydım). Emek verilmiş, uğraşılmış bize de bravo demek düşüyor: bravo! Elinize sağlık.

Değinmeden edemeyeceğim. Bir arkadaş "beynimizin tamamını kullansak efendim Ay'da sakız çiğnerdik" diye teori var demiş. Efendiler, gözünüzü seveyim, kurban olayım artık şu deli saçması beynimizin aynzıvayndıvaynını kullanıyoruz safsatasına prim vermeyin. Buyrunuz evrim ağacı herkesin anlayabileceği şekilde şurada konuyu incelemiş. Benim ilk aramamda bulduğum buydu, eminim merak edenler daha detaylı pek çok kaynak bulabilir.

zeki

5
Güncel / Ynt: Mutlu Yıllar
« : 31 Aralık 2014, 16:02:48 »
herkese iyi seneler...

6
Güncel / Sistem Kötü Adam Mıdır? (Tartışma Konusu)
« : 29 Aralık 2014, 17:16:18 »
Merhaba,

Bir şeyler anlatmaya başlamadan önce bir neden ortaya koymam gerekirse:

Paylaşmayı, tartışmayı istediğim bazı fikirlerim, açıklamalarım, aforizmalarım, saçmalamalarım var ve bunları (klavye başında) paylaşmaya değer bulduğum iki yerden birisi bu forum (diğeri henüz yapılmadı).

Geçtiğimiz Cumartesi (27.12.14) gerçekleşen “Kahramanın Yol Türküsü” isimli radyo programında zihnimde canlanan bir şeyler… Sanırım böyle anlatamayacağım. Şöyle diyeyim: “fikrimin referans noktası” diye adlandırdığım bir ağaçta oluşan genişçe bir dal beni bunları size anlatmaya itti. Sizlerinde söyleyecek bir şeyleri olursa duymaktan memnuniyet duyarım.

Bu arada, başlamadan önce sanırım kendimle ilgili şunu söylemem gerekiyor: 36 küsur yıllık hayatımda çok az şeyi ciddiye alabildim; dolayısıyla eğer bir yerlerde dalga geçtiğimi düşünürseniz, muhtemelen doğru düşünüyorsunuzdur.

Bu gerekli bilgiyi de verdikten sonra dilerseniz başlayalım. Ama önce müzik gelsin; ne de olsa “önce müzik vardı,” değil mi?

http://youtu.be/ymUEnalLP9w

Sevgiler,
Zeki

**

1.
Aklın, fikrin acı-meyvesinden azıcık ısırmış genç dimağların büyük korkusudur “büyüyüp””sistemin çarklarına sıkışmak” ya da daha kötüsü “çarklardan biri olmak”. Bir yetişkin olduktan sonra, sistem bizi alıp duygusuz, düşüncesiz birer makineye dönüştürür; öz-benliğimizi yitirip emirleri uygulayan birer kukla oluruz. Karşı durmamız gereken, savaşıp vazgeçmememiz gereken bir özgürlük arayışına gireriz. Özgür beyinler, özgür vicdanlar sahibi olmak için…

Hadi, buraya bir kesik atıp dürüst olalım; hepimiz o kurgulardaki kahramanlar gibi hissederiz bu noktada. Kılıçla, büyüyle, üstün zekâmız, yüksek öğrenme kabiliyetimizle ya da ne bileyim kurnazlığımızla alt edebileceğimize inanırız sistemi. Yaşadığımız yer bir anda Orta Dünya, Faerun ya da Yerdeniz oluverir. Galaksideki gezegenlerdir evimiz, okulumuz, işyerimiz. Kahramanızdır. Kara kitapları sevsek de, anti-kahramanları, antagonistleri sevsek de içeride biliriz ki onlar da birer kahramandır aslında; olsa olsa amuda kalkmışlardır belki.
Bu kahramanlık kompleksi biraz bencilliğe iter bizi, biraz yüksekten görmeye başlarız çevremizi. Arkadaşlarımız fark etmemiştir dişlilerin tıkır-tıkır dönen seslerini. Yavaşça hiçliklerine ilerlemektedirler. İpler, ileride beklemektedir onları; kollarına, ayaklarına bağlanacak.

