Daily Planet – 25.03.2015 (#3)

daily planet rhtm

İyi haftalar pek sevgili çizgi roman dostları!

Bu hafta yeni başlayan seriler ve devam edenler için oldukça iyi geçti denebilir. Özellikle Gerry Conway gibi bir ustanın dönüşü beni sevince boğdu. Yeni başlayan birkaç hikayeyse hiç beklemediğim kadar etkileyici çıkıp ilk sayıdan beni kendine bağladı. Heyecanı kaçırmayayım, az sonra okuyacaksınız zaten!

Ancak bu hafta sizinle konuşup tartışmak istediğim bir konu var: Sizce süper kahramanlar suçlulara daha sert davranıp onları öldürmeli mi? Çizgi roman evreninde kötüden iyiye geçiş yapan, yapabilecek karakterler üzerinden buna verecek bir cevabınız var mı? Batman’den örnek verecek olursak, düşmanlarını öldürmemek için elinden geleni yaparken düşmanları birçok kez yakınlarını büyük şiddet içinde öldürdü. Sizce bu bir süper kahramanın zayıflığı mıdır yoksa üstünlüğü mü?

Cevaplarınızı forumdaki başlıktan heyecanla okuyup tartışmaya katılacağım. (Tabii yazarsanız. :3)

[stextbox id=”black”]BATMAN/SUPERMAN #20[/stextbox]

Batman - Superman 020 (2015) (Digital-Empire)-000Superman’in Joker’i, baş belası sonunda ortaya çıktı: Xa-Du! Deli, sürgün bilimadamı. Superman’in en mutlu olması gereken günü bir dehşete dönüştürüyor. Onu öldürmeye çalışan ailesi karşısında Superman’in çektiklerini görmek bize de acı vermiyor değil. Yoğun bir duygu fırtınasıyla başlıyor bu sayı.

Flashbacklerle Kandor’un geçmişine tanık olmak da heyecan verici bir bölüm olmasında büyük pay sahibi. Ancak bilinen şeyler dışında Kandor veya Superman hakkında pek de bir şey öğrenmiyoruz. Bu pek de güzel olmamış. Zaten nadir gördüğümüz geçmişe yeni bilgiler eklememek merakı biraz baltalıyor. Olaylar da çok hızlı bir şekilde geçilmiş. Bir sayı kısıtlamasından mıdır bu bilmiyoruz ancak olaylar daha geniş ve detaylı bir şekilde yayılıp sonuç kısmı bu kadar hızlı gelişmeseydi çok etkileyici bir iş ortaya çıkabilirdi. Greg Pak bu yüzden heyecanı tuttursa da okuyucuda pek fazla bir merak duygusu yaratamıyor.

Ardian Syaf çizgiler konusunda oldukça etkileyici iş çıkarmış. Özellikle Supergirl’ün yüzüne odaklanılan bir karede yüzüne vuran duyguları o kadar iyi resmetmiş ki içiniz burkuluyor…

Puanım: 8.0

* * *

[stextbox id=”black”]THE AMAZING SPIDER-MAN #16.1[/stextbox]

Amazing Spider-Man (2014-)16.1-000Gerry Conway’in Spider-Man’e gelişi tüm ulusta çoşku ve neşeyle karşılandı. Okullara bayraklar asıldı, stadyumlarda törenler düzenlendi.

Açıkcası eski bir yazar olduğu için günümüz karakterine ne kadar ayak uydurabileceği konusunda oldukça büyük şüphelerim vardı lakin çok boş olduğu ortaya çıktı. Conway, Gwen Stacy’nin Ölümü ile Örümcekçiler arasında unutulmazlardaki yerini sabitledi.

Hikaye konusunda Conway zamana ayak uydurmakla kalmıyor, eski alışkanlıklarını da harika bir şekilde uyarlıyor. Yazdıklarını okumak sizi eskiyle yeni arasında bir yolculuğa çıkartıyor.

Çizer koltuğunda Carlos Barberi’nin olması iyi mi yoksa kötü mü emin olamadım. Barberi’nin çizgileri Conway gibi bir yazar için biraz çocuksu duruyor. Son yorum elbette siz okuyuculara kalmış.