… çabalarız. Bazen öylesine çabalarız ki nefes almak için durduğumuzda anca fark ederiz, hayat etrafımızdan akıp geçmiştir. Olsun, başarmışızdır, sistemin bir çarkı olmamışızdır. “Onlar” ın istedikleri şeye dönüşmemişizdir.
Onlar, bizi makineleştirirler. Onlar, bizi yönetirler. Onlar, aklımızla oynarlar. Onlar, hayat enerjimizi emerler. Onlar, bizi yerler. Onlar, uşakları, köleleri, kulları olmamızı isterler.

2.
Kimdir bu “Onlar” ? Kimdir ya da nedir sistem? Ne zaman yetişkin oluruz? Nasıl yetişkin olmadan ya da sistemin çarklarına sıkışmadan yaşayabiliriz? Peki, gerçekten bir onlar, gerçekten bir sistem var mı? Gerçekten bizi avuçlarına düşürmeye mi çalışıyorlar?

Bu sorulara verebileceğim bir tane yanıt var: ben nereden bileyim! Bunları bilmek için zilyon tane hayat yaşamam, zilyon tane tecrübe biriktirmem gerekirdi.

Elbette buraya kadar ben bilmem, sistem bilir demek için getirmedim sizi. Sonuçta ben de bir tane hayat yaşadım/ yaşıyorum. Kısıtlı da olsa bazı tahminlerde bulunabilirim –ki yazının başından beri bu tahminleri sıralamak için yanıp tutuşuyorum-.

3.
Bence ilk sormamız gereken soru: ne zaman yetişkin olmaktan korkmaya başladım? Olmalıdır. 13-14 yaşlarımda kızların eteklerinin altına bakabilmek için okul merdivenlerinin altında arkadaşlarımla dikilip kıkırdarken ( ne, sanki sizler yapmamışsınız gibi ) bundan korkuyor muydum? Ya da 16-17 yaşlarımda okul tuvaletinde sigara içerken, 18-19larımda Beyazıt Meydanı’nda polis dayağı yerken aklımdan yetişkin olmamalıyım diye geçiyor muydu?

Aslında yanıtlar belli. Peki, buradan o eski sahip olduklarımızın değerini ancak kaybettiğimiz zaman anlarız önermesine bir gönderme çıkarılabilir mi? Yetişkin olmamalıyım düşüncesi, aslında yetişkinliğe geçerken ya da geçtiğimiz zaman bize musallat oluyor olabilir mi?

4.
İkinci soru sanırım sistem nedir, kimdir, kim bizi sisteme sokmaya çalışır, kimlerden oluşur, nerededir sorularının bütünü olmalı. Açık söylemem gerekirse ben bu anlayışın kurgu olduğunu düşünüyorum.
Hayyam;

"ben olmayınca bu güller, bu serviler yok.
kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok.
sabahlar, akşamlar, sevinçler tasalar yok.
ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok." Derken ne de doğru söylemiş değil mi?

Nereye bağlarız buradan peki soruyu ya da daha doğrusu cevabı? Sakın ola birileri korkularımızı manipüle etmeye çalışıyor olmasın? Kim yapar bunu? Yine “onlar” mı yoksa ortada başka bir şeyler mi var?

5.
Daha fazla soru sormadan önce bir anımı biraz süsleyerek anlatayım. Bu, fark edişimin öyküsüdür:
Soruların, haykırışların, zamana yakarışların kafamın içinde çınlaması yetmiyormuş, sistemle savaşan bir kahraman olmam yetmiyormuş gibi okul, askerlik vesaire bitmiş bir de iş bulup çalışmam gerekiyordu. Yeminler ediyor, beni kukla yapamayacaklarını haykırıyordum; kravatımı asla tam sıkmayacaktım, daima lastik tabanlı ayakkabı giyecektim hatta siyah spor ayakkabı, her gün en az iki saat oyun oynayacak, iki saat kitap okuyacaktım, yazları ceket giymeyecektim vesaire vesaire. Peki, yapabildim mi? Elbette ki yapabildim. Bunları yapamamam için tek bir geçerli bahane bulabilir misiniz? Tatmin olmuş muydum, arayışım, yakarışım, isyanım bitmiş miydi? Hayır!

Yıllar geçti böyle, bir gün (şimdi zamanını sorsanız, kaç yıl sonra? Deseniz bilmiyorum, hatırlamıyorum diyebilirim ancak) korkumun kırsalında, altımda atım, elimde mızrağım yel değirmenleriyle, gölgelerle savaşırken yakaladım kendimi. Anlamıştım…

6.
Epey karışık gittiğim bu yazıyı artık sizlere daha fazla eziyet vermeden bitireyim (tabii buraya kadar dayanıp da hala okuyanlar varsa).

George Basalla “Teknolojinin Evrimi” (Doğubatı yay. 2013) kitabında iki farklı evrim görüşünü (süreklilik ve süreksizlik) kafa kafaya vurup, sonunda birazcık sürekliliğe meylederek diyor ki: “… Usher, “anlayış geliştirme edimini” icat etme süreciyle birleştirerek bireysel yaratıcılığın önemine dikkat çekmişti; ama büyük icatların, bir dizi küçük icadın birikimsel sentezinden ortaya çıktığına emindi...” çok da fazla çalmadan özetleyelim: hiçbir şey zırt diye ortaya çıkmadı, küçük birikimler birleşti ve büyük değişimler yarattı.

Kurguyla gerçeği ayıramayan zavallı zihnim, yıllardır biriktirmiş olduğu sistem korkusuna öylesine kapılmıştı ki önünde duranı fark edemiyordu bile. Hayvani içgüdülerimizden gelenler hariç tüm korkular insan yapımıydı; insan yapımı korkulara kapılmıştım, üstelik en sevdiğim yazarlar, şairler bile bu korkuyu yaratanlardandı.
Bence, sistem ya da onlar diye bir şey yok, yetişkinlik dediğimiz ise sadece daha fazla sorumluluk sahibi olma durumu. İhtiyaçla isteği karıştırmadığımız, hırslarımıza yenik düşmediğimiz müddetçe kimsenin kuklası da olmayız. Tabii ki tam bu noktada birileri çıkıp da süper güçler, egemen devletler falan diye konuşacaktır; baştan söyleyeyim kastettiğim bu veya herhangi siyasi bir durum değil (onun tartışması, koyunlaşma ve koyunlaştırılma başlığı altında ayrıca tartışılmalı).

Son söz:
Özgür aklımızın, özgür vicdanımızın, özgür ruhumuzun önündeki tek engel yine bizleriz. Sistem biziz…



7
Kurgu İskelesi / Ynt: Ziliane
« : 11 Aralık 2014, 10:21:09 »
merhaba,

bir şeyler diyebilmek, dediklerimin anlamlı olması için iki kez okudum hikayenizi; eski yazılarınıza aşinayım, yalan yok onlarla da kıyasladım biraz.

ya bana öyle geliyor ya da kendinizden çok şey katıyorsunuz yazılarınıza, sıkılmadan ya da çekinmeden kendinizi aktarabiliyorsunuz. elbette tahminlerimin doğru çıkma ihtimaline karşı burada düşüncelerimi paylaşmayacağım.

ancak sanırım şunu paylaşmakta bir sakınca yok: edebi bir tür olarak da kişilik olarak da tam bir romantiksiniz.

gerçekten bülent bey'in de dediği gibi ben de duygularımı (bazen) rahatça ortaya koyabilmeyi isterdim. herhangi bir kaygı taşımadan budur demeyi isterdim. maalesef ben pek böyle değilim. bu yüzden de genelde itici bulunur veya yanlış anlaşırım.