Puanım: 8.5

* * *

[stextbox id=”black”]THE NEW 52 – FUTURES END #46[/stextbox]

The New 52 - Futures End 046-000Futures End ne yazık ki çerezlik bir seri olmaktan ileri gidemiyor. 46 sayıdır okuyucuyu heyecanlandıran bir veya iki sayı olmuştur. Ayrıca ne kadar Joker’i seviyor olsam da artık çoğu seride suyunun suyunu çıkarttıklarını düşünüyorum. Bu yanlış anlaşılmasın, elbette kullanılacak Joker ancak yıllar geçmesine rağmen akıllarda hala Joker ile ilgili soru işaretleri dolanırken, ilginçlikler dolu bir hayatı varken bir Türk dizisinden bozma kötü karakter halinde lanse etmeleri çok sinir bozucu. Tam olarak bir Joker değil bu sayıdaki tabii ancak yine de okuyucular ne demek istediğimi anlayacaktır.

Sonunda Lana’nın gücünü de öğrenmiş olduk, böcekler! Rock’a çok fazla acı çektirecek gibi görünüyor. Sona iki bölüm kalmışken buraya pek fazla değinmek istemiyorum. Konuşmak istediğim konu Terry! Sizce de Terry için çok ama çok dandik bir son olmadı mı? Daha önce de çok kez savaştığı şeyle doğru dürüst bir savaşma sahnesi bile görmeden ölümcül bir sürü yara aldığı gösterilip sevgilisinin kollarına kadar gidip can vermesi?

Son iki bölümde her şeyi düzgünce toparlayacaklarına dair inancım ne yazık ki pek yok ancak hala epik bir son yapmaları için şansları var.

Puanım: 5.5

* * *

[stextbox id=”black”]PRINCESS LEIA #2[/stextbox]

Princess Leia 002-000Alderaan’ın geçmişine birazcık tanık olmak hüzünlendirici oldu. Mark Waid bize insanoğlunun ne kadar gelişmiş olursa olsun hala aynı olduğunu gösteriyor. Prenses’in dövüş sanatları çalışırken zorla ‘Prenseslik’ görevlerini öğretmeye götürülmesi bize bunu gösteriyor.

Öte yandan Mark Vaid’in yazıp Dodson çiftinin çizimlere taşıdığı Star Wars evreni çok çocuksu olmuş. Bu konuda Leia’nın şımarık çocuk hareketlerine değinmek bile istemiyorum. Öte yandan iş kavgaya gelince çok can yakıyor. Evaan bunu biraz olsun düzeltmeye çalışıyor gibi görünse de küçücük bir dokunuş ile onun da Leia gibi olacakmış gibi bir hali var.

Hikayeye gelecek olursa tehlikeli bir biçimde İmparatorluk sahasında araştırma için giren çiftimizi tanıdık, düşman bir çok yüz karşılıyor. Hala pilot diyebileceğimiz bu bölümün de yavaş ilerlemesi bu yüzden pek fazla bir sıkıntı yaratmıyor. Ancak yazar hala konuya tam olarak hakim olamamış gibi. Okuyucuların beklentisini izleyemiyor gibi. Hikaye nasıl gidecek, nelerle karşılaşacağız hiç ipucu vermiyor. Kendisi de bundan pek emin değilmiş gibi bir izlenim bırakıyor okuduğumuz bu son 2 bölümde. Prensesin kaçışının Asiler arasında nasıl bir yankı uyandırdığını göstermemişler, sonraki bölümlere saklanıyor sanırım.

Ne kadar büyük bir Star Wars hayranı olsam da Leia’nın hareketleri o kadar sinir bozucu oluyor ki zaman zaman, sırf bu yüzden takip etmeyi bırakabilirim.