hikayenin 4/5 ini gözümde hiç zorlanmadan canlandırdım. hatta resmen tuğrul'un peşinde ben de yürüdüm. kalan kısmı da topoğrafik bazı sıkıntılar yaşadığım için canlandıramadım (3 tarafı bahçeli ve kot farkı olan bir arazi düşünmek biraz zorladı :) ).

yine yapım gereği belirsizliklerden hoşlanmadığım için öykü biraz yarım kaldı bende. ancak dediğim gibi bu eleştiri değil bir tercih meselesi. keşke dedim ziliane kimdi, neden gelmişti, nereden gelmişti, neden balık kusuyordu, balık birşeylerin yerine mi kondu bilseydim.

o zaman sonuç:

gerçekten ihtiyacım olan (okuyana kadar bunun farkında değildim) bir hikayeydi. beni alıp materyal dünyasından çıkardı; gerçeklikle bağlantılı neredeyse hiçbir şey sunmadan, sadece hissedebildiğim bir uzaklık yaşattı. okumanın, yazmanın, yalnız kalmanın, çoğul olmanın, içmenin, düşünmenin ya da bazen sadece uyanmanın benim için önemli anlamı bu: uzaklaşabilmek. siz bunu aşağı yukarı 1500 kelimeyle başardınız; teşekkürler.

sevgiler,
zeki

not: eleştirimi tekrar okuyunca farkettim ki öyküyle ilgili pek te bir şey yazmamış, daha çok bende yarattıklarını aktarmaya çalışmışım. eh, demekki aklımın altında bir yerlere epey dokunmuş öykü; tekrar teşekkürler.

8
Sinema / Ynt: Interstellar
« : 08 Aralık 2014, 10:00:42 »
merhaba,

ben de 3. haftasında izleyebilmiştim ve maalesef imaxte izleme şanssızlığına eriştim. epey geç oldu ama buradan tavsiye edeyim ki imaxe gitmeyin yada en arka sıradan yer bulacaksanız gidin. yoksa 20 metrelik perdeye 8 metre mesafeden izlemek nasıl diyeyim iki çinlinin masa tenisi maçını masaya kafanızı dayayıp izlemek gibi oluyor.

umarım spoiler koymayı becerebilirim.

Spoiler: Göster
filmde, aslında zamanı 4. boyut olarak zaten aşmış bir gelecek var. olayın aslı adamların 5. boyutu keşfetmiş ve kullanıyor (anlıyor, büküyor... ) olması ki bu da filmde yerçekimi (gravity) olarak anlatılıyor. bence de bu yenilik yaratan bir bakış açısı ki sanırım bundan sonra 5. boyutla ilgili epey şey izleyip okuyacağız.

not: bir de biraz tasavvufi yaklaşanların 5. boyut ruhtur görüşü var ki bundan ne konular çıkar vay vay vay :)


zeki

edit: imax deyip hepsine b** atmışım özür dilerim, istanbul istinyepark'ta izledim diğerlerini bilmem.

9
cumartesi bu saatte evde olmanın da avantajları varmış meğer :) güzel yayındı teşekkürler.

zeki.

10
Kurgu İskelesi / Ynt: Kardeşimle Akşam Yemeği
« : 03 Aralık 2014, 11:35:00 »
merhaba,

öncelikle benim yazıyı okuduğum an itibariyle hiç "edit" lememiş olmanız ve sanırım buna da hiç gerek olmayacak olması dolayısıyla tebrik ve teşekkür ederim. yani okuyanı yormamak için "baştan savma" yöntemi yerine "önce worda yaz, hataları ayıkla, sonra yayınla" yöntemi kullanmışsınız, tekrar teşekkürler.