Puanım: 6.5

* * *

[stextbox id=”black”]MAGNETO #16[/stextbox]

Magneto (2014-) 016-000Son sayıda Magneto’nun Genosha kalıntılarından mutantlar için bir sığınak yapma girişimini konu alıyor. Callen Bunn’ın böyle bir hikaye için neden en iyi seçim olduğu bu sayı ile bir kere daha kanıtlanmış oldu. Yazar okuyucuya hikayeyi anlatmak için en doğru yolu izleyip ekstra hiçbir şeye girişmiyor. Merak uyandırıcı unsurları tadında kullanıp okuyucuyu bıktırmadan kafadaki soruları cevaplıyor.

Sadece filmleri izleyenler bile bilecektir. Magneto’yu kaba bir tabirle iyi ya da kötü kalıplarına sokamayız. X-Men serisinde çalışan kişiler genellikle bu konuda ayrılığa düşüp iki tarafa da gereğinden fazla ağırlık verip Magneto’yu tanrısal konuma sokarlar. Bunn’ın Magneto’sunda dengeyi yakalamış olması bu yüzden oldukça etkileyici.

Merak konusundan bahsetmişken, bu bölümde kafalarda daha fazla soru işareti bırakan kadından konuşalım; Briar. Gerçekten yardım etmek için mi orada yoksa Magneto’dan intikam aramak için mi? Hikaye anlatımındaki gizlilik ile bu daha da kafa karıştırıcı bir hal almış. Cevabı ne zaman bulabiliriz belli değil lakin şu anda çok kilit bir konumda durduğu açık.

Puanım: 8.5

* * *

[stextbox id=”black”]INVISIBLE REPUBLIC #1[/stextbox]

Invisible Republic 001-000Invisible Republic harika bir başlangıç yaparak ilk sayıdan takip edilesi bir başarı elde etti. Klasik bilim kurgulardan ziyade bu seride sanıyorum çok fazla bu tür öğeler ön planda olmayacak. 2800’lü yıllarda geçen dikta rejimini sırasında bir araştımacının ünlü isimlerden birinin yakınının mektuplarını, anılarını bulmasını konu alıyor hikaye. Çoğunlukla politik olaylara değinilecek gibi görünüyor. Konu o kadar derin olabilecek gibi görünüyor ki elbette bundan kimse şikayetçi olmayacaktır.

Yazar ve çizer koltuğunda Gabriel Hardman’i görsek de yazarlık kısmını başka biriyle daha paylaşıyor; Corinna Bechko. Star Wars Legacy’den, Creepy’den tanıdık gelen bu yüzleri mutlulukla karşılıyoruz.

Invisible Republic ilk bölümü ile tüm bilim kurgu severlere önerebileceğim bir çizgi roman oldu. Çizgiyi bozmadan devam etmesi umuduyla.

Puanım: 9.0

* * *

[stextbox id=”black”]SHAPER #1[/stextbox]

Shaper 001-001Yeni başlayan bu seri oldukça ilgimi çekmiş durumda. Galaktik bir imparatorluğun evrenin dört bir yanında şekil değiştirebilme özelliğine sahip insanları avladığı bir dönemde kendisinin de bir şekil değiştiren olduğunu fark eden bir gencin hem bu gücünü öğrenmesi hem de yaşama çabasına tanık oluyoruz. Çok basit gibi görünen hikayelerin ne kadar ilginçleştirilebileceğinin somut kanıtı niteliğinde.

Hikaye oldukça sert ve açık bir şekilde başlıyor. Yazar Eric Heisserer, çizgi romanın evrenine giriş yapabilmemiz için tüm zemini hazırlamış. Okuyucuya her şeyi veriyor. Hatta bir noktada biraz fazla verdiği duygusuna kapılıyorsunuz. Demek istediğim, neden, kim şekil değiştiren ırkından olanları avlıyor, neden avlanmaları gerekiyor gibi sorular ilk sayıdan cevap bulmuş durumda. Doğal olarak bir noktada sanki soru sorduracak, merak ettirecek bir şey olmayacakmış da tek bir sayıda her şey bitecekmiş gibi geliyor lakin sayının sonlarına doğru yazar bizi kendine bağlıyor!

Hikaye ve çizimler olarak 80-90’ların bilim kurgularına benzetebiliriz. Bunun için çizer Felipe Massafera’ya büyük bir teşekkür borçluyuz çünkü atmosferi sağlamada çok başarılı bir iş çıkarmış. Takip edilesi bir seri var önümüzde.