-önermeler ve az sayıda ama yeterli betimleme güzel.
-bolca "amerikan ve si" kullanmışsınız; ortaokul edebiyat hocam görseydi kulaklarınızdan asardı yeminle :) ama benim için sıkıntı yok; şiir temelli bir tekniktir, kısa yazılarda akıcılık sağlar.
-daha önce okuduğum yazılarınıza göre biraz zayıf kalmış. hikayenin sonuna kadar birşey olmasını bekledim... olmadı.

bilinen, hatta sonu adında bulunan bir hikaye, daha güzel işlenebilir miydi? belki, sanırım, muhtemelen.
tiksinti duyduğum çok çok az şeyden biridir yamyamlık; peki hikaye beni rahatsız etti mi? hayır. ancak bunun iyi bir şey olduğunu sanmıyorum, demek ki pek sarmamış.

velhasılı; iyi bir yazar, klişe bir konu, güzel ve okuyana saygı duyan bir yazım, rahat bir okuma, birinci ağızdan akıcı bir anlatım, okyanusun ortasında beklenen akbabalar ve işte buradayız: benim de naçizane eleştirim sonunda.

lütfen devam edin, kolaya kaçmanın kolay olduğu bir tarzı kolaya kaçmadan deniyorsunuz. bu bile yazılarınızı takip etmeye yeterli benim için.

sevgiler,
zeki

11
Vakıf Serisi / Ynt: Vakıf Serisi Okuma Rehberi
« : 27 Kasım 2014, 11:25:28 »
sonsuzluğun sonu yanlış hatırlamıyorsam cep kitaplarından çıkmıştı; bence altın'ın evrenin çanları isimli çevirisini okuyun. aynı kitap ama altın'ın çevirisi tam kitap diğeri özetti gibi hatırlıyorum. okumak zorunda değilsiniz yine de herşeyin en başı olduğu için okunmalı sanki.

benim önereceğim ve kimsenin de kabul etmeyeceği vakıf okuma sırası ise: 1- vakıf kurulurken, 2- vakıf ileri ve vakıf,vakıf ve imparatorluk vs. diye gidiyor. bence vakıf kurulurken ve vakıf ileri serinin "silmarillion"'u. tabii dediğim gibi bu sırayı kimse önermeyecektir :)

zeki

12
Sinema / Ynt: İskoçyalı geri dönüyor!
« : 23 Kasım 2014, 18:31:37 »
güzel haber diye buna denir sanırım; ulaştıranlara teşekkürler.

film bir remake/reboot olacakmış yani korktuğum gibi bir duncan macleod değil bildiğimiz connor macload. uyarlamada çok batıracaklarını sanmam ancak wikide ryan reynolds adını gördüm connor için tüylerim diken diken oldu. allahtan vazgeçilmiş, yoksa bildiğin hormonlu connor izlemek zorunda kalacaktık. şöyle rescue dawn yada fighter'daki gibi bir christian bale oynasa...

zeki

13
Güncel / Ynt: Yemek Pornosu
« : 19 Kasım 2014, 20:08:28 »
…
Bir güzel isterim, âhu bakışlı
Gerdanı bir karış benli, nakışlı
İnci dişli olsun, hem kara kaşlı
Boynuna sarılıp yatmak isterim
Kalk gönül gezelim helv’alayına
Ol helvalar da dişe kolayına
Her akşam de pirinç pilavına
Kahvaltıda ballı kaymak isterim
Bamyayı severim, dolma hoş olur
Ballı börek pişer, içi boş olur
Hele zerdâli yanında hoş olur
Yedikçe karnıma koymak isterim
…
 konuyu ilk okuduğumda Karacaoğlan'ın bu şiiri geldi aklıma, nedendir bilmem.

güzel konu ama zor konu. teşhircilik bugün adından utansak ta, kabul etmesek te huyumuz, suyumuz, varolma biçimimiz. yukarda bir arkadaşın "amerikan kültürü" diye kestirip attığı şey o kadar kolay açıklanacak gibi değil. devletçi politikalardan vazgeçilip; tüketime, kazanma hırsına, gösterişe giden bir süreç -ki burası yeri değil, burada kesiyorum bunu-.

sosyal medyadan pek anlamam ne facebook ne de diğerlerini kullanmıyorum ama elbette bilgi sahibiyim. geçen gün hamile bir arkadaşım istanbulda bulunamayak bir yiyeceğin (içli köfte) sofrasında resmini paylaşan bir arkadaşından bahsedince kan beynime sıçradı. bu teşhircilik değil olsa olsa terbiyesizliktir.

ismimizi, yaşımızı, eğitimimizi vs kullanmadan istediğimiz gibi atıp tutabileceğimiz bir yerdir internet dünyası. yalana vergi kesilmez burada. gerçek sosyal hayatta asla yakalayamayacağımız başarıyı burada bir gecede yakalayabiliriz; hayatını bir işe adamış adamlara yüksekten yüksekten yanlış biliyorsun diyebiliriz, salaksın, aptalsın diyebiliriz. terbiyeye de ödük verilmez elbette...

herneyse birkaç gün içinde bu olayı yaşayıp bir de üstüne bu konuyu görünce sinirlendim yine. verdiğim rahatsızlık için kusura bakmayın...


sevgiler,
zeki

14
Yayınevleri Soru Hattı / Ynt: İthaki Yayınları Soru Hattı
« : 16 Kasım 2014, 10:18:26 »
merhaba,
kusura bakmayın bir kaç gündür foruma giremiyordum, ondan cevap yazamadım.
öncelikle ne tübitakla ne de ithakiyle bir bağım yok, dolayısıyla hiçbiri adına birşey yazamam. ancak verdiğim bilgi ithaki'nin pazarlama müdürü coşkun bey'den aldığım bilgidir; gerçekliği onu ve kurumunu bağlar - ki koca adam neden yanlış bilgi versin?-

sevgili eroniki "biri eminim yazsın" demiş. ben diyim: eminim ki bir kahraman bu topraklara yine gelecek. 70lerde okat, 80lerde baskan ve altın, 90larda inkılap, 2000lerde de ithakiydi kahramanın adı merak etmeyiniz eroniki 2010larda da 2020lerde de bir kahraman çıkar. asimovlar, le guinler, heinleinler vesaireler vesaireler biz hayal kurmaktan, marsta yaşamayı düşlemekten, saturne nasıl gideriz, nerelerde yeni hayatlar buluruz diye düşlemeyi bırakmadıktan sonra birilerini yine kahraman yapar :)

sevgiler,
zeki

15
Yayınevleri Soru Hattı / Ynt: İthaki Yayınları Soru Hattı
« : 13 Kasım 2014, 09:44:56 »
Robot serisinin tübitakta olduğunu biliyordum ancak vakıf ithakide sanıyordum. Herneyse az önce bende altın kitaplardan vakıf setini tamamladım. 1980 tarihli o kitapları okurken nedense bana daha gizemli geliyor (polyannacılık mıdır bilmem :) )

şu an ikisi de ithakide değil (yada tubitakta) , ithaki iki seri için de çalışmalarını sürdürüyor ve en kısa zamanda iki seriyi de basacak. ki bu da muhtemelen 2015.

robot serisi için bir tübitak yetkilisiyle görüştüm ve aldığım cevap aynen şuydu "ne haklarını devrederiz ne de roman basarız". çünkü tübitak roman veya benzeri edebi eser basmıyor.

allahtan ithaki hakların tübitakta olmadığını ve şuan almak için uğraştıklarını söyledi de bende rahatladım  :)

altın kitapların vakıf ve robot serileri aslında hiç kötü değil ancak yaklaşık 30 yaşında ve o isimler, bilemiyorum orjinal isimlerini kullansalarmış keşke.ayrıca zaman  kağıda çok iyi davranmıyor maalesef ve kitaplıklarda arada bir yenilenmeleri gerekiyor ki böyle güzel yayınevlerinin baskıları koleksiyon severler için "candır".

herneyse hazır buraya yazarken ben de ithaki'ye sorayım: asimov'un paul french takma adıyla yazdığı "space ranger" serisi için bir çalışma var mıdır? ya da seri dışı diğer kitapları için. şöyle güzel bir haber de burda alsak hani...


selamlar,
zeki

Sayfa: [1] 2