Puanım: 8.5

* * *

[stextbox id=”black”]FRANKENSTEIN UNDERGROUND #01[/stextbox]

Frankenstein Underground 01-000Hellboy’un yaratıcısından etkileyici bir hikaye daha! Kapağı ilk kez gördüğümden beri bekliyordum. Hellboy kapaklarına çokça benziyordu. Flashback yaparken Hellboy’un Frankenstein ile dövüştüğünü görmeyi ise hiç mi hiç beklemiyordum.

Mike Mignola zaten içinde dram taşıyan bir hikayeyi alıp daha da acıklı bir hale getirmiş. Frankenstein’ın on yıllarca dışlanarak kaçması, yakalandığında sirkten sirke satılması, artık bıkıp ölümü beklemesi ama ölümün onu kabul etmeyişi ile başlıyor hikaye. Ancak bu sefer hayatını değiştirebilecek, cadı olduğunu düşündüğü bir kadın ile tanışıyor canavarımız. Ancak talihsiz serüvenler dizisi sonucu kendisi yüzünden o kadın da kollarında ölünce tanrılara bir kere daha lanet ediyor Frankenstein, canını almaları için…

Pilot bölüm çok kısa olmuş hissi uyandırdı bende. Sanki giriş bölümünün girişiymiş gibi. İlk sayıdan çok fazla mitolojik yaratığa ve hikayeye tanık olacağımızı gösterdi.

Ben Stenbeck’in Mignola ile sağladığı uyum gözleri şenlendirecek cinsten. Ortaya enfes bir iş çıkmış.

Puanım: 9.0

* * *

[stextbox id=”black”]BATMAN ETERNAL #50[/stextbox]

Batman Eternal 050 (2015) (Digital-Empire)-000Sonunda istediğimiz Batman’i görebildik! Bane ile kavgası başlamadan bitti, çok hızlı geçilmiş diyemeyeceğim çünkü zaten iki sayı sonra seri bitecek. Böyle şeylerle zaman kaybedilmeden kafadaki soruların cevaplandırılması güzel oluyor.

Cayır cayır yanan Gotham’ı kurtarmaya çalışırken Batman’in kendi sınırlarını zorlamasını en iyi resmeden Batman bölümü olmuş diyebilirim bunun için. Ancak şu durumda Gotham’ı düzeltme çabası ellerinden kayan kum tanelerini teker teker toplamaya çalışmak gibi. Tabi kahramanımız öldürmeye çekinmese, şimdi bunlar olmazdı! Bence biraz da suç senin Batman, bakma öyle hiç arkana…

Son sayfaya kadar heyecan dorukta, acı içindeyken bile yıkılmamaya çalışan Batman’i izliyoruz. Son sayfa ise haftalardır başımızı ağrıtan soruyu cevaplıyor. Evet evet! O soru!

Martinez kesinlikle Batman’i nasıl çizeceğini çok iyi biliyor. Şu hikayede Kara Şövalyeyi daha iyi çizebilecek çok fazla biri yok. Bize bu senenin en iyi Batman bölümlerinden birini sunduğu için alkışlar ona efendim. Kaldı 2 bölüm!

Puanım: 8.5

* * *

[stextbox id=”black”]GUARDIANS TEAM-UP #3[/stextbox]

Guardians Team-Up (2015-) 003-000Daha önce de bu konuda konuştuğum gibi, Marvel’ın Guardians of the Galaxy’den sonra bu işten faydalanma çabasından başka bir şey değil maalesef.

İlk bölümde biraz ilgi çekici bir şeyler vardıysa da azalarak yok oluyor sonraki iki bölümde.

Puanım:

***

Gelecek haftaya yazacağım serilerden söz edemeyeceğim bu sefer maalesef çünkü sınavlarım yaklaştığı için biraz daha az yazacağım. Üstelik gelecek hafta Türkçe çizgi roman haftası! Heyecanlı şeylerin sizi beklediğine emin olabilirsiniz!

Görüşmek üzere